|
Mesneviden Hikayeler
MESNEVİ'DEN
HİKAYELER -CİLT 1-
VAHYİN IŞIĞI
Osman'dan önce bir katip vardı. Vahyi yazmağa gayret ederdi.
Peygamber, kendisine vahiy edilen ayetleri söyledi mi o, hemen kağıda yazardı.
Vahyin ışığı, katibe vurunca, gönlüne bazı hikmetler doğardı. Peygamber de onun
içine doğanları aynen söylerdi. O herzevekil, bu kadarcık bir şeyden azdı.
Yoldan çıkıp. Tanrıdan nur alan Peygamber, ne söylüyorsa o söylediği şey, benim
gönlümde, o hakikat benim de gönlüme doğmakta dedi. Düşüncesinin ışığı,
Peygambere vurdu, katibin canına Tanrının kahrı gelip çattı. Hem katiplikten
çıktı, hem dinden. Kinlenip Mustafa'ya ve dine düşman oldu. Mustafa Ey inatçı
kafir! Nur, sendense niçin şimdi kapkara kesildin? Eğer Tanrı ırmağının kaynağı
olsaydın böyle bir kara suyun bendini açmaz, akıtmazdın dedi. Şunun, bunun
yanında namusum bir paralık olmasın düşüncesi, ağzını bağladı. Bu yüzden içten
yanıp yakılıyordu. Fakat şaşılacak şey şurası ki tövbe de edemiyordu. Ah
ediyordu, fakat ah etmesi faydasız. Kılıç gelmiş, kelleyi uçurmuştu. Tanrı,
namusu, ar ve hayayı yüz batman ağırlığında bir demir yapmıştır. Nice kişiler,
görünmez bağlarla bağlanıp kalmıştır! Kibir ve kafirlik, o yolu, o kadar
bağlamıştır ki kibir ve küfür sahibi, açıkça ah edemez bile! Tanrı Onların
boyunlarına zincirler vurduk, başlarını yukarı kaldırmışlardır, indiremezler
dedi. Bu zincirler, bizden dışarıda değil. Önlerine, artlarına manalar koyduk,
gözlerini perdeleyip örttük buyurdu. Fakat bu hale uğrayan, önündeki, ardındaki
manaya görmez. O dikilen mananın çetinliği görünmez. Çünkü o kişi, kaza ve
kaderin tesiriyle kurulduğunu bilmez. Senin sevgilin, asıl sevgilinin yüzünü
örtmekte...mürşidin, asıl mürşidin, sözünü dinlemene mani olmaktadır. Nice
kafirler vardır ki din sevdasındadırlar. Fakat namus, kibir, şu bu; onların
manaları, halleridir. Bu, gizli bir bağdır ama demirden beter. Demir bağı, ancak
balta kırar...Demir bağı kırmak, kaldırmak ne de olsa yine mümkündür. Fakat
gayptan bağlanan bağa kimse çare bulamaz. Bir adamı arı sokarsa tabiatı, derhal
o kötülüğü gidermek için uğraşmaya başlar. Bu da arı sokmasıdır ama kendi
varlığından, senden meydana gelmedir. Böyle olunca da gam kuvvetlenir, illet bir
türlü geçmez. İçimden bunu açmak, iyice anlatmak geliyor ama ümitsizlik verir
diye korkuyorum. Hayır , ümitsizlenme, sevin o feryada erişen Tanrı'ya feryat
et! Ey affetmeyi seven Tanrı, bizi affet! Ey eskimiş nasır illetinin bile
hekimi, bizi bağışla! Hikmetin gönlüne aksetmesi o kötüyü yoldan çıkardı. Sen de
kendini görme ki bu görüş senden toz kaldırmasın. Kardeş sana akıp duran hikmet
Tanrı Abdali'ndendir, sana ariyettir. O kendisinde bir nur bulmuştur ama o nur,
padişahların eşiğinden vurmuştur. Şükret, mağrur olma, ululanma, kulak as ve hiç
kendini görme. Yüz binlerce ah ki bu ariyet hal, ümmetleri ümmetlikten
uzaklaştırdı.
Kendisini, her konakta sofra başına varacak sanmayan kişiye
kul olayım. Adamın bir gün evine varabilmesi için bir çok konakları terk etmesi
lazımdır. Demir kıpkırmızı oldu ama hakikatte kızıl değildir ki. Bu kızıllık,
bir ocağın demire verdiği ariyet kızıllıktır. Penceredeki cam, yahut ev;
nurlanırsa, ışık verirse onu parlak sanma , anla ki parlaklık güneştedir. Her
kapı, duvar Ben parlağım, başkasının nuruyla parlamıyorum. Parlayan benim
diyebilir. Fakat güneş Ey ham! Hele ben bir batayım da ne olduğun meydana çıkar
der. Yeşillikler Biz kendimizden yeşerdik, sevinç içindeyiz, gülümseyip
duruyoruz, ta ezelden beri bu yücelik bizde var diyebilirler. Fakat yaz mevsimi,
onlara Ey ümmetler, ben geçeyim de o vakit kendinizi görün der. Vücut
güzellikle öğünür, nazlanır durur. Çünkü ruh, kuvvetini, kolunu kanadını
gizlemiştir. Vücuda der ki: Ey süprüntülük! Sen kim oluyorsun ki? Bir iki gün
benim ışığımla yaşadın: Nazın işven dünyaya sığmıyor? Hele dur, bekle; ben
senden çıkayım da gör. Seni o ziyadesiyle sevenler, mezara tıkarlar;
karıncalara, yılanlara gıda ederler. Çok defalar senin önünde ölüme razı olan
yok mu? İşte o, senin pis kokundan burnunu tıkar! Söz, göz, kulak... Hep ruhun
ışığıdır. Suda coşan pırıldayan, ateşin parıltısıdır. Canın ışığı nasıl tene
vuruyorsa Abdal'ın ışığı da benim canıma vurmakta. Canın canı olan o Abdal'ın
ışığı candan ayak çekti mi...Ten, cansız ne hale gelirse o hale gelir. Şunu bil
ki, Ben kıyamet günü bu sözüme şahit olsun diye yere baş koyuyorum. Yerlerin
şiddetle sarsıldığı kıyamet gününde bu yeryüzü, insanların hallerine şahit olur.
Gizlediği haberleri ap aşikar söyler. Yeryüzü ve dikenler söze gelir. Filozof;
kendi fikrince, kendi zannınca bunu inkar eder. Ona de: Sen var, başını o duvara
vura gör! Gönül ehlinin duyguları; suyun, toprağın, çamurun sözünü duyar durur.
Filozof, Hannane direğinin inlemesini inkar eder. Çünkü velilerin duygularından
haberi yok, onlara yabancı. Der ki: halkta sevdanın aksi, birçok hayaller
yaratır, onlara gösterir Halbuki bu fikir, onun fesat ve küfrünün aksidir. Bu
inkar hayali; ona fikrinden, inanışındaki bozukluktan gelmiştir. Filozof; cini,
şeytanı inkar eder; fakat inkar eder etmez bir cinin, bir şeytanın maskarası
olmuştur. Ey filozof, eğer şeytanı görmedinse kendine bak!( Başını duvara vurup
çürütmüşsün, gömgök olmuş) Deli olmadan alın böyle göğerir mi? Kimin gönlünde
şüphe, vesvese varsa felsefeye inanmıştır, gizli münkirdir. Bazen dine inanır
ama bazı ,bazı da o filozofluk damarı yüzünü kapkara eder. Sakının müminler; o
felsefeye inanış sizde de vardır. Sizde nice sonsuz alimler var. Bütün bu yetmiş
iki din ve şeriat sendedir. Senden zahir olduğu gün eyvah haline! Kimde o aykırı
inanıştan bir yapracık varsa o günün korkusundan yaprak gibi titrer. İblis'e
cine, kendini iyi adam gördüğünden güldün. Fakat can, postunu ters giyer ,
içindekini dışarı verirse din ehlinden ne kadar ahlar vahlar çıkar. Dükkanda
altın gibi görünen madenlerin hepsi güler. Çünkü imtihan taşı gizlidir. Ey
ayıpları örten Tanrı! Perdemizi kaldırma; imtihan zamanında bize yardım et, bizi
kurtar! Geceleyin kalp altın, hakiki altınla yan yanadır. Altın ise gündüzü
bekler. Hal diliyle der ki: Yalancı, hele bir dur. Herkesin meydana çıkacağı
gün bir gelsin! Lanetlenmiş İblis; yüz binlerce yıl Abdal' dandı, müminler
beyiydi. Naz ve istiğnası yönünden Ademle savaştı, kuşluk vakti kokmaya başlayan
pislik gibi rüsvay oldu. Dünya halkı, Baur oğlu Bel'am'a zamanın İsa'sına mağlup
oldukları gibi mağlup ve zebun olmuştu. Ondan başka kimseye secde etmezlerdi.
Afsunu, hastalara şifa verirdi. Kendisini beğendiği, ulu gördüğü için Musa ile
savaştı. Sonra hali, duyduğun gibi oldu. Dünyada yüz binlerce iblis ve Bel'am
vardır ki gizli, açık hep bu hale düşmüşlerdir.
Tanrı, diğerlerine misal olsun diye bu ikisini meşhur etti;
Bu iki hırsızı darağacına çekti, yükseltti. Yoksa kahrına uğramış daha nice
hırsız var! Bu ikisini aşikare kahredip şöhretlendirdi; yoksa onun kahrıyla
ölenler sayılamayacak kadar çok! Nazeninsin, nazlısın, ama haddince Allah aşkına
olsun haddini aşma! Eğer kendinden daha nazenin birisine çatarsan seni yerin
yedi kat dibine sokar. Ad ve Semud kavminin hikayeleri ne için söylenip duruyor?
Peygamberlerin nazik, nazenin olduklarını bilmen için. Yere batma, başlarına taş
yağma, bir sesle canlarının alınışı...Hep bu vakalar, nefs-i natıka sahiplerinin
yücelerini bildirmek içindir. Bütün hayvanları insan için öldür, fakat bütün
insanları da bir akıllı kişi için öldür. ( hiç beis yok!) Akıl dediğin nedir?
Akıl sahibinin akl-ı Küll'ü. Cüzi akıl da akıldır ama pek arıktır. İnsanlardan
kaçan vahşi hayvanların hepsi, ehli hayvanlara nispetle aşağılıktır. Vahşi
hayvanların kanı mübahtır. Çünkü yüce akıldan kaçmaktadırlar. Akılları yoktur.
İnsanın emrine uymuyor diye vahşinin yüceliği bu dereceye düşmüştür. Şu halde ey
garip adam! Aslandan kaçan yaban eşeklere benzedikten sonra senin ne şerefin var
ki? Eşek, işe yaradığı için öldürülmez. Fakat yaban eşeği olursa kanı mübahtır.
Eşeğin kendisini kötülükten koruyan iyiliğe sevk eden bir bilgisi olmadığı halde
Tanrı onu mazur tutmuyor. Ey yüce sevgili! İnsan (akıllı olduğu halde) o
nefesten, ( Peygamberlerin, velilerin sözlerinden)kaçar, vahşileşirse nasıl
mazur olur?Hulasa oklar ve süngüler önünde kafirlerin kanı mübahtır. Çünkü
onlar, işe yaramaktan uzaktırlar. Onların karıları ve çocukları da esir sayılır.
Çünkü akılları yoktur, merdut ve aşağılık kişilerdir. Artık bir akıl, aklın
aklından kaçarsa akıllılar taifesinden hayvanat zümresine geçmiştir.
1.CİLT ANA SAYFASI
MESNEVİDEN HİKAYELER ANA SAYFASI
|