|
Mesneviden Hikayeler
MESNEVİ'DEN
HİKAYELER -CİLT 1-
GÜNDÜZÜ GECELEYİN ARA
Bana gayba iman edenler gerek... Onun için bu fani konağın
penceresini örttüm. Nasıl izhar eder de gökleri yarar, açarım; eğer hakikatleri
meydana korsam, nasıl Bunda bir ayıp, bir noksan gördün mü? diyebilirim? Bu
karanlıkta arayıp taradıkça herkes, yüzünü bir tarafa çevirir; İşler bir zaman
aksine gider; hırsız, polisi dar ağacına sürükler... Böylece bir nice sultan,
bir nice yüce himmetli, bir müddet kendi kuluna kul olur. Kul, efendisinin
huzurunda değilken de kulluğunu korur, itaatten çıkmazsa bu kulluk iyi ve hoş
bir kulluktur. Bu padişahın önünde onu öğen kişi nerede, padişah yokken bile
ondan utanıp çekinen nerede. Memleket ucunda, padişahtan saltanat sayesinden
uzak bir kale dizdarı; Kaleyi düşmanlardan korur, orasını sayısız mal ve para
verse bile satmaz, Padişah orada değilken, hudut boylarında, padişahın
huzurundaymış gibi vefakarlıkta bulunursa; O dizdar; elbette padişahın yanında,
huzurunda bulunan ve can feda eden kişilerden daha değerlidir. Şu halde yarı
zerre miktarı, fakat gaibane emir tutmak; emredicinin huzurunda kulluk etmek ve
emrine uymaktan yüz binlerce defa üstündür. Kulluk ve iman, şimdi makbuldür.
Fakat ölümden sonra her şey meydana çıkınca inanmak, bir işe yaramaz. Hakikatın
kapalı, örtülü olması ve gayba inanmak daha iyi, daha makbul olunca ağzın
kapalı, dudağın yumuk olması elbette iyidir. Kardeş, sözden el çek ki bizzat
Tanrı, sende Ledün ilmini meydana çıkarsın. Güneşin varlığına delil kendisi
yeter. Tanrı'dan daha ulu şahit kimdir? Hayır... söyleyeceğim çünkü Kuran'da
şahadet hususunda hep beraberce Tanrı da anılmıştır, melek de alimler de. Tanrı
da şahadet eder, melekler de, bilgili kişiler de: Şüphe yok ki Rabb, ancak daimi
Tanrı'dır... Hak, şahadet edince melek kim oluyor ki şahadette Tanrı ile
müşterek olsun! Çünkü ziyaya tahammül edemeyen zavallı gözlerle biçare
gönüllerin güneşin nuruna ve güneşe takatleri yoktur. Bu çeşit gözler, böyle
gönüller, yarasaya benzerler. Yarasa güneşin ışığına, güneşin hararetine
tahammül edemez, ümidini keser ( güneşten mahrum kalır) Gökyüzünde cilve eden
güneşe şahadette, melekleri de bize dost, bize eş bil! Biz o tek güneşten
nurlandık, güneşin halifesi gibi zayıfları nurlandık diye şahadet ederler. Her
melek; yeni ay, yahut üç günlük ay, yahut da dolunay gibi kemal, nur ve kudret
sahibidir. O şule; üçer, dörder kanatlı meleklerin her birine, mertebelerine
göre vurmakta, onları nurlandırmaktadır. Meleklerin kanatları insanların akıl
kanatlarına benzer. İnsanların akılları arasında da çok fark vardır. İyilikte
olsun, kötülükte olsun her insana kendisine benzer bir melek arkadaştır. Gözü
tahammül edemediği için çipile, yıldız ışık verir, o da bu suretle yol bulur.
Peygamber Sahabem yıldızlar gibi yola gidenlere ışık, şeytanlara taştır dedi.
Herkes uzaktan görebilseydi gökyüzündeki güneşle nurlanırdı. Ve ey aşağılık
kişi, güneşin nuruna delalet etmek üzere yıldıza ne luzum kalırdı? Ay; buluta,
toprağa ve gölge der ki: Ben de sizin gibi insanım. Ancak bana vahiy geliyor.
Ben de yaratılışta sizin gibi karanlıktım. Fakat vahiy güneşi, bana böyle bir
nur verdi. Güneşlere nispetle biraz karanlığım, fakat insanların karanlıklarına
nispetle nurluyum. Tahammül edebilesin diye nurum zayıf. Çünkü sen parlak
güneşin eri değilsin Balla sirkeden meydana gelen sirkengebin gibi ben de nurlu
zulmetten meydana geldim ve bu suretle kalp hastalığına yol buldum, faydalı
oldum. Hasta adam hastalıktan kurtulunca sirkeyi bırak bal yiye gör. Gönül
tahtı, heva ve hevesten arındı; gönülde Er Rahmanu alel arşisteva sırrı zuhur
etti. Bundan sonra Hak, gönle vasıtasız hükmeder. Çünkü gönül bu rabıtayı buldu.
Bu sözün de sonu yoktur. Zeyd nerede? Ona rüsvay olmak iyi değildir, diyeyim!
Artık Zeyd'i bulamazsın, o kaçtı; kapı yanındaki son saftan fırladı, papuçlarını
bile bıraktı! Sen kim oluyorsun? Zeyd bile, üstüne güneş vurmuş yıldız gibi
kendisini kaybetti, bulamadı! Ondan ne bir nakış bulabilirsin, ne bir nişan...
Hatta ne de saman uğrusu yoluna gidebilmek için bir saman
çöpü! Duygularımızla sonu gelmeyen sözümüz, sultanımızın bilgi nurunda mahvoldu.
(Bu mazhariyete erenlerin) duygularıyla akılları iç alemde Ledeyna Muhdarun
denizinde dalgalanmakta, dalga dalga üstüne, çoşup durmaktadır. Fakat gece
olunca gene teklif ve icazet vakti gelir; gizlenmiş yıldızlar işlerine,
güçlerine koyulurlar. Tanrı akılsızların akıllarını kulaklarında halka halka
küpeler olduğu halde geri verir. Hepsi hamdüsena ederek ayaklarını vurur,
ellerini çırpar, nazlı nazlı Rabbimiz bizi dirilttin bize hayat verdin derler. O
çürümüş deriler, dökülmüş kemikler, yerden tozlar koparan atlılar kesilir;
Kıyamet günü, şükrederek, yahut kafir olarak yokluktan varlığa hamle ederler.
Niçin başını çevirir, görmezlikten gelirsin? Önce yoklukta da böyle baş
çevirmemiş miydin? Beni nerede yerimden tedirgin edecek? Deyip yoklukta da böyle
ayağını diremiştin. Tanrı'nın sun'u; görmüyor musun? Nasıl seni alnındaki
perçemden tutup çekerek: Evvelce hatırı hayalinde olmayan bu çeşit hallere
uğrattı. O yokluk da daima Tanrı'ya kuldur. Ey dev kulluk et. Süleyman diridir!
Dev havuzlar gibi kaseler yapmakta; kudreti yok ki bu işi yapmaktan vazgeçsin,
yahut emredene bir cevap versin! Bir kendine bak, yok olmaktan nasıl titreyip
durmaktasın? Yokluğu da aynen böyle tir,tir titrer bil! Dünya mansıplarını elde
etsen bile yine kaybetme korkusundan canın çıkar. En güzel olan (Güzeller güzeli
) Tanrı'nın aşkından başka ne varsa can çekişmeden ibarettir, hatta şeker yemek
bile! Can çekişme nedir? Ölüme yaklaşmak, abıhayatı elde edememek. Halkın iki
gözü de toprağa ve ölüme saplanmıştır. Abıhayat var mı, yok mu, bunda yüz türlü
şüpheler var. Sen cehdet de bu yüz şüphen de sana düşsün. Geceleyin yürü ,yol
al... Uyudun mu gece gitti gider! O gündüzü geceleyin ara; karanlıkları yakan o
aklı, kendine kılavuz yap! Kötü renkli gecede çok iyilikler vardır. Abıhayat,
karanlıkların eşidir, karanlıktadır. Böyle yüzlerce gaflet tohumunu ekip
durdukça başını uykudan kaldırabilir misiniz? Ölü uyku, ölü lokmaya dost oldu;
efendi uyudu, geceleyin iş gören hırsız da hazırlığa koyuldu. Senin düşmanın
kimlerdir? Bilmiyorsun. Ateşten yaratılanlar, topraktan yaratılmışların
varlığına düşmandır. Ateş suyun ve oğullarının düşmanıdır. Nitekim su da ateşin
canına düşmandır. Suyun ve çocuklarının düşmanı olduğundan su da ateşi öldürür,
söndürür. Bütün bunlardan sonra ( şunu da bil ki) bu ateş, şehvet ateşidir,
günahın suçun aslı ondadır. Dış alemdeki ateşi su söndürür. Fakat şehvet ateşi
kıyamete kadar sürüp gider. Şehvet ateşi, su ile sakin olmaz. Çünkü azap ve elem
bakımından cehennem tabiatlıdır. Şehvet ateşine ne çare var? Din nuru. Müminler
;nurunuz kafirlerin ateşini söndürdü. Bu ateşi ne söndürür? Tanrı nuru. Bu
hususta İbrahim'in nurunu kendine usta yap. Ki öd ağacına benzeyen bu cismin,
Nemrut gibi olan nefis ateşinden kurtulsun! Şehvet ateşi yanmakla eksilip
bitmez. Yanmakla güzelce eksilir, nihayet yok olur. Bir ateşe odun attıkça o
ateş nereden sönecek? Fakat odun atmazsan söner. Çünkü bu çekinme ateşe su
serper. Yüzüne, kalplerin haramdan çekinmesinden kızıllık süren kişinin güzel
yüzü, hiç ateşten kararır mı? Ömer'in zamanında bir yangın oldu. Ateş, taşları
bile kuru ağaç gibi yakmaktaydı. Yapıları, evleri yakmağa, hatta kuşların
kanatlarını ve yuvalarını bile tutuşturmağa başladı. Alevler şehrin yarısını
sardı. Su bile ondan korkmakta, şaşırmaktaydı! Akıllı kişiler, ateşe kovalarla
su ve sirke döküyorlar. Yangın inada gelip alevini artırıyordu. Ona Tanrı yardım
etmekteydi. Halk Ömer'e yüz tuttular, koşa koşa gidip Yangınımız suyla sönmüyor?
dediler. Ömer O yangın, Tanrı alametlerindendir. Sizin hasislik ateşinizden bir
şuledir. Suyu bırakın yoksullara ekmek dağıtın. Eğer bana tabi iseniz hasisliği
terk edin dedi. Halk, Ömer'e Bizim kapılarımız açık. Cömert kişileriz, mürüvvet
ehliyiz, dediler. Ömer dedi ki: Siz, adet olduğu için yoksullara ekmek
verdiniz, Tanrı için eli açık olmadınız. Öğünmek, görünmek, nazlanmak için
cömertlik etmektesiniz; korkudan. Tanrı'dan çekinmeden, ona niyaz etme yüzünden
değil! Mal tohumdur, her çorak yere ekmek; kılıcı her yol vurucunun eline verme!
Din ehlini kin ehlinden ayırt et; Hakla oturanı ara, onunla otur! Herkes, kendi
kavmine ( meşrebine uygun kimselere) cömertlik gösterip mal, mülk verir, Nadan
kişi de bu suretle bir iş yaptım sanır.
1.CİLT ANA SAYFASI
MESNEVİDEN HİKAYELER ANA SAYFASI
|