|
Mesneviden Hikayeler
MESNEVİ'DEN
HİKAYELER -CİLT 2-
İBLİSTEN DOST OLUR MU?
Rivayet ederler : O Muaviye köşkünde bir bucakta uyumuştu.
Köşkün kapısı içerden kilitliydi, çünkü Muaviye halkın gelip gitmesinden
yorulmuştu. Ansızın birisi onu uyandırdı. Muaviye gözünü açınca adam gözden sır
oldu. Kendi kendisineköşke kimse giremez. Bu küstahlıkta, bu cürette bulunan kim
acaba?” dedi. Etrafı dolaştı, gizlenen adamdan bir nişan bulmak için her tarafı
araştırdı. Kapı ardında bir herif gördü. Adam kapıya sinmiş, yüzünü perde ile
örtmüş gizlenmişti. Muaviye Hey sen, kimsin, adın ne ?” diye sordu. Adamadım
açıkça söyleyeyim, şaki İblis” diye cevap verdi. Muaviyeniye gayret ettin, beni
niçin uyandırdın? Bana doğru söyle, aykırı konuşma” dedi. ŞeytanNamaz vakti
geldi. Hemen mescide koşmak gerek. Mustafa, mana incisini delerekAcele edin,
ibadetleri vakti geçmeden yapın buyurdu” dedi. Muaviyehatır, hayır senin böyle
bir maksadın olmaz. Bana hayra delil olasın, imkanı mı var? Hırsız, evime
gizlice giriyor daBekçilik ediyorum” diyor. Ben o hırsıza nasıl inanayım?
Hırsız, sevabı, ecri ne bilir” dedi. Şeytan dedi ki:Biz, evvelce melektik.
İbadet yoluna canla başla düzülmüştük . yol saliklerine mahremdik, arş
sakinlerine hemdem, ilk sanat gönülden çıkar mı? İlk sevgi nasıl olurda
unutulur? Seferde Rum diyarı ehlinden birisini, yahut Huten'li birisini görmekle
vatan sevgisi kalbinden çıkar mı? İlk sevgi nasıl olur da unutulur? Seferde Rum
diyarı ehlinden birisini, yahut Huten'li birisini görmekle vatan sevgisi
kalbinden çıkar mı? Biz de bu şarabın sarhoşlarındandık, biz de kapısının
aşıklarındandık. Gözbebeğimizi onun sevgisiyle kestik, sevgisini canımıza
ektiler. Zamanede güzel günler gördük, baharda rahmet suları içtik. Bizim
varlığımızı daOnun fazıl” ve ihsan eli ekmemiş midir? Bizi de yoktan yaratan o
değil mi? Ondan nice lütuflar görmüşüz, rıza gülistanında nice dolaşmışız.
Başımıza rahmet elini koyar, bize de lütuf çeşmelerini izhar ederdi. Ben daha
çocukken, süt emiyorken beşiğimi kim salladı? O! Onun sütünden başka kimden süt
emdim, onun tedbirinden başka beni kim yetiştirdi? Vücuda sütle giren huyu,
çıkarmaya kimin iktidarı vardır? Kerem denizi bir itapda, bulunda bile kerem
kapılarını kapalı bırakır mı? Onun asıl peşin ihsan ettiği para, lütuf ve
vergisidir. Kahırsa o paranın üstüne konmuş arızi bir tozdan ibarettir. Alemi
lütfetmek için yarattı. Zerrelere, onun güneşi riayetlerde bulundu. Ayrılık
bile, onun kahrından doğmakla berber vuslatın kadrini bilmek içindir. Bu suretle
diler ki ayrıldığı, canın kulağını bursun, onu tedibetsin de can, vuslat
günlerini bilsin. PeygamberTanrı alemi yaratmadan maksadım, ihsan etmekti.
Yarattım ki benden bir fayda görsünler, balıma parmaklarını bansınlar. Ben bir
fayda göreyim, çıplak adamdan bir libas elde edeyim diye yaratmadım dedi”
buyurmuştur. Birkaç gün oldu ki beni huzurundan kovdu. Fakat yine gözüm onun
güzel yüzünde. Böyle bir yüzden bu çeşit kahra uğramak şaşılacak şey. Herkes
sebeple meşgul olup durmakta. Halbuki ben sebebe bakmam. Çünkü sebep sonra
meydana gelen bir şeydir. Sonradan meydana gelen bir şeyin varlığına sebep olur.
Ben ezeli lütfe bakar, sonradan meydana geleni yırtar, iki parça ederim.
Tutalım, Adem'e secde etmemem hasettendi. Ama o haset de aşktan meydana geldi,
inattan inkardan değil. Her haset şüphesiz dostluktan meydana gelir. Sevgiyle
başkaları bir arada oturunca haset baş gösterir. AksıranaÇok yaşademek
dostluktan olduğu gibi kıskançlıkta dostluğun şartıdır. Onun oyununda bundan
başka bir oyun yoktu ki? Oyna dedi, ben ne bilirim ki ona katayım? Bir tek
oyunum vardı, oynadım, kendimi kaldırıp belaya attım. Bela da onun lezzetlerini
tatmak istedim, ona mat oldum, ona mat oldum, ona mat oldum! Ey ulu kişi, bu
altı cihetli alemde kim kendisini altı duygu kapısından kurtarabilir ki? Altının
cüz'ü, nasıl olurda Küllünden kurtulur? Hele keyfiyetsiz Tanrı onu eğri
yaratmışsa! Bu altı cihet içinde ateşe dalmış kişiyi ancak altı ciheti yaratan
Tanrı kurtarabilir. Küfür olsun, iman olsun onun eliyle dokunmadır, onundur.”
Emir ona dedi ki:Bunlar doğru. Fakat bunlardan senin payın eksik. Sen, benim
gibi yüz binlerce kişinin yolunu urdum delik deldin, hazineye girdin! Hem ateş
ve neft olasın, hem yakmayasın, buna imkan var mı? Kimdir ki senin elinden
elbisesi yırtılmamış olsun! Ey, ateş senin tabiatın yakmaktır, bir şeyi yakmaman
mümkün değil. Tanrı seni yakıcı bir hale getirmiş, bütün hırsızların üstadı
etmiştir. İşte lanet budur.
Tanrı ile yüz yüze konuştum. Ey düşman, senin hilene karşı
ben kim oluyorum? Senin marifetlerin, ıslık sesi gibidir, kuşların seslerine
benzer, fakat kuş avlar. O, yüz binlerce kuşun yolunu urmuştur. Kuş aşina bir
kuş geldi sanıp aldanmıştır. Havada uçarken ıslık sesini duyunca havadan iner,
burada esir olur. Nuh'un kavmi senin hilenden feryada düşmüşler, gönülleri
yanmış, göğüsleri paramparça olmuştur. Cihanda Ad kavmine rüzgarı sen yolladın,
onları azaplara, minhetlere sen düşürdün. Lut kavminin başına taş yağmasına sen
sebep oldun. O kara suyun içinde, senin yüzünden boğuldular. Nemrut'un beyni,
senin yüzünden döküldü binlerce fitneler meydana getiren Şeytan1 Filozof, zeki
Firavunun aklı körleşti, senin yüzünden bir şey anlamaz oldu. Ebuleheb de senin
yüzünden na ehil,oldu. Ebulhakem de senin yüzünden Ebu cehil kesildi. Ey bu
satrançta nam için yüz binlerce ustayı mat eden! Ey müşkül oyunlarıyla gönülleri
yakan ve gönlüne merhamet gelmeyen! Sen hile denizisin, halk bir katradan
ibaret. Sen dağ gibisin, selim kalpli insanlara ancak bir zerre! Ey düşmanlık
edip duran, Şeytan senin hilenden kim kurtulabilir? Hepimiz tufana gark olmuşuz.
Ancak Tanrının koruduğu müstesna. Nice saadetli yıldız, senin yüzünden ihtiraka
düşmüştür. Nice askerler, nice topluluklar, senin yüzünden darmadağın olmuştur!”
İblis Muaviye'ye dedi ki:Bu bağı çöz. Ben kalpla halis için mehenğim. Hak, beni
aslanla köpeği imtihan etmek için yarattı, halisle kalpı ayırt etmek için halk
etti. Ben kalpın yüzünü ne vakit karatmışım? Kuyumcuyum ben, ona daima değerini
verdim. İyilere yol gösteririm, kuru dalları keserim. Bu otları niye ortaya
koyarım? Hayvan hangi cinstendir, meydana çıksın diye. Kurt, ceylandan bir yavru
doğursa onun kurt, yahut ceylan oluşunda şüphe edilir. Önüne otla kemik koy.
Bakalım hangisine tezce adım atacak, hangisine meyledecek? Eğer kemiğe gelirse
köpektir, ota meylederse şüphe yok, ceylan cinsindendir. Kahırla lütuf,
birbirine eş oldu. Bu ikisinden bir hayır ve şer alemi doğdu. Sen otla kemiği
göster, nefis ve can gıdasını arz et. Nefis gıdasını isterse aşağılıktır, ruh
gıdasını isterse serverdir. Tene hizmet ederse eşektir. Can denizine dalarsa
inci bulur. Gerçi bu ikisi birbirine aykırı, hayır ve şerdir ama ikisi de bir iş
başındadır. Peygamberler, ibadetlerini arz ederler, düşmanlar şehvetlerini. Ben
iyiyi nasıl kötüleştirebilirim? Tanrı değilim ya! Ben bir davetçiyim, onları
yaratan değil! Güzeli çirkin yapabilir miyim? Rab değilim ki. Güzele çirkine bir
aynayım. Hintli, bu, adamı kara suratlı gösteriyor diye aynayı yaktı. Ayna dedi
ki: suç benim değil. Benim yüzümü cilâlayana kabahat bul! O beni gammaz yaptı,
çirkin kimdir?, güzel kim? Söyleyeyim diye o, beni doğru sözlü etti. Ben
şahidim, şahidi zindana atmak nerede görülmüş? Zindan ehli değilim. Tanrı
şahidimdir. Ben de nerede meyveli bir ağaç görürsem onu dadı gibi besler,
yetiştiririm. Fakat nerede bir acı ve kuru ağaç görürsem fışkı, miskten
kurtulsun diye keserim. Kuru ağaç, bahçıvanaYiğit, suçsuz,günahsız niye benim
başımı kesiyorsun?” der. Bahçıvan der ki:Sus, kötü huylu. Kuruluğun suç olarak
yetmez mi?” Kuru ağaç Ben doğruyum, eğri değil. Niçin suçum yokken beni
kesiyorsun der?” der. Bahçıvan der ki:Kutlu bir şey olsaydın da keşke eğri
olsaydın, fakat yaş olsaydın! Öyle olsaydın Abıhayatı çeker, dirilik suyu ile
karışır, hayat bulurdun. Tohumun kötüymüş, aslın kötüymüş, güzel bir ağaca
ulaşamamışsın. Güzel bir ağaç dalı, kötü bir ağaca aşılansa o güzellik, kötü
ağacın tabiatını da güzelleştirir.”
Emir, Şeytana dedi ki:Ey yol urucu, delil getirme. Beni
kandırmağa yol bulamazsın, yol arama. Sen bir dolandırıcısın ben de garip bir
tacirim. Getirdiğin her elbiseyi nasıl alabilirim? Kafirlik edip pılımın,
pırtımın etrafında dolaşma. Sen hiç kimsenin malına müşteri değilsin.
Dolandırıcı müşteri olamaz. Müşteri gibi görünse bile bu, hileden, düzenden
ibarettir. Kim bilir, bu hasetçinin kabağında ne var? Tanrı, bu düşmanın elinden
bizi kurtar. Feryadımıza yetiş! Bir kere daha bana üfürür, beni bir kere daha
afsunlarsa bu hırsız, hırkamı kaptı gitti! Onun bu sözü duman gibidir. Ey Tanrı,
elimi tut, yoksa kilimim elden gider. Bir delil getirmekle İblise üst olamam.
Çünkü o her yüce, her aşağılık kişinin fitnecisi, imtihancısıdır.Allemel esma”
ya bey olan Adem bile bu köpeğin yıldırım gibi koşuşuna karşı yaya kalmıştır.
Şeytan,onu bile cennetten yeryüzüne atmıştır. Adem bile Simak burcundayken balık
gibi onun oltasına düşmüş,Rabbena, zalemma” diye ağlayıp feryat etmiştir. Onun
hilesine, düzenine nihayet yoktur. Onun her sözünde bir şey vardır, her sözünde
yüz binlerce sihir gizlidir. Erlerin erliklerini bir nefeste bağlar, kadının
erkeğin hevesini bir nefeste arttırır. Ey halkı yakıp yandıran fitneci İblis,
niçin beni uyandırdın? Doğruyu söyle1 ŞeytanKötü zan sahibi olan kişi, yüz nişan
da olsa doğruyu işitmez. Bir gönül, hayale düştü mü delil getirsen bile hayali
artar. Söz, o gönülden illet haline gelir, gazinin kılıcı hırsıza alet olur. Bu
takdirde öyle adama verilecek cevap susmaktan ibarettir. Ahmakla konuşmak
deliliktir. Ey ahmak benim şerrimden Tanrıya ne ağlayıp sızlanıyorsun? Sen, o
aşağılık nefsinin şerrinden ağla, sızlan! Sen helva yersin, çıban olur; sıtmaya
tutulursun, sıhhatin bozulur. Sonra da iblise suçu yokken lanet edersin. Niçin o
şeytanlığı kendinde görmezsin? Bu ey azgın, iblisten değil,sendendir. Tilki gibi
kuyruk peşinde koşup durmaktasın. Yeşillikte bir kuyruk gördün mü tuzaktır, bunu
niye bilmiyorsun? Bilmiyorsun çünkü kuyruğu meylin seni bilgiden uzaklaştırdı,
gözünü, aklını kör etti. Sevdiğin şeyler seni kör ve sağır eder, düşmanlığa
kalkışma, bu cinayeti, kara nefsin işledi. Bana suç bulma , aykırı görme. Ben
kötülükten de bizarım, hırstan da kinden de! Bir kere kötülük ettim, hala
pişmanım; gecem gündüz olsun diye bekleyip duruyorum. Halk arasında müttehim
oldum, herkes kadın olsun erkek olsun kendi işini bana isnat ediyor. Zavallı
kurt, aç bile olsa uyduruyor diye itham edilir. Zayıflıktan yol yürümeye kudreti
olmasa bile çok yemeden imtila olmuştur derler” dedi. Muaviye dedi ki:Seni
doğruluktan başka bir şey kurtaramaz. Adalet, seni doğruluğa davet etmekte.
Doğru söyle de elimden kurtul. Hile , savaşımın tozunu yatıştıramaz.” ŞeytanEy
hayal kura, düşüncelere dalan, doğruyu, yalanı nasıl anladın?” dedi.
MuaviyePeygamber nişanesini bildirmiş, kalpla sağlamı anlamak için mehenk
vermiş;yalan kalplerde şüphe uyandırır, doğru kalplere emniyet ve neşe verir
demiştir. Gönül yalan özden istirahat bulmaz. Suyla yağ karışık olursa çırağ
aydınlık vermez. Doğru söz kalbe istirahat verir. Doğru sözler, gönül tuzağının
taneleridir. Gönül hasta olur, ağzı kokarsa ancak o vakit doğruyla yalanın
tadını almaz. Fakat gönül ağrıdan illetten salim olursa yalanla doğrunun
lezzetini adamakıllı bilir, anlar. Adem'in buğdaya hırsı artınca bu hırs,
gönlünden sıhhati, selameti kapıp götürdü. Senin yalanına, işvene kulak astı,
aldanıp öldürücü zehri içti. O anda akrebi buğdaydayken ayıt edemedi. Hevesle
mest olan kişinin temyizi uçup gider. Halk, arzu ve heva sarhoşudur. Onu için
senin yalanını dinler. Fakat hevadan vazgeçen, gözünü sırlara aşina etmiştir.
Birisini kadı yaptılar. Ağlayıp inlemeye koyuldu. NaipKadıya
bu ağlama nedir diye? Ağlamak, feryat etmek zamanım değil. Sevinecek kutlanacak
zamanındedi. Kadı, bir ah edip dedi ki:Gönlüne hakim olmayan, işin iç yüzünü
bilmeyen kimse nasıl hükmedebilir? O işin hakikatini ilen iki kişi arasında bir
cahilden başka bir şey değildir ki. O iki hasım , ne yaptıklarını bilirler.
Zavallı, kadı o iki kişinin hilesini ne bilsin? Hallerini bilmez, gafildir.
Böyle olduğu halde kanlarına, mallarına nasıl hükmedecek?” NaipHasımlar, bilgili
ama illetlidir. Halbuki sen cahilsin ama şeriat mumusun. Çünkü sende bir kasıt
ve illet yok. İşte şu illetsizlik yok mu? Gözlerin nurudur. O iki bilgiyi,
garazları kör etmiştir. Bilgilerini de kasıtları, illetleri mezara tıkmıştır.
Kasıtsızlık, bilgisizi alim yapar, kasıt ve garaz, ilmi aykırı bir hale sokar,
zulüm haline koyar. Sen rüşvet almadıkça kör değilsin, fakat tamah ettin mi
körsün, kul köle kesilirsin” dedi. Ben hevadan vazgeçmişim, şehvet lokmalarını
az yemişim. Gönlümün tat alma duygusu aydın. Doğruyu yalandan ayırt eder. Sen
niçin beni uyandırdın? Be hilebaz, sen uyanıklığa düşmansın. Sen, afyona
benzersin, daima uyutursun. Şaraba benzersin, aklı, bilgiyi giderirsin. Seni
çarmıha gerdim. Haydi doğru söyle. Ben doğruyu bilir anlarım, hileye sapma. Ben
herkesten, tabiatında, huyunda ne varsa neye sahipse onu ararım. Sirkeden şeker
lezzetini aramam. Karı tabiatlı erkeği asker yerine saymam. Gavurlar gibi bir
putun hak oluşunu, yahut Hak'tan bir alamet, bir nişan buluşunu ummam. Fışkıdan
misk kokusunu istemem. Irmak içinde kuru kerpiç araştırmam. Ağyar olan Şeytandan
beni hayır için uyandırmayı ummam.” İblis birçok hileye, düzene kalkıştıysa da
Emir, onun inadını, inkarını dinlemedi. Bunun üzerine sözü ağzının içinde
geveleyerek dedi ki:Ey Muaviye, ben seni şunun için uyandırdım: Cemaate
yetişesi, devletli Peygamberin ardında namaz kılası. Eğer namaz fevt olsaydı,
vakit geçseydi bu cihan, sana nursuz, kapkaranlık kesilecekti. Bu ziyandan bu
dertten dolayı ağlayacak, gözlerinden adeta kaselerle yaş dökecektin. Herkes,
ibadetten bir zevk alır, bu yüzden de bir an bile sabredemez, ibadette bulunur.
Fakat o dert, o gussa yüzlerce namaza değer. Nerede namaz, nerede o niyazın
ışığı?” Birisi mescide girerken baktı ki halk mescitten çıkıyor. Cemaat dağıldı
mı ki herkes acele,acele mescitten çıkıyor?” diye sordu. Birisi Peygamber,
cemaatle namazını eda etti, duasını bile bitirdi. Ey ham adam, nereye
gidiyorsun? Peygamber, çoktan selam verdi” dedi. Adam bir ah çekti ki ahının
dumanı göründü. Bir vah etti ki gönlünden kan kokusu geldi. Cemaatten biri Sen
bu ahı bana ver, ben o namazı sana bağışlayayım” dedi. Adam Verdim, namazı da
kabul ettim” dedi. Öbürü o ahı, yüzlerce niyazı aldı. Gece rüyasında hatif
onaSen abıhayatı, derde dermen olan ameli aldın, O ahı seçmen, o aşıklar
zümresine girmen yüzü suyu hürmetine de bütün cemaatin namazı kabul edildi”
dedi. Bunun üzerine Azaail dedi ki:Ey emir, artık hilemi açığa vurayım. Eğer
namazın fevt olsaydı gönlüne dert düşecek ah ve figana başlayacaktım o teessüf,
o figan, o niyaz, yüzlerce zikirden, namazdan üstün olacaktır. Böyle bir ah,
hicapları yakmasın diye korktum da seni, onun için uyandırdım. İstedim ki öyle
bir ah etmeyesin, bu suretle de o yola sahip olmayasın. Ben hasetçiyim, işte
böyle bir hasette bulundum. Düşmanım; işim, gücüm, hile ve kinden ibarettir”
Muaviye, bunun üzerineİte şimdi doğruyu söyledin, senden bu beklenir, layığın
budur. Sen örümceksin, ancak sinek tutabilirsin. Halbuki ben sinek değilim,
zahmet etme a köpek! Ben ak doğanım, beni padişah avlar. Örümcek, etrafımızda
nasıl olur da ağ örebilir? Kudretin varken yürü, sinek avla, sinekleri bir ayran
tası civarına çağır! Onları bala çağırsan bile bu çağırış, şüphe yok yalandır
çağırdığın şey de yine ayran! Sen beni uyandırdın ama o uyandırış, uykunun ta
kendisiydi. Bana gemi gösterdin ama gösterdiğin gemi, girdaptan ibaretti. Sen
beni, daha iyi bir hayırdan mahrum etmek için hayra sevkettin” dedi.
Bu, şuna benzer: Bir adam, odasında hırsız görüp kovalamaya
başladı. Birkaç kere peşinden dolaştı, iyice terledi. Nihayet son saldırışta
hırsıza yaklaştı. Bir sıçrasa tutacaktı. Biri Buraya gel de bela nişanelerini
gör! Çabuk ol savaş eri, çabuk gel de burada ki ahvali bir gör” diye bağırdı.
Adam herhalde orada da bir hırsız olacak,hemen gitmezsem başıma bela kesilecek,
çoluğuma ,çocuğuma el uzayacak. O vakit bunu tutmaktan ne faydam olur? Bu
Müslüman, kerem edip beni çağırıyor. Hemencecik gitmezsem herhalde bir kötülüğü
düşeceğim deyip. O iyilikçi Müslüman'ın şefkatine güvenerek hırsızı bıraktı yola
düzüldü. VarıpAziz dost ne var? Böyle kimin elinden feryat ediyorsun ?” dedi.
Adamİşte, hırsızın ayak izine bak. Hırsız çalacağını çalıp bu tarafa gitmiş işte
o kaltabanın ayak izi. Yürü, bu izi izle, ardından koş!”dedi. AdamBe ahmak, sen
ne söylüyorsun? Ben onu tutmuşum. Sen bağırınca koy verdin. Sen bir eşekmişsin
meğerse. Bense seni adam sandım. Bu ne herze, bu ne hezeyan? Ben kendisini
tutmuştum, ayak izini ne yapayım?” dedi. Sen bir hilebazsın, yahut aptalın
birisin. Hatta belki de hırsızın ta kendisisin ve bu işi de mahsus yaptın.
ÖbürüBen ayak izini gösteriyorum. İşin haki katından agahım” dedi. Adam dedi ki:
Sen ya düzenbazsın, ya ahmak, belki de hırsızın ta kendisisin de işi
biliyorsun. Ben hasmımı çeke, çeke yakalamak üzereydim. İşte ayak izi diye sen
koyuverttin. Sen cihetten bahsediyorsun, bense cihetlerden çıkmış, kurtulmuşum.
Vuslatta delil ve alamet olur mu?” sıfatlarla perdelenmiş olan kişi, ancak sıfat
görür. Zatı kaybeden kişidir ki sıfatlarda kalır. Oğul, Tanrıya ulaşanlar, zata
gark olmuşlardır. Artık onlar sıfatlara nazar ederler mi? Başın ırmağın dibinde
oldukça renge bakabilir misin? Suyun rengine bakmak için dipten çıktın mı? Güzel
bir halıyı bırakmış, köhne bir kilimi almış olursun. Avamın ibadeti, havasın
günahıdır. Avamın vuslatı bil ki havsın hicabıdır. Padişah bir veziri muhtesip
yapsa onun dostu değildir, düşmanıdır. Mamafih o vezir belki suç işlemiştir.
Böyle birden bire muameleyi değiştirmek elbette sebepsiz olamaz. Çünkü önce
muhtesip olan kişiye baht ve devlet nasip olmuş demektir. Fakat önceden padişaha
vezir olanı sonra muhtesip yapmak kötü bir iş yaptığından olabilir. Fakat
padişah, seni eşikten huzuruna çağırmış sonra tekrar eşiğe sürmüşse, şüphe
etmeksizin bil ki bir suç ettin. Bilgisizlikle cebre yapışır. Kısmetim buymuş
dersen neden önce o devlet kısmetin olmuştu? Bilgisizlikle kendi kısmetini
kendin teptin. Halbuki ehil olan kişi kısmetini artırır.
2.CİLT ANA SAYFASI
MESNEVİDEN HİKAYELER ANA SAYFASI
|