|
Mesneviden Hikayeler
MESNEVİ'DEN
HİKAYELER -CİLT 2-
EŞŞEK GİTTİ
Köylünün biri, öküzünü ahıra bağlamıştı. Aslan gelip öküzü
yedi,yerine geçip oturdu. Köylü geceleyin ahıra gidip köşeye, bucağa el atarak
öküzü aramaya koyuldu. Elini aslana sürmekte, sırtını yağrısını yukarı aşağı
okşamaktaydı. Aslanaydınlık olaydı ödü patlar, yüreği kan kesilirdi. Fakat şimdi
pervasızca beni okşuyor, kaşıyor. Çünkü gece vakti beni öküz sanıyor demekteydi.
Hak da Ey mağrur kör, Tur dağı benim adımdan paramparça olmadı mı? Eğer biz
kitabımızı dağa indirseydik dağ parçalanır, yerinden kopar, başka bir yere
göçerdi. Eğer Uhud Dağı beni anlasaydı o dağdan ırmak, ırmak kan akardı.” Deyip
duruyor. Sen bu adı babandan,anandan işittin de onun için bu ada gafilce
yapıştın. Bu sırrı taklitsiz anlasan Tanrı lütfüyle nişansız bir hale gelir,
hatife benzersin. Tehdit için söyleyeceğimiz şu hikayeyi duy da taklidin
zararını bil! Bir sofi yoldan gelip bir tekkeye misafir oldu. Eşeğini götürüp
ahıra çekti. Eliyle sucağınızı, yemceğinizini verdi. Bundan önce söylediğimiz
hikayedeki gibi yapmadı. İhtiyatlı davrandı, fakat kaza gelince ihtiyatın ne
faydası olur? Sofiler, yok, yoksul kişilerdi. Yoksulluk, az kala helak edici bir
küfür ola yazdı. Ey zengin, sen toksun, sakın o dertli yoksulun aykırı
hareketine gülme! O sofiler, acizlikten umumiyetle birleşip merkebi satmaya
karar verdiler. Zarurette murdar da mubahtır. Nice
kötü şeyler vardır ki zarurette iyi ve doğru olur. Hemencecik o eşekceğizi
sattılar, yiyecek aldılar. Mumlar yaktılar. Tekkeye, bu gece yemek var diye bir
velveledir düştü.Bu sabır niceye dek, bu üç günlük oruç ne vakte kadar, bu
zembil taşıyıp dilenme ne zamana sürüp gidecek? Biz de halktanız, bizim de
canımız var. Bu gece devlete erdik, konuk geldi” dediler. Hakikatte can olmayanı
can sandıkları için batıl tohum ektiler. O konuk da uzak yoldan gelmiş,
yorulmuştu. O iltifatı, Sofilerin kendisini birer, birer ağırladığını, güzel bir
surette izzet ve ikram tavlasını oynamakta bulunduklarını,Kendisine olan meyil
ve muhabbetlerini görünceBu gece eğlenmeyeyim de ne vakit eğleneyim?” dedi.
Yemek yediler semaa başladılar. Tekke, tavanına kadar toza dumana boğuldu. Bir
taraftan mutfaktan çıkan duman, bir taraftan o ayak vurmadan çıkan toz,bir
taraftan sofilerin iştiyak ve vecitle canlarıyla oynamaları ortalığı birbirine
katmıştı. Gah el çırparak ayak vuruyorlar,gah secde ederek yeri süpürüyorlardı.
Dünyada tamahsız sofi az bulunur. O sebepten sofi hayli hor, hakirdir. Ancak
Tanrı nuruyla doyan ve dilenme zilletinden kurtulmuş olan sofi, bundan
müstesnadır. Fakat sofilerin binde biri bu çeşit sofilerdendir. Öbürleri de onun
sayesinde yaşarlar. Sema, baştan sona doğru varınca çalgıcı bir Yörük semai
usulünce taganniye başladı.Eşek gitti, eşek gitti”demeye koyuldu. Bu hararetli
usule hepsi uyup, Bu şevkle seher çağına kadar ayak vurup el çırparak Ey oğul,
eşek gitti, eşek gitti” dediler. O, konuk olan sofi de onları taklit ederek
Eşek gitti” diye bağırmaya başlamıştı. O aysuişret, o sema ve safa çağı geçip
sabah olunca hepsi vedalaşıp gitti. Tekke boşaldı,sofi kaldı. Eşyasının tozunu
silkmeye başladı. Nesi var, nesi yoksa hücreden dışarı çıkardı. Eşeğe yükleyip
yola çıkmaya niyetlendi. Alelacele yoldaşlarına yetişip ulaşmak üzere eşeği
getirmek için ahıra gitti, fakat eşeğini bulamadı.hizmetçi suya götürmüştür.
Çünkü dün gece az su içmişti.” Dedi. Hizmetçi gelince sofi, Eşek nerede?”
dedi. Hizmetçisakalını yokla!” diye cevap verdi, kavga başladı. Sofi Ben eşeği
sana vermiştim onu sana ısmarlamıştım.
Yolu yordamlı konuş, delil
getirmeye kalkışma. Sana ısmarladığım eşeğimi getir. Sana verdiğimi senden
isterim. Onu iade et. Peygamber dedi ki. Elinle aldığını geri vermek gerek”
Serkeşlik eder de buna razı olmazsan mahkeme işte şuracıkta, kalk gidelim” dedi.
HizmetçiSofilerin hepsi hücum etti, ben mağlup oldum, yarı canlı bir hale
düştüm. Sen bir ciğer parçasını kedilerin arasına atıyorsun, sonra da onu
aramaya kalkışıyorsun. Yüz açın önüne bir parçacık ekmek atıyor, yüz köpeğin
arasına zavallı bir kediyi bırakıyorsun!” dedi. Sofi dedi ki:Tutalım senden
zulmeden aldılar ve benim gibi yoksul birisinin kanına girdiler. Ya niçin bana
gelip de söylemiyor, biçare, eşeğini götürüyorlar, demiyorsun? Eğer söyleseydin
eşeği kim aldıysa ondan alırdım, yahut da parasını aralarında paylaşırlar, o
paraya razı olurdum. Onlar o vakit buradaydılar. Yüz türlü çare bulunurdu.
Halbuki şimdi her birisi bir tarafa gitti! Kimi tutayım? Kime gideyim? Bu işi
başıma sen açtın, seni kadıya götüreyim de gör! Niçin gelip deEy garip, böyle
bir korkunç zulme uğradın” diye haber vermedin” HizmetçiVallahi kaç kere geldim,
sana bu işleri anlatmak istedim. Fakat sen deoğul, eşek gitti” deyip duruyordun.
Hatta bu nağmeyi hepsinden daha zevkli söylemekteydin. Ben deo da biliyor, bu
işe razı, arif bir adam” deyip geri döndüm” dedi. Sofi Onların hepsi hoş, hoş
söylüyorlardı, ben de onların sözünden zevke geldim. Onları taklit ettim, bu
taklit beni ele verdi. O taklide iki yüz kere lanet olsun! Hele böyle ekmek için
yüzsuyu döken saçma adamları taklide! Onların zevki bana da aksediyor, bu akis
yüzünden gönlüm zevkleniyordu” dedi. Dostlardan gele akis, sen denizden muhtaç
olmaksızın su almaya iktidar kesbedinceye kadar hoştur. İlkönce gelen aksi
taklit bil. Sonradan birbiri üstüne ve biteviye gelirse anla ki hakikidir.
Hakiki akse erişinceye kadar dostlardan ayrılma. Sedefi terk etme, o katra daha
inci olmadı ki. Gözün, akın ve kulağın saf olmasını istiyorsan o tamah
perdelerini yırt. Çünkü sofiyi yoldan çıkaran tamahtır. Yoldan çıkarır da
sofinin hali tebah olur, ziyan içinde kalır. Yemeğe, zevk ve semaa tamah ediş,
hakikate akıl erdirmesine mani olur. Ayna bir şeye tamah etseydi bizim gibi
münafık olur, her şeyi olduğu gibi göstermezdi. Terazinin mala tamahı olsaydı
tarttığını nasıl doğru tartardı? Her peygamber, kavmine açıkçaBen sizden
peygamberlik için ücret istemiyorum. Ben delilim müşteriniz Tanrıdır. Tanrı,
benim tellallığımı iki baştan da verdi. Benim ücretim dosta kavuşmaktır.
Ebubekir kırk bin dinar verdi ama. Onun kırk bini benim ücretim değil ki. Hiç
boncuk, Aden incisine benzer mi?” demiştir. Bir hikaye söyleyeyim, can kulağıyla
dinle de tamah, adamın kulağına nasıl perde oluyor, anla! Kimde tamah varsa dili
tutuk bir hale gelir. Nasıl olur da tamahla göz ve gönül aydınlanır, buna imkan
var mı? Tamahkar adamın gözünün önünde makam ve altın hayali, gözdeki kıl
gibidir. Fakat Hak'la dolu olan sarhoş bundan müstesna. Ona hazineler de versen
yine hürdür. Sevgiliye kavuşma devletine eren kişinin gözünde bu dünya murdar
bir şeyden ibarettir. Fakat bu sarhoşluktan uzak olan sofi, nihayet hırs
yüzünden nursuz, pirsiz bir hale gelir. Hırsa düşkün olan, yüzlerce hikaye
dinler de haris kulağına girmez.
2.CİLT ANA SAYFASI
MESNEVİDEN HİKAYELER ANA SAYFASI
|