|
Mesneviden Hikayeler
MESNEVİ'DEN
HİKAYELER -CİLT 1-
TEVEKKÜL MÜ? -
ÇALIŞMAK MI?
Bilgiden düşünce dalgası zuhura
gelince mana, söz ve sesten bir süret düzdü. Sözden bir şekil doğdu, yine öldü.
Dalga kendini yine denize iletti.Süret süretsizlikten çıktı, yine süretsizliğe
döndü. Zira biz yine Tanrı'ya döneceğiz. Şu halde sen her göz açıp kapamada
ölüyor, diriliyorsun. Mustafa dünya bir andan ibarettir buyurdu. Bizim fikrimiz
havada bir oktur. Havada nasıl durur? Tanrı'ya gelir. Her nefeste dünya
yinelenir. Fakat biz, dünyayı öylece durur gördüğümüzden bu yenilenmeden
haberdar değiliz. Ömür su gibi yeniden yeniye akıp gider. Fakat cesette bir
daimilik gösterir. Elinde hızlı hızlı oynattığın ucu ateşli bir sopa nasıl
upuzun ve tek bir ateş hattı gibi görünürse de pek çabuk akıp geçtiğinden daimi
bir şekilde görünür. Ateşli çöpü sallasan ateş gözüne upuzun görünür. Bu ömür
uzunluğu da Tanrı'nın tez tez halk etmesindendir. Tanrı'nın yeniden yeniye ve
süratle halk etmesi ömrü öyle uzun ve daimi gösterir. Bu sırrı bilmek isteyen,
pek büyük ve derin bir alim olsa bile kendiliğinden bilemez, ona de ki: işte
Hüsamettin buracıktadır. O ,yüce bir kitaptır. (ondan öğren) Aslanın kızgınlığı
arttı, titizlendi. Baktı ki tavşan uzaktan geliyor. Korkusuz ve çalımlı bir
tavırla hiddetli, titiz, kızgın, suratı asık bir halde koşmakta, çünkü müteessir
ve zebun bir halde gelişten suçluluk anlaşılır. Ama cesurluk her türlü şüpheyi
giderir. Aslanın hizasına yaklaşıp ilerleyince aslan bağırdı: Bire adam evladı
olmayan! Ben ki filleri parça parça etmişim; ben ki erkek aslanların kulağını
burmuşum; bir tavşan parçası kim oluyor ki böyle benim emrimi ayak altına atsın!
Tavşan uykusunu ve gafletini bırak; ey eşek, bu aslanın kükreyişini dinle!
Tavşan dedi ki: Eğer efendimiz affederlerse aman dileyeceğim, mazeretim var.
Aslan Ey ahmaklardan arda kalan, bu ne biçim özür? Padişahlar huzuruna bu zaman
mı gelinir? Sen vakitsiz öten horozsun, başını kesmeli. Ahmağın mazereti
dinlenmez. Ahmağın özrü kabahatinden beter olur. Cahilin özrü her ilmin
zehridir. Ey tavşan! Senin özründe bilgi yok. Ben tavşan değilim ki kulağıma
sokasın dedi. Tavşan Padişahım, adam olmayanı da adam sırasına koy; zulüm
görenin mazeretine kulak ver! Hele mevkiinin sadakası olarak yolunu şaşıranı
kendi yolundan sürme! Bütün ırmaklara su veren deniz bile her çöpü başının
üstünde taşır. Deniz bu kereminden dolayı eksilmez; ihsanı yüzünden aşağılanmaz
dedi. Aslan dedi ki: Ben yerinde ve layık olana kerem ve ihsanda bulunurum;
herkesin elbisesini boyuna göre biçerim. Tavşan Dinle, eğer lütfa layık değilsem
kahır ejderhasının önüne baş koydum, ne yaparsan yap! Ben kuşluk vakti yola
düştüm, arkadaşımla padişahıma geliyordum. Arkadaşlarım, senin için başka bir
tavşanı da bana yoldaş etmişler. Bir erkek aslan, kulunuzun kanına kastetti.
Yolda, bu iki yoldaşa da sataştı. Ben ona Biz padişahlar padişahının kuluyuz, o
kapının iki küçük kapı yoldaşıyız dedim. Dedi ki: Utan be! Padişahlar padişahı
dediğin kim oluyor? Benim huzurumda öyle her adam olmayanın adını anma! Eğer
huzurumdan iki adım ileri atarsan seni de, padişahını da paramparça ederim. Beni
bırak, bir kerecik daha padişahımın yüzünü görüp seni haber vereyim dedim. Dedi
ki: Yoldaşını huzurumda rehin bırak; yoksa sen benim kanunumca kurbansın. Ona
çok yalvardık, hiç fayda etmedi. Yoldaşımı alıp beni yalnız bıraktı. Arkadaşım
hem şişmanlık ve letafetçe, hem de güzelli ve irilik bakımından benim üç
mislimdi. Bundan böyle o aslan tarafından bu yol kapanmıştır, böyle bir düşman
yüzünden,Padişahım, yol bağlıdır. Bundan sonra tahsisattan ümidini kes. Ben
doğru söylüyorum, doğru söz acıdır. Sana tahsisat lazımsa yolu temizle. Haydi
gel, o pervasızı oradan kaldır! dedi. Aslan dedi ki: Bismillah, haydi gel
bakalım, nerede o? Doğru söylüyorsan düş önüme! Onun da cezasını vereyim, onun
gibi yüz tanesinin de. Fakat bu sözün yalansa seni cezalandırırım.
Tavşan; onu, kurduğu dolaba
düşürmek için kılavuz gibi öne düştü. Nişan koyduğu bir kuyuya doğru yola
çıktılar. Aslana derin bir kuyuyu tuzak yapmıştı. Her ikisi de kuyunun bulunduğu
yere yaklaştılar. İşte sana hilebaz, saman altından su yürüten bir tavşan! Su
bir saman çöpünü ovaya götürür ama bir dağı nasıl sürükler acaba? Onun hile
tuzağı aslana kemenetti. Ne tuhaf tavşan ki bir aslanı avlıyor! Bir Musa,
Firavun'u askeriyle, başındaki kalabalıkla Nil nehrinde öldürür; Bir sivrisinek
yarım kanadıyla pervasızca başın beynini yarar. Düşman sözü dinleyenin hali
budur. Hasetçinin dostu olanın uğradığı cezayı gör! Haman'ı dinleyen Firavun'un,
Şeytan'ı dinleyen Nemrud'un hali budur. Düşman her ne kadar dostça söylerse de,
her ne kadar taneden, yemden bahsederse de sen onu tuzak bil! Sana şeker verirse
sen bunu zehir bil, bir lütufta bulunursa onu kahır bil! Kaza gelince kabuktan
başka bir şey göremez, düşmanları dostlardan ayıramazsın. Böyle olunca
yalvarmaya başla, ağlayıp inlemeye, tesbihe, oruca devam et! Rabbim, sen
gaipleri bilirsin. Günahtan dolayı bizden intikam alma diye yalvar, yakar! Ey
aslanları yaratan! Eğer biz bir köpeklik etmişsek bu pusudan bizim üstümüze
aslanı saldırma! Güzel suya ateş şeklini, ateşe de su letafetini verme! diye
niyaz et! Yarabbi, sen kahır şarabıyla insanı sarhoş edersen yok olan şeylere
varlık suretini verir, onları var gibi gösterirsin. Sarhoşluk nedir? Taşı
gevher, yünü yeşim taşı görecek derecede gözün bağlanması, görmemesidir.
Sarhoşluk nedir? Ilgın ağacı göze sandal ağacı görünecek kadar duyguların
değişmesidir! Süleyman'ın büyük divan çadırı kurulunca bütün kuşlar huzuruna
geldiler. Onu kendi dilini anlar, sırrını bilir bir zat bulup huzuruna canla,
başla bir bir koştular. Bütün kuşlar, cik cik ötmeyi bırakmışlar; kardeşinin
seninle konuşmasından daha fasih bir surette Süleyman'la konuşmaya
başlamışlardı. Aynı dili konuşma, hısımlık ve bağlılıktır. İnsan yabancılarla
kalırsa mahpusa benzer. Nice Hintli, nice Türk vardır ki dildeştirler. Nice iki
Türk de vardır kibirbirlerine yabancı gibidirler. Şu halde mahremlik dili,
bambaşka bir dildir. Gönül birliği dil birliğinden daha iyidir. Gönülden sözsüz,
işaretsiz, yazısız yüz binlerce tercüman zuhur eder. Kuşların hepsi, bütün
sırlarını, hünerlerine, bilgi ve işaretlerine ait şeyleri. Süleyman'a birer
birer apaçık söylüyorlar, kendilerini bildirmek ve tanıtmak için öğünüyorlardı.
Bu öğünmek kibirden, varlıktan dolayı değildi. Her kuş, onun huzuruna varsın,
yakınlarından olsun diye öğünüyordu. Bir kul, bir efendiye kul olmak dilerse
hünerinden bir miktarını ona arz eder. Fakat o efendi tarafından satın alınmayı
istemezse kendisini hasta, sağır, çolak ve topal gösterir. Hüthüdün hünerini arz
etme sırası geldi; sanatını ve düşüncelerini bildirme nöbeti erişti. Dedi ki; Ey
Padişah, en küçük bir hünerimi kısaca arz edeyim. Kısa söylemek daha iyidir.
Süleyman Söyle bakalım, o hangi hünerdir? dedi. Hüthüt, Gayet yükseklerde
uçtuğum zaman, havadan bakınca yerin ta dibindeki suyu görürüm. O su nerededir,
derinliği ne kadardır, rengi nedir, topraktan mı kaynıyor, taştan mı? Hepsini
görür, bilirim. Ey Süleyman! Ordu kurulacak yeri tayin etmek üzere beni sefere
beraber götür dedi. Süleyman da Ey iyi yoldaş! Susuz ve uçsuz bucaksız çöllerde
sen bize arkadaş ol; bu suretle su bulur, seferde yoldaşlara saka olursun dedi.
Karga, bunu işitince hasedinden ilerleyip Süleyman'a Hüthüt aykırı ve kötü
söyledi. Padişah huzurunda söz söylemek, edebe aykırıdır. Hele yalan ve
olmayacak söz olursa. Eğer onun böyle bir görüşü olsaydı bir avuç toprak
altındaki tuzağı nasıl görmezdi? Nasıl olur da tuzağa tutulurdu, nasıl olur da
ümitsiz bir halde kafese girerdi? dedi.
Bunun üzerine Süleyman dedi ki:
Ey Hüthüt! Daha ilk kadehte böyle bulunman layık mı, akla sığar mı? Ayran içen!
Kendini nasıl oluyor da sarhoş gösteriyor, huzurumda sonu yalan çıkacak bir söz
söylüyorsun? Hüthüt dedi ki: Padişahım, Allah aşkına bu çıplak yoksul hakkında
düaAşmanın söylediği sözü dinleme! Eğer ettiğim dava yalansa işte başımı koydum,
boynumu vur! Kaza hükmünü inkar eden karga, binlerce aklı olsa yine kafirdir.
Sende kafirler sözünden harfi, küfür sıfatlarından bir sıfat bulunsa kadının
ferci gibi şehvet yerisin, pis pis kokarsın . Eğer kaza gözümü ve aklımı
kapatmazsa ben tuzağı havada da görürüm. Fakat kaza gelince bilgi, uykuya dalar,
ay kararır gün tutulur. Kazanın bu çeşit hilesi nadir midir ki? Kaza ve kaderi
inkar edenin inkarı bile bil ki kaza ve kaderdendir. Allemelesma ya bey olan,
her damarında yüz binlerce ilim bulunan insanlar atası, her şeyin adını, nasılsa
öylece bilmiş sonunda ne olacaksa sonuna kadar da agah olmuştu. O, eşyaya ne
lakap verdiyse değişmemiştir; çevik dediği tembel çıkmıştır. Sonunda mümin
olacak kimseyi önceden gördü; sonunda kafir olacak adamda ona belli oldu. Her
şeyin adını bilenden işit; Allemelesma remzinin sırrını duy! Bize göre her şeyin
adı, görünüşe tabidir; nasıl görünüyorsa biz, ona öyle deriz. Fakat Tanrı'ya
göre iç yüzüne hakikatine tabidir. Musa'ya göre sopasının adı asa; Yaratan
yanında ise ejderha idi. Bu alemde Ömer'in adı puta tapan idi, halbuki Elest te
onun ismi mümindi. Bizim yanımızda adı meni olan şey, Hak yanında şu benlikle
zahir olan süretti. Bu meni yokluk aleminde vardı; eksiksiz, artısız aynen
Tanrı'nın ilminde mevcuttu. Hasılı Tanrı indinde sonumuz ne olacaksa hakikatte
adımız o olmuştur. Tanrı insana akıbetine göre bir ad koyar. Halkın taktığı
ödünç ada göre değil! Adem'in gözü Tanrı'nın pak nuru ile gördüğünden adların
hakikati ve iç yüzü ona ayan olur. Melekler onda Hak nurunu görünce hepsi ona
yüzüstü secdeye vardılar. Adını andığım şu Adem'i kıyamete kadar övsem,
vasıflarını saysam yine övmekten acizim! Adem bunların hepsini bildi. Fakat kaza
gelince nehyi bilme yüzünden hataya düştü. Acaba bu nehiy, haram olduğundan
mıdır, yoksa korkutmak için mi? Gönlünce tevili üstün tutunca kendisi hayrette
iken tabiatı, buğdaya doğru koştu. Bahçıvanın ayağına diken batınca hırsız
fırsat buldu, esvabını çalıp kaçtı. Adem hayretten kurtulup tekrar yola gelince
gördü ki hırsız eşyayı iş yerinden götürmüş! Rabbena İnna zalemna deyip ah
etmeye başladı. Yani karanlık bastı yol kayboldu dedi. Bu kaza, güneşi örten bir
buluttur. Aslan ve ejderha bile ondan feryat ve figan etmektedir. Kaza ve kader
zuhur edince bir tuzağı bile görmüyorsam bu yolda cahil olan yalnız ben değilim
ya! Zorlamayı bırakıp feryad ü figana koyulan kişi ne kutlu kişidir; o, iyi bir
işe sarılmıştır. Eğer kaza, seni gece gibi sararsa sonunda yine elinden tutacak
odur. Yüz kere canına kastederse yine sana can veren, derdine derman olan
kazadır. Bu kaza yüz kere yolunu kesse de yine senin çadırını göklerin üstüne
kurar. Seni eminlik mülküne götürmek için bu korkutmasını inayet bil! Bu sözün
sonu gelmez, söz de uzadı. Sen tavşanla aslan hikayesini dinle. Kuyu yanına
gelince aslan, tavşanın geri kaldığını gördü. Dedi ki: Niçin ayağını geri
çektin. Ayağını geri çekme ileri gel! Tavşan Ayağım nerede? Elim ayağım kesildi.
Canım tir tir titriyor,yüreğim yerinden oynadı. Yüzümün rengini görmüyor musun?
Altın sarısı gibi. Rengim, ne halde olduğumu bildiriyor. Tanrı yüze bildirici
demiştir. Onun için ariflerin gözü, yüze dalmış kalmıştır. Renk ve koku, can
gibi haber verir; atın kişnemesi atın mevcudiyetini bildirir. Eşeğin sesini
kapının sesinden fark edesin diye her şeyin sesi, o şeyi haber verir. Peygamber
insanları ayırt etmek hususunda insan sözünde gizlidir dedi. Yüzün renginde
gönül halinden bir nişan vardır. Bana acı sevgimi kalbinde tut! Kırmızı yüz
sahibinin, refah ve saadetine delalet eder, sarı yüz, meşakkat ve bela içinde
olduğunu bildirir.
Elimi, ayağımı alana, yüzümün
rengini uçurana, kuvvetimi giderene, çehremi bozana uğradım. Önüne geleni
kırana, ağaçları kökünden, dibinden söküp çıkarana sataştım. Adamları,
hayvanları, cemadat ve nebadatı mat edene rastladım. Bunlar cüziyattır,
küllüyatın da onun yüzünden renkleri sararmış, kokuları bozulmuştur. Cihan; gah
sabredip gah şükrettikçe bağlar, bahçeler gah giyinir, gah çırılçıplak kalır.
Güneş ateş renginde doğmuşken diğer bir saatte baş aşağı batar; göklerde
parıldayan yıldızlar; zaman zaman ihtirake uğrarlar. Güzellikte yıldızlardan
daha parlak olan ay da ince ağrıya tutulup hilal olur. Çok sakin ve edepli olan
bir yeri de sarsıntı sıtmaya düşürür. Nice dağlar, bu ansızın gelen felaketten
dolayı yeryüzüne kumlar gibi dağılıvermiştir! Ruhla eş olan hava bile kaza baş
gösterince veba kesilir, ufunetlenir: Ruhun kız kardeşi olan latif su, bir
gölcükte sarı, acı ve bulanık bir hale gelir; azametli ve kibirli ateşi bile bir
yel söndürüverir! Denizin halini de ıstırabından, coşkunluğundan anla, akılının
değişik durduğunu, kalıptan kalıba girdiğini bil! Tanrı rızasını arayıp duran
başı dönmüş feleğin hali de oğullarının hali gibidir: Gah en altta, gah ortada,
gah en tepede. Onda da bölük bölük kutlu ve yomsuz zamanlar var! Ey külliyat ile
karışmış olan, ey insan! Basit cisimlerin halini de kendinden kıyas et!
Külliyatın böyle hastalıkları, böyle dertleri olunca onların cüzilerinin yüzü
nasıl sararmaz? Hele birbirine zıt olan şeylerden; su, toprak, ateş ve yelden
meydana gelmiş cüzü... Koyunun kurttan kaçmasına şaşılmaz; şaşılacak şey bu
koyunun kurda gönül vermesidir! Sağlık zıtların sulhüdür; aralarında savaşın
başlamasını da ölüm bil! Tanrı'nın lütfu, bu aslanla yaban eşeğine, bu iki
zıtta, vefakarlık hususunda bir ülfet vermiştir. Dünya hasta ve mahpus olunca,
hastanın fani olmasına şaşılır mı? Tavşan aslana bu çeşit nasihatler verip Ben
bu sebepler yüzünden geriledim dedi. Aslan dedi ki: Sen bu sebepleri bırak ta şu
geriye çekilmenin sebebini söyle, benim maksadın o. Tavşan, O aslan bu kuyunun
içinde oturuyor; bu kalenin içinde bütün afetlerden emin dedi. Aklı olan kimse
oturmak için kuyu dibini seçmiştir. Çünkü gönül, sefaları halvetler. Kuyunun
karanlığı, halkın verdiği karanlıklardan daha iyidir. Halkın ayağını tutan,
halkla karışıp görüşen; başını kurtaramamış, selamete erişememiştir. Aslan İleri
yürü. Benim açacağım yara, onu kahreder, bir bak , o aslan orada mı? dedi.
Tavşan Ben o ateşten bir kere yanmışım. Sen beni kucağına alırsan, ey kerem
madeni, ancak o vakit yardımınla gözümü açar, kuyuya bakabilirim dedi. Aslan onu
kucağına aldı. O da aslanın himayesinde kuyuya kadar vardı. Kuyunun içine, suya
bakınca aslanın ve onun aksi parıldadı. Aslan su içinde parıldayan aksiiini
gördü. Suda bir aslan şekliyle kucağında şişman bir tavşan şekli gördü. Su
içinde düşmanını görünce tavşanı bırakıp kuyu içine sıçradı.Kendi kazdığı kuyuya
kendi düştü. Çünkü yaptığı zulüm kendi başına geldi. Zalimlerin zulmü karanlık
bir kuyudur; bütün alimler böyle dediler: Daha ziyade zalim olanın kuyusu, daha
korkunçtur. Adalet daha kötüye daha kötü ceza verilir buyurmuştur. Ey zulümle
bir kuyu kazan! Sen kendin için tuzak hazırlıyorsun. İpek böceği giiibi kendi
etrafını örme; kendine kuyu kazarsan bari kararlıca kaz! Zayıfları sen
yardımcısız, kimsesiz sanma; Kur'andan İza cae nasrullahı oku. Sen filsen,
düşmanın senden ürkmüşse sana ceza olarak işte ebabil kuşu gelip çattı. Yerde
bir zayıf aman dilerse, gökyüzü askerleri birbirlerine karışırlar. Sen birisini
dişinle ısırıp da kan içinde bırakırsan diş ağrısına tutulunca ne yaparsın?
Aslan, kuyuda kendisini görünce hiddetinden o anda kendini düşmanından ayırt
edemedi. Kendi aksini kendi düşmanı sandı, hulasa kendine kılıç çekti
Ey Adam! İnsanlarda gördüğün bir
çok zulümler, senin huyundur; sen kendi huyunu onlarda görüyorsun. Senin
varlığın, nifakın, zulmün, gafletin onlara aksetmiştir. Sen o sun, sen kendini
yaralamaktasın. O anda lanet ipliğini kendine kendin dokuyorsun! O kötülüğü sen
kendinde açıkça görmüyorsun. Görsen kendine kendin candan düşman olurdun. Ey
ahmak kendine saldıran o aslan gibi sen de kendine saldırıyorsun. Ahlakının
künhüne erişir, hakikatini anlarsan o adam olmamazlığın senden olduğunu
bilirsin. Aslan; başka bir aslan gibi görünen şeklin, kendi aksinden ,ibaret
olduğu kuyu dibinde zahir oldu. Bir zayıfın dişini söken, o ters gören aslanın
işini işlemektedir. Ey başkasının yüzünde kötü bir ben gören! Gördüğün kendi
beninin aksidir, ondan nefret etme! Müminler birbirinin aynasıdır. Bu haberi
Peygamberden rivayet etmediler mi? Gözünün önüne gök renkli bir cam koymuşsun, o
sebepten alem sana gök görünüyor. Kör değilsen bu körlüğü kendinden bil. Kendine
kötü de başkasına deme! Eğer mümin Tanrı nur ile bakmamış olsaydı; gaip mümine
bütün çıplaklığı ile nasıl görünürdü? Fakat sen Tanrı nuru ile değil Tanrı ateşi
ile baktığından kötülükte kaldın iyilikten gafil oldun. İyiliği kötülükten ayırt
edemedin, kötülükten de gafil oldun; iyilikten de. Ey gama kedere dalmış adam!
Azar azar ateşe nur serp ki ateşin nura dönsün. Ya Rabbi, sen de o tertemiz suyu
serp de alemin şu ateşi tamamıyla nur olsun. Denizin suyu hep ferman altındadır;
ya Rabbi su da senindir, ateş de. Sen istersen ateş, latif su olur; dilemezsen
su bile ateş kesilir. Bizim şu niyazımızı da yine sen ilham etmektesin. Zulümden
kurtulmamız, senin ihsanındır. Sen bize bu isteği, biz istemeksizin verdin,
hadsiz, hesapsız ihsanlar da bulundun. Tavşan kurtulduğuna sevinerek ovaya, av
hayvanlarına koştu. Aslanın kuyuda öldüğünü görünce çayıra doğru güle oynıya
gitmekte idi. Ölümün pençesinden kurtulduğundan ayağı yerden kesilmiş, sevinmiş;
el çırpmakta, dallar, yapraklar gibi yeşermiş neşelenmiş, oynamaktaydı. Dallar,
yapraklar toprak hapsinden kurtulunca başlarını yükseltir, rüzgarın eşi arkadaşı
olurlar. Yapraklar, daldaki tomurcukları yarıp çıkınca ağacın ta üstüne
çıkarlar. Her meyve ve her yaprak, tomurcuğunun diliyle Tanrı'nın şükrünü
terennüm eder. Bizim aslımızı ihsan sahibi Tanrı yetiştirdi, nihayet ağaç
kalınlaştı, doğrulup yükseldi de. Su çamur içinde olan canlar da bataklıklardan,
su ve çamurdan kurtulunca gönülleri sevinç dolu bir halde. Tanrı aşkının
havasında raks ederler; ayın on dördü gibi noksansız ve tam bir hale gelirler.
Tenleri oynayıp durur, ya canları ne haldedir? Sorma! Tamamı ile can olanlara
gelince; onları hiç sorma (anlatmaya imkan yok!) Tavşan aslanı zindana soktu,
aslan için ne ayıp şey; bir tavşancıktan geri kaldı! Böyle bir ayıba sahip
olduğu halde şaşılacak şey şurasıdır ki bir de kendisine Fahrettin lakabını
takmalarını ister! Ey kişi! Sen bu dünya kuyusunun dibinde mahpus kalan bir
aslansın. Tavşan gibi olan nefsin seni nasıl kahretti? Senin tavşan nefsin
sahrada yiyip içmekte, zevk ve sefa etmekte. Sen ise şu dedikodu, bahis ve
münakaşa kuyusunun dibindesin! O aslan avcısı tavşan, av hayvanlarının bulunduğu
yere koşup birbirinizi muştulayın. Size müjdeci geldi. Müjde ey zevki sefaya
dalmış olanlar! Müjde ki o cehennem köpeği, geldiği cehenneme gitti. Müjde!
Tanrı, o can düşmanının dişlerini söktü. Pençesiyle nice başlar ezen düşmanı,
ölüm süpürgesi çerçöp gibi süpürdü gitti dedi. O zaman bütün hayvanlar, sevinçli
bir halde gülüp oynayarak, onun yüzünü öptüler. Etrafına halka oldular. O çırağ
gibi ortalarındaydı. Bütün sahradakiler ona secde ettiler. Sen gökten inen bir
melek misin, yoksa peri misin? Hayır ne meleksin ne peri! Sen, erkek aslanların
azrailisin! Ne olursan ol; canımız sana kurban olsun! Ona galip geldin, elin
kolun sağ olsun! Tanrı bu suyu senin arkından akıttı; eline koluna aferin. Bir
daha söyle! Onu hile ile nasıl inandırdın; o zalimi düzenle nasıl kahrettin? Bir
daha söyle ki hikayen dertlere derman, canlara merhem olsun! Bir daha söyle ki o
sitemkarın zulmünden canlarımızda yüz binlerce yaralar var dediler. Tavşan dedi
ki: Ey ulular! Tanrı yardım etti, yoksa dünyada bir tavşan kim oluyor ki? Koluma
kuvvet, kalbime kudret verdi, cenneti, huriyi kucağıma attı. Üstünlükler Hak'tan
gelir, hallerin değişmesi de ondandır. Hak; bu kuvvet kudreti zan ve yakin
ehline nöbetleşe göstermektedir. Ey ikbal nöbetine erişen! Kendine gel, sevinme!
Sen nöbetle mukayyetsin, hürlük taslama! Saltanatı nöbetten üstün olan, ikbali
ebedi bulunan nöbet davulunu yedi yıldızdan üstün bir yerde çalarlar. Nöbetten
üstün olanlar, baki padişahlardır; onlar daima ruhlara sakidir. Bir iki gün su
içmeyi terk edersen ağzını ebediyet şarabına daldırır, o hakikat şarabını
içersin
1.CİLT ANA SAYFASI
MESNEVİDEN HİKAYELER ANA SAYFASI
|