|
Mesneviden Hikayeler
MESNEVİ'DEN
HİKAYELER -CİLT 2-
NEDEN GECİKTİ?
Bu Mesnevi bir müddet gecikti. Kanın süt olması için bir
zaman lazımdır. Bahtın yeni bir çocuk doğurmadıkça kan, tatlı süt haline gelmez.
Bunu güzelce duy. Hak Ziyası Hüsamettin, göğün yücesinden tekrar dizgin
çevirince yine Mesneviye başlandı. Hakikatler miracına gitmişti, o yüzden onun
baharı olmadığı cihetle koncalar açılmamıştı. Denizden tekrar kıyıya dönünce
Mesnevi şiirinin çengi de düzeldi, çalınmaya başlandı. Ruhların cilası olan
Mesneviye, yeniden recebin on beşinci günü başlandı. Bu alışverişe başlayış
tarihi, (Hicri) 662 tarihiydi. Bir bülbül buradan uçup gitti, dönüp yine geri
geldi. Bu manaları anlamak için doğanlaştı. Bu doğanın konağı, padişahın kolu
olsun; bu kapı, halka ebediyen açık kalsın. Bu kapının afeti, heba şehvettir.
Yoksa burada daima şerbetler içilir durur. Bu ağzı kapa da o alemi gör. O aleme
gözbağı, boğaz ve ağızdır. Ey ağız, sen esasen cehennemin bir alevisin! Ey
cihan, sen zaten bir berzaha benzersin! Baki nur, aşağılık dünyanın ardındadır.
Saf süt, kan nehirlerinin ardındadır. Oraya ihtiyarsız bir attın mı. sütün
karışır, kan haline gelir. Adem peygamber. Nefis zevkine bir adım attı, cennetin
baş köşesinden ayrılma zinciri, boğazına geçti. Melek, Şeytan!dan kaçar gibi
ondan kaçmaya başladı. Bir lokma ekmek için ne kadar gözyaşı döktü. Gerçi cüret
ettiği suç bir kıl kadardı. Fakat o kıl iki gözde bitmişti. Adem, o hususta
meşverette bulunsaydı pişman olup özürler serdetmezdi. Çünkü bir akıl, başka bir
akılla birleşti mi; kötü işe, kötü söze mani olur. Fakat nefis, başka bir
nefisle dost olursa cüzi akıl muattal olur, bir işe yaramaz. Yalnızlıktan
ümitsizliğe düşünce güneş gibi bir sevgilinin gölgesi altına gir. Yürü, tez bir
Tanrı dostu ara. Böyle yaptın mı, Tanrı, senin dostun olur. Halvette oturup
gözünü yuman da bunu yine dosttan öğrenmiştir. Ağyardan halvet etmek gerek,
yardan değil. Kürk, kışın işe yarar, baharın değil.
Akıl başka bir akılla birleşti mi nur artar, yol meydana çıkar. Fakat nefis, bir
başka nefisle sevinir, gülerse karanlık çoğalır, yol gizlenir. Ey avcı, dost
senin gözündür. Onu çerçöpten arı tut. Sakın dil süpürgesiyle ona toz kondurma.
Göze tozu toprağı hediye götürme. Zira mümin, müminin aynası olunca yüzü
buğulanmadan kurtulur. Mahzunluk zamanında dost, can aynasıdır. Aynanın yüzünü
nefesle buğulandırma. Nefesinden buğulanıp yüzünü senden öretmemesi için her
nefeste soluğunu tutman lazım. Topraktan aşağı mısın ki ? Toprak bile sevgiliyi
bulunca bir bahar yüzünden yüz binlerce çiçeğe kavuştu. O yaş ağaç sevgiliyle
buluşunca hoş bir hava yüzünden baştan ayağa açıldı, donandı. Fakat gözün aykırı
bir dost görünce başını, yüzünü yorgana çekti.kötü dostla ünsiyet, belaya
bulaşmaktır. Mademki o geldi, bana uyumak düşer. Uyuyayım da Eshabı Kehif'ten
olayım. O sıkıntıda o minnette mahpus kalmak, Dıkyanus'tan iyi” dedi. Eshabı
kehif'in uyanıklığı,Dıkyanus'a kulluk etmekti. Fakat uykuları; şereflerini,
haysiyetlerini korumuş oldu. Bilgiyle uyumak uyanıklıktır. Vay bilgisizle oturan
uyanık kişiye ! kargalar, güz mevsimi otağlarını kurdular mı, bülbüller gizlenir
ve susarlar. Çünkü gül bahçesi olmayınca, bülbül sükut eder. Güneşin kayboluşu,
uyanıklığı öldürür. Ey güneş ! Sen yeraltını aydınlatmak üzere bu gül bahçesini
terk ediyorsun. Fakat marifet güneşi, bir yerden bir yere gitmez, o güneş
dolunmaz. Onun tanyeri akıl ve candan başka bir yer değildir. Hele işi gücü ;
gündüz olsun gece olsun, alemi aydınlatmak olan o cihanın kemal güneşi hiç
kaybolmaz. İskender'sen gün doğusuna gel. Ondan sonra nereye gidersen nurlusun,
kuvvetlisin! Ondan sonra nereye varsan orası doğu olur; doğrular senin batına
aşık kesilir. Senin yarasa duygun batıya doğru koşmakta, inciler saçan duygun da
doğuya doğru akmakta. Ey atlı ! Duygu yolu, eşeklerin yoludur.
Ey eşeklere karışan, utan! Bu
beş duygudan başka beş duygu daha vardır. O duygular kırmızı altın gibidir,
bunlar bakır gibi. Tanıyışta anlayışta mahareti olanlar, o pazarda nasıl olur da
bakır duyguyu altın duygu gibi alırlar? Bedenlerin duygusu, zulmet gıdası
yemekte, can duygusuysa bir güneşten çerezlenmekte. Ey duygularını derleyip
toplayarak gayp alemine götüren! Musa gibi elini koynundan çıkar. Ey sıfatları
marifet güneşi olan! Bu alem güneşi, bir sıfatla mukayyettir. Halbuki sen gah
güneş olursun gah, deniz. Gah Kafdağı kesilirsin, Gah Anka. Fakat hakikatte sen
ne bu olursun, ne o. Ey vehimlerden uzak, ey ilerden ileri! Ruh ilimle akılla
dosttur. Ruhun Arapça'yla, Türkçe'yle ne işi var? Ey naakşı, sureti olmayan!
Bunca nakışlar, bunca suretlerle, sana hem müşebbih hayran olmuştur, hem
muvahhit! Gah müşebbihi muvahhit yapmakta, gah suretler mu vahidin yolunu
kesmekte. Gah sarhoşlukla sana Ebül Hasen der, gah ey yaşı küçük ey bedeni taze
ve yumuşak güzel diye hitabeder. Bazan da kendi suretini viran eder ve bunu,
sevgiliyi tenzih etmek için yapar. Duygu gözünün mezhehi, İtizaldir. Akıl
gözüyse vuslata kavuşmuştur, Sünni'dir. İtizale uyan, duyguya kapılmıştır. Fakat
sapıklıktan kendini sünni gösterir. Duyguda kalan kişi, Mutezili'dir. Sunni'yim
dese de cahillikten der. Duygudan çıkan kişi Sünni'dir. Gören göz, izi hoş akıl
gözüdür. Hayvan duygusu padişahı görseydi öküzle eşek de tanrıyı görürdü. Sen de
hayvan duygusundan başka, heva ve hevesten dışarı bir duygu olmasaydı. Adem
oğulları; nasıl olurda mükerrem, nasıl olur da hayvanla müşterek duygu ile sırra
mahrem olurlardı? Sen suretten kurtulmadıkça Tanrıya surette sığmaz, yahutb
sığar demen, aslı olmıyan bir sözden ibarettir. Tasvire sığar, yahut sığmaz
bahsi; tamamiyle iç olmuş, suretten kurtulmuş adamın harcıdır. Eğer körsen
teklif yoktur. Değilsen yürü, var; sabır kurtuluşun anahtarıdır. Sabır ilacı,
gözlerin perdesini de yakar, göğüsleri gönülleri de yarıp açar. Gönül aynası saf
ve pak bir hale gelince sudan, topraktan hariç suretler görürsün. Nakşı da
müşahede edersin, nakkaşı da. Devlet yaygısını da, onu döşeyeni de. Sevgilimin
hayali bana Halil gibidir. Sureti put ama manası putları kırmakta. Tanrıya
şükrolsun ki o zahir olunca can onun hayalinden, kendi hayalini gördü. Kapısının
toprağı, gönlümü teşhir etti. Senin toprağına karşı ululananın toprak başına.!
Dedim ki; Eğer güzelsem bu güzelliği onun lütfu olarak kabul ederim. Değilsem
zaten çirkinlikler bile bana güler! Çaresi şu: Kendime bakayım kendime çeki
düzen vereyim. Bakalım, ona layık mıyım, değil miyim? O güzeldir, güzelliği
sever. Taze bir delikanlı, kart bir ihtiyarı nasıl seçer? Temizler, kimlerindir?
Temizlerin. Şu meydandadır: Güzel güzeli sever, güzeli ister. Şunu bil ki güzel
güzeli cezbe der.Temizler,temizler içindir” ayetini oku! Alem de her şey, bir
şey cezbe der. Sıcak sıcağı çeker , soğuk soğuğu. Aslı olmayan, aslı olmayanları
çekmektedir, bakilerde bakilerden sarhoş olmakta. Cehennem ehli olanlar,
cehennem ehli olanları cezbe der. Nura mensup olanlar, ancak nura mensup
olanları ister. Gözünü yumdun mu canın kopuyormuş gibi bir eleme, bir ızdıraba
düşersin. Gözün, gündüzün nurundan ayrılmaya sabrı yoktur. Gözünü yumdun mu
tasalanır, gama, gussaya düşersin. Gözün nuru, gündüzün nurundan ayrılamaz.
Senin tasan, gam ve gussan; hemencecik gündüzün nuruna kavuşmak isteyen göz
nurunun cazibesinden ileri gelir. Gözün açıkken de tasalanırsan bil ki sıkıntı
gönlünün iki gözü de kapalı olduğundandır. Gönül gözü kıyasa sığmaz bir ziya
arayıp durmaktadır. O iki ebedi nurun firkati seni tasalandırmaktadır. Onu koru!
O madem ki beni çağırmakta, ben de kendime bakayım. Onun cazibesine layık mıyım,
yoksa çirkin miyim?
Bir güzel, peşine bir çirkini
takarsa onunla alay ediyor demektir. Acaba yüzümü nasıl göreyim? Ne renkteyim
ki, gündüz gibi miyim gece gibi mi? Diye can suretimi hayli zamandır arayıp
duruyordum. Fakat suretim kimseden görünmüyordu. Nihayet dedim ki ayna neden
icadedilmiş, ne güne yarar? Herkes nedir, kimdir, kendisini bilsin diye değil
mi? Demirden yapılma ayna suretler içindir. Can yüzünün aynasıysa çok pahalı,
çok değerlidir. Can aynası ancak sevgilinin yüzüdür. O sevgilinin yüzü ki, o
diyardan. Dedim ki: Ey gönül sen külli bir ayna ara. Denize git, ırmaktan iş
bitmez! Kul, bu istek yüzünden civarına geldi. Meryem'i hurma fidanına derdi
çekti. Gönlüm gözünü görünce o görmemiş göz yok oldu; gönlüm gözün ta kendisi
kesildi. Seni ebedi olarak külli bir ayna gördüm. Gözün den kendi suretimi
müşahede ettim. Nihayet ben beni buldum, iki gözünde aydın bir yol gördüm, dedim
Vehmin; kendine gel o senin hayalindir. Kendini hayalinden ayırdet dedi. Suretim
gözünden seslendi: Birlikte ben senim sen de bensin. Hayal bu zevali olmayan
aydın gözdeki hakikatlardan nasıl yol bulur da girer? Suretini, benden
başkasının gözlerinden görürsen onu hayal bil, onu reddet! Çünkü benden başkası,
gözüne yokluk sürmesi çekmekte hakikatte yok olan şeylerle gözünü sürmelemekte.
şarabı, Şeytanının tasvirinden tatmaktadır. Onun gözü hayal ve yokluk evidir.
Hulasa o yokları var görür. Benim gözüme ululuk sahibi Tanrının sürmesiyle
sürmelenmiştir. Varlık evidir, hayal evi değil. Gözünde bir tek kıl olsa hayalin
de gevher, yeşim taşı gibi görünür. Hayalinden tamamıyla geçersen o vakit yeşim
taşını ayırdedebilirsin. Ey gevher tanıyan kişi, bir hikaye dinle de meydan da
ve apaçık olan şeyi kıyastan fark et
2.CİLT ANA SAYFASI
MESNEVİDEN HİKAYELER ANA SAYFASI
|