|
Mesneviden Hikayeler
MESNEVİ'DEN
HİKAYELER -CİLT 1-
TACİRİN HİKAYESİ
Bir tacirin bir dudusu vardı,
kafeste hapsedilmiş, güzel bir duduydu. Tacir, Hindistan'a gitmek üzere yol
hazırlığına başladı. Kerem ve ihsan dolayısıyla, kölelerinin, cariyeciklerinin
her birine Çabuk söyle, sana Hindistan'dan ne getireyim? dedi. Her birisi ondan
bir şey diledi. O iyi adam hepsine, istediklerini getireceğini vad etti. Duduya
da Sen ne armağan istersin, sana Hindistan elinden ne getireyim? dedi. Dudu dedi
ki: Oradaki duduları görünce benim halimi anlat. Dedi ki: Sizin müştakınız olan
filan dudu, Tanrı'nın takdiriyle bizim mahpusumuzdur. Size selam söyledi, yardım
istedi; sizden bir çare, bir kurtuluş yolu diledi. Dedi ki: Reva mıdır ben
iştiyakınızla gurbet elde can vereyim. Sıkı bir hapis içinde olayım da siz gah
yeşilliklerde, gah ağaçlarda zevk ve sefa edesiniz. Dostların vefası böyle mi
olur? Ben şu hapis içindeyim, siz gül bahçelerinde. Ey Ulular! Bir seher çağı
şarap meclisinde bu inleyen garibi de hatırlayın! Dostların sevgiliyi anması,
sevgiliye ne mutludur. Hele anan ve anılanın biri Leyla, öbürü Mecnun olursa. Ey
güzel endamlı sevgilinin mahremleri! Kendi kanımla doldurduğum peymaneleri içmem
reva mı? Sevgili! Bana da bir nasip vermek istersen beni anarak bir kadeh iç!
İçerken bu yerlere serilmiş düşkün aşığı yad ederek toprağa bir yudum şarap dök!
Şaşılacak şey! Nerde o ahit, nerde o yemin? Oşeker gibi dudağın verdiği vaadler
hani? Bu kulun ayrı düşmesi, fena kulluktansa... kötüye kötülükle mukabele
edersen aramızda ne fark kalır? Fakat hiddetle, şiddetle senden gelen kötülük,
sema'dan, çengin namelerinden daha zevkli, daha neşeli. Ey cefası devletten daha
güzel, intikamı candan daha sevimli dilber! Ateşin bu... acaba nurun nasıl?
matem, bu olunca düğünün nice? Cevrinde öyle tatlılıklar var ki...malik olduğun
letafet yüzünden kimse seni hakkıyla anlayamaz. Hem inlerim, hem de sevgili
inanır da kereminden o cevri azaltır diye korkarım.
Kahrına da hakkıyla aşığım,
lütfuna da. Ne şaşılacak şey ki ben bu iki zıdda da gönül vermişim. Tanrı hakkı
için bu dikenden kurtulur, gül bahçesine kavuşursam bu sebepten bülbül gibi
feryat ederim. Bu ne şaşılacak şey bülbüldür ki ağzını açınca dikeni de gül
bahçesiyle beraber yutar, ikisini de bir görür! Bu bülbül değil ateş canavarı!
Onun aşkıyla bütün kötü şeyler, kendisine hoş gelmekte! Güle aşık, halbuki
esasen kendisi gül, kendisine aşık, kendi aşkını aramakta! Can dudusunun
hikayesi de bu çeşittir. Fakat nerede kuşlara mahrem olan kişi? Nerede zayıf ve
suçsuz bir kuş ki onun içine Süleyman, askeriyle ordu kurmuş olsun! Şükür yahut
şikayetle feryat edince yere, göğe zelzeleler düşsün! Her demde ona Tanrı'dan
yüz mektup, yüz haberci erişsin; o bir kere Ya Rabbi deyince Hak'tan altmış kere
Lebbeyk sesi gelsin! Hatası, Tanrı indinde ibadetten daha iyi olsun; küfrüne
nispetle bütün halkın imanı değersiz kalsın! Öyle kişiye her nefeste hususi
miraç vardır. Tanrı, onun tacının üstüne yüzlerce hususi taç koyar. Cismi
topraktadır, Canı Lamekan Aleminde, O Lamekan Alemi, saliklerin vehimlerinden
üstündür. (vehimlere sığmaz.) O Lamekan Alemi, vehmine gelen bir alem olmadığı
gibi hayaline de doğmaz.(ne idrak edebilirsin, ne tahayyül!) Cennetteki ırmak,
nasıl cennettekilerin hükmüne tabi ise mekan alemiyle Lamekan Alemi de, o alemin
hükmüne tabidir. Bu ilahi akıl kuşlarına ait olan bahsi kısa kes, bu sözden
yüzünü çevir, sukut et! Doğrusunu, Tanrı daha iyi bilir. Dostlar biz yine kuş,
tacir ve Hindistan hikayesine dönelim: Tacir, Hindistan'daki dudulara,
dudusundan selam götürmeyi kabul etti. Hindistan uçlarına varınca kırda birkaç
dudu gördü. Atını durdurup seslendi, dudunun selamını ve kendisine emanet ettiği
sözleri söyledi. O dudulardan birisi, bir hayli titredi ve düşüp öldü, nefesi
kesildi. Tacir, bu haberi verdiğinden dolayı pişman oldu, dedi ki: Bir cana
kıydım, Bu dudu, olsa olsa o duducağızın akrabası olacak, galiba bunların
cisimleri iki, canları bir. Bu işi neye yaptım, o haberi neye verdim? Bu
münasebetsiz sözle biçareyi yaktım, yandırdım. Bu dil, çakmak taşıyla çakmak
demiri gibidir.
Dilden çıkan da ateşe benzer.
Manasız yere gah hikaye yoluyla, gah laf olsun diye çakmak taşıyla demirini
birbirine vurma! Zira ortalık karanlıktır, her tarafta pamuk dolu. Pamuk
arasında kıvılcım nasıl durur? Zalim onlardır ki gözlerini kapamışlar,
söyledikleri sözlerle bütün alemi yakmışlardır. Bir söz, bir alemi yıkar, ölmüş
tilkileri aslan eder. Canlar aslen İsa nefeslidir; bir anda yara, bir anda
merhem olurlar. Canlardan perde kalkaydı; her canın sözü, Mesih'i' sözü gibi
tesir ederdi. Şeker gibi söz söylemek istersen sabret, haris olma , bu helvayı
yeme! Feraset sahiplerinin iştahları sabradır, onlar sabretmek isterler. Helva
ise, çocukların istediği şeydir. Sabreden, göklerin üstüne yükselir; helva
yiyense geriler, kalır! Ey gafil! Sen nefis ehlisin, toprak içinde kan yiyedur!
Fakat gönüle sahip olan kişi , zehir bile yese o zehir bal olur. Gönüle sahip
olan kişi, apaçık öldürücü bir zehir bile yese ona ziyan gelmez. Çünkü o, sıhhat
bulmuş, perhizden kurtulmuştur. Fakat zavallı talip (kemale ermemiş salik),
henüz hararet içindedir. Peygamber buyurdu ki:Ey cüretli talip! Sakın hiçbir
matlup ile mücadele etme! Sende Nemrut'luk var, ateşe atılma, atılacaksan önce
İbrahim ol! Madem ki sen ne yüzgeçsin, ne de denizci... aklına uyup kendini
denize atma! Yüzgeç ve denizci, denizden inci çıkarır, ziyanlardan bile bir
hayli fayda elde eder. Kamil, toprağı tutsa altın olur; nakıs, altını ele alsa
toz toprak kesilir. O gerçek er, Tanrı'ya makbul olmuştur, bütün işlerde onun
eli Tanrı elidir. Nakıs kimsenin eli ise Şeytan'nın, ifritin elidir. Çünkü
Şeytan'nın teklif ve hile tuzağına tutulmuştur. Kamile göre bilgisizlik bile
bilgi olur, nakısın bildiği bilgi ise bilgisizlik kesilir. İlletli kimse, ne
tutarsa illet olur. Kamil kafir bile olsa o küfür, din ve şeriat haline gelir.
Ey yayan olduğu halde süvari ile yarışa girişen! Sen bu müsabakada kazanmayacak
, onu geçmeyeceksin, iyisi mi, dur! Melun Firavun'un zamanında sihirbazlar Musa
ile kin güderek mücadeleye girdiler. Fakat onu büyük tuttular, öne geçirdiler,
ağırladılar. Zira ona Ferman senin. İstiyorsan önce sen asanı at dediler. Musa
Hayır, ey sihirbazlar, önce siz büyülerinizi meydana koyun dedi. Musa'ya karşı
gösterdikleri o kadar hürmet , din sahibi olmalarına sebep oldu; inat yüzünden
de elleri ayakları kesildi. Sihirbazlar Musa'nın hakkını anladıklarından evvelce
işledikleri suça karşılık olarak ellerini, ayaklarını feda eylediler. Yemek
yemek ve nükte söylemek, kamile helaldir; madem ki sen kamil değilsin yeme ve
sukut et! Çünkü sen kulaksın, o dildir; o senin cinsinden değil, Tanrı,
kulaklara Ansitü buyurdu. Çocuk önce, süt emme kabiliyetinde doğar, bir müddet
susar ve tamamı ile kulak kesilir. Lakırdı söylemeyi öğreninceye kadar bir zaman
dudağını yumması, söz söylememesi gerekir. Kulak vermezse ti ,ti diye manasız
sözler söyler; kendisini alemin dilsizi yapar. Anadan sağır doğan ise hiç
dinlemediği için dilsiz olur; nasıl dile gelsin? Çünkü söz söylemek için önce
dinlemek gerekir. Söze, kulak verme yolundan gir. Evlere kapılardan girin;
rızıkları, sebeplerine teşebbüs ederek arayın! Dinleme ihtiyacı olmaksızın
anlaşılan söz, ancak tamahsız ve ihtiyaçsız olan Tanrı'nın sözüdür. Tanrı,
yarattığını eşsiz, örneksiz yaratır; üstada tabi değildir. Herkes ona dayanır;
onun dayanacağı bir varlık yoktur. Ondan başka bütün mahlukat; hem sanatında,
hem sözünde üstada tabidir, örneğe muhtaçtır. Bu söze yabancı değilsen bir
hırkaya bürün, bir viraneye çekil ve göz yaşı dök! Çünkü Adem, Tanrı itabından
ağlamakla kurtuldu; tövbekarın nefesi ıslak göz yaşlarıdır. Adem, yeryüzüne,
ağlamak için, daima feryadetmek, inlemek ve mahzun olmak için gelmiştir.
Adem, Firdevs'ten, yedi kat
göklerin üstünden ayakları dolaşarak en adi yere, ta kapı dibine, özür dilemek
için gitti. Eğer sen de Ademoğluysan onun gibi özür dile, onun yolunda yürü!
Gönül ateşiyle göz yaşından çerez düz. Bahçe, bulutla güneş yüzünden yetişmiş,
yeşermiştir. Sen göz yaşı zevkini ne bilirsin? Görmedikler gibi ekmek aşığısın!
Bu karın dağarcığından ekmeği boşaltırsan ululuk incileri ile doldurursun. Önce
can çocuğunu Şeytan sütünden kes de sonra onu meleklere ortak yap. Sen karanlık,
mükedder ve bulanık oldukça bil ki melun Şeytanla süt kardeşisin! Nur ve kemali
arttıran lokma, helal kazançtan elde edilen lokmadır. Çırağımıza katılınca
söndüren yağa yağ deme, çırağı söndüren yağa su de! İlim ve hikmet helal
lokmadan doğar; aşk ve rikkat helal lokmadan meydana gelir. Bir lokmadan hasede
uğrar, tuzağa düşersen; bir lokmadan bilgisizlik ve gaflet meydana gelirse, sen
o lokmayı haram bil! Hiç buğday ektin de arpa verdiğini gördün mü? Hiç attan
eşek sıpası olduğunu gördün mü? Lokma tohumdur mahsulü fikirlerdir. Hizmete
meyletmek ve o cihana gitmek azmi, ağza alınan lokmanın helal olmasından doğar.
Tacir alışverişi bitirip muradına nail olarak evine geri geldi. Her köleye
armağan getirdi, her halayığa ihsan da bulundu. Dudu Bu kulun armağanı hani? Ne
gördün ve ne dedinse söyle dedi. Tacir, Söylemem, zaten elimi çiğneyip
parmaklarımı ısırarak, cahilliğimden, akılsızlığımdan böyle saçma haberi niye
götürdüm diye hala pişman olup durmaktayım dedi. Dudu, Efendim, pişmanlık neden,
bu hiddete bu gama ne sebep oldu? dedi. Tacir dedi ki: Şikayetlerini sana
benzeyen dudulara söyledim. İçlerinden biri senin derdini anlayınca ödü patladı,
titreyip öldü. Ben Ne yaptım da bu sözü söyledim diye pişman oldum ama bir kere
söylemiş bulundum. Pişmanlık ne fayda verir? Ağızdan bir kere çıkan söz, bil ki
yaydan fırlayan ok gibidir. Oğul, o ok gittiği yerden geri dönmez, seli baştan
bağlamak gerek. Sel önce bir kere coşup da etrafı kapladıktan sonra dünyayı
harap etse şaşılmaz. Yapılan işin gayp aleminde eserleri doğar, o meydana gelen
eserler, halkın hükmüne tabi değildir. onların bize nispeti varsa da hepsi,
ancak tek Tanrı tarafından yaratılmıştır. Mesela Amr'e Zeyd bir ok atar; o ok,
Amr'i kaplan gibi yaralar. Yara, bir yıl kadar Amr'ın vucudun ağrılar, sızılar
meydana getirir. O dertleri, Hak yaratmıştır, insan değil.
Oka hedef olan Amr, o anda
korkudan ölürse, yahut ölümüme kadar bedeninde yaralar, oluşursa, o ağrılardan,
o illetlerden ölürse Zeyd'e; ilk sebepten, ok attığından dolayı katil de! Hepsi,
Tanrı'nın icadı ise de o ağrıları Zeyd'e nispet et! Ekin ekmek, nefes almak,
tuzak kurmak, çiftleşmek de böyledir. Onların sesleri hep Hak'ka mutidir (eken,
nefes alan, tuzak kuran, çiftleşen kuldur; bitiren, yaşatan, tuzuğa düşüren,
doğurtan yahut bunların aksini meydana getiren Hak'tır). Velilerde Tanrı'dan
öyle bir kudret vardır ki atılmış oku yoldan geri çevirirler. Tanrı velisi,
pişman olursa sebeplere eserlerin kapılarını kapar (fiilleri neticesiz bırakır).
Fakat bunu Tanrı eliyle yapar. Tanrı kudretiyle; söylenmiş bir sözü söylenmemiş
hale getirir. Bir hale ki ne şiş yanar ne kebap! Bütün kalplerdeki nükteleri
işitir, gönüllerden o sözü yok eder. Ey ulu kişi! Sana delil ve huccet gerekse
Min ayetin ey nünsiha ayetini oku. Ensevküm zikri ayetini de oku velilerin
kalplere nisyan koyma kudretini anla! Veliler, hatırlatma ve unutturmaya
kadirdirler; şu halde herkesin gönlüne hakimdirler. Veli, unutturma kudretiyle
bir kişinin istidlal yolunu bağladı mı, o adamın hüneri bile olsa bir iş
yapamaz. Siz, yüce kişileri alaya aldınız, bundan bir şey çıkmaz sandınız ama
Kuran'da Ensevküm ayetini bir okuyun! Şehir ve köye sahip olan, cisimlerin
padişahıdır. Gönül sahibi ise gönüllerinizin sultanıdır. Hiç şüphe yok ki işler,
görüşlerin ferridir. Şu halde insan, ancak göz bebeğinden ibarettir. Ben bunu,
tamamı ile söyleyemiyorum, çünkü merkez sahipleri (Peygamberler) men ediyorlar.
Madem ki halkı unutması, ve hatırlaması onun elindedir, imdatlarına da o erişir.
O güzel huylarla huylanmış olan zat, her gece gönüllerden yüz binlerce iyi ve
kötü hatırayı giderir; gündüzün gönülleri, yine o hatıralarla doldurmakta; o
sedefleri, incilerle dopdolu bir hale getirmektedir. Evvelki düşüncelerin hepsi,
Tanrı'nın hidayetiyle sahiplerini tanırlar. Uyanınca, sanat ve hünerin, sebepler
kapısını açmak üzere yine sana gelir. Kuyumcunun hüneri demirciye gitmez, bu
güzel huylunun huyu, öteki kötüye mal olmaz. Hünerler ve huylar, kıyamet günü,
çeyiz gibi sahibine döner. Güzel olsun, çirkin olsun... bütün huylar ve
hünerler, sabah çağında sahiplerine gelir; nitekim posta güvercinleri,
gönderilen mektupları, yine uçtukları şehre getirirler. Dudu, o dudunun
yaptığını işitince titredi, düştü, kaskatı oldu. Sahibi, onun böyle düştüğünü
görünce yerinden sıçradı, külahını yere vurdu. Onu, bu renkte, bu halde görerek
yerinden fırlayıp yakasını yırttı. Dedi ki: Ey güzel ve hoş nağmeli dudu! Sana
ne oldu, niçin bu hale geldin? Vah yazık, benim güzel sesli kuşum! Vah yazık,
benim gönüldeşim, sırdaşım. Yazık, benim güzel nağmeli kuşum; ruhumun neşesi,
bahçem, çiçeğim! Süleyman'ın böyle kuşu olsaydı hiç başka kuşlarla uğraşır
mıydı? Vah yazık; ucuz bulduğum kuştan ne çabuk ayrıldım! Ey dil, sen bana çok
ziyan veriyorsun! Söyleyen sen olduktan sonra ben sana ne diyeyim? Ey dil, sen
hem ateşsin, hem harman! Ne vakte kadar harmanı ateşe vereceksin? Can, ne dersen
onu yapmakla beraber gizlice yine senin elinden feryad etmektedir. Ey dil, sen
hem bitmez tükenmez bir hazinesin; hem dermanı olmayan bir dertsin! Hem kuşlara
çalınan ıslık, yapılan hilesin; hem yalnızlık ve ayrılık zamanının enisisin!
Sonraki Sayfaya Devam
1.CİLT ANA SAYFASI
MESNEVİDEN HİKAYELER ANA SAYFASI
|