|
Mesneviden Hikayeler
MESNEVİ'DEN
HİKAYELER -CİLT 2-
ÖLEN Mİ ÖLDÜREN Mİ ?
Birisi, kızgınlıkla anasına
hançerleyerek, döverek öldürdü. Biri onaHuyunun kötülüğü yüzünden ana hakkını
gözetmedin. Çirkin herif, ananı neden öldürdün! Niye söylemiyorsun, o sana be
yaptı ki?” dedi. Adamçok ayıp bir iş işledi,bende onu öldürdüm. Ayıbını toprak
örtsün” diye cevap verdi. Kınayan Be adam, ananı öldüreceğine o kişiyi
öldürseydin”deyince dedi ki: her gün başka birisini mi öldüreyim? Onu
öldürdüm, halkın kanına girmekten kurtuldum, halkın boğazını boğazını keseceğime
onu boğazladım, bu daha iyi!” O kötü huylu ana, fesadı her tarafta zahir olan
nefsindir. Her an onun için bir azize kastedip duruyorsun; kendine gel, onu
öldür! Onun yüzünden bu güzel dünya sana dar geliyor. Onun yüzünden Tanrı ile de
savaşıyorsun, halkla da. Nefsini öldürürsen özür serdetmeden kurtulursun, ülkede
hiçbir düşmanın olmaz. Bir kimse peygamberlerle velileri düşünüp sözümüzden
şüpheye düşer. Peygamberlerin nefisleri helak olmamış mıydı? Onların neden
düşmanları vardı, onlara niye haset ediyorlardı?” derse, Ey doğru söz arayan,
kulağını aç! Bu şüpheye, bu tereddüde vereceğimiz cevap şu: O münkirler
kendilerinin düşmanlarıydı; onlar kendilerini yaralıyorlardı. Düşman, ona derler
ki cana kastetsin. Kendi kendisine can çekişene düşman demezler. Yarasacağız,
güneşin düşmanı değildir, hicaba girmiş,kendi kendisine can çekişene düşman
olmuştur. Güneşin ziyası onu öldürür; fakat güneş, yarasanın zahmetini hiç çeker
mi, yarasa güneşe bir kötülükte bulunabilir mi? Düşman ona derler ki ondan bir
azap,bir eziyet gelsin; kabiliyeti olan taşın güneş tesiriyle lal olmasına
mümanaat etsin! Halbuki kafirlerin hepsi de peygamberlerin cevherlerindeki
ziyadan kendilerini men ederler.! Halk nasıl olur da o tek kişinin gözüne perde
olur? Bilakis kendi gözlerini kör eder, kendi gözlerini kötü bir hale sokarlar.
Efendisiyle inada girişip kinlenerek kendisini öldüren Arap köle gibi! Köle,
sahibine ziyan vermek için kendisini damdan baş aşağı yere atar,helak olup
gider! Hasta, doktora düşman olmuş; çocuk, kendisini terbiye edene düşmanlık
beslemiş;( zarar kime?)! Hakikatte hasta da çocuk da kendi yolunu vurmakta,
kendi akıl ve canının yolunu kesmektedir. Bez yıkayan, güneşe kızar;balık,
denize hiddet ederse,Bir bak,ziyanı kime? Sonunda bu kızgınlık yüzünden kimin
bahtı kararır? Tanrı seni çirkin yarattıysa kendine gel de bari hem yüzü çirkin,
hem huyu çirkin olma! Ayakkabın olsa bile taşlığa gitme. İki boynuzun varsa dört
boynuzlu olma! SenBen filan kişiden daha aşağı mıyım ki talihim böyle ters
gidiyor” diye haset ediyorsun ama, Esasen haset de başka bir noksan, başka bir
ayıp. Hatta bütün aşağılıklardan daha beter! Şeytan da aşağı olmadan arlandı,
bunu ayıp telakki etti de kendisini yüzlerce kötülüğe düşürdü. Hasedinden
yücelmek istedi. Fakat yücelik nerede? Kanlara bulanıp kaldı. Ebu cehil,
Muhammet'e uymaya utandı,hasedinden kendisini yüceltmeye,ondan yüksek olmaya
çalıştı. Adı Ebül Hakemdi Ebu cehil oldu. Nice ehliyetli kişiler vardır ki haset
yüzünden na ehil olup kalmışlardır. Ben bu çalışıp çabalama dünyasında iyi
huydan daha iyi bir ehliyet görmedim. Fazileti, mahareti,hüneri bir tarafa
bırak. Bu yolda hizmet ve iyi huy işe yarar. Tanrı,mihnet ve ıstıraplarla
hasetler meydana çıksın diye peygamberleri vasıta etti. Çünkü Tanrıdan kimse
arlanmaz, Tanrıya kimse hasedetmez. Fakat, halk, Peygamberi de kendisi gibi bir
adam sanır, o yüzden ona hasededer. Fakat peygamberlerin büyüklüğü tahakkuk etti
mi, artık ona kimse hasededemez, ona herkes uyar. Şu halde her devirde peygamber
yerine bir veli vardır, bu sınama kıyamete kadar daimidir. Kimde iyi huy varsa
kurtulmuştur; kimin kalbi sırçadansa sınmıştır.
İşte diri ve faal imam, o
velidir, ister Ömer soyundan olsun, ister Ali soyundan! Ey yol arayan, Mehdi de
odur, Hadi de o. Hem gizlidir hem senin karşında oturmakta. O, nura benzer; akıl
onun Cebrail'idir. Ondan aşağı olan veli de onun kandilidir. Bu kandilden daha
aşağı derece de olan veli de kandil konan yerimizdir. Nura mertebe bakımından
dereceler vardır. Çünkü Tanrı nurunun yedi yüz perdesi vardır. Nur perdelerini
bu kadar kat bil1 Her perdenin ardında bir kavmin durağı var. İmama kadar bu
perdeler saf saftır. Son saftakilerin gözleri, zayıflıktan ön saftakilerin
nuruna tahammül edemez. Ön saftakilerin gözleri de görüş zayıflığı yüzünden daha
ön saftakilerin nuruna takat getirmez. İlk saftakilerin hayatı olan aydınlık, bu
şaşının ruhuna azap ve afettir. Şaşkınlıklar yavaş, yavaş azalır; adam yedi yüz
dereceyi geçti mi deniz kesilir. Demiri, yahut altını saf bir hale getiren ateş,
terü taze ayva ve elmaya yarar mı? Ayva ve elmanın da az bir hamlığı olabilir,
fakat demire benzemezler, hafif bir hararet isterler. Halbuki o hararet, o,
şuleler, demir için kafi değildir. Çünkü demir, ejderha gibi olan ateşin
yalımını ister. O demir meşakkatlere tahammül eden fakirdir. Çekicin altında,
ateşin içinde kıpkırmızı bir hale gelir, ondan hoşlanır. Bu çeşit fakir, ateşin
vasıtasız perdecisidir, vasıta ve vesile olmaksızın ateşin ta ortasına kadar
girer. Fakat su ve su oğulları, hicap olmaksızın, bir vasıta bulunmaksızın ne
ateşten olgun bir hale gelirler, ne ateşin hitabına mazhar olurlar. Ayağa
yürümek için nasıl ayakkabı lazımsa bunlara da ateşten feyz almak için bir
tencere; yahut tava lazımdır. Yahut da ortada bir yer gerektirir ki hava
ısınsın, kızsın da harareti suya müessir olsun. Fakir ona derler ki şulelerle
vasıtasız rabıtası vardır. Hakikatte alemin gönlü odur. Çünkü ten (gibi olan
aleme) bu gönül vasıtasıyla feyz gelir, ten (gibi olan cihan), bu gönül yüzünden
işe yarar. Gönül olmasa ten, konuşmayı ne bilir? Gönül aramasa ten, araştırmadan
ne anlar? Demek ki şulelerin nazargahı o demirdir. Şu halde Tanrının nazargahı
da gönüldür, ten değil! Sonra bu cüzi olan gönüller de hakiki maden olan gönül
sahibinin gönlüne nispetle ten gibidir. Bu söz, çok misal ister, çok şerh ve
izah ister. Fakat avamın anlayışı sürçer diye korkuyorum. Bu suretle iyiliğimiz
kötülük olmasın. İyilik yapıyoruz diye kötülükte bulunmayalım, bu söylediğim de
ancak kendimde olmadığından,ihtiyarım elimde bulunmadığından. Çarpık ayağa
çarpık ayakkabı daha iyi, yoksulun eli ancak kapıya varır.
2.CİLT ANA SAYFASI
MESNEVİDEN HİKAYELER ANA SAYFASI
|