|
Mesneviden Hikayeler
MESNEVİ'DEN
HİKAYELER -CİLT 1-
HZ.ALİ'YE GÖRE BÜYÜK
SAVAŞ
Ali dedi ki: Ben kılıcı Tanrı için vuruyorum. Tanrı kuluyum
ten memuru değil! Tanrı aslanıyım heva heves aslanı değil... İşim, dinime
şahittir. Ben Attığın zaman sen atmadın, Tanrı attı sırrına mazharım. Ben kılıç
gibiyim, vuran o güneştir. Ben; pılımı pırtımı yoldan kaldırdım; Tanrıdan
gayrısını yok bildim. Bir gölgeyim sahibim güneş... Ona hacibim hicap değil.
Kılıç gibi vuslat incileriyle doluyum; savaşta diriltirim, öldürmem. Kılıcımın
gevherini kan örtmez. Rüzgar nasıl olur da bulutumu yerinden teprendirebilir?
Saman çöpü değil; hilim, sabır ve adalet dağıyım. Kasırga dağı kımıldatabilir
mi? Bir rüzgarla yerinden kımıldanıp kopan bir çöpten ibarettir. Çünkü muhalif
esen nice rüzgarlar var! Hışım, şehvet ve hırs rüzgarı, namaz ehli olmayan
kişiyi silip süpürür. Ben dağım; varlığım, onun binasıdır. Hatta saman çöpüne
benzesem bile rüzgarım, onun rüzgarıdır. Benim hareketim, ancak onun
rüzgarıyladır. Askerimin başbuğu, ancak tek Tanrının aşkıdır. Hiddet,
padişahlara bile padişahlık eder, fakat bize köledir. Ben hiddete gem vurmuş,
üstüne binmişimdir. Hilim kılıcım, kızgınlığımın boynunu vurmuştur. Tanrı
hışmıysa bence rahmettir. Tavanım, damım yıkıldı ama nura gark oldum. Toprak
atası ( Ebu Turab) oldumsa da bahçe kesildim. Savaşırken içime bir vesvese, bir
benlik geldi; kılıcı gizlemeyi münasip gördüm. Bu suretle Sevgisi Tanrı içindir
denmesini diledim; ancak Tanrı için birisine düşmanlık etmeli. Cömertliğimin
Tanrı yolunda olmasını, varımı yine Tanrı için sakınmamı istedim. Benim
sakınmamam da ancak Tanrı içindir. Vermem de... Tamamı ile Tanrınınım,
başkasının değil. Tanrı için ne yapıyorsam bu yapışım, taklit değildir; hayale
kapılarak, şüpheye düşerek de değil. Yaptığımı, işlediğimi, ancak görerek
yapıyor, görerek işliyorum. Hüküm çıkarmadan arayıp taramadan kurtuldum. Elimle
Tanrı eteğine yapıştım. Uçarsam uçtuğum yeri görmekteyim, dönersem döndüğüm
yeri. Bir yük taşıyorsam nereye götüreceğimi biliyorum. Ben ayım, önümde güneş,
kılavuzuyum. Halka bundan fazla söylemeye imkan yok; denizin ırmağa sığması
mümkün değildir. Akılların alacağı kadar aşağı mertebeden söylemekteyim. Bu,
ayıp değil, Peygamberin işidir. Garezden hürüm ben; hür olan kişinin şahadetini
duy Kul, köle olanların şahadetleri iki arpa tanesine bil değmez! Şeriatte dava
ve hükümde kulum şahitliğinin kıymeti yoktur. Senin aleyhinde binlerce köle
şahadet etse şeriat onların şahadetlerini bir saman çöpüne bile almaz. Şehvete
kul olan, Tanrı indinde köleden, esir olmuş kullardan beterdir. Çünkü köle bir
sözle sahibinin kulluğundan çıkar,hür olur. Şehvete kul olansa tatlı dirilir,
acı ölür. Şehvet kulu, Tanrı'nın rahmeti, hususi bir lutuf ve nimeti olmadıkça
kulluktan kurtulamaz. Öyle bir kuyuya düşmüştür ki bu kuyu, onun kendi suçudur.
Ona cebir değildir, cevir de değil! Kendisini kendisi, öyle bir kuyuya atmıştır
ki ben o kuyunun dibine varacak ip bulamıyorum. Artık yeter... Eğer bu sözü
uzatırsam ciğer ne oluyor? Mermer bile kan kesilir. Bu ciğerlerin kan olmaması
katılıktan, şaşkınlıktan, dünya ile uğraşmadan ve talihsizliktendir. Bir gün kan
kesilir ama bu kan kesilmesinin o gün faydası yok. Kan kesilme işe yararken kan
kesil! Mademki kulların kölelerin, şahadeti makbul değildir, tam adalet sahibi,
o kişiye derler ki gulyabani kölesi olmasın. Kuran'da peygambere Biz seni şahit
olarak gönderdik denmiştir. Çünkü o, varlıktan hür oğlu hürdür. Ben, mademki
hürüm; hiddet beni nasıl bağlar, kendisine nasıl kul eder? Burada Tanrı
sıfatlarından başka sıfat yoktur, beri gel! Beri gel ki Tanrı'nın ihsanı seni
azat etsin. Çünkü onun rahmeti gazabından üstün ve arıktır. Beri gel ki şimdi
tehlikeden kurtuldun, kaçtın kimya seni cevher haline soktu.
Küfürden ve dikenliğimden kurtuldun, artık Tanrı bahçesinde
bir gül gibi açıl! Ey ulu kişi, sen bensin, ben de senim. Sen Ali'ydin, Ali'yi
nasıl öldürürüm? Öyle bir suç işledin ki her türlü ibadetten iyi bir anda
gökleri bir baştan bir başa aştın. O adamın işlediği suç ne kutlu suç! Gül
yaprakları dikenden bitmez mi? Ömer'in Peygambere kastedişi suçu, onu ta kabul
kapısına kadar çekip götürmedi mi? Firavun; büyücüleri, büyüleri yüzünden
çağırmadı mı? Onlara da bu yüzden ikbal yardım etmedi mi, bu yüzden devlete
erişmediler mi? Onların büyüsü, onların inkarı olmasaydı inatçı Firavun, onları
huzuruna alır mıydı?Onlar da asayı ve mucizeleri nereden göreceklerdi? Ey isyan
eden kavim! Suç, ibadet oldu. Tanrı ümitsizliğin boynunu vurmuştur. Çünkü günah
ve suç ibadet olmuştur. Çünkü Tanrı, şeytanların rahmine suçları ibadete, sevaba
tebdil eder. Bundan dolayı Şeytan, taşlanır; hasedinden çatlar, iki parça olur.
Şeytan bir günah meydana getirmek ve onunla bizi bir kuyuya düşürmek ister. O
günahın ibadet olduğunu gördü mü? işte o an, Şeytan'a yomsuz bir andır. Beri
gel; ben, sana kapı açtım; sen benim yüzüme tükürdün, bense sana armağan sundum.
Cefa edene bile böyle muamelede bulunur, aleyhime ayak atanların ayağına bile bu
çeşit baş korsam, vefa edene ne bağışlarım? Anla! Cennetlerde ebedi mülkler
ihsan ederim Ben öyle bir erim ki kanlıma, katilime bile lutuf şerbetim, kahır
zehri olmadı. Peygamber, hizmetkarımın kulağına, bu başımı boynumdan onun
ayıracağını söyledi. Peygamber, sevgilinin vahyiyle nihayet ölümümün onun eliyle
olacağını haber verdi. O, daima Beni önce öldür de benden bu kötü ve yanlış iş
zuhur etmesin demekte; Ben de Mademki ölümüm senden olacak, ben kaza ve kadere
karşı nasıl hile edebilirim? demekteyim. O, daima önümde yerlere kapanarak Ey
Kerem sahibi, beni tanrı hakkı için ikiye böl, ki bu kötü akıbete uğramayayım.
Bu yüzden canım yanmasın der; Ben de daima Yürü, git. Kader kalemi, bunu yazdı,
yazının mürekkebi de kurudu. Olan oldu. Kader kaleminden nice bayraklar, baş
aşağı olur. Gönlümde, sana hiçbir düşmanlık yok. Çünkü bunu, ben senden
bilmiyorum ki. Sen Tanrı aletisin; yapan, Tanrının eli. Hakkın aletini nasıl
kınayayım, Hakkın aletine nasıl itiraz edeyim? derim O, Öyle ise kısas niçin?
dedi. Ali cevap verdi: O da Hak'tan, o da gizli bir sır. Eğer Tanrı, kendi
yaptığı işe itiraz ederse bu itiraz yüzünden bağlar, bahçeler yeşertir. Kendi
yaptığı işe itiraz, ancak onun karıdır. Çünkü kahırda da tektir, lutufta da. Bu
hadiseler şehrinde bey odur, memleketlerde tedbir onundur, Aletini kırarsa
kırılanı tekrar iyileştirebilir. Ulu kişi, hiçbir ayeti değiştirmedik ki
ardından daha hayırlısını getirmeyelim remzini bil. Tanrı hangi şeriatın hükmünü
kaldırdıysa otu yoldu, yerine gül bitirdi demektir. Gece, gündüz meşguliyetini
giderir, bitirir. Akıl ermeyen şu uykuya bak! Sonra tekrar gündüzün nuruyla gece
ortadan kalkar, bu suretle de o yalımlı ateş yüzünden donukluk, uyku yanar,
gider. O uyku, o duygusuzluk zulmettir ama abıhayat, zulmette değil mi? Akıllar,
o zulmetle tazelenmiyor mu? Hanendenin bestedeki duraklaması sese kuvvet
vermiyor mu? Zıtlar, zıtlardan zuhur etmekte... Tanrı, kalpte ki süveydada daimi
bir nur yarattı. Peygamberin savaşı sulha sebep oldu. Bu ahir zamandaki sulh o
savaş yüzündendir. O gönüller alan sevgili ( Peygamber), alemdekilerin başları
aman bulsun diye yüz binlerce baş kesti. Bahçıvan, fidan yücelsin, meyve versin
diye muzır dalları budar. Sanatını bilen bahçıvan, bahçe ve meyve gelişsin diye
bahçedeki otları yolar. Sevgilinin ağrıdan, hastalıktan kurtulması için hekim,
çürük dişi çekip çıkarır. Noksanlarda nice fazlalıklar var. Şehitlere hayat
yokluktadır. Rızk yiyen boğaz kesildi mi Onlar Rablerinden rızıklanır,
ferahlarlar nimeti hazmedilir. Hayvanın boğazı kesilince insanın boğazı gelişir.
O hayvan, insan vücuduna girer, insan olur, fazileti artar.
İnsanın boğazı kesilirse ne olur, fazileti ne dereceye varır?
Artık agah ol da onu bununla mukayese et. Öyle bir üçüncü boğaz doğar ki o,
Tanrı şerbetiyle, Tanrı nurlarıyla beslenir, gelişir. Kesilen boğaz, bu şerbeti
içer ama La dan kurtulmuş Bela da ölmüş boğaz! Ey kısa parmaklı, himmeti kesik
kişi! Ne vakte dek canının hayatı ekmek olacak? Beyaz ekmek için yüzsuyu
döktüğünden dolayı söğüt ağacı gibi meyven yok! Duygu canı, bu ekmeğe
sabredemiyorsa kimyayı elde et de bakırı altın yap! Elbiseyi yıkamak istiyorsan
bez yıkayanların mahallesinden yüz çevirme! Ekmek orucunu bozduysa kırıkçıya
yapış, yücel! Onun eli, mademki kırıkları sarar, iyileştirir... Şu halde onun
kırması şüphe yok ki yapmaktır. Fakat sen kırarsan der ki: Gel yap bakalım. Elin
ayağın yok ki yapamazsın. Şu halde kırmak, kırığı sarıp iyileştiren adamın
hakkıdır. Dikmeyi bilen yırtmayı da bilir. Neyi satarsa yerine daha iyisini
alır. Evi yıkar, hak ile yeksan eder; fakat bir anda da daha mamur bir hale
getirir. Bir bedenden baş kesti mi yerine derhal yüz binlerce baş izhar eder.
Canilere kısas emretmese, yahut Kısasta hayat var demeseydi, Kimin haddi vardı
ki kendiliğinden, Tanrı hükmüne esir olmuş bir kişiye kılıç vurabilsin! Çünkü
Tanrı, kimin gözünü açmışsa o adam bilir ki katil, takdirin esiridir. O takdir
kimin boynuna geçmişse kendi oğlunun başına bile kılıç vurmuştur. Yürü, kork ve
kötüleri az kına; takdirin hüküm tuzağına karşı aczini bil! Adem Peygamber,
ansızın esasen şaki olan İblise hor baktı. Kendisini beğenip, kendisini ulu
görüp melun şeytanın yaptığı işe güldü. Tanrı gayreti bağırdı: Ey tertemiz adam!
Sen gizli sırları bilmiyorsun. Eğer tanrı kürkü ters giyerse dağı bile ta
kökünden temelinden söker. O zaman, yüzlerce Adem'in perdesini yırtar, yüzlerce
yeni müslüman olmuş suçsuz, günahsız iblis yaratır! Adem Bu hor görüşten tövbe
ettim. Bir daha böyle küstahça düşünceye düşmem dedi. Ey yardım dileyenlerin
yardımcısı, bize hidayet ver. Bilgilerle, zenginlikle öğünmeye imkan yok. Kerem
ederek hidayet ettiğin kalbi azdırma; takdir ettiğin kötülükleri bizden defet;
kötü kazaları üstümüzden esirge; bizi Tanrı'ya razı olan kardeşlerden ayırma!
Senin ayrılığından daha acı bir şey yok... Sana sığınmazsak sen esirgemezsen
işimiz, gücümüz ancak kargaşalıktır. Zaten malımız mülkümüz; malımızın,
mülkümüzün yolunu kesmekte... Zaten cismimizi soyup çırçıplak bırakmakta!
Elimiz, ayağımıza kastettikten sonra artık kim, senin lutfun olmadıkça canını
kurtarabilir ki? Bu pek büyük tehlikelerden canını kurtarsa bile kurtardığı şey
ancak idbar ve tehlike sermayesi kesilir. Çünkü can, canana ulaşmadıkça ebediyen
kördür... ebediyen yaslıdır. Esasen senin inayetin olmazsa can, adeta bir
tutsaktır; seninle diri olmayan canı ölü farz et. Sen kullara darılır,kulları
kınarsan, Ey Tanrı hakkındır, yaparsın. Aya, güneşe kusurlu, nursuz... Servinin
boyuna iki büklüm; Feleğe, arşa hor ve aşağı... madene, denize yoksul dersen,
Kemaline nispetle yaraşır. Çünkü yokluklara kemal verip onlara eriştirme kudreti
ancak senindir. Çünkü sende yokluk ve ihtiyaç yoktur; yokları icat eden, onları
ihtiyaçtan kurtaran sensin. Yetiştiren, yakmayı da bilir; çünkü yırtık söken,
dikmeyi de bilir. Her güz; bağı bahçeyi yakıp yandırmakta. Sonra yeniden
bahçeleri renklere boyayan kırmızı güllere boyayan kırmızı gülleri
yetiştirmektedir. Ey yanıp yakılan, zuhur et, yenilen; tekrar güzelleş, güzel
sesli bir hale gel diye hepsini yeniden yaratır. Nergisin gözü körleşir, o,
tekrar açar... Kamışın boğazını keser, sonra yine kendisi tekrar okşar, ondan
nağmeler çıkarır. Biz mademki masnu'uz, sani değiliz... Şu halde ancak zebunuz,
ancak kanaatkarız. Hepimiz Nefsim, nefsim deyip durmakta, hepimiz yalnız
kendimizi düşünmekteyiz. Sen buna lutufta bulunmazsan şeytanız. Sen bizim
canımızı körlükten kurtardığından, gözümüzü açtığından dolayı Şeytandan
kurtulduk. Kim hayattaysa değnekçisi, yol gösteren sensin. Değneğin, değnekçisi
olmadıkça kör nedir ki, ne yapabilir ki? Senden gayrı hoş olsun, hoş olmasın...
Her şey, insanı yakar, ateşin aynıdır.
Kim ateşe dayanır, ateşe arka verirse hem Mecusidir, hem
zerdüşt! Tanrı'dan başka her şey batıldır, asılsızdır. Tanrının ihsanı, yağmuru
kesilmeyen bir buluttur. Tekrar Ali ve katilinin hikayesine dön; katiline
fazlasıyla gösterdiği kerem ve mürüvveti anlat. Ali dedi ki: Ben düşmanımı
gözümle görmekte, gece gündüz ona bakıp durmaktayım. Böyle olduğu halde hiç
kızmıyorum. Çünkü ölümüm, bana can gibi hoş geliyor; dirilmemle adeta bir.
Ölümsüzlük ölümü bize helal olmuştur; azıksızlık azığı, bize rızk ve nimettir.
Ölümün görünüşü ölüm, iç yüzü diriliktir; ölümün görünüşte sonu yoktur,
hakikatte ise ebediliktir. Çocuğun rahimden, doğması bir göçmedir; fakatta
cihanda ona yeni baştan bir hayat var. Ecele doğru meylimiz, ecele aşkımız
olduğundan Nefislerinizi elinizle tehlikeye atmayın nehyi asıl bizedir. Çünkü
nehiy, tatlı şeyden olur, acı için nehye zaten hacet yok ki. Bir şeyin içi de
acı olur dışı da acı olursa onun acılığı kötülüğü esasen nehiydir. Bana da ölüm
tatlıdır. Onlar ölmemişlerdir, Rablerinin huzurunda diridirler ayeti benim
içindir. Ey inandığım, itimat ettiğim kişiler! Beni kınayın ve öldürün. Şüphe
yok, benim ebedi hayatım öldürülmemdedir. Ey yiğit! Hayatım, mutlaka ölümdedir.
Ne zamana kadar yurdumdan ayrı kalacağım? Bu alemde durmaklığım, ayrılık
olmasaydı (öldüğümüz zaman) Biz, şüphe yok, Tanrı'ya dönenleriz denmezdi. Dönen
kişi; ayrıldığı şehre tekrar gelen kişidir; zamanın ayırışından kurtulup birliğe
erişendir. Seyis tekrar gelerek Ya Ali, beni tez öldür ki o kötü vakti, o fena
zamanı görmeyeyim. Sana helal ediyorum, kanımı dök ki gözüm o kıyameti görmesin
dedi. Dedim ki: Eğer her zerre bir kanlı, bir katil olsa da elinde hançer olarak
senin kastına yürüse. Yine senin bir tek kılını kesemez. Çünkü kader kalemi
böyle yazmıştır; sen beni öldüreceksin. Fakat tasalanma, senin şefaatçin benim.
Ben ruhun eri ve sultanıyım, ten kulu değil! Yanımda bu tenin kıymeti yok; ten
kaydına düşmeyen bir er oğlu erim. Hançer ve kılıç, benim çiçeğim; ölüm
meclisim... bağım, bahçemdir. Tenini bu derece öldürüp ayaklar altına alan kişi,
nasıl olur da beylik ve halifelik hırsına düşer? O, ancak emirlere yol
göstermek, emirliği belletmek için zahiren makam işleriyle ve hükümle uğraşır;
Emirlik makamına yeni bir can vermek, hilafet fidanını meyvelendirmek için bu
işle meşgul olur. Peygamber, Mekke'yi fethe uğraştı diye nasıl olurda dünya
sevgisiyle ittiham edilir? O öyle bir kişiydi ki imtihan günü ( yani Miraç'ta)
yedi göğün hazinesine karşı hem yüzünü yumdu, hem gönlünü kapadı. Onu görmek
için yedi kat gök uçtan uca hurilerle meleklerle dolmuştur. Hepsi kendilerini,
onun için bezemişti, fakat onda sevgiliye aşktan, sevgiliye meyil ve muhabbetten
başka bir heva ve heves nerede ki. O, Tanrı ululuğuyla, Tanrı celaliyle öyle
dolmuştur ki bu dereceye, bu makama Tanrı ehli bile yol bulamaz. Bizim
makamımıza ne bir şeriat sahibi peygamber erişebilir, ne melek, hatta ne de ruh
dedi. Artık düşünün anlayın! Göz Tanrıdan başka bir yere şaşmadı, meyletmedi
sırrına mazharız, karga değiliz; alemi renk ,renk boyayan Tanrı sarhoşuyuz;
bağın bahçenin sarhoşu değil buyurdu! Göklerin, hazinelerin akılları bile
Peygamberin gözüne bir çöp kadar ehemmiyetsiz görünürse. Artık Mekke, Şam ve
ırak ne oluyor ki onlar için savaşsın, onlara iştiyak çeksin! Ancak gönlü kötü
olan, onun işlerini kendi bilgisizliğine, kendi hırsına göre mukayese eden kişi
onun hakkında böyle bir şüpheye düşer. Sarı camdan bakarsan güneşin nurunu
sapsarı görürsün. O gök ve sarı camı kır da eri ve tozu gör! Atlı bir er, atını
koştururken tozu dumana katar, etrafta bir tozdur kalkar. Sen, tozu Tanrı eri
sanırsın. İblis de tozu gördü, Bu toprağın fer'idir. Benim gibi ateş alınlı
birisinden nasıl üstün olur? dedi. Sen azizleri insan gördükçe bil ki bu görüş
İblis'in mirasıdır Be inatçı, İblis'in oğlu olmasan o köpeğin mirası nasıl olur
da sana düşer? Ben köpek değilim, Tanrı aslanıyım. Tanrı aslanı suretten
kurtulandır. Dünya aslanı av ve rızk arar, Tanrı aslanı hürlük ve ölüm! Çünkü
ölümde yüzlerce hayat görür de varlığını pervane gibi yakıp yandırır.
Ölü isteği, doğru kişilerin boyunlarına bir halkadır. Çünkü
bu istek, yahudilere imtihan oldu. Tanrı Kuran'da Yahudiler, doğrulara ölüm;
futuhat, sermaye ve ticarettir. Sermaye ve ticaret isteği var ya; ölümü istemek
ondan daha iyidir. Ey yahudiler; halk içinde namusunuzu korumak istiyorsanız bu
dileği, bu ölüm temennisini dile getirin dedi. Muhammed, bu bayrağı kaldırınca
bir tek yahudi bile bu istekte bulunmaya cüret edemedi. Peygamber Eğer bunu
dillerine getirirlerse dünyada tek bir yahudi bile kalmaz dedi. Bunun üzerine
yahudiler ; Ey din ışığı, bizi rüsvay etme! Diyerek mal ve haraç verdiler. Bu
sözün sonu görünmez. Mademki gözün sevgiliyi gördü, ver elini bana! Emirül
Müminin, o gence dedi ki: Ey yiğit! Savaşırken. Sen benim yüzüme tükürünce
nefsim kabardı, hiddet ettim, huyum harap berbat bir hale geldi. Öyle bir hale
geldim ki o anda savaşımın yarısı Tanrı içindi, yarısı nefsim için. Tanrı işinde
ortaklık yaraşmaz. Sen Tanrı nakışısın: Seni, o, kudret eliyle yarattı, bezedi.
Onunsun, benim değil. Tanrı'nın nakışını yine Tanrı eliyle kır; sevgilinin
camına sevgilinin taşını at! Kafir bu sözü işitti, gönlünde öyle bir nur zuhur
etti ki zünnarını kesti. Ben, cefa tohumunu ekmiştim, seni başka türlü
sanıyordum. Halbuki sen Tanrı huylu bir teraziymişsin, hatta her terazinin oku
senmişsin! Meğer sen benim soyum sopummuşsun; meğer çırağımın, dinimin aydınlığı
senmişsin! Ben o görür göz arayan çırağın kulu, kölesiyim ki senin çırağın da
ondan nurlanmış, aydınlanmıştır... Ben, o nur denizinin kulu, kurbanıyım ki
böyle bir inci izhar eder. Bana kelimei şahadeti söyle, bende söyleyeyim ki seni
zamanın en yücesi gördüm dedi. Onlar beraber akrabasından, kavminden elli kişiye
yakın kimse de aşıkçasına dine yüz tuttular, müslüman oldular. Ali, ilim
kılıcıyla bu kadar boğazı, bu kadar halkı kılıçtan kurtardı. İlim kılıcı, demir
kılıçtan daha keskin, hatta yüzlerce ordudan daha galip, daha üstündür. Yazıklar
olsun ki iki lokmacık yendi de bu yüzden fikir çoşkunluğu dondu, yatıştı. Bir
buğday tanesi, Adem Peygamberin güneşinin tutulmasına... arzın, güneş ile ay
arasına girmesi , dolunayın kararmasına sebep oldu. İşte sana gönlün letafeti!
Bir avuç balçıktan (bir iki lokma ekmekten) ayırmadağın bir hale gelmekte! Ekmek
manevi olursa yenmesinde fayda var. Fakat bildiğimiz ekmeğin faydası yok, kalbi
daraltıyor. Manevi ekmek, yeşil diken gibi... deve yiyince yüz türlü fayda,
yüzlerce lezzet bulmakta. Fakat yeşilliği gitti de kurudu mu, onu çölde deve
yiyince; Damağını avurdunu yırtar, paralar. Yazıklar olsun; öyle yetişmiş gül
kılıç kesildi. Ekmek de manevi oldukça o yeşil dikendi. Fakat şimdi zahiri ekmek
olduğundan kupkuru bir hale geldi, sertleşti. Ey nazlı nazenin varlık (ey
hüsameddin), bundan önce onu yemeğe alışmıştın. O alışkanlıkla bu kuru ekmeği de
alıp yemek istiyorsun ama gayri mana, yerle karıştı; Toprakla karışık, kaskatı,
dili damağı yırtar bir hale geldi. Ey deve, şimdi otu yeme, ondan çekin! Söz,
toprakla pek karışık bir hale geliyor, su bulandı... Kuyunun ağzını kapa ki
Tanrı onu yine saf, yine hoş bir hale getirsin. Onu bulandıran, durultur da.
Maksada sabırla erişilir, aceleyle değil. Sabret, doğrusunu Tanrı daha iyi
bilir.
1.CİLDİN SONU
1.CİLT ANA SAYFASI
MESNEVİDEN HİKAYELER ANA SAYFASI
|