|
Mesneviden Hikayeler
MESNEVİ'DEN
HİKAYELER -CİLT 2-
HASTA HATIRI
Şeker görünür ama o gık demeden öldüren zehir kesilir. Yol
sanır, fakat yol gösteren esas, esasen gul sesinden ibarettir. Ey felek, ahır
zaman fitnelerine pek sıkı sarıldın, nihayet bir an mühlet ver! Sen bizim
kastımıza çekilmiş keskin bir hançersin; bizi hacamat etmek için zehirli bir
hacamat aletisin. Ey felek, Tanrının merhametinden merhamet öğren. Yılan gibi,
karıncaların gönlünü yaralama Bu yapının üstünde senin çarkını döndüren hakkı
için. Kökümüzü söküp çıkarmadan biraz da başka türlü dön, merhamete gel. Emriyle
önce dadılığımızı yaptığın, fidanımızı sudan, topraktan bitirdiğin Tanrı hakkı
için seni saf yaratan sen de bu kadar meşaleler meydana getiren padişah hakkı
için. O seni o kadar mamur ve baki bir hale soktu ki Dehri nihayet senin
evveline evvel yok sandı. Şükrolsun ki senin evvelini bildik. Peygamberler
sırrını söyledi. İnsan olan bilir ki o sonradan yapılmalıdır. Fakat evde ağ
kuran örümcek ne bilsin! Sivrisinek ne bilir, bu bağ kimin? Baharın doğar, kışın
ölür. Tahta içinde sınık bir halde doğan kurt tahtanın fidanlık halini bilir mi?
Bilse,bilse o vakit mahiyeti itibariyle akıl sahibi olur, isterse sureti kurt
olsun. Akıl, kendini renk, renk, çeşit,çeşit gösterir, ama peri gibi o
suretlerden fersahlarca uzaktır. Hatta peri de nedir ki? Melekten bile üstündür.
Fakat sen sinek kanatlısın da onun için aşağılarda uçuyorsun. Gerçi aklın, seni
yüceliklere çekmekte; ama taklit kurşun aşağılıklarda yayılmakta. Taklitten
doğan bilgi canımızın vebalidir, iğretidir. Bizse o bizim malımızdır diye oturup
kalmışız. Bu çeşit akıldansa cahil olmak daha iyi. Deliliğe vurmak daha yeğ!
Faydanı nede görüyorsan ondan kaç. Zehir iç, abıhayatı dök! Seni öveni söv,
kazancını, sermayeni müflise borç ver! Eminliği bırak, korku yerine var. Namusu
terk et, apaçık rüsvay ol! Ben uzun uzadıya ilerisini düşünen aklı denedim.
Bundan böyle divaneliğe vuracağım! Peygamber, o hastayı dolaştı, o ağlayıp
inleyen zavallının halini hatırını sordu. Sonra dedi ki :acaba sen bir çeşit dua
mı ettin, bilmeyerek bir zehirli aş mı yedin? Hele bir hatırla bakayım, nefsin,
hilesinden coşunca ne çeşit duada bulundun?” HastaHiç hatırıma gelmiyor. Himmet
et de Hatırlayayım” dedi. Mustafa'nın nur bağışlayan huzuru hürmetine duayı
hatırladı. Her yanı aydınlatan Peygamberin himmeti, ona hatırlayamadığını
hatırlattı. Hakla batıl arasını ayırt eden aydınlık, gönülden gönüle açılmış
olan pencereden parladı. Dedi ki : Ya Resulellah, bir hezeyandır ettim,
şimdicik duamı hatırladı. Daima günaha giriftar olup duruyordum. Denize düşenin
yılana sarılması gibi önüme ne gelirse sarılıyordum. Sen suçluları çok şiddetli
azaplarla tehdit etmiştin. Istıraba düştüm, çarem kalmadı. Bağ pek sıkı, kilit
kapalıydı. Ne sabredebiliyordum. Ne kaçacak, kurtulacak yer vardı. Ne tövbe
etmeye bir ümidim kalmıştı, ne dayanmama imkan. Elemden Harut!la Marut gibi ah
ederek dedim ki : Ey yaratan Tanrım Harut'la Marut tehlikesinden kurtulmak için
Babil Kuyusunu dilediler. Gürbüz, akılı, hatta sihirbaza benzer, her şeye
muktedir oldukları halde onlar bile ahret azabını o kuyuda çekmek istediler. İyi
de ettiler, tam yerinde bir işti. Dumandan çekilen zahmet ateşe nispetle elbette
kolaydır, ehemmiyetsizdir. Ahiret azabını tavsife imkan yoktur. Onun yanın da
dünya azabının ehemmiyeti olamaz. Ne mutlu o kişiye ki savaşır, çabalar,
bedenine azap eder. O cihanın azabından kurtulsun diye bu azap çekme ibadetine
katlanır. Ben de, Yarabbi, bana o azabı hemencecik burada çektir de, O alemde
rahat edeyim diye dua edip durmaktaydım. İstek kapısının halkasını bu suretle
çalışıyordum. Derken bu hastalığa tutuldum. Canım zahmetten aramsız bir hale
düştü.
Zikrinden, evradımdan kaldım. Kendimden de haberim yoktu,
iyiden, kötüden de Yüzünü görmeseydim, ey kutlu, ey kokusu güzel ve mübarek
Peygamber ; Hayat kaydından tamamıyla sıyrılacaktım. Bana padişaha lütfedip
derttaş oldun da bu gamdan kurtardın” peygamberne yaptın? Sakın bir daha bu
duada bulunma. Kendi kökünü kendin kazıp sökme. Ey zayıf karınca, senin ne
takatin var ki böyle bir yüce dağı yüklenmeye kalkışıyorsun” dedi. Adam dedi ki
:Sultanım, tövbe ettim. Bir daha böyle bir cürette bulunmam, böyle bir laf
etmem” bu cihan bir çöldür, sen Musa'sın. Biz de günahımız yüzünden çölde
iptilalara uğramış kişileriz. Yılarcadır yol görüyoruz, fakat sonun da yine ilk
konakta esiriz. Musa'nın kavmi bir hayli yol aldıkları halde sonunda yine
kendilerini ilk adım attıkları yerde buldular. Musa'nın gönlü bizden razı
olsaydı, bu çöle bir yol, bir uc bulunurdu. Fakat bizden tamamıyla usanmış
olsaydı hiç yemeğimiz gökten gelir miydi? Bir taş parçasından kaynaklar coşar
mıydı çölde canımızı kurtarabilir miydik? Hatta bundan vazgeçtik, yemek yerine
üstümüze ateş yağar, konduğumuz bu konakta alevlenir, yanardık. Musa, bizden hem
hoşnut, hem değil gah dostumuz, gah düşmanımız. Hışımı; pılımızı, pırtımızı
ateşlemekte hilmi belaya siper olmakta. Nasıl olur da hem hilimle muamele eder,
hem hışımla? Fakat ey aziz Tanrı, bu senin lütfundan, bu lütuf, az görülmüş, bir
şey değil ki. Adamın karşısında bulunan kimseyi yüzüne karşı medhetmesi hoş bir
şey değil. Onun için Musa'nın adını mahsus anıyorum. Yıksa değil Musa kim olursa
olsun senin karşında başka birinden bahsetmem yaraşır mı? Bizim ahitlerimiz
yüzlerce binlerce defa bozuldu. Fakat senin ahdin dağ gibi , yerinden bile
oynamıyor. Bizim ahdimiz saman çöpüne benzer, her çeşit rüzgara karşı zebundur.
Senin ahdinse dağ gibi, hatta yüzlerce dağdan da kuvvetli. O kuvvet hakkı için
ey renklere sahip olan, bizim renkten renge girişimize bir acı! Kendimizi de
gördük, rüsvay oluşumuzu da Padişahım, bizi fazla imtihana çekme. De ey kerem
sahibi ve yardımı istenen Tanrı, öbür ayıplarımızı, öbür kötülüklerimizi gizli
bırak. Sen cemalde, kemalde sonsuzun; biz eğrilikte sapıklıkta sonsuz! Şu bir
avuç aşağılık kişililerin kötülükteki sonsuz lütfunla, cemal ve kemalinle ört.
Aman elbisemizden zaten bir tek iplik kaldı. Bir şehirdik, tek bir duvarımız
yerinde. Ey sahibimiz, şu kalanı koru, şu kalanı koru da Şeytan, tamamıyla
sevinmesin. Bizim hatırımız için değil, suçluları yine arayıp kayırdığın o kadim
lütfun hakkı için Yarabbi. Mademki kudretini gösterdin, merhametini de göster ey
et ve yağ parçalarına merhametler ihsan eden Tanrı. Eğer bu dua gazabını
arttırıyorsa ulu Tanrı sen bize bir dua öğret. Nitekim adem cennetten çıkınca
ona tövbe etmeyi nasibettin de kötü Şeytandan kurtuldu. Şeytan da kimdir ki
Ademden üstün olsun, böyle bir düzenle oyunu kazansın, onu alt etsin. Bunların
hepsi de hakikatte Adem'in faydasını temin etti. Şeytanın hilesi, düzeni, o
hasetçiye lanet edilmesine sebep oldu. Şeytan, bir oyunu gördü de iki yüz oyunu
göremedi. O yüzden kendi evinin direğini kendisi kesti. Gece vakti başkalarının
ekinini ateşlemek istedi, fakat yel, ateşi kendi ekinine sürdü. Lanet, Şeytana
bir gözbağı oldu, bu yüzden hileyi düşmanı olan Adem'e ziyan sandı. Lanet
dediğin de işte insanı böyle ters görünüşlü yapar. Hasetçi, kendini görür,
beğenir, kindar bir hale gelir. Nihayet kötülüğün, sonunda dönüp kötülükte
bulunana geleceğini, ona ziyan vereceğini anlamaz. Kendisini mat edecek şeylerin
hepsini aksine görür. Halbuki mat olan kendisidir, kendisi ziyan eder! Çünkü
kendisi bir hiçten ibaret olduğunu görse, yarasının öldürücü ve şiddetli
olduğunu bilse, böyle görüş, böyle biliş ,adamın gönlünü dertlendirir. Dert de
onu hicaptan çıkarırdı. Anaları doğum ağrısı tutmasa çocuk doğmaya hiçbir yol
bulamaz. Bu emanet gönüldedir, gönülde gebe.
Bu nasihatlerse ebeye benzer. EbeKadının ağrısı yok, ağrı
lazım, ağrı çocuğa yoldur” der. Dertsiz kişi yol vurucudur, dertsizlik Enel
Hak- ben Hakk'ım” demektir. Bu ene” sözünü vakitsiz söylemek, lanete
düşmektir,Ene” yi vaktinde söylemek rahmettir. Mansur'unEne” deyişi, şüphe yok
ki rahmetten ibarettir, fakat FiravununEne” deyişine bir bak, lanetin ta
kendisi! Hulasa vakitsiz öten her horozun ibret için başını kesmek gerekir. Baş
kesmek nedir? Dünyada nefsi öldürmek, nefsin dileklerini terk etmek. Bu da
öldürülmekten kurtulsun diye akrebin iğnesini çıkarmak gibidir. Taşla tepelenme
belasından kurtulsun diye yılanın zehirli dişini sökersin ya! Nefsi, pirin
gölgesinden başka hiçbir şey öldürmez. O nefis öldürenin eteğine sımsıkı sarıl.
eteğini sıkıca tuttun mu , bu, Tanrı tevfikidir. Sende beliren her kuvvet, onun
seni çekişinden dileyişinden meydana gelir.Ma remeye iz remeyte” iyi bil. Canın
nesi varsa canlar canındandır. Elini tutan, yükünü yüklenen odur. Her an, her
nefes o anı, o nefesi ondan um! Onun feyzine geç mazhar olduysan gam yeme.
Bilirsin ki ihmal etmez, imhal eder. Tanrı rahmeti geç erişir ama adamakıllı
erişir, seni bir an bile huzurundan ayırmaz, her an seninledir. Bu vuslatın, bu
muhabbetin şerhini duymak istersen adamakıllı düşünerek Vedduha” suresini
okuyuver! Eğe sen kötülükler de ondandır dersen öyledir ama bundan onun kemaline
noksan mı gelir ki? Bu kötülük ihsanı da onun kemalindendir. Dinle ulu kişi,
sana bir misal getireyim: Meselâ ressam iki türlü resim yapar. Güzellerin
resimleriyle,çirkin resimleri. Yusuf'un yaratılışı güzel hurinin resmini de
yapar, ifritlerin, çirkinliğine delil olamaz, bilakis üstatlığına delildir.
Çirkini gayet çirkin olarak yapar, o derecede ki bütün çirkinlikler, onun
etrafında döner, örülür. Bu suretle de bilgisindeki kemal meydana gelir,
üstatlığını inkar eden rüsvay olur. Eğer çirkinin resmini yapmayı bilmezse
ressam, nakıstır. İşte bu yüzden Tanrı hem kafirin yaratıcısıdır, hem müminin.
Bu yüzden küfür de Tanrılığına Şahittir, iman da. İkisi de ona secde eder. Fakat
bil ki müminin secdesi dileyerektir. Çünkü mümin, Tanrı rızasını arar, maksadı
onun rızasını almaktır. Kafir de istemeyerek Tanrıya tapar ama onun maksadı
başkadır. Padişahın kalesini yapar amam beylik davasındandır. Kale, onun malı
olsun diye isyan eder, fakat nihayet kale, padişahın eline geçer. Müminse o
kaleyi padişah için tamir eder, makam sahibi, mevki sahibi olmak için değil.
Çirkin,Ey çirkini de yaratan padişah, sen güzeli de yaratmaya kaadirsin, çirkini
de” der. Güzel deEy güzellik padişahı, beni bütün ayıplardan arıttın” der.
Peygamber, o hastaya dedi ki:Sen, şunu söyle; Tanrı, sen bize güçlükleri
kolaylaştır. Dünya yurdunda bize iyilik ver, ahiret yurdunda da. Yolumuzu gül
bahçesi gibi latif bir hale getir, ey yüce Tanrı, konağımız zaten sensin”
Müminler mahşerde derler ki;Ey melekler, cehennem müşterek bir yol değil miydi?
Mümin de oraya uğrayacaktı, kafir de. Fakat biz bu yolda ne duman gördük, ne
ateş. İşte burası cennet, emniyet yurdu. Peki o aşağılık uğrak nerede?” Melekler
derler ki:Hani geçerken filan yerde gördüğümüz o yemyeşil bahçe vardı ya.
Cehennem, o şiddetli azap yurdu, işte orasıydı. Fakat size bağlık, bahçelik,
yeşillik bir yer oldu. Siz, bu cehennem huylu, kötü suratlı, ateş meşrepli
nefsi. Çalışıp çabalayıp tertemiz bir hale getirdiniz; Tanrı için ateşi
söndürdünüz: Şulelenip duran şehvet ateşini takva yeşilliği hidayet nuru haline
soktunuz; Hırs ateşiniz hilim, bilgisizlik karanlığı ilim oldu; Hırs ateşini
attınız; o ateş diken gibiydi, gül bahçesine döndü. Mademki siz kendinizdeki
bütün ateşleri bizim için söndürdünüz, bu suretle de zehir, bal haline geldi.
Madem ki ateşe mensup olan nefsi bir bahçe yapıp oraya vefa
tohumları ektiniz., Oradaki zikir ve tespih bülbülleri, yeşillikte, ırmak
kıyısında güzel bir tarzda ötüşmeye koyuldular. Tanrıya çağırana icap ettiniz,
nefis cehennemine su serptiniz. Bizim cehennemimiz de size yeşillik, gül
bahçesi, ağaçlık haline geldi.” Oğul ihsanın karşılığı nedir? Lütuf, ihsan ve en
değerli sevap. Siz biz kurbanız, varlık, iyilik vasıflarına karşı faniyiz:
Kalleşsek de divaneysek de o sakinin, o kadehin sarhoşlarıyız; onun hükmüne,
onun fermanına baş koymakta, tatlı canımızı ona peşkeş sunmaktayız. Sevgilinin
hayali, gönüllerimizde oldukça işimiz, kulluk ve can vermedir demediniz mi?
Nerede bir bela çırağı uyandırdılarsa orada yüz binlerce aşığın canını yaktılar.
Evin içinde ki aşıklar, sevgilinin cemali çırağına pervanedirler. Gönül, seninle
nurlanan yere belalardan sana siperlerden olanların meclisine, Sana canların da
yer verenlerin seni şaraplarla dopdolu bir kadeh haline getirenlerin yanına git!
Onların canlarında yurt kur;; Ey aydın dolunay, gökyüzünde mekan tut! Onlar sana
sırları belirtmek için Utarit gibi gönül defterini açarlar. Madem ki yerin
yurdun yok, bildiklerin yanına var, ay parçasıysan kamil ve tamam bir aya yüz
vur! ne? . Cüzcün küllünden çekinmesi de ne oluyor? Muhalifle bu kaynaşma da
Cinse bak, bir nev'ile karışınca o cinsin nev'i olmuş Gaypları gör, ayn'ın nuru
ile ayn kesilmiş.! Be akılsız, karı gibi işvelendikçe yalana işveye kalkıştıkça
nasıl üst olacaksın? Halkın seni öğrenmesini, sana yaltaklanmasını, halkın tatlı
ve kandırıcı sözlerini alıyor, altın gibi cebine indiriyorsun! Sana Padişahların
sövmesi, vurması, sapıkların övmesinden daha iyidir . Padişahların tokadını ye
de aşağılık kişilerin balını yeme. Bu suretle er olanların ikbali yüzünden sen
de bir er ol. Çünkü onlardan hilat gelir, devlet gelir. Onlar, ruhun penahında
cesedi, can haline getirirler. Nerede bir çıplak, bir yoksul görürsen bil ki bir
kamilden kaçmıştır. Gönlünün dilediğini yapmak, o kör, o kötü ve sermayesiz
gönlün istediğini yerine getirmek için bir üstattan firar etmiştir. Eğer ustanın
dilediğine uysaydı kendisini de bezerdi akrabasını da . Dünyada kim ustadan
kaçarsa devletten kaçar, bunu böyle bil. Ten kazancında bir sanat öğrendin, din
sanatına da bir el ur! Dünyada elbisen var, zenginleştin; fakat bu alemden
gidince nasıl edeceksin? Ahiret için de bir sanat öğren ki mağfiret kazancını
elde edesin. O cihan da pazarla, kazançla dolu bir şehirdir. Zannetme ki kazanma
yalnız bu alemdedir ve bu kazanç kafidir! Ulu TanrıBu cihanın kazanç, o kazancın
yanında çocuk oyuncağıdır” dedi. Hani bir çocuk, öbür çocuğun üstüne yürür,
onunla konuşuyor birleşiyor gibi hareketlerde bulunur ya. Çocuklar, dükkancılık
oynarlar ya fakat zaman geçirmeden başka ellerine bir şey girmez. Gece gelip
çatar, çocuk evine aç döner, Öbür çocuklar giderler, tek başına kalakalır. Bu
alem oyun yeridir, ölüm de gece. Geri döner gidersin, fakat kese bomboş,sen de
yorgun argın! Bu serkeş herif, din kazancı, aşktır, gönül cezbesidir, hak nuruna
kabiliyettir. Bu aşağılık nefis, senden fani kazanç ister. Fakat niceye bir
aşağılık şeyleri kazanıp duracaksın, bırak artık, yeter.! Aşağılık nefis eğer
senden yüce bir kazanç dilese bile bu dilekte hile ve düzen vardır.
2.CİLT ANA SAYFASI
MESNEVİDEN HİKAYELER ANA SAYFASI
|