|
Mesneviden Hikayeler
MESNEVİ'DEN
HİKAYELER -CİLT 1-
İKİ ŞARABIN FARKI
Bir bakkal vardı, onun bir de dudusu vardı. Yeşil, güzel
sesli ve söyler duduydu. Dükkanda dükkan bekçiliği yapar; bütün alış veriş
edenlere hoş nükteler söyler, latifeler ederdi. İnsanlara hitap ederken insan
gibi konuşurdu, dudu gibi ötmede de mahareti vardı. Efendisi bir gün evine
gitmişti. Dudu, dükkanı gözetliyordu. Ansızın fare tutmak için bir kedi, dükkana
sıçradı. Duducağız can korkusundan, dükkanın baş köşesinden atıldı, bir tarafa
kaçtı; gülyağı şişesini de döktü. Sahibi evden çıkageldi. Tacircesine huzuru
kalple dükkana geçti oturdu. Bir de baktı ki dükkan yağ içinde, elbisesi yağa
bulanmış. Dudunun başına bir vurdu; dudunun dili tutuldu, başı kel oldu. Dudu
birkaç günceğiz sesini kesti, söylemedi. Bakkal nedametten ah etmeye başladı.
Sakalını yolmakta, eyvah, demekteydi; nimet güneşim bulut altına girdi. O zaman
keşke elim kırılsaydı; o güzel sözlünün başına nasıl oldu da vurdum? Kuşu yine
konuşsun diye yoksullara sadakalar vermekteydi. Üç gün üç gece sonra şaşkın ve
meyus, ümitsiz bir halde dükkanda otururken, ve binlerce gussaya, gama eş olup;
bu kuş acaba ne vakit konuşacak; diye düşünüp dururken, Ansızın tas ve leğen
dibi gibi tüysüz kafası ile bir Cevlaki geçiyordu. Dudu hemencecik dile gelip
akıllılar gibi dervişe bağırdı: Ey kel, neden kellere karıştın; yoksa sen de
şişeden gülyağı mı döktün? Onun bu kıyasından halk gülmeye başladı. Çünkü dudu,
hırka sahibini kendisi gibi sanmıştı. Temiz kişilerin işini kendinden kıyas
tutma, gerçi yazıda (aslan manasına gelen) şir, (süt manasına gelen) şire
benzer. Bütün alem bu sebepten yol azıttılar. Tanrı Abdallarından az kişi agah
oldu. Peygamberlerle beraberlik iddia ettiler (biz de onlar gibiyiz dediler);
Velileri de kendileri gibi sandılar. Dediler ki: İşte biz de insanız, onlar da
insan. Bizde uyumaya ve yemeğe bağlıyız, onlar da. Onlar körlüklerinden
aralarında uçsuz bucaksız bir fark olduğunu bilmediler. Her iki çeşit arı, bir
yerden yedi. Fakat bundan zehir hasıl oldu, ondan bal. Her iki çeşit geyik
otladı, su içti. Birinden fışkı zuhur etti, öbüründen halis misk.Her iki kamış
da bir sulaktan su içti. Biri bomboş öbürü şekerle dopdolu. Böyle yüzbinlerce
birbirine benzer şeyler var, aralarında bulunan yetmiş yıllık farkı sen gör! Bu,
yer; ondan pislik çıkar... o, yer; kamilen Tanrı nuru olur. Bu, yer; ondan
tamamı ile hasislik ve haset zuhur eder... o, yer; ondan tamamı ile Tek
Tanrı'nın nuru husule gelir. Bu temiz yerdir, o çorak ve pis yer. Bu temiz
melektir o şeytan ve canavar! Her iki suretin birbirine benzemesi caizdir, acı
su da, tatlı su da berraktır. Zevk sahibinden başka kim anlayabilir? Onu bul!
Tatlı su ile acı suyun farkını işte o anlar. (Zevk sahibi olmayan) sihri, mucize
ile mukayese ederek her ikisinin de esası hiledir sanır. Musa ile savaşan
sihirbazlar, inatlarından ellerine onun asası gibi asa aldılar. Bu asa ile o asa
arasında çok fark var, bu işle o işin arasıda pek büyük bir yol var. Bu işin
ardında Tanrı laneti var, o işe karşılık da vade vefa olarak Tanrı rahmeti var.
Kafirler inatlaşmada maymun tabiatlıdırlar. Tabiat, içte, gönülde bir afettir.
İnsan ne yaparsa maymunda yapar; maymun her zaman insandan gördüğünü yapıp
durur. O, Bende onun gibi yaptım sanır. O inatçı mahluk aradaki farkı nereden
bilecek? Bu emirden dolayı yapar, o, inat ve savaş için. İnatçı kişilerin
başlarına toprak saç! O münafık, muvafıkla beraber, inat ve taklide uyup namaza
durur; niyaz ve tazarru için değil
Müminler; namazda, oruçta, hacda, zekatta münafıkla kazanıp
kaybetmektedirler. Müminler için nihayet kazanç vardır, münafıka da ahirette mat
olma.İkisi de bir oyun başındaysa da birbirlerine nispetle aralarında ne kadar
fark var; biri Merv'li öbürü Rey'li! Her biri kendi makamına gider, her biri
kendi adına uygun olarak yürür. Onu mümin diye çağırırlar, ruhu hoşlanır.
Münafık derlerse sertleşir, ateş kesilir. Onun adı zatı yüzünden sevgilidir.
Bunun adının sevilmemesi, afetleri yüzünden, nifakla sıfatlanmış olan zatından
dolayıdır. Mim, vav, mim ve nun harflerinde bir yücelik yoktur. Mümin sözü ancak
tarif içindir. Ona münafık dersen... o aşağılık ad, içini akrep gibi dağlar. Bu
ad, cehennemden ayrılmış ve kopmuş değilse niçin cehennem tadı var? O kötü adın
çirkinliği harften değildir. O deniz suyunun acılığı kaptan değildir. Harf
kaptır ondaki mana su gibidir. Mana denizi de Ümm-ül-Kitap yanında bulunan,
kendisinde olan zattır. Dünya da acı ve tatlı deniz var. Aralarında bir perde
var ki birbirine taşmaz karışmazlar. Fakat şu var ki bu iki denizin her ikisi de
bir asıldan akar. Bu ikisinden de geç, ta... onun aslına kadar yürü. Kalp
altınla halis altın ayarda belli olur. Kalpla halisi, mehenge vurmadıkça tahmini
olarak bilemezsin. Tanrı kimin ruhuna mehenk korsa ancak o kişi, yakini şüpheden
ayırdedebilir. Diri bir kişinin ağzına bir sıçrayıp girse o adam, onu dışarı
çıkarıp attığı zaman rahatlar. Binlerce lokma arasında ağzına ufacık bir çöp
girdi mi, diri kişinin hissi onu duyar sezer. Dünya hissi, bu cihanın
merdivenidir, din hisside göklerin merdiveni. Bu hissin sağlığını hekimden
isteyiniz, o hissin sağlığını Habib'den (H.Muhammed'den) . Bu hissin sağlığı,
vücut sağlamlığındandır, o hissin sağlığı vücudu harabetmektedir. Can yolu,
mutlaka cismi viran eder, onu yıktıktan sonra da yapar. Ne mutludur ve ne
kutludur o can ki mana aşkıyla evini, barkını, mülkünü, malını bağışlamıştır.
Altın definesi için evi harabetmiştir; fakat o altın definesini elde ettikten
sonra o evi daha mamur bir hale getirmiştir. Suyu kesmiş suyun aktığı yolu
temizlemiş, ondan sonra arka içilecek su akıtılmıştır. Deriyi yarmış,termeni
çıkarmış... ondan sonra orada yepyeni bir deri bitmiştir. Kaleyi yıkıp kafirden
almış, ondan sonra oraya yüzlerce burç ve hendek yapmıştır. Hikmetinden sual
edilmeyen Tanrı''nın işini kim anlayabilir, o işin hakikatine kim erişebilir? Bu
söylediğim sözler, ancak anlatmak için söylenmiş zaruri sözlerdir. Gah böyle
gösterir, gah bunun aksini. Din işinin kühnünü anlamaya imkan yoktur. Ona ancak
hayran olunur. Fakat din işinde hayrete düşen, arkasını ona çevirmiş ondan
haberi olmayan bir hayran değil, sevgiliye dalmış, onun yüzünden sarhoş olmuş,
kendisinden geçmiş bir hayrandır. Birisinin yüzü sevgiliye karşıdır, öbürünün
yüzü yine kendisine doğru. Her ikisinin yüzüne de bak. Her ikisinin yüzünü de
hatırında tut. Hizmet dolayısıyla yüz tanır olman mümkündür. Zira nice insan
suratlı şeytan vardır. Binaenaleyh her ele el vermek layık değildir. Kuş tutan
avcı, kuşu avlamak için ıslık çalar, ötme taklidi yapar. Aşağılık kişi
dervişlerin sözlerini, bir selim kalpli kişiye afsun okumak, onu afsunlamak için
çalar. Erlerin huyu açıklık ve sıcaklıktır. Aşağılıkların işi hile ve
utanmazlıktır. Dilenmek için yünden aslan yaparlar. (yol aslanlarının şekline
bürünür, onlar gibi görünürler), Ebu Museylim'e Ahmet lakabı verirler. Ebu
Müseylim'in lakabı yalancı olarak kaldı, Muhammed'e de akıllar sahibi dendi. O
hak şarabının mührü, şişenin kapağı; halis misktir. Adi şarabın mührü, şişesinin
kapağı ise pis koku ve azaptır.
1.CİLT ANA SAYFASI
MESNEVİDEN HİKAYELER ANA SAYFASI
|