|
Mesneviden Hikayeler
MESNEVİ'DEN
HİKAYELER -CİLT 4-
AŞIĞIN AHMAKLIĞI
O ahmak adam, sevgilisini
yapayalnız görünce hemencecik kucaklamaya, öpmeye kalkıştı. O güzel, “Küstahlık
etme, edepsizliğin lüzumu yok, aklını başına al” diye heybetle bir bağırdı. Aşık
“Burası ıssız, halk yok... su ortada, benim gibi de bir susuz! Burada rüzgardan
başka kımıldayan yok... kim var, kim bu açılıp saçılmamıza mani olacak?” dedi.
Sevgili dedi ki: “A deli herif, meğerse sen budalaymışsın... akıllılardan bir
şey duymamış, işitmemişsin! Rüzgarı esiyor gördün mü bil ki burada onu bir
estiren, bir harekete getiren var. Tanrı sanatının dilediği gibi iş görme
yelpazesi, bu rüzgarlara dokunmada, onu estirip durmada! Bizim hükmümüzde olan
ehemmiyetsiz ve cüz'i bir rüzgar bile yelpazeyi sallamadıkça esmez. A aptal
adam, bu cüz'i rüzgar bile sen ve yelpaze olmadıkça meydana gelmez. Dudaktaki
nefes yeli de canın, bedenin emrine tabidir, onların emriyle harekete gelir. Gah
o nefesle birisini över,birisine haber yollarsın... gah birini kınar, aleyhinde
bulunur, söversin!Buna bak da öbür rüzgarların hallerini de bil...akıllılar
cüz'de küllü görürler. Tanrı, rüzgarı gah bahar rüzgarı yapar, gah kışın onu, bu
güzellikten soyar, ayırır. Ad kavmine kasırga halinde getirir, Hud Peygambere
ise aynı rüzgarı güzel kokulu bir halde estirir. Bir rüzgarı zehirli sam yeli
haline sokar; sabah rüzgarını da gelişi kutlu bir hale kor. Her türlü yeli
onunla mukayese edesin diye sana da bir nefes yeli verdi. Lutuf ve kahır yeli
olmadıkça söz olmaz... söz, bir bölük halka baldır, bir bölüğüne zehir! Yelpaze,
birisini serinlendirmek için sallanır... fakat sivrisineklerle kara sinekleri de
kahretmek içindir! Artık Tanrı takdirinin yelpazesi, neden mihnetlerle,
belalarla dolu olmasın? Mademki cüz'i olan nefes rüzgarı, yahut yelpazenin
çıkardığı yel bile ya bir şeyi bozmak, ya bir şeyi düzene koymak için esmekte...
Bu şimal rüzgarı, bu seher ve bu batı yeli nasıl olurda lutuftan, ihsandan uzak
olur? Bir avuç buğdayı gördün mü ambarı düşün, ambarı gör... anla ki
ambardakiler de hep böyle. Gökyüzünün rüzgar burcundan kopup gelen bütün
rüzgarlar da o rüzgarı koparanın yelpazesi olmasa nasıl eser? Ekinciler, ekin
devşirme zamanı harman başında Tanrı'dan rüzgar istemezler mi? İsterler...
buğdaydan samanı ayırmak, buğdayı ambara koymak, yahut kuyulara gömmek için
rüzgar isterler. Rüzgar gecikti mi hepsinin de Tanrı'ya yalvarmaya başladığını
görürsün. Doğum zamanı da böyledir... o doğum yeli, o doğum sancısı gelmezse
eyvahlar olsun, aman yarabbi seslerini duymaya başlarsın. Rüzgarı onun
gönderdiğini bilmeseler yalvarmanın manası mı kalır? Yelkenli gemiye binenler de
rüzgar dilerler, Tanrı'dan bir uygun yel isterler. Diş ağrısı da yelden olursa
yana yakıla tamam bir itikatla Tanrı'dan o yelin yatışmasını dilersin. Askerler
de yalvarıp yakarırlar, Tanrı'dan, “Ey muradımızı veren Rabbim, sen bize bir
zafer rüzgarı ver” diye dua ederler. Doğum gecikince, gebenin yakınları, her
azizden muska isterler. Hepsi de adamakıllı bilir ki rüzgarı, Alemlerin Rabbi
Tanrı göndermekte. Zaten her bilen kişi, aklen bilir ki hareket edenin bir
hareket ettiricisi vardır. Sen onu gözünle görmüyorsan eserleri görünüyor ya...
onlara bak da anla! Beden de canla hareket eder: fakat canı görmezsin. Görmezsin
ama tenin hareketine bak da canı anla! Aşık, “Edebe riayet bakımından aptal bile
olsam vefada, istekte akıllıyım, anlayışlıyım” dedi. Sevgili dedi ki: “Eğer şu
görünen hareket, edebe riayetse artık ötesini sen daha iyi bilirsin! Edep buysa
o gömülü olan, o henüz görünmeyen huyların, mutlaka bundan beter olacak... bunu
iyice anladık, bildik! Bu testiden ne sızmışsa bundan sonra da şüphe yok, aynı
şey, aynı tarzda sızıp duracak!
4.CİLT ANA SAYFASI
MESNEVİDEN HİKAYELER ANA SAYFASI
|