|
Mesneviden Hikayeler
MESNEVİ'DEN
HİKAYELER -CİLT 2-
HASTA HATIRI
Sahabeden biri hastalandı, o hastalık yüzünden zayıfladı,
iplik gibi inceldi. Mustafa halini hatırını sormaya geldi. Çünkü Peygamberin
huyu tamamıyla lütuf ve keremden ibaretti. Hasta halini, hatırını sormaya
gitmekte fayda vardır. Faydası da gene sanadır. Birinci faydası şudur; O hasta
adam bir kutup, bir ulu şah olabilir. Mademki inatçı adam, gönlünün iki gözü de
yok, odunu ödağacından ayırt edemezsin. Alemde hazineler var. Beyhude üzülme,
yorulma yalnız hiçbir viraneyi de definesiz bilme. Her dervişe ne olur, ne olmaz
diye mülazemette bulunadır, bir nişane buldun mu da artık onun etrafında
adamakıllı dön dolaş! Mademki sende o can gözü yok, her vücutta define var san!
Kutup olmasa bile belki bir yol dostudur, padişah değilse bile bir atlı
askerdir. Kim olursa olsun ister yaya, ister atlı yol dostlarıyla buluşmayı,
onların halini sormayı hatırlarını ele almayı lazım bil. Hatta o adam düşman
bile olsa yine iyidir. Çünkü ihsan yüzünden düşman bile adama dost olur. Dost
olmasa bile hiç olmazsa kini azalır. Çünkü ihsanda bulunmak kine adeta
merhemdir. Bundan başka daha nice faydaları var ama ey iyi adam, sözü uzatmadan
korkuyorum. Sözün hülasası şu: Topluluğa dost ol. Hatta bir dost bulamazsan put
yapan amad gibi taştan bir yont, onu sev! Zira kalabalık ve kervan halkının
çokluğu yol vurucuların belini kırar, onları kahreder. Tanrıdan Musa'ya şu hitap
geldi Ey koltuğundan ayın doğduğunu gören! Seni Tanrılık nurunun doğusu haline
getirdiğim halde ben ki Tanrıyım hastalandım da niçin halimi hatırımı sormaya
gelmedin?” MusaTanrı” sen kusurdan münezzehsin. Bu ne remizdir, Yarabbi, bunu
bildir” dedi. Bunun üzerine Tanrı, yineHastalığımda kerem edip niçin halimi
sormadın?” buyurdu. MusaYarabbi, senin bir noksanın olamaz. Aklım şaştı, bu
sözün haki katını anlat” dedi. TanrıEvet, has ve seçilmiş bir kulun
hastalanmıştı. İyice bir bak hele o, benim. Onun özür serdetmesi benim özür
serdetmemdir. Onun hastalığı benim hastalığımdır” buyurdu. Tanrı ile oturup
kalkmak isteyen kişi veliler huzurunda otursun. Velilerin huzurundan kesilirsen
helak oldun gitti. Çünkü sen küllü olmayan bir cüzüsün. Şeytan birisini kerem
sahiplerinden ayırırsa onu kimsiz kimsesiz bir hale kor, o halde de bulununca
başını yer, mahvedip gider. Topluluktan bir an bile ayrılmak bil ki şeytanın
hilesinden ibarettir. Bir bahçıvan , bahçesine iç tane hırsızın girdiğini gördü.
Bu üç kişinin birisi bir şerif, bir tanesi de bir sofi idi. Üçü de hafif meşrep
ve vefasız kimselerdi. Bahçıvan kendi kendine Bunlara karşı söyleyeceğim nice
sözler, bunları ilzam için getireceğim yüzlerce deliller var. Fakat bunlar, bir
topluluk. Topluluksa kuvvettir,tek başıma bu üç kişinin hakkından gelemem, önce
onları birbirinden ayırmak lazım. Her birisini öbüründen ayırayım. Ondan sonra
birer ,birer saçlarını, sakallarını yolarım” dedi. Hile edip arkadaşlarıyla
arasının açmak üzere sofiyi yola vurdu. Sofi gidince öbür iki arkadaşıyla yalnız
kaldı. SofiyeEve git, bu arkadaşlar için bir kilim getir” dedi. Fakihesen
fakihsin, bu da ünlü bir şerif. Biz senin fetvanla ekmek yemekte, senin bilgi
kanadında uçmaktayız. Bu da bizim şehzademiz sultanımız. Seyit ve Mustafa'nın
soyundan, sop undan. Bu pisboğaz, bu hasis sofi kim oluyor ki sizin gibi
padişahlarla düşüp kalkıyor. Gelince onu savın gitsin. Siz de tam bir hafta
benim bahçemde, çayır çimenliğimde kalın. Hatta bağ da nedir ki? Canim bile
sizin. Siz benim sağ gözüm mesabesindesiniz” dedi.
Onları vesveselendirip kandırdı. Ah arkadaştan ayrılmamak
gerek. Sofi gelince onu davdılar. Bu sefer bahçıvan koca bir sopayla ardından
seğirtti. Dedi ki :Ey köpek sofi demek sen cüret edip benim bağıma giriyorsun
ha! Sana bu hususta Cüneyt mi yol gösterdi, Bayezid mi? Bu sana hangi şeyhin,
hangi pirinden kaldı? Sofiyi yalnız bulunca bir iyice dövdü, adeta yarı canlı
bir hale koydu, başını yardı. Sofibenim nöbetim geçti. Fakat arkadaşlar, bir
iyice sıranızı gözetin. Beni ağyar bildiniz. Fakat bilin ki bu kaltanbandan daha
ağyar değilim. Benim yediğimi siz de yiyeceksiniz. Bu çeşit şerbet, her aşağılık
kişiye layıktır. Bu alem dağdır, senin sözlerin, yine ses vererek sana gelir”
dedi. Bahçıvan sofiden kurtulunca yine o çeşit bir bahane kurdu. ŞerifeEy şerif,
eve git de kuşluk öğünü için, yufka ekmeği pişirmiştim, evin kapısını vur.
Kaymaza söyle, o yufka ekmeğiyle kazı getirsin” dedi. Şerif gidince, fakihe dedi
ki:Ey işi yerinde güneş görmüş her şeyi anlar bilir adam, den fakihsin, bu
meydanda. O şerif, manasız bir iddiada bulunuyor. Anasının ne iş ettiğini kim
bilir ki? Karıya ve karı işine gönül bağlıyor, hem kadınlar nakıs akıllıdır
diyor, hem de onlara itimat edemiyorsunuz. Zamanede nice ahmaklar, Ali'ye
peygambere nispet iddia ederler.” Zinadan ve zina edicilerden olan herkes, Tanrı
mensupları için işte bu zanda bulunur. Dönen ve bu yüzden başı dönmüş olan kişi
elbette evi de kendisi gibi döner görür. O edepsiz bahçıvanın söylediği sözler
kendi haliydi. Evladı Resulden o işler, uzaktır. O bahçıvan mürtetlerin dölü
olmasaydı Peygamber hanedanı hakkında böyle söyler miydi? Afsunlar, okudu, fakih
de bunları dinledi. Bunun üzerine o sitem kar fakih şerifin ardından gidip,Ey
eşek, bu bağa seni kim davet etti? Hırsızlık sana Peygamberden mi miras kaldı?
Aslan yavrusu, aslana benzer, sen söyle bakayım, peygambere ne yüzden
benziyorsun?” dedi. O zalim herif, şerife, harici Al-i Yasin'e ne yaparsa onu
yaptı. Hatta şeytan ve gul Al-i Resul'e Yezid ve Şimir nasıl kin tutarlarsa o da
öyle kin tuttu, öcünü aldı . şerif, o zalimin zulmünden harap oldu, fakiheBen
sudan çıktım Ayağını tetik bas şimdi yapayalnız kaldın davula benze boyuna
karnına tokmak ye! Şerifliğimi bir tarafa bırak. Hatta tut ki arkadaşlığa da
layık değilim, fakat sana karşı bu çeşit bir zalimden de aşağı değilim ya” dedi.
Bahçıvan ondan da kurtulup fakihe geldi ve dedi ki:Ey fakih! Ne fakihi, ey her
sefih kişinin bile arlandığı herif! Ey eli kesilecise, bağlara gir de, caiz
midir? Emir var mı bile deme. Fetvan bu mu senin? Böyle bir ruhsatı Vasit'temi
okudun? Yoksa bu mesele Muhit'te mi var?” fakihVur, vur, hakkın var. Fırsat ele
geçti. Dostlardan ayrılanın layığı budur” dedi. Hastanın hatırını soruş,
dostluğu, birliği temin etmek içindir. Bu birlik bu dostluk da yüz türlü sevgi
doğurur. Naziri olmayan Peygamber, hastayı dolaşmaya hatırını sormaya gidince o
sahabeyi ölüm halinde gördü. Velilerin huzurundan uzaklaşırsan hakikatte
tanrıdan uzaklaşırsın. Yoldaşlardan ayrılmanın sonu bile gam olursa
padişahlardan ayrılık nasıl olur da ondan daha aşağı olur. Her an durma
padişahların gölgesini ara bul ki o gölgede güneşten de iyi bir hale gelesin.
Sefere çıkarsan bu niyetle çık, oturuyorsan yine bundan gafil olma! Ümmet Şeyhi
Bayezid, hac ve umre için yola düşmüş, Mekke'ye doğru koşa, koşa gidiyordu.
Hangi şehre varıyorsa önce o şehirdeki azizleri arıyor, bu şehirde basiret
sahibi, gönül gözü açık kim var diye dolaşıp araştırıyordu. TanrıSefer esnasında
nereye varırsan önce bir er araman gerek” dedi. Hazine elde etmeye çalış, çünkü
kar, zarar, işin ardından gelir, sen bunları feri bil.
Biri buğday elde etmek için ekin ekerse sonunda saman da elde
eder. Fakat saman ekersen buğday elde edemezsin ki. İnsanların gözbebeği olan
insanı ara insanların gözbebeği olan insanı, insanların gözbebeğini! Hac zamanı
gelince Kabe'yi ziyaret etmeye niyetlen. Oraya vardın mı Mekke'yi de görürsün.
Miraçtan maksat dostu görmektir. Yeni bir mürit günün birinde bir ev yaptırdı.
Pir gelip evini gördü. Şeyh, o yeni müridini, o iyi düşünceli kişiyi imtihan
etmek maksadıyla dedi ki?Yoldaş, eve niçin pencere açtın?” o da şöyle cevap
verdiışık gelsin diye” şeyhO feridir. Şunu niyaz etmek gerek: Bu pencereden
ezanı duyasın” dedi. Bayezid, seferde vaktin Hızır'ı olan kişiyi bulmak için
uğraşmakta, böyle bir er araştırmaktaydı. Vücudu hilal gibi incelmiş bir pir
gördü; onda erlerin halini, kalini buldu. Pirin gözü görmüyordu, fakat gönlü
güneş gibiydi. Adeta rüyasında Hindistan'ı görmüş bir file benziyordu gözünü
yummuş, uyumakta .Gözünü açarsa nasıl olurda görmez? Şaşılacak şey! Rüya deyince
şaşılacak şeyler açığa çıkar. Gönül uykuda pencere kesilir. Uyanık olduğu halde
güzel rüya gören ariftir. Sen onun bastığı toprağı gözüne sürme gibi çek.
Bayezid o pirin huzuruna varıp oturdu, halini sordu ; onun hem fakir hem de aile
etrafı çok olduğunu anladı. Pirey bayezid nereye gidiyorsun gurbet pılı
pırtısını nereye kadar çekip sürüyeceksin” dedi. Bayezidhac mevsimi Kabe'ye
gidiyorum” diye cevap verdi. Pir dedi ki :yol masrafı olarak yanında ne var?”
Bayezidİki yüz dirhem gümüşüm var. Ridamın ucuna sımsıkı bağladım işte” deyince
PirEtrafımda yedi kere tavaf et. Bu tavafı hac tavafından daha makbul bil. O
dirhemleri de ey cömert kişi bana ver. Bil ki hac ettin muradın hasıl oldu. Umre
ettin ebedi ömre nail oldun, saf bir hale geldin, Safa'ya koştun, Saiy erkanını
yerine getirdin. Canın gördüğü Hak hakkı için ki o, beni kendi evinden daha
üstün daha makbul etmiştir. Kabe her ne kadar onun lütuf ve ihsan evidir ama
benim vücudum da onun sır evi Tanrı Kabe'yi kurdu ama kurdu kuralı ona gitmedi
.Halbuki bu eve benim vücuduma o ebedi diri olan Tanrıdan başka kimse gelmedi.
Beni gördün ya bil ki Tanrıyı gördün; doğruluk Kabe'sinin etrafında tavaf ettin.
Bana hizmet, Tanrıya itaat etmek, onu övmektir. Sakın hakkı benden ayrı sanma.
Gözünü iyi aç da bana öyle bak ki beşerde Tanrı nurunu göresin” dedi. Bayezid, o
nükteleri dinledi, altın bir küpe gibi kulağına taktı. Bu yüzden derecesi
yükseldi, fazileti arttı. Hakikat yolunun sonuna erişmiş olan Bayezid, artık
ondan sonra bir son tasavvur edilemeyecek olan bir makama vardı. Peygamber, o
hastayı görünce halini hatırını sordu, o hakiki dosta iltifatlarda bulundu.
Adam, peygamberi görünce dirildi, sanki o anda yeniden yaratılmıştı.
Sahabehastalık beni bu bahta eriştirdi, bu sultan sabah çağında beni dolaşmaya
geldi. Bu suretle bana sıhhat erişti, saltanatına bir hudut olmayan bu padişahın
kademi bereketiyle iyileştim. Ne güzel, ne mübarek ağrı sızı. Ne mutlu, ne kutlu
hastalık hararet, dert ve gece uykusuzluğu! İşte Tanrı bana bu kocalığımda lütuf
ve kereminden böyle bir hastalık, böyle bir illet verdi. Arka ağrısı ihsan etti
de her gece yarısı uykudan uyandırdı. Bütün gece manda gibi uyuyamayayım diye
Hak, lütfetti, bana dertler ihsan etti. Bu sınıklıktan da padişahların merhameti
coştu. Cehennem de beni tehdit etmeden vazgeçti, sukut etti” dedi. Ağrı, sızı ve
hastalık hazinedir. Rahmetler ondadır. Deri yırtıldı mı iç tazelenir. Kardeş,
karanlık yere soğuğa, gama kırıklığa ve hastalığa sabretmek, Abıhayat kaynağı ve
sarhoşluk kadehidir. Çünkü yücelikler, hep aşağılıktadır. Baharlar güz
mevsiminde gizlidir, güz mevsimi de baharda.
Kaçma ondan! Gama yoldaş o, vahşetle ünsiyet kesbet.
Ölümünden uzun bir ömür isteyip dur! NefsininBu kötü” dediğine kulak asma. Çünkü
onun işi hep zıddınadır. Onun dediğinin zıddını yap. Alemde peygamberlerin de
vasiyetleri böyledir. Sonun da az pişman olasın diye yapacağın işlerde
müşaverede bulunmak vaciptir. ÜmmetKiminle meşveret edelim?” dediler de
peygamberlerMukteda olan akılla” diye cevap verdiler. Hatta soran adamİyi ama ya
hiçbir tedbiri isabetli aklı olmayan bir çocuk, yahut kadın gelirse onunla da
meşverette bulunalım mı? Deyince, Peygamber,onunla da meşverette bulun, fakat ne
derse onun zıddını yap, ona aykırı yola git” dedi. Nefsini kadın bil, hatta
kadından da beter. Çünkü kadın cüzüdür, nefsinse şerrin küllü! Nefsinle meşveret
edersen o aşağılığın dediğine uyma, aksini yap; Hatta sana namaz kıl, oruç tut
diye emretse bile, nefis hilecidir, o emriyle bile sana bir hile kuracaktır.
Yapacağın işte nefsinle meşveret etmek ve ne derse aksini yapmak kemaldir.
Onunla başa çıkamaz, onun inadına karşı koyamazsın; yürü bir dost kazan onunla
uzlaş! Akıl, başka bir akıldan kuvvet bulur. Şeker kamışı, şeker kamışından
kemal kazanır. Ben nefsimin hilesinden neler gördüm neler. Sihriyle akıl ve
temyizi bile giderir. Sana yeniden yeniye vaitlerde bulunur da binlerce kere
bozar. Ömrün, sana yüzlerce yıl mühlet verse nefis, her gün yeni bir bahane
bulur, sana mani olur; soğuk vaitleri sıcak bir surette söyler. O öyle bir
sihirbazdır ki insanı kıskıvrak bağlar. Ey hak ziyası Hüsamettin, gel bu
çoraklıkta sensiz ot bitmiyor. Bir velinin gönlünün kırılması yüzünden nefse
uyanların önüne bir perde çekilmiştir. Bu kazaya yapılacak ilacı yine kaza
bilir. Halkın aklı kazaya pek şaşkındır. Yola düşmüş bir kurt gibi olan o kara
yılan, ejderha kesilmiştir. Fakat ejderha da yılan da senin elinde asa kesilir,
ey Musa'nın canını bile sarhoş eden, ey Musa'yı bile kendisinden geçiren! Tanrı;
sanaOnu al, korkma, ejderha elinde asa haline gelecek” hükmünü vermiştir. Ey
padişah, haydi, Yedi Beyzayı göster. Kara gecelerden yepyeni bir sabah meydana
getirir. Bir cehennem yandı alevlendi. Ona üfür ey nefesi, denizin nefesinden
üstün ve artık olan! Deniz, hilebazdır, sana bir köpük gösterir; cehennemdir,
sana bir hararet izhar eder. Onun için de özüne ehemmiyetsiz görünür, bu suretle
onu zebun görürsün, hışmın tepreşir. Nitekim kalabalık askerde peygamberin
gözüne pek az göründü. De peygamber, tehlike görmeksizin onlara hücum etti. Eğer
fazla görseydi çekinirdi. Ey Ahmet o bir inayetti ve sen onun ehliydin. Yoksa
gönlün kötüleşir bozulurdu. Tanrı o, zahiri ve Batıni savaşı ona da ehemmiyetsiz
gösterdi, Eshabına da. Bu suretle de kolay şeyi ona kolaylaştırdı, güçten de
artık yüz çevirmez oldu. Düşmanı ona ehemmiyetsiz göstermek kutlu bir şeydi.
Çünkü ona dost olan yol yordamı öğreten tanrıydı. Fakat zafer için yardımcısı
Tanrı olmayan kişiye gelince, ona tavşan bile erkek aslan görünür. Vay uzaktan
yüzü bir görünürde gururlanarak, savaşa girişirse! Zülfikar bir harbe gibi,
erkek aslan da bir kedi gibi görünür de, ahmak, yiğitçesine savaşa girişir, bu
hileyle pençeye düşer. Bu suretle ateşe tapanlar, ateşgedeye kendi ayaklarıyla
gelmiş olurlar. O iş sana bir saman çöpü gibi görünür. Hemencecik onu üfler,
yerinden uçururum sanırsın. Halbuki kendine gel, o saman çöpü dağları bile,
yerinden söker. Onun yüzünden alem ağlamaktadır., o ise gülmekte1 Bu ırmak
suyunun dibindeki topuk da görünür ama Uc-ibn-i unuk gibi yüzlercesi onda
boğulup gitmiştir! Kan dalgası, misk tepesi deniz gibi kuru toprak görünür. Kör
firavun da o denizi kuru gördü de erlik gösterip içine at sürdü. Fakat içine
dalınca denizin dibini boyladı. Firavunun gözü nasıl olur da görür? Göz Tanrı
yüzüyle görür. Hak, nerede her ahmağın sırdaşı olacak?
Sonraki Sayfaya Devam
2.CİLT ANA SAYFASI
MESNEVİDEN HİKAYELER ANA SAYFASI
|