|
Mesneviden Hikayeler
MESNEVİ'DEN
HİKAYELER -CİLT 2-
LA HAVLE
İsa ile bir ahmak yoldaş oldu.
Gözüne yol üstünde ölü kemikleri erişince,Yoldaş ölüleri diriltmek için okuduğun
o yüce adı, bana da öğret de bir iyilikte bulunayım, o adı okuyup kemiklere can
vereyim” dedi. İsa dedi ki : sus Bu senin sözünün harcı değil! Nefesin
yağmurlardan daha arı, duru olması o nefes sahibinin melkelerden daha idrakli
bulunması lazımdır. Adem ömürlerce yandı, yakıldı da arındı; felekler hazinesine
emin oldu. Sende sağ eline bir sopa aldın ama senin elin nerede, Musa'nın eli
nerede” O ahmakBenim sırlara kabiliyetim yoksa o adı bu kemiklere sen oku” dedi.
Bir sofi seyahate çıktı, döne dolaşa bir gece bir tekkeye konuk oldu. Bir
hayvanı, vardı ahıra bağladı. Kendisi dostlarla, sofanın baş köşesine geçip
oturdu. Arkadaşlarıyla murakabeye daldı. Murakabede sevgilinin huzuru, adamın
önünde bir defter haline gelir (Tanrının manevi huzuruna varılır, bütün
hakikatler o huzurda okunur) Sofinin defteri, harflerin yazılmasından meydana
gelen karalama değildir. Ancak kar gibi bembeyaz ve temiz gönüldür. Alimin azığı
ve sermayesi, kalemden meydana gelen eserlerdir. Sofinin azığı ve sermayesi
nedir? Ayak izleri! Sofi; av peşine düşen, ceylanın ayak izlerini görüp onları
izleyen avcıya benzer. Bir müddet ceylanın ayak izleri işe yarar. Ondan sonra
ise esasen ahudaki misk kokusu, yolu gösterir. Bu izlere, bu izlemeye şükreder
de yol alırsa nihayet o adım atma o yol alma yüzünden muradına ulaşır. Misk
kokusunu duyup bir konak yol almak iz,izleyerek yüz konaklık yol almadan yüz
konaklık yolu dönüp dolaşmadan daha iyidir. Ay ışıkların doğusu olan gönül yok
mu? O gönül, ariflere kapıları açılmıştır” sırrıdır. Sana duvardır ama onlara
kapı. Sana taştır ama azizlere inci! Senin aynada açıkça gördüğünü pir, hem de
daha önce bir kerpiç parçasında görür. Pir olanlar o kişilerdir ki bu alem
yokken onların canları, kerem denizinde vardı. Bu tene düşmeden önce nice
ömürler geçirdiler,ekmeden önce meyveler devşirdiler! Nakıştan, suretten evvel
canlandılar,deniz yarılmadan inciler deldiler! Tanrı, alemi ve ademi yaratma
hususunda meleklerle müşavere ederken onların canları, boğazlarına kadar kudret
denizine dalmış bulunuyordu. Melekler,buna mani olmak istedikleri zaman, gizlice
meleklere ıslık çalıyorlar,onlarla alay ediyorlardı. Bu nefsi Küll'ün ayağı
bağlanmadan onlar her yaratılacak şeyin suretini biliyorlardı. Feleklerden önce
Zuhal yıldızını, tanelerden önce Ekmeği görmüşler; Akılsız, gönülsüz fikirlerde
dolmuşlar, askersiz, savaşsız galip gelmişlerdi. O apaçık anlayış,onlara
nispetle düşünüştür. Yoksa haddi zatında, bu sırdan uzakta kalanlara göre
görüşün ta kendisidir. Düşünüş; geçmişe, geleceğe dairdir. Bu ikisinden de
kurtulunca müşkül hal olur Ruh üzümden şarabı,yoktan varı görür” Onlar da
Keyfiyete düşecek olan her şeyi keyfiyetsiz görmüşler,madenden önce sağlamla
kapı fark etmişlerdir. Üzüm yaratılmadan önce şaraplar içmişler, muhabbet
sarhoşu olmuşlardır. Onlar, sıcak temmuz ayında kışı, güneşin ziyasında gölgeyi
görür. Üzümün gönlünde şarabı,tamam yoklukta bütün varlığı müşahede ederler.
Gök, onların işret meclislerinde ancak onların cömertliğiyle bu sırmalı libası
giyer. Onlardan iki dostu bir arada gördün mü bil ki onlar hem birdir, hem altı
yüz bin! Onların sayıları dalgalar gibidir. Onlar rüzgar,zahiren çoğaltır.
Halkın can güneşi, halkın pencerelere benzeyen bedenlerinde mahcup olan kişi
şüphededir.
Çokluk, ruhu Hayvanidedir, Ruhu
insani ise birdir. Hak onlara madem ki nurundan saçtı, Hakkın nuru artık
ayrılmaz . Yoldaş bir müddet usanmayı bırak da o güzelin tek benini sana
anlatayım Onun güzelliği anlatılmaz, iki alem de nedir? Onun yüzündeki benim
aksi! Onun güzel benini anlatmaya başladım mı söz, tenimi yarmak, parçalamak
istiyor. Ben bu harmanda bir karınca gibi memnun geçinip gidiyorum,hatta kendi
cirmimden kendi haddimden fazla yük çekmekteyim O aydınlığın bile hasedettiği
güzel, beni bırakır mı ki söylenmesi lazım ve farz olan sırları söyleyeyim.
Deniz köpüklenir, köpükle örtülür, köpüğü ileri sürer. Sonra da köpüğünü çeker,
açılır, kendisini gösterir. Şimdi dinle, hikayenin içyüzünü anlatmama ne mani
oldu? Dinleyenin gönlü başka bir yere gitti. Hatırına o konuk olan sofinin hali
geldi. Boğazına kadar o sevdaya daldı. Onun için bu sözü bırakıp ona başlamak
hali anlatmak için o hikayeyi söylemek icap ediyor. Fakat ey aziz sofiyi,suret
sofisi sanma! Ne vakte kadar çocuklar gibi cevize,üzüme düşüp kalacaksın? Oğul,
bizim cismimiz cevizle üzümdür. Ersen bu ikisinden de geç! Eğer sen geçmezsen
Tanrının lütfu Tanrının keremi seni dokuz kat gökten geçirir. Şimdi hikayenin
zahirini dinle, fakat taneyi samandan ayır ha! O zevk ve huzur dileyen sofilerin
zikir ve mürakabeleri, vecit ve şevkle sona erince. Konuğa yemek getirdiler.
Konuk o zaman hayvanı hatırladı, Hizmetçiye”Ahıra git, hayvana saman ve arpa ver
”dedi. Hizmetçi dedi ki : la havle... Bu ne fazla söz! Eskiden beri bu işler
benim işim.” Sofi önce arpayı ısla. Çünkü eşek karttır,dişleri sağlam değil”
dedi. HizmetçiLahavle Ey ulu bunu niye söylüyorsun? Bu hizmet usulünü, hep
benden öğrenirler” dedi. Sofi önce semerini indir,sırtına da ilaç koy” dedi.
Hizmetçi Lahavle ey hakim, benim senin gibi yüz binlerce konuğun geldi; Hepsi
de yanımızdan razı olup gittiler. Konuk bizim canımızdır,bizdendir” dedi. Sofi
suyunu ver ama ılık olsun” deyince hizmetçiLahavle. Artık beni utandırıyorsun”
dedi. .Sofi Arpaya az saman karıştır” dedi. HizmetçiLahavle. Bu sözü kısa kes
artık” dedi. Sofi Yerini süpür, taş toprak kalmasın. Islaksa biraz kuru toprak
serp” dedi. Hizmetçi Lahavle a babam, lahavle de Bir işe yolladığın ehil
kişiye az söyle! Dedi. süpür, taş toprak kalmasın. Islaksa biraz kuru toprak
serp” dedi. Hizmetçi Lahavle a babam, lahavle de Bir işe yolladığın ehil
kişiye az söyle! Dedi. Sofi Eşeğin sırtını tımar et” dedi. HizmetçiLahavle.
Baba, artık utan.!” Dedi. Bunu deyip eteğini sıkıca beline doladı. işte
gittim,önce arpa,saman getireyim”dedi. Gitti ama ahır aklına bile gelmedi.
Yalnız sofiyi aldattı. Birkaç hazelenin yanına gitti, Sofinin sözlerine gülmeye
onunla alay etmeye koyuldu. Sofi uzun zaman yolculukta bulunduğundan gözlerini
yumup daldı,rüya görmeye başladı: Eşeği bir kurda sataşmıştı. Kurt, sırtından,
oyluğundan onu paralıyordu Uyanıp Lahavle. Bu ne biçim saçma rüya, Acaba o
şefkatli hizmetçi nerede ki?” dedi. Yine daldı. Bu sefer eşeğini yolda giderken
gah, bir kuyuya, gah bir çukura düşüyor gördü. Türlü , türlü kötü rüyalar
görüyordu. Rüyasında bazen Fatiha suresini, bazan Karia suresini okuyordu.çare
ne ? Dostlar kalkıp gittiler. Bütün kapıları da kapadılar” dedi. Yine O
Hizmetçiceğiz, bizimle tuz ekmek yemedi mi ki ? Ben ona lütuftan başka ne
yaptım, yumuşak sözlerden başka ne söyledim? Aksine o bana neden kinlendi ki?
Her düşmanlığa bir sebep olur. Yoksa aynı cinsten oluş insanı vefakar eder”
diyordu. Sonra tekrarlütuf ve ihsan sahibi adem iblise bir cefada bulundu mu ki?
İnsan yılana, akrebe ne yaptı ki onlar,daima insanı sokmak öldürmek isterler.
Kurdun huyu yırtıcılıktır. Bu
haset de nihayet yaradılışta vardır demekte”, Sonra yineBöyle kötü zanna düşmek
hatadır. Neye kardeşim hakkında böyle bir zanda bulunuyorum?” Diye
söylenmekteydi, Yine dönüp diyordu ki:Bu kötü zanna düşmek de bir tedbire
sarılmaktır. Şüpheye düşmeyen muvaffak olur mu?” Sofi vesvese içindeydi. Eşeğe
gelince öyle bir haldeydi ki düşmanların cezası da, dilerim böyle olsun! Zavallı
eşek; taş toprak içinde,semeri tersine dönmüş, kuskunu kopmuştur. Yol yürümekten
ölmüş, bütün gece yemsiz gah can çekişmekte,gah ölüm haline gelmekteydi. Bütün
gece Yarabbi,arpadan vazgeçtim, bir avuçcağızdan da az saman olsa” diye
sayıklıyordu. Hal diliyle Ey şeyhler,bir merhamet edin,bu ham ve edepsiz
hizmetçinin elinden yandım” diyordu. O eşeğin çektiği eziyeti duyduğu azabı
ancak karada uçan kuş,sele kapılırsa çeker duyar! Nihayet biçare eşek açlık
illetinden o gece seher çağına kadar yan üstü yattı. Gündüz olunca, hizmetçi
gelip hemen semerini düzeltti,sırtına vurdu. Eşekçiler gibi birkaç sopa indirdi.
O köpek hizmetçiden ne umulursa eşeğe onu yaptı. Eşek dayağın,şiddetinden
sıçradı,kalktı. Dili yok ki halini söylesin! Sofi merkebe binip yola düzülünce
merkep,her an yüzüstü düşmeye başladı. Halk,merkep düştükçe onu kaldırmaya
koyuldu. Herkes onu hasta sanıyordu. Birisi kulağını burmakta,öbürü yara var mı
diye damağını yoklamakta, Diğeri nalında taş aramakta, bir diğeri de gözünü
puslu görmekteydi. SofiyeEy Şeyh, bu ne hal? Dün,şükür olsun,bu eşek kuvvetlidir
demiyor muydun?” dediler. Sofi (Geceleyin lahavle” yiyen eşek, ancak böyle
gider. Merkebin azığı geceleyin lahavle” olur,Geceleyin tespih çeker durursa
gündüzün de secde eder) dedi. İnsanların çoğu insan yiyicidir. Onların selam
vermelerine pek emin olma! Hepsinin de gönlü Şeytan evidir. İnsan şeytanının
lafına pek kulak asma! Şeytanının ağzından çıkan Lahavle”'ye kanan kişi,
savaşta o eşek gibi tepesi üstüne düşer. Dünyada Şeytancın şeytanlığına uyan;
dost yüzlü düşmanın hürmetine, hissîne kanarsa. O eşek gibi arıklıktan ve
sersemlikten İslam yolunda, Sırat köprüsünün üstünde tepe taklak gelir. Kötü
dostun işvelerine kulak verme; yeryüzünde tuzak gör,emniyetle yürüme. Yüz
binlerceLahavle” okuyan Şeytana bak; ey adem, iblisi gör,bak nasıl yılanda
gizlenmiş! Dostun postunu yüzmek için kasap gibi sana Ey can, ey sevgili” diye
hitabe der. Bu suretle postunu yüzmek ister. Düşmanların afyonunu tadan kişinin
vay haline! Ağlatıp inleterek kanını dökmek için kasap gibi ayağın baş kor,sana
hitaplarda bulunur. Aslanlar gibi avını kendin avla. Yabancının yaltaklanmasını
da! Aşağılık kişilerin hürmetini, hatır saymasını, o hizmetçinin hürmeti ve
hatır sayması gibi bil. Kimsesizlik, Adam olmayan kişilerin işvesinden iyidir.
İnsanların arazisine ev kurma, kendi işini,gör yabancı kişinin işini değil!
Yabancı kişi kimdir? Senin toprak bedenin. Senin gama, eleme düşmen de onun
yüzündendir. Tene yağlı, ballı şeyleri verdikçe cevherini,hakikatini semirmiş
göremezsin. Teni miskler içine yerleştirsen yine ölüm gününde pis kokusu meydana
çıkar. Miski tene sürme, gönüle sür. Misk nedir? Ululuk sahibi Tanrının adı. O
münafık miski tene sürer de ruhu külhanın ta dibine sokar. Dilin de Tanrı adı
canındaysa imansız düşüncesi yüzünden pis kokular! Onun zikretmesi külhanda
biten yeşilliğe, aptes bozulan yerde yetişen gül ve süsene benzer. O yeşillik
orda ariyettir. O gülün yeri oturulan işret edilen yerdir. Temiz şeyler
temizlere aittir; pislere de pis şeylere... kendine gel! Kin yüzünden yol
azıtanlara kin tutma. Çünkü onların kabirlerini de kin tutanların yanına
kazarlar.
Kinin aslı cehennemdir. Senin
kinin o küllün cüzcüdür, dinin de düşmanı. Mademki sen cehennemin cüzcüsün;
aklını başına al cüzü küllünün yanında karar eder. Ey adı sanı duyulmuş kişi!
Cennetin cüzcüysen zevkin de cennet gibi ebedidir. Acı mutlaka acılara katılır.
Batıl söz nasıl olur da Hakka ulaşır? Kardeş, sen ancak o düşünceden, o ruhtan
ibaretsin. Mütebaki varlığın bakımındansa kemik ve deriden başka bir şey
değilsin. Düşünceden, manevi varlığın gülse, Gül bahçesisin; dikense külhana
layıksın. Gül suyu isen seni başa sürer, koyuna serperler; sidik gibiysen dışarı
atarlar. Koku satanların tabaklarına bak her cinsi kendi cinsinin yanına korlar.
Cinsleri, kendi cinsleriyle karıştırır, bu uygunluktan bir güzellik, bir süs
meydana getirirler. Fakat mercimek,şeker arasına karışırsa onları birer, birer
ayırırlar. Tablalar kırıldı,canlar döküldü de iyiyi, kötüyü birbirine
karıştırdılar. Tanrı, bu taneleri ayırıp tabağa koysunlar diye kitaplar verdi,
peygamberler gönderdi. Peygamberler,gelmeden önce hepsi bir görünmekteydi.
Mümin, kafir, Müslüman, çıfıt. zahiren hepsi birdi. Alemde kalp akçala sağlam
akça bir yürümekteydi. Çünkü ortalık tamimiyle geceydi, biz de gece yolcularına
benziyorduk. Peygamberlerin güneşi doğunca Ey karışık, uzaklaş! Ey saf, beri
gel” dedi. Rengi göz ayırt edebilir; lali, taşı göz bilebilir. İnciyi,
süprüntüyü göz anlar. Onun için çerçöp göze batar. Bu kalpazanlar, gündüze
aşıktır. Çünkü gündüz,kuyumcu ve sarraf,altını fark etsin diye altına aynadır.
Kırmızı yüzle sarı yüzü gündüz gösterdiğinden Tanrı kıyamete gün lakabını taktı.
Hakikatte gündüz, velilerin sırrıdır. Gündüz onların aylarına nispetle gölgelere
benzer. Gündüzü,Tanrı erinin sırrının aksi bilin; gözü örten akşamı da onun ayıp
örtücülüğünün aksi. Tanrı onun için Vedduha” buyurdu. Vedduha”, Mustafa'nın
gönlünün nurudur. Tanrı kuşluk zamanını sevdi derler ya. Bu söz de, kuşluk çağı,
onun aksi olduğundandır. Yoksa fani olan şeye yemin etmek hatadır. Böyle olduğu
halde fani şeyin Tanrının sözüne girmesi layık olur mu? HalilBen fani olanları
sevmem” dedi Halil böyle derse Ulu tanrı nasıl olur da fani şeyi diler, sever?
Velley!” den maksat yine Mustafa'nın ayıp örtücülüğü, toprağa mensup olan
cismidir. Bu kuşluk çağının güneşi o, gökten doğdu da gece gibi olan tene seni
Rabb'in terk etmedi” dedi. Belanın ta kendisiden vuslat meydana geldi;Sana
darılmadı da” sözü de o tatlılıktan zuhur etti. Esasen her söz bir halete
alâmettir. Hal ele benzer, söz de alete. Kuyumcunun aleti, kunduracının elinde
kuma ekilmiş tohuma döner. Çiftçinin yanında kunduracının aleti, köpeğin, önünde
saman,eşeğin önünde kemik gibidir. Enel Hakkı” sözü, Mansur'un ağzında nurdu.
Enallah”Sözü, Firavunun ağzında yalan! Sopa, Musa'nın elinde doğruluğuna şahit
oldu, sihirbazın elindeyse bir şeye yaramadı. İsa, bu yüzden yoldaşına Tek
Tanrının o yüce adını belletmedi. Çünkü bilmez de alete noksan bulur. Taşı,
toprağa vur. Hiç ateş çıkar mı? Elle alet taşla demire benzer. Çift olması gerek
ki ateş çıksın. Çifti olmayan, aleti bulunmayan Tek Tanrıdır. Sayıda şüphe
olabilir, Fakat Tanrıda şüphe yoktur. İki diyenler,üç diyenler daha fazla
diyenler, bir olduğunda mutlaka ittifak ederler. Şaşılık gidince hepsi birleşir;
iki üç diyenler de bir derler. Onun meydanında bir topsan, ona bir diyorsan
durma, çevgehanının etrafında dön dolaş! Top padişahın elinin darbesiyle
oynarsa, kemale ermiş olur. Ey şaşı; bunları can kulağıyla dinle, gözüne kulak
yoluyla ilaç ver! Temiz söz, hakikatten uzak olan gönüllerde karar etmez, nurun
aslına dek gider. Çarpık ayakkabı, nasıl çarpık ayağa uyarsa Şeytanın afsun ve
efsanesi de doğru olmayan gönüllere uyar. Hikmeti istediğin kadar tekrarla. ona
ehil değilsen hikmet, senden ne kadar uzak! İster yaz, beller. İster bahset,
söyle! O, Ey inatçı senden yüzünü çeker, gizlenir; bağlarını koparır, kaçar.
Fakat sen okumasan da hakikat ilmi senin yanıp yakıldığını görürse
elinde,alışmış kuş haline gelir. Tavus kuşu, nasıl köylü evinde olmazsa, hakikat
ilmi de her aceminin malı olmaz.!
2.CİLT ANA SAYFASI
MESNEVİDEN HİKAYELER ANA SAYFASI
|