|
Mesneviden Hikayeler
MESNEVİ'DEN
HİKAYELER -CİLT 2-
MUSA PEYGAMBER VE
ÇOBAN
Musa, yolda bir çoban gördü. Çoban, şöyle söylenip
duruyordu:Ey kerem sahibi tanrı! Neredesin ki sana kul, kurban olayım, çarığını
dikeyim, saçını tarayayım elbiseni yıkayayım, bitlerini kırayım. Ulu tanrı, sana
süt ikram edeyim. Elceğizini öpeyim ayacığını ovayım. Uyuma vaktin gelince
yerceğizini silip süpüreyim. Bütün keçilerim sana kurban olsun. Bütün
nağmelerim, heyheylerim senin yadınladır Tanrım!” o çoban, bu çeşit saçama sapan
şeyler söyleyip duruyordu. Musa kiminle konuşuyorsun?” diye sordu. Çoban,bizi
yaratanla, bu yeri göğü halk edenle” diye cevap verince, Musa dedi ki:vah ,vah,
sen sersemlemişsin. Daha Müslüman olmadan kafir oldun, bu ne saçma söz, bu ne
küfür, bu ne olmayacak şey? Ağzına pamuk tıka küfrünün pis kokusu dünyayı tuttu.
Küfrün, din kumaşını yıprattı. Çarık, dolak,ancak sana yaraşır. Bir güneşe bu
çeşit şeylerin ne lüzumu var? Böyle sözlerden ağzını kapamazsan bir ateş gelir,
halkı yakar. Zaten ateş gelmedi de bu duman ne? Can niye kapkara bir hale geldi,
ruh merdutlaştı? Tanrının her şeye kadir ve her hususta adil olduğunu biliyorsan
nasıl oluyor da bu hezeyanlara, bu küstahlığa cüret ediyorsun? Akılsız dost,
zaten düşmandır. Ulu Tanrı, bu çeşit hizmetlerden ganidir. Sen bunları kime
söylüyorsun. Amcana, dayına mı? Tanrı sıfatlarında cisim sahibi olmak ve ihtiyaç
var mı? Büyüyüp gelişmekte olan süt içer. Ayağı muhtaç olan çarık giyer eğer bu
dedikodu, kulu içinse. Tanrı, onun hakkında dao, benim” dedi. Yine beyhude ve
batıl. Tanrı onun hakkında,hastalandın da yine halimi hatırımı sormadın. Yalnız
o hastalanmadı, ben de hasta oldum” demiştir. Bu çeşit sözler,benimle duyar
benimle görür” haki katına erişen kişi içinde batıldır. Tanrı haslarıyla
edepsizce konuşmak gönlü öldürür amel defterini kapkara bir hale koyar. Sen bir
erkeğe Fatma desen erkekle kadın hep bir cinsten olmakla beraber imkan bulursa
kanına kasteder, isterse hattı zatında halim ve mülayim olsun. Fatma sözü,
kadınlar için övünçtür. Fakat erkeğe söylersen kılıç yarası gibi tesir eder. El
ayak bizim için övünç vesilesidir; fakat Tanrının arılığına nispetle
kusur.Doğmaz, doğurmaz” vasfına layıktır . Babayı da halk eden o, oğlu da doğma,
cisim olanın vasfıdır. Doğan, ırmağın bu yüzüne mensuptur. Çünkü doğan kevnü
fesat alemindendir aşağılıktır, sonradan olmadır. Elbette onu bir meydana
getiren lazım çoban,ya Musa ağzımı bağladın, pişmanlıktan canımı yaktın” dedi;
elbisesini yırtıp yana ,yana bir ah çekti, başını alıp çöle doğru yola düştü.
Musa'ya Tanrıdan şöyle vahiy geldi:Kulumuzu bizden ayırdın. Sen ulaştırmaya mı
geldin, yoksa ayırmaya mı? Kaadir oldukça ayrılığa ayak basma. Bence en
hoşlanılmayan şey ayrılıktır. Ben, herkese bir huy, herkese bir çeşit ıstılah
verdim. Ona medih olan söz, sana zemdir, ona göre baldır, sana göre zehir! Bizse
temizden de münezzehiz, pisten de. Ağırlıktan da arıyız, çeviklik ve titizlikten
de! Kullara ibadet edin diye emrettimse bir kar, bir fayda elde edeyim diye
değil, kullara ihsanlarda bulunayım diye. Hintlilere, Hintlilerin sözleri
medihtir. Sintlilere, sintlilerin. Onların beni tespih etmeleriyle münezzeh,
mukaddes olmam. Bu tespih incilerini saymakla kendileri temizlenirler. Biz dile
söze bakmayız gönle hale bakarız. Kalp huşu sahibiyse kalbe bakarız, isterse
sözünde kulluk ve aşağılık olmasın! Çünkü gönül cevherdir söz söylemekse araz.
Bu yüzden araz, ariyettir,maksat cevherdir. Manası gizli kapalı, yahut başka
olan bu çeşit laflar ne vakte kadar sürecek? Yanıp yakılmak isterim ben yanıp
yakılmak.
O ateşe düş! Canda sevgiden bir ateş tutuşur, düşünceyi sözü,
baştanbaşa yakıver! Musa, edep bilenler başka, canı ruhu yanmış aşıklar başka.
Aşıklara her nefeste bir yanış var. Yıkık köyden haraç aşar alınmaz. Hatalı söz
söylerse bile ona hatalı deme. Kana bulanıp şehit olursa yıkamaya kalkışma.
Şehitlere kan, sudan yeğdir. Bu yanlış sözde yüzlerce doğrudan yeğ. Kabe'nin
içinde kıbleden eser yoktur dalgıcın ayağında dolak olmazsa ne gam1 yürü,
sarhoşlardan kılavuzluk arama. Elbisesi paramparça olana yamadan bahsetme. Aşk
şeriatı, bütün dinlerden ayrıdır. Aşıkların şeriatı da Allah'tır, mezhebi de.
Lain, lal olduğunu ispat eden bir damgası olmasa da ne çıkar? Aşk gam denizinde
gamlanmaz ki! Ondan sonra Hak, Musa'nın sırrına dile gelmeyecek sırlar söyledi;
Musa'nın gölüne sözler döktüler. Görmekle söylemeyi birbirine karıştırdılar.
Nice defa kendisinden geçti, nice defa kendisine geldi. Kaç kere ezelden ebede
uçtu1 eğer bundan ötesini anlatmaya kalkışırsam ahmaklık etmiş olurum. Çünkü
bunu açmak bunu anlatmak anlayışın ötesindedir. Söylesen akıllar hayran olur.
Yazsam birçok kalemler kırılır! Musa Tanrıdan bu azarı duyunca çöle düşüp
çobanın ardınca koştu. O hayran aşığın izini izledi, çöldeki otların tozunu
silkti. Aşık ve hayran adamların ayak izleri, başkalarının izlerinden ayrılır,
hemen belli olur. Aşık, ruh gibi bir ayağını yukardan aşağıya atar, bir ayağını
fil gibi eğri büğrü basar. Bazen bir dalga gibi bayrak diker, yücelir. Bazen
balık gibi suyun içinde gider, görünmez. Bazen de remilcinin remil dökmesi gibi
ahvalini toprak üstüne yazar. Musa nihayet onu bulup gördü. Dedi ki: müjdemi ver
Tanrıdan izin geldi. Hiçbir sebep ve tertip yolu arama; daralan gönlün ne
isterse onu söyle! Senin küfrün, din, dinin can nuru. Sen emniyete erişmişsin,
bütün bir cihan da senin yüzünden amanda. Ey Tanrıtanrı dilediğini yapar”
sırrına erişip o sırla her şeyden affedilmiş olan kişi pervasızca yürü, dilini
aç! Çobaney Musa, ben o halde, o sözden geçtim. Şimdi kendi gönlümün kanına
bulandım. Ben Sidret-ül Müntehadan da aşmış, oradan bile yüz binlerce yıl öte
gitmiştim. Sen bir kamçı vurdun, atım şahlanıp sıçradı, kainatı aştı.
Nasutumuzun mahremi Lahut'u olsun artık. Aferin eline koluna! Şimdi benim halim
söze sığmaz. Zaten bu söylediğim de benim ahvalim değil. Ayna da bir suret
görürsün ya fakat o senin suretindir, aynanın değil. Neyzen, ney üfler. Fakat bu
nefes ve bu nefesten çıkan ses, neyin midir, neyzenin mi? Bu ses neyin harcı mı,
neyzenin harcı mı?” dedi. Kendine gel, kendine! Tanrıyı övsen de bu övüşünü,
çobanın layık olmayan övüşü gibi bil, öyle tanı. Senin övüşün, çobanın övüşüne
nispetle daha iyidir. Ama Tanrıya nispetle onun da değeri yok, onun da sonu
gelmez. Ne vakte dek ben Tanrıya hamlederim deyip duracaksın? Perde kaldırılınca
oldu sanılan nice şeylerin olmamış bulunduğu meydana çıkar. Tanrıyı anışımın
makul olması Tanrı rahmetindendir. Adeta istihaze olan kadının namaz kılması
gibi bir ruhsattan ibarettir. Onun namazına nasıl kan bulaşmışsa senin Tanrıyı
anışını da benzetiş ve zannediş bulaşmış! Kan pistir ama bir parçacık su ile
temizlenir. Fakat içte öyle pislikler vardır ki: Tanrının lütuf suyundan gayrı
bir şeyle arınmaz ibadet eden kişinin gönlünden eksilmez. Keşke secden de
kıbleden yüzünü çevirmiş olaydın da tekSübhane rabbiyel A'la”'nın manasına
ereydin!Tanrım secdem de varlığın gibi sana layık değil. Sen kötülüğe iyilikle
mukabele et” diyeydin. Bu yeryüzünde Hakk'ın hikmetinden eser vardır. Ondan
dolayı pislikleri giderir, çiçekleri bitirir. Bizim pisliklerimizi örter,
karşılığın da ondan koncalar biter. Kafir vergide, cömertlikte topraktan daha
aşağı, daha verimsiz olduğunu görüp, varlığından çiçek ve meyve bitmediğini
hatta bütün temizlikleri bozup pislemekten başka bir şey yapmadığını anlar daBen
aykırı anlamış, yanılmışım yazık keşke toprak olsaydım, Keşke topraktan sefer
etmeseydim Keşke bir avuç toprak gibi ben de bir tane düşürüp yetiştirseydim.
Topraktan sefere düştüm ama beni yol imtihan etti bu yolculuktan ne armağan
getirdim ki?” der. Kafir yolculuğundan bir fayda görmez, ondan dolayı da bütün
meyli toprağadır. Adamın yüzünü geriye çevirmesi, hırstan tamahtandır.
Topraktan sefere düştüm ama beni yol imtihan etti bu
yolculuktan ne armağan getirdim ki?” der. Kafir yolculuğundan bir fayda görmez,
ondan dolayı da bütün meyli toprağadır. Adamın yüzünü geriye çevirmesi, hırstan
tamahtandır. Yüzünü yola çevirmesi; doğruluktan niyazdan. Büyümeye meyli olan
her ot, büyüyüp durur, yaşar günden güne gelişir. Fakat başını yere eğdi mi de
günden güne küçülür, kurur, noksan bulur, mahvolur. Ruhumun meyli, yüceliklere
ise yücelir durursun varacağın yer de orasıdır. Aksine olarak başını yere eğdin
mi battın gitti, HakBen batanları sevmem” demiştir. MusaEy kerem sahibi, ey her
işi yapan, ey bir an zikri, uzun bir ömre bedel olan Tanrı! Bu balçık aleminde
eğri büğrü bir iz gördüm. Gönül melekler gibi itiraz etti.Bir nakış yapıp ona
fesat tohumunu ekmekteki maksat nedir?Zulüm ve fesat ateşini alevlendirip
mescidi de secde edenleri de yakmakta ne hikmet var? Bir yalvarış için kan ve
irin kaynağını coşturmak neden?” dedim. Ben bunların aynı hikmet olduğunu
biliyorum. Fakat maksadım, bu hikmetin büsbütün açığa çıkması ve benim açıkça
görmem. O yakın bana sus” dediği halde görme hırsıhayır, coş!” demekte. Sen
meleklere sırrını gösterdin. Böyle bir lezzet, kahır ve minhete değer! ademin
nurunu Meleklere açıkça arz ettin, müşküllerini halledeydin. Ölümün sırrını
hasredilmen söyler, yaprağın hikmetini meyveler anlatır. Kanın meninin sırrı da
insanın duygusudur; her artmanın sonu da nihayet eksilme! Yazan kişi önce yazı
yazacağı tahtayı yıkar, temizler; sonra ona harfleri yazar. Tanrı da önce gönlü
kan eder, hor hakir gözyaşıyla yıkar, sonra o gönle sırları kaydeder. Yıkamakla,
o levhi bir defter yapmak istediklerini bilmek, anlamak gerek. Bir evin temelini
atacakları vakit oradaki eski ve evvelki yapıyı yıkarlar. Sonunda arı duru su
çıkarmak için önce yerden toprak çıkarırlar. Çocuklar hacamattan ağlarlar. Çünkü
işin hikmetini bilmezler ki. Halbuki adam hacamatçıya para verir, kan içen
hançere iltifatlarda bulunur. Hamal ağır yükün altına koşar, yükü başkalarından
kapar. Yük için hamalların savaşlarına bak. Din işinde çalışma da böyledir.
Rahatın aslı zahmet olduğu gibi acılıklar da nimetin önüdür. Cennet, hoşumuza
gitmeyen şeylerle kaplanmış, cehennem de zevkimize giden şeylerle dolmuştur.
Ateşin aslı yaş ağaç olduğu gibi ateşe yanan da Kevser'e ulaşmıştır. Zindan da
mihnetlere düşen adam bir lokmanın bir zevkin yüzünden düşmüştür. Bir köşkte
devlete erişen de bir savaş, bir mihnet karşılığı olarak o devleti bulmuştur.
Kimi altına, gümüşe sahip olmuş, zenginlikte naziri olmayan bir dereceye erişmiş
görürsen bil ki o, kazanma zahmetine sabretmiştir. Gözü açık olan bunları
sebepsiz, Tanrı hikmeti olarak görür. Fakat madem ki sen duygu alemindesin,
sebeplere kulak as! Sebeplere yapışmamak, onları görmemek makamı ruhu taba yi
aleminden kurtulmuş olanındır. Bu çeşit adam, peygamberlerin mucizeleri
çeşmesini sebepsiz görür. Onları sudan ottan meydana geliyor bilmez. Bu sebep,
doktorla hasta, kandille fitil gibidir. Gece kandiline yeni bir fitil bük, fakat
güneş kandilini bunlara muhtaç sanma. Yürü aşevinin damı için samanlı balçık
hazırla. Fakat bil ki kainatın damı, buna muhtaç değil. Ah sevgilimiz gamımızı
yakıp mahvedince gece yalnızlığı bile geçti, gündüz oldu. Ay, ancak geceleyin
cilve eder.
Gönlün istediği sevgiliyi gönül derdinden başka bir şey de
arama. Fakat sen İsa'yı bıraktın da eşeği besledin. Hulasa eşek gibi perdenin
ardında kaldın gitti! Bilgi ve irfan. İsa'nın talihidir, ey eşek sıfatlı, eşeğin
talihi değil! Eşeğin anırmasını duyar, acırsın. Halbuki bilmezsin ki eşek, sana
eşeklik telkin ediyor. İsa' ya acı eşeğe değil tabiatı aklına baş etme. Bırak
tabiatını ağlaya dursun sen ondan al, canın borcunu öde! Yeter artık yıllarca
eşeğe kul oldun. Çünkü eşeğe kul olan , eşeğin ardından gider.Onları atta
bırakın” dan murat nefsindir. Nefis geride aklın ilerde gerek. Ama bu aşağılık
akıl da eşekle aynı mizaçta. Çünkü bütün fikri onu nasıl elde ederimden ibaret.
İsa'nın eşeği gönül mizacına malik olmuş akıllar makamında yer tutmuştur. Çünkü
akıl galebe çalmıştı, eşekse zayıftı. Eşek şişman ve kuvvetli biniciden
zayıflar. Ey eşek değerli; aklının azlığından bu eşek, ejderhalaştı. Gönlün
İsa'dan hastalandıysa yine ondan iyileşir, sıhhat yine ondan gelir, onu bırakma.
Ey nefesi hoş Mesih, cihanda yılansız hazine olmaz. Eziyetlerle nasılsın? İsa
Yahudileri görünce ne hale gelir; Yusuf hasetçi kardeşler elinde ne olur? Sen
gece gündüz bu azgın kavmin ardından koştukça nasıl olur da gece gibi gündüz
gibi ömre medet bağışlar, yardım edersin? Ah safra illetine tutulmuş o hünersiz
kişilerden. Safradan ne hüner meydana gelir? Ancak baş ağrısı. Sen hemen doğu
güneşinin yaptığını yap. Bizse nifak hile, hırsızlık ve riya içinde yüzelim. Sen
dünyada da balsın dinde de. Bizse sirke. Safraya ancak sirkengübin iyi eder,
giderir. Halbuki biz karın ağrısına tutulmuş olduğumuz halde boyuna sirkeyi
artırıp duruyoruz. Sen keremi terk etme de balı artır! Bizden bu layıktı, bunu
yaptık. Kum, gözde ancak körlüğü fazlalaştırır. Fakat ey aziz sürme senden her
değersiz şey, değer bulur, bir şey olur; sana bu layıktır. Bu zalimlerin
ateşinden gönlün kebap olduğu halde daimayarabbi, kavmime hidayet et” diye hitap
ediyordun. Sen o öd ağacı madensin. Seni ateşe atsalar bu alem, ıtırla, fesleğen
kokusuyla dolar. Sen o öd ağacı değilsin ki ateşte yansın, eksilip bitsin. Sen o
ruh değilsin ki gama esir olsun. Öd ağacı yanar ama madeni yanmadan uzaktır.
Rüzgar, nurun aslına nasıl hamle edebilir. Ey göklere saflık veren, ey cefası
vefadan daha iyi olan! Çünkü akıllıdan bir cefa gelse o cefa cahillerin
vefasından iyiyidir. Peygamber,Akıllının düşmanlığı, cahilin sevgisinden yeğdir”
dedi.
2.CİLT ANA SAYFASI
MESNEVİDEN HİKAYELER ANA SAYFASI
|