|
Mesneviden Hikayeler
MESNEVİ'DEN
HİKAYELER -CİLT 2-
LOKMAN'IN SINAVI
Tertemiz bir kul olan Lokman,
gece gündüz kullukta çevik ve gayretli değil miydi?Efendisi, onu ileri tutar,
oğullarından üstün görürdü. Çünkü lokman, filvaki kul oğluydu ama efendiydi,
heva ve hevesten hürdü. Bir padişah, konuşma esnasında bir şeyhe dedi ki:Benden
bir şey dile” ŞeyhPadişahım, bana böyle söylemekten utanmıyor musun? Hele biraz
daha yüksel! Benim iki kulum var. Onlar hor hakir kişilerdir ama ikisi de sana
hükmederler, ikisi de emrederler” dedi. PadişahBu söz hatalı bir söz. O iki kul
kimler ? deyince şeyhBirisi, kızmak öbürü şehvet” dedi. Padişahlıktan feragat
edeni padişah bil. Onun nuru ayla güneş, olmaksızın da parlar durur. Mahzene
sahip olan, zatı mahzen olmuş kişidir. Varlığa, mağlup olan, varlığa düşman olan
kişidir. Lokman'nın efendisi, görünüşte onun efendisiydi ama hakikatte
Lokman'nın kuluydu. Bu ters dünyada benzerler çoktur. Onların nazarında bir
gevher, çöp parçasından da bayağıdır. Her çöle, çeçip kurtulunacak yer adı
verilmiştir. Ad ve suret, halkın akıllarına tuzaktır. Bir güruhu, elbisesi
tanıtır. Onu o libasla görünce avamdan derler. Mürailik sureti de bir güruhun
adını zahitliğe çıkarmıştır. Halbuki kendisi riyaya boğulmuştur. Taklitten,
kapıp kaçmadan arınmış nur gerek ki, onu sözünü dinlemeden, işini görmeden
tanısın. Bu nura sahip olan , akılyoliyle onun kalbine girer, nakdini görür,
nakil ve rivayete bağlanmaz. Gaybı adamakıllı bilen Tanrının has kulları can
aleminde kalb casuslarıdır. Hayal gibi gönle girerler. Gizli şey ve hal, onların
önünde apaçıktır. Serçenin vücudunda ne kuvvet ne kudret vardır ki sırrı doğanın
aklından gizli kalsın? Tanrı sırlarına vakıf olan kişinin önünde mahlukatın
sırrı nedir ki? Göklere çıkan adama yeryüzünde yürümek güç gelir mi? Be zalim,
Davud'un elinde demir mum haline gelir erirdi, artık onun avucunda mum ne
oluyor? Lokman, kul şeklinde bir efendiydi. Kulluğu, yalnız zahiri bir
görünüşten ibaretti. Meselâ, efendi tanımadık bir yere giderse kuluna elbisesini
giydirir. Kendisi de o kölenin libaslarını giyer, köleyi kendisine efendi yapar.
Kullar gibi onun ardından yürür. Bu suretle kendisini kimseye tanıtmaz. Ey kul
sen baş köşeye otur. Ben, eski bir kul gibi ayakkabılarını götüreyim. Sen
sertlik et, bana söv, hiçbir suretle ağırlama. Şimdi hizmetin, bence bana hizmet
etmeyi bırakmadan ibarettir. Ben bu suretle gurbet diyarında bile tohumu
ekeceğim” der. Efendiler, kendilerini kul sanılsınlar diye kulluğu kabul
etmişlerdir. Onların gözleri toktur efendiliğe doymuşlardır, kendilerine lazım
olan işi yapa gelmişlerdir. Halbuki bu heva ve heves kulları, onların aksine
kendilerini akıl ve can efendisi gösterirler. Efendi kulluk edebilir fakat
kuldan kulluktan başka bir şey zuhur edemez ki. Şunu bil ki o alemden bu aleme
böyle tersine akseden nice şeyler vardır. Lokman'nın efendisi bu gizli hali
biliyordu, ondan bir nişane görmüştü. Sırrı bildiği için o yol gösterici,iş
başarmak için eşeğini güzelce sürmekteydi. Lokman'nı daha önceden azad ederdi
ama hoşnutluğunu diliyordu. Çünkü lokman'nın muradı buydu. O aslan, o yiğit,
istiyordu ki kimse sırrına ermesin. Sırrını kötülerden gizlemen şaşılacak bir
şey değil; şaşılacak şey kendinden de saklaman,kendinden de gizlemendir. Fakat
sen işini gözünden bile gizle de işine kötü göz değmesin. Kendini ücret tuzağına
teslim et de sonra kendinden, kendiliğin olmaksızın bir şey çal. Yaralıya,
vücudundan temreni çıkarabilmek için afyon verir, uyuturlar. Ölüm vaktinde de
adama elem ve ıstıraplar verirler. O halde meşgulken canını alıverirler. Şu
halde anlıyorsun ya, gönlünü herhangi bir düşünceye verdin mi, gizlice senden
bir şey alacaklardır. Her ne düşünür. Her ne elde edersin hırsız, emin olduğun
terden gelip çatmaktadır. Binaenaleyh bari en iyi işe koyul da hırsız senden hiç
olmazsa en bayağı, en aşağı bir şeyi alıp götürebilsin. Tacirin yükü suya
düşerse ondan daha iyi bir kumaşa el atar. Senin de madem ki suya bir şeyin
düşecek, mahvolacak. En aşağı şeyi terk et de daha iyisini bul. Lokman'ın
efendisi, kendisine yemek getirdiler mi, lokman'a adam gönderip çağırtır, Önce o
yemeğe lokman el sunar, efendisi de ondan sonra yerdi. Bu suretle onun artığını
afiyetle yer, bundan zevk alır, onun yemediğini ise dökerdi. Hatta yese bile
gönülsüz, iştahsız yerdi. İşte asıl sonsuz dirlik, birlik budur.
Bir gün lokman'ın efendisine
hediye olarak bir karpuz getirdiler. Hizmetçiyegit, oğlum lokman'ı çağır” dedi
Lokman gelince efendisi, karpuzu kesip ona bir dilim verdi. Lokman o dilimi bal
gibi, şeker gibi yedi. Hem de öyle lezzetle yedi ki Lokman'ın efendisi, ikinci
dilimi de kesip sundu. Böyle, böyle karpuzu tekmil yedi; Yalnız bir dilim kaldı.
EfendisiBunu da ben yiyeyim; bir bakayım, nasıl şey, herhalde tatlı bir karpuz”
dedi . Çünkü lokman, öyle lezzetle,öyle zevkle,öyle iştahlı yiyordu ki
görenlerin de iştahı geliyordu. Efendisi o dilimi yer yemez karpuzun acılığından
ağzını bir ateştir sardı, dili uçukladı, boğazı yandı. Bir eyyam acılığından
adete kendisini kaybetti. SonraA benim canım efendim, Böyle bir zehri nasıl oldu
da tatlı tatlı yedin, böyle bir kahrı nasıl oldu da lütuf saydın? Bu ne sabır?
Neden böyle sabrettin? Sanki canına kastın var? Niye bir şey söylemedin, niye
biraz sabret şimdi yiyemem demedin?” dedi. Lokman dedi ki:Senin nimetler
bağışlayan elinden o kadar rızıklandım ki utancımdan adeta iki kat olmuşumdur.
Elinle sunduğun bir şeye ; ey marifet sahibi; bu acıdır demeğe utandım. Çünkü
vücudumun bütün cüzüleri senin nimetlerinden meydana geldi. Ben senin tanene,
tuzağına gark olmuştum;Bu kadarcık bir acıya dayanamaz, feryadedersem vücudumun
bütün cüzüleri hak ile yeksan olsun! Şekerler bağışlayan elinin lezzeti bu
karpuzdaki acılığı hiç bırakır mı? Sevgiden bakırlar altın kesilir. Sevgiden
tortulu, bulanık sular arı duru bir hale gelir, sevgiden dertler şifa bulur.
Sevgiden ölü dirilir, sevgiden padişahlar kul olur. Bu sevgi de bilgi
neticesidir. Saçma sapan şeylere kapılan kişi nasıl olur da böyle bir tahta
oturur ki? Noksan bilgi nereden aşkı doğuracak? Noksan bilgi de bir aşk doğurur
ama o aşk, cansız şeylerdir. Noksan bilgi sahibi, cansız bir şey de dilediği
şeyin rengini görünce adeta bir ıslıktan sevgilinin sesini duymuş gibi olur.
Noksan bilgi, fark ve temyize malik değildir. Nihayet şimşeği güneş sanır. Bu
yüzden peygamber, noksanı olan kişiye melun dedi. Fakat bu noksan, tevil de akıl
noksanıdır. Teninde noksan bulunan acınır, acınan kişiye lanet etmek böyle bir
adamı yaralamaksa hiç de yaraşır bir şey değil. Kötü hastalık lanet edilmesi
icap eden, uzaklığa layık olan illet, akıl noksanıdır. Zira noksan akılları
tamamlamak, yani akıllanmak mümkündür, fakat bedendeki noksanı tamamlamaya imkan
yok. Tanrıdan uzak düşen her kötü kişinin kafirliği, firavunluğu, umumiyetle
akıl noksanından ileri gelmiştir. Beden noksanı için Kuran' daköre teklif yok”
diye bir genişlik var. Şimşek çabucak sönüp gider, pek vefasızdır. Sen aydın ve
parlak olmayan geçici şeyi baki olandan ayırt edemiyorsun. Şimşek güler o
kişiye. Kime biliyor musun ? onun nuruna gönül bağlayana. Felek nurlarının sonu
yoktur. O nurlar, şarkta ve garpta bulunmayan Tanrı nuruna benzer mi hiç? Şimşek
bil ki göz nurunu alır, baki nur da, bil ki gözlere yardımcıdır. Deniz köpüğü
üstüne at sürmekle şimşek ziyasiyle mektup okumak, Hırs yüzünden akıbeti
görmemek, kendi gönlüne, kendi aklına gülmektir. Aklın hassası, işin sonunu
görmektir. Akıbeti görmeyen akıl nefistir. Nefse mağlup olan akıl, nefis haline
gelmiştir. Müşteri, Zuhal tesiri altında kalırsa Zuhalleşir. Sen bu yomsuzluk
içinde gözünü döndür de sana bu nuhuseti verene bak! Bu cezirle meddi gören
kişi, yomsuzluktan kurtulur, saadete erer. Tanrı, bir halden bir hale döndürme
esnasında her şeyi zıddıyla meydana çıkararak seni halden hale döndürür durur.
Bu suretle de Eshabı Şimalden olmaktan korkar durur, erler gibi de Eshabı
Yemi'nin lezzetini umarsın. Bir yandan korkuya, bir yandan ümide düştün mü iki
kanadın olur. Bir kanatlı kuş katiyen uçamaz acizdir. Ya beni bırak, hiç
söylemeyeyim, yahut da izin ver tamimiyle söyleyeyim. Yoksa ne bunu istiyor, ne
onu istiyorsan yine ferman senin. Kim ne bilir ki maksadın ne, muradın nerede?
Can İbrahim canı olmalı ki nuriyle ateş içinde cennetler, köşkler görsün.
Derece, derece aya, güneşe kadar yücelsin; halka gibi kapıya kalmasın. Halil
gibi yedinci kat gökten de geçsin. Çünkü ben batanları, geçenleri sevmem. Bu ten
alemi, şehvetten kurtulan kişiden başkasını yanılta gelmiştir, yanılta gider.
2.CİLT ANA SAYFASI
MESNEVİDEN HİKAYELER ANA SAYFASI
|