|
Mesneviden Hikayeler
MESNEVİ'DEN
HİKAYELER -CİLT 1-
TACİRİN HİKAYESİ
Ey aman bilmez! Bana hiç aman
vermiyorsun. Sen, yayını beni öldürmek için kurmuşsun. İşte benim kuşumu
uçurdun. Zulüm ve sitem otlağında az otla! Ya bana cevap ver, yahut insafa gel,
yahut da bana sevinç ve neşe sebeplerinden birini an! Eyvah benim karanlığı
yakıp mafeden nurum; eyvah, benim gündüzü aydınlatan sabahım! Vah benim güzel
uçan; ta sondan başlangıca kadar uçup gelen kuşum! Cahil insan ilelebet mihnete
aşıktır. Kalk, Fikebed e kadar La uksimü yü oku! Senin yüzünü gördüm de
mihnetten kurtuldum; senin ırmağında köpükten, tortudan arındım. Bu eyvah
demeler, bu acınmalar onu görmek, peşin ve elde olan kendi varlığından kesilmek
hayali iledir. (Bu kuşun ölümüne sebep) Tanrı'nın gayreti (kıskanması) idi.
Hak'kın hükmüne çare bulunmaz. Nerede bir gönül ki Tanrı'nın hükmünden yüz parça
olmamış olsun! Gayret (kıskançlık) de her şeyden gayrı olan; vasfı söze ve sese
sığmayan Tanrı gayretidir (kendisinden başka her şeyi kıskanır). Ah keşke
gözyaşım deniz olsaydı da o güzel dilberimin yoluna saçaydım! Benim dudum, benim
anlayışlı kuşum; düşüncelerimin, sırlarımın tercümanı! Rızkını vereyim,
vermeyeyim... benim enisimdi. İlk söylenen sözlerden onu hatırlarım benimle
ezeli bir aşinadır. O öyle bir duduydu ki sesi, vahiden gelirdi; varlığı varlık
meydana gelmeden önceydi. O dudu, senin içinde gizlidir. Sen, şunda bunda onun
aksini görmüşsün. O, kuş senin neşeni alır, fakat yine sen ondan neşelenirsin.
Onun yaptığı zulmü, adalet gibi kabul edersin. Ey can uğruna canını yakıp duran!
Canını yaktın, tenini aydınlattın. Ben yandım, kavını tutuşturmak isteyen bana
gelsin, benden tutuştursun da çerçöpü alevlensin, yaksın! Kav, ateş alma
kabiliyetindendir, şu halde ateşi cezbeden kavı al! Vah vah vah; yazıklar
olsun... öyle bir ay bulut altına girdi! Nasıl bahsedeyim? Gönül ateşi şiddetle
alevlendi; ayrılık aslanı çıldırdı, kan döker bir hale geldi. Ayıkken bile titiz
ve sarhoş olan, kadehi ele alınca nasıl olur? Anlatılamayacak derecede sarhoş
olan bir aslan, çayırlığa gelince oraya yayılmış yeşilliklerden neşelenir,
sarhoşluğu büsbütün fazlalaşır. Ben kafiye düşünürüm; sevgilim bana der ki:
Yüzümden başka hiçbir şey düşünme! Ey benim kafiye düşünenim! Rahatça otur,
benim yanımda devlet kafiyesi sensin. Harf ne oluyor ki sen onu düşünesin! Harf
nedir? Üzüm bağının çitten duvarı.!
Harfi sesi sözü birbirine vurup
parçalayayım da seninle bu üçü olmaksızın konuşayım! Adem'den bile gizlediğim
sırrı, ey cihanın esrarı olan sevgili, sana söyleyeyim. Halil'e bile
söylemediğim sırrı, Cebrail'in bile bilmediği gamı, Mesih'in bile dem vurmadığı,
hatta Tanrı'nın bile kıskanıp biz olmadıkça kimseye açmadığı sırrı sana açayım.
Biz (ma) kelimesi, sözlükte nasıl bir kelimedir? İspata ve nefye delalet eden
bir kelime. Halbuki ben ispat değilim; zatım, varlığım yoktur ki ispat
edilebilsin. (Varlığım olmadığından ) Nefiy de değilim (yokun varlığı nefiy de
edilemez, esasen olmadığı için yoktur da denemez). Ben varlığı yoklukta buldum,
onun için varlığı yokluğa feda ettim. Padişahların hepsi kendilerine karşı
alçalana alçalırlar. Bütün hak, kendisine sarhoş olanın sarhoşudur. Padişahlar,
kendilerine kul olana kul olurlar. Halk umumiyetle kendi yolunda ölenin yolunda
ölür. Avcı onları ansızın avlamak için kuşlara av olmaktadır. Dilberler;
aşkları, canla, başla ararlar. Bütün maşuklar aşıklara avlanmışlardır. Kimi aşık
görürsen bil ki maşuktur. Çünkü o, aşık olmakla beraber maşuk tarfından
sevildiği cihette maşuktur da. Maden ki aşık odur, sen sus artık. Maden ki o,
kulağını çekmekte, sen tamamıyla kulak kesil. Sel akmaya başlar başlamaz önünü
kes, yolunu bağla. Yoksa alemi perişan ve harap eder, her tarafı yıkar. Fakat
harap olmaktan niye gamlanayım? Harebenin altında padişah hazinesi var! Hakka
dalan kişi daha ziyade dalmak, can denizinin dalgası altüst olmak ister. Denizin
altı mı daha hoştur, yoksa üstü mü? Onun oku mu daha ziyade gönül çekici ve
güzeldir, o oka karşı siper tutmak mı? Şu halde ey gönül! Neşe ve sefayı cefa ve
beladan ayırt edersen vesveseye zebun olmuş olursun. Tutalım ki senin isteğinde
şeker tadı var; sevgilinin isteği, isteksiz murat ve maksadı terk etmek değil
mi? Onun her bir yıldızı yüzlerce hilalin kan diyetidir. Ona, alemin kanını
dökmek helaldir! Biz değeri de bulduk kan diyetini de. Ve o yüzden can vermeye
koştuk. Ey aşık ! aşıkların hayatı ölümledir. Gönlü gönül vermeden başka bir
süretle bulamazsın. Yüzlerce naz ve işveyle gönlünü almak istedim; sevgili bana
istiğna yüzünü gösterdi, bahaneler etti. Bu akıl, bu can, senin aşkına gark
olmuş değil mi ki? dedim, dedi ki: Git, git; bana bu efsunu okuma! Ben, senin ne
düşündüğünü bilmez miyim? Ey iki gören! Sen, sevgiliyi nasıl gördün; buna imkan
mı var? Ey ağır canlı! Sen onu hor gördün; çünkü çok ucuz aldın! Ucuz alan ucuz
verir. Çocuk bir inciyi bir somuna değişir. Ben öyle bir aşka gark olmuşum ki
evvel gelenlerin aşkları da benim bu aşkıma batmış, yok olmuştur, sonra
gelenlerin aşkları da! Ben, aşkı kısaca söyledim, tamamıyla anlatmadım.
Anlatacak olsam hem dudaklar yanar hem dil! Lep (dudak) dersem maksadım leb-i
derya (deniz kıyısı) dır; La (hayır) dersem muradım illa (ancak, evet) dir.
Tatlılıktan dolayı yüzümü ekşitmiş olarak otururum; fazla sözden dolayı sükut
etmekteyim. İsterim ki bu suretle tatlılığımız, yüzümüzün ekşiliğiyle iki
cihandan da gizli kalsın; bu söz, her kulağa girmesin. Onun için yüz ledün
sırrından ancak birini söylemekteyim. Hak kıskançlıkta bütün alemlerden ileri
gittiği içindir ki bütün alem kıskanç oldu. O, can gibidir, cihan beden gibi.
Beden; iyiyi, kötüyü, canın tesiriyle kabul eder. Kimin namazında mihrap ve
kıblesi Ayn (Tanrı'nın zatı cemali) olursa onun tekrar iman tarafına gitmesini
ayıp ve kusur bil. Padişaha esvapçıbaşı olan kişinin, padişah hesabına ticarete
girişmesi ziyankarlıktan ibarettir. Padişahla birlikte oturan kimsenin padişah
kapısında oturması yazıktır, aldanmaktır. Bir kimseye padişaha elini öpmek
fırsatı düşer de o, ayağını öperse bu, suçtur. Her ne kadar ayağa baş koymak da
bir yakınlıktır, fakat el öpme yakınlığına nispetle hatadır, düşkünlüktür.
Padişah, birisi yüzünü gördükten sonra başkasına meylederse kıskanır. Tanrı'nın
gayreti buğdaya benzer, harmandaki saman da insanların kıskançlığıdır.
Kıskançlıkların aslını haktan
bilin. Halkın kıskançlıkları, şüphe yok ki Tanrı kıskançlığının fer'idir. Bunu
anlatmayı bırakayım da o, on gönüllü hercai sevgilinin cefasından şikayet
edeyim. Feryadedeyim, çünkü feryat ve figanlar, hoşuna gidiyor. İki alemden de
ona ancak feryed ve figan lazım. Onun macerasından acı acı nasıl feryad
etmiyeyim ki sarhoşlarının halkasına dahil değilim. Onun gözünden ayrı, güne gün
katan yüzünün vuslatından mahrum bir haldeyken nasıl gece gibi kapkara olmam?
Onun hoş olmayan şeyi de benim canıma hoş geliyor. Ogönül inciten sevgilime
canım fede olsun! Naziri olmayan tek padişahımın hoşnut olması için ben,
hastalığıma da aşığım, derdime de. İki deniz gibi olan gözlerimin incilerle
dolması için gam toprağını gözüme sürme gibi çekmekteyim. Halkın onun için
döktüğü gözyaşları incidir; halk gözyaşı sanır. Ben canlar canından şikayetçi
değilim, hikaye etmekteyim. Gönül, ben ondan incindim dedikçe, gönlün bu asılsız
ve ehemmiyetsiz nifakına gülmekteyim. Ey doğruların medar-ı iftiharı! Doğrulukta
bulun. Ey baş köşe! Ben senin kapında eşiğim. Mana aleminde baş köşe nerede,
eşik nerede? Ey canı biz ve ben kaydından kurtulan! Ey erkekte kadında söze ve
vasfa sığmaz ruh! Erkek, kadın kaydı kalkıp bir olunca o bir, sensin. Birler de
aradan kalcınca kalan yalnız sensin. Kendi kendinle huzur tavlasını oynamak için
bu ben ve bizi vücuda getirdin. Bu suretle ben ve sen ler, umumiyetle bir can
haline gelirler, sonunda da sevgiliye mustağrak olurlar.(Ben, biz, ben ve bizim,
varlıkların varlığı ve yokluğu, hulasa) söylediklerimin hepsi vardır, vakıdir.
Ey kün emri, ey gel denmekten ve söz söylemekten münezzeh Tanrı, sen gel! Ten
gözü, seni görebilir mi; senin gamlanman, neşelenip gülmen hayale gelir mi?
Gama, neşeye merbut olan gönüle, onu görmeye layıktır, deme! Keder ve neşeye
bağlanmış olan; bu iki ariyet vasıfla yaşar. Halbuki yemyeşil aşk bağının sonu,
ucu, bucağı yoktur. Orada gamdan ve neşeden başka ne meyveler var! Aşıklık bu
iki halden daha yüksektir; baharsız, hazansız terütazedir. fazla debelenir,
eline geçen ota tutunur. O tehlike zamanında elini kim tutacak diye can
korkusuyla şuraya, buraya elini sallar durur, yüzmeye çalışıp çabalar. Sevgili,
bu divaneliği, bu perişanlığı sever. Beyhude yere çalışıp çabalamak, uyumaktan
iyidir. Padişah olan; işsiz, güçsüz değildir. hasta olmayanın feryat ve figan
etmesi, şaşılacak şeydir! Tanrı, ey oğul, onun için Külle yevmin hüve fi şe'n
buyurdu. Bu yolda yolun, tırmalan, son nefese kadar bir an bile boş durma!
Olabilir ki son nefeste bir dem inayete erişirsin. O inayet, seni sırdaş eder.
Padişahın kulağı, gözü penceredir; erkeğin canı olsun, kadının canı olsun... bir
can neye çalışırsa, onu duyar, görür! Tacir ondan sonra duduyu kafesten dışarı
attı. Duducuk, uçup bir yüksek ağacın dalına kondu. Güneş, ufuktan nasıl süratle
doğarsa o dudu da, o çeşit uçtu. Tacir, hiçbir şeyden haberi yokken kuşun
esrarını bu işe şaşırıp kaldı. Yüzünü yukarı çevirip Ey bülbül! Halini bildir,
bu hususta bize de bir nasip ver! Hindistan'daki dudu ne yaptı da sen öğrendin,
bir oyun ettin, canımızı yaktın! dedi. Dudu dedi ki: O, hareketiyle bana nasihat
etti; Güzelliği, söz söylemeyi ve neşeyi bırak; çünkü söz söylemen seni hapse
tıktı dedi. Bu nasihati vermek için kendisini ölü gösterdi. Yani Ey avama karşı
da, havassa karşı da nağme ve terennümde bulunan! Benim gibi öl ki kurtulasın.
Taneyi gizle, tamamı ile tuzak ol. Goncayı sakla damdaki ot ol. Kim güzelliğini
mezada çıkarırsa ona yüzlerce kötü kaza yüz gösterir. Düşmanların kem gözleri,
kin ve gayızları, hasetleri; kovalardan su boşalır gibi başına boşalır.
Düşmanlar kıskançlılarından onu parça, parça ederler; dostlar da ömrünü heva ve
hevesle zayi eder, geçirirler. Bahar zamanı, ekin ekmekten gafil kişi, bu
zamanın kıymetini ne bilsin! Tanrı lütfunun himayesine sığınman gerektir. Çünkü
Tanrı, ruhlara yüzlerce lütuflar döktü. Tanrı'nın lütfuna sığınman gerek ki bir
penah bulasın. Ama nasıl penah? Su ve ateş bile senin askerin olur. Nuh'a ve
Musa'ya deniz dost olmadı mı? Düşmanlarını da kinle kahretmedi mi? Ateş,
İbrahim'e kale olup da Nemrut'un kalbinden duman çıkartmadı mı? Dağ, Yahya'yı
kendisine çağırarak ona kastedenleri taşlarıyla paralayıp sürmedi mi? Ey Yahya!
Kaç, bana gel de keskin kılıçlardan seni kurtarayım, demedi mi? dedi diye cevap
verdi. Dudu ona hoşa gider bir iki nasihat verdi, sonra Allahaısmarladık, artık
ayrılık zamanı geldi dedi. Efendisi dedi ki: Allah selamet versin git. Sen bana
yeni bir yol gösterdin. Tacir kendi kendine dedi ki: Bu bana nasihatti. Onun
yolunu tutayım, o yol aydın bir yol. Benim canım neden dududan aşağı olsun? Can
dediğin de böyle iyi bir iz izlemeli.
1.CİLT ANA SAYFASI
MESNEVİDEN HİKAYELER ANA SAYFASI
|