|
Mesneviden Hikayeler
MESNEVİ'DEN
HİKAYELER -CİLT 1-
KILIÇ SAPINI KESEBİLİR
Mİ?
Uzak yerlerden bir merhametli dost, Yusuf-u Sıddıyk'a konuk
oldu. Çocukluktan beri birbirlerini tanırlardı. Eskiden beri aşinalık yastığına
yaslanmışlardı. Konukla, Yusuf'a kardeşlerinin yaptığı cefayı, onların
hasetlerini konuştular. Yusuf o haset ve cefa, zincirdi; biz de aslandık.
Aslanın zincire vurulması ayıp değildir. Bizim Tanrının kaza ve kaderinden
şikayetimiz yok. Aslan, boynunda zincir bulunmakla beraber bütün zincir
yapanlara beydir dedi. Dostu Yusuf'a Zindanda ve kuyuda ne haldeydin? dedi.
Yusuf cevap verdi: Ay, bedir halinden çıkar ve eski ay haline gelir ya... işte
öyle Eski ay görünmez, sonra hilal olur da iki büklüm bir halde görünür. Fakat
sonunda yine gökte bedir haline gelmez mi? İnci tanesini havanda döverler ama
kadri yine yücedir, ya ilaç olarak göze çekilir, yahut macun haline getirilir,
kalp ferahlığı için yenir. Buğdayı toprak altına attılar ama sonradan topraktan
başaklar çıktı. Ondan sonra değirmende öğüttüler, değeri arttı, cana can katan
gıda oldu. Sonra ekmeği bir kere daha diş altında ezdiler; akıllı kişiye akıl ve
idrak oldu. Daha sonra da o can, aşkta mahvoldu da Hak yolunda ekildikten sonra
mahsul verdi, ekincileri hayrete düşürdü. Bu sözün sonu gelmez. Sen, o iyi
adamın Yusuf'a ne dediğini anlatmaya başla. Yusuf, başından geçenleri
anlattıktan sonra Eh...bize ne armağan getirdin, bakalım? dedi. Ey ulu kişi!
Dostları görmeye eli boş gitmek, değirmene buğdaysız gitmeye benzer. Ulu Tanrı
bile mahşer günü, halka Kıyamet günü için armağanın nerede; Bize yapayalnız,
azıksız, adeta sizi yarattığımız gibi geldiniz. Kendinize gelin! Kıyamet günü
için ne hediyeniz var, ne getirdiniz? Yoksa tekrar dönüp geleceğinizi ummuyor
muydunuz, size bugünün vadesi batıl mı göründü ki? Der. Ona konuk olacağımızı
inkar ediyorsan bu mutfaktan ancak toprak ve kül alabilirsin. İnkar etmiyorsan
niçin böyle elin boş. O sevgilinin kapısına böyle nasıl ayak atacaksın? Yemeyi,
uyumayı biraz azalt da onunla görüşmek için bir armağan götür. Geceleri az
uyuyanlardan seher çağlarında istiğfar edenlerden ol. Sen de rahimdeki çocuk
gibi az oyna da sana da nurları gören duygular bağışlasınlar. Rahim gibi olan
dünyadan çıkınca yeryüzünden daha geniş bir sahaya dalacaksın. Tanrı yeri
geniştir derler ya; o geniş yer, bil peygamberlerin gidip daldıkları sahadır. O
geniş sahada gönül daralmaz; yaş ağaç, orada kuru dal haline gelmez. Şimdi
duygular, sen de. Fakat bir gün yorgun, bitkin, baş aşağı bir hale geleceksin.
Uykuda duygularını taşımazsın, duygular seni taşır. Bu yorgunluk, bitkinlik
gider, eziyetten, sıkıntıdan kurtulursun. Sen uyku halini, velilerin uyanıkken
de duygularını taşımamaları halinde bir çeşni bil. Be inatçı; veliler, Eshab'ı
Kehf'dir. Ayakta olsalar da, yürüyüp gezseler de uykudadırlar. Tanrı, onları,
kendilerinin haberi olmadan işletir; sağa sola çevirir. O sağa çevrilme nedir?
İyi iş. Ya sola çevrilme? O da bedene, varlığa ait işler. Bu iki hal de
peygamberlerden, dağdan ses gelir gibi zuhur eder. Onların, her ikisinden de
haberleri yoktur. Dağ, hayır olsun, şer olsun... Senin sesini sana verir,
duyurur. Fakat ikisinden de bihaberdir. Yusuf Hadi, armağanını çıkar deyince
konuk, bu istekten utanıp adeta figan ederek.Sana getirmek için ne kadar armağan
aradıysam hiçbir şeyi beğenmedim, layık görmedim. Bir habbeyi alıp da madene,
bir katrayı alıp da ummana nasıl götürebilirim? Sana gönül ve can bile getirsem
Kirman'a kimyon götürmüş sayılırım. Senin, misli olmayan güzelliğinden başka bir
tohum yoktur ki bu ambarda olmasın. Sana gönül nuru gibi bir ayna getirmeyi
layık gördüm. Ey güneş gibi gökyüzünün ışığı olan güzel! Ona baktıkça kendi
güzel yüzünü görürsün. Gözümün nuru, sana ayna getirdim, ona bakıp yüzünü
gördükçe beni hatırlarsın dedi. Koynundan aynayı çıkarıp sundu. Güzeller,
aynayla meşgul olurlar. Varlığın aynası nedir? Yokluk. Ahmak değilsen yokluğu
ihtiyar et. Varlık, yoklukta görünebilir. Zenginler, yoksula cömertlik
edebilirler. Ekmeğin saf aynası açtır; kav da çakmak taşının aynasıdır. Bir
yerde yokluk ve noksan oldu mu...bu, bütün sanatların güzelliğine aynadır.
Elbise biçilmiş, dikilmiş olursa terzinin mahareti görünebilir mi? Budaklar
yontulmamış olmalı ki marangoz onu yontsun, rendelesin... Ondan asla, yahut
fer'e ait bir şey yapsın. Usta kırıkçı nerede ayağı kırılmış varsa oraya gider.
Hasta ve arık kişi olmazsa tıp sanatının güzelliği nasıl görünür?
Ey ulu kişi! Bakırların bayalığı, aşağılığı olmasa kimya
nasıl olur da zuhur eder? Noksanlar, kemal vasfının aynasıdır. O horluk, yücelik
ve ululuğa aynadır. Çünkü yakinen zıt, zıddı gösterir. Ondan dolayı bal, sirke
ile görünür, (sirkengebin olur Kim, kendi noksanını görüp anlarsa yedeğinde
dokuz at olduğu halde tekemmül yolunda koşar. Kendisini kamil sanan, ululuk
sahibi Tanrının yolunda uçamaz. Ey mağrur ve sapık! Canında kendini kamil
sanmaktan daha beter bir illet olamaz. Senden bu kendini beğenme defoluncaya
kadar gönlünden de çok kan akar, gözünden de! İblis'in illeti Ben, Adem'den
hayırlıyım demesiydi. Bu hastalık, her mahlukta vardır. Bu hastalığa müptela
olan, kendisini hor görse bile sen onu, altında pislik olan saf su bil! İmtihan
kasdıyla onu bir karıştırsan hemen su bulanır, pislik rengini alır. Ey yiğit!
Irmak sana saf ve berrak görünüyor ama senin ırmağının dibinde de pislik var.
Yol bilen anlayışlı pir, Nefs-i küll bağlarına ark kazıcıdır. Irmak, kendisini
nereden temizleyecek? İnsanın bilgisi, Tanrı bilgisiyle fayda verir. Kılıç
sapını kesebilir mi? Yürü, bu yarayı bir cerraha göster. Kimse, yarasının
kötülüğünü görmesin diye her yaranın üstüne sinek düşer. O sinekler; senin
düşüncelerin, mallarındır; yaran da ahvalindeki zulmet! Eğer o yaraya pir merhem
korsa o zaman derdin iyileşir, feryat ve figanın kesilir. Yara sahibi, merhem
konunca sıhhat buldum sanır. Halbuki hakikatte oraya merhemin ışığı vurmuştur.
Kendine gel, ey sırtı yaralı, merhemden baş çekme; iyileşince de kendi kendime
iyileştim deme, sıhhati merhemden bil!
1.CİLT ANA SAYFASI
MESNEVİDEN HİKAYELER ANA SAYFASI
|