|
Mesneviden Hikayeler
MESNEVİ'DEN
HİKAYELER -CİLT 1-
GERÇEK AŞK Ey dostlar! Bu hikayeyi dinleyiniz. Hakikatte o
bizim bu günkü halimizdir Bundan evvelki bir zamanda bir padişah vardı. O hem
dünya, hem din saltanatına malikti. Padişah, bir gün hususi adamları ile av için
hayvana binmiş, giderken ana caddede bir halayık gördü. O halayığın kölesi oldu.
Can kuşu kafeste çırpınmaya başladı. Mal verdi o halayığı satın aldı.Onu alıp
arzusuna nail oldu. Fakat kazara o halayık hastalandı. Birisinin eşeği varmış,
fakat palanı yokmuş. Palanı ele geçirmiş, bu sefer eşeği kurt kapmış. Birisinin
ibriği varmış, fakat suyu elde edememiş. Suyu bulunca da ibrik kırılmış! Padişah
sağdan, soldan hekimler topladı. Dedi ki: İkimizin hayatı da sizin elinizdedir.
Benim hayatım bir şey değil, asıl canımın canı odur. Ben dertliyim, hastayım,
dermanım o .Kim benim canıma derman ederse benim hazinemi, incimi ve mercanımı (
atiye ve ihsanımı) o aldı (demektir). Hepsi birden dediler ki: Canımız feda
edelim. Beraberce düşünüp beraberce tedavi edelim. Bizim her birimiz bir alem
Mesih'idir, elimizde her hastalığa bir ilaç vardır. Kibirlerinden Allah isterse
(inşaallah ) demediler. Allah da onlara insanların acizliğini gösterdi.İnşaallah
sözünü terk ettiklerini söylemeden maksadım, insanların yürek katılığını ve
mağrurluğunu söylemektir. Yoksa arızi bir halet olan inşaallah'ı söylemeyi
unuttuklarını anlatmak değildir. Hey gidi nice inşaallahı diliyle söylemeyen
vardır ki canı inşaallah la eş olmuştur. İlaç ve tedavi nevinden her ne yapıldı
ise hastalık arttı maksat da hasıl olmadı.O halayıkcağız, hastalıktan kıl gibi
olunca padişahın kanlı göz yaşı ırmağa döndü. Kazara sirkengübin safrayı
arttırdı. Badem yağı da kuruluk tesirini göstermeye başladı. Karahelileyle kabız
oldu, ferahlığı gitti; su, neft gibi ateşe yardım etti. Padişah, hekimlerin aciz
kaldıklarını görünce yalınayak mescide koştu.Mescide gidip mihrap tarafına
yöneldi. Secde yeri göz yaşından sırsıklam oldu.Yokluk istiğrakından kendisine
gelince ağzını açtı, hoş bir tarzda medhü senaya başladı: En az bahşişi dünya
mülkü olan Tanrım! Ben ne söyleyeyim? Zaten sen gizlileri bilirsin.Ey daima
dileğimize penah olan Tanrı! Biz bu sefer de yolu yanıldık.Ama sen Ben gerçi
senin gizlediğin şeyleri bilirim. Fakat sen, yine onları meydana dök dedin.
Padişah, ta can evinden coşunca bağışlama denizi de coşmaya başladı.Ağlama
esnasında uykuya daldı. Rüyasında bir pir göründü. Dedi ki: Ey padişah, müjde;
dileklerin kabul oldu. Yarın bir yabancı gelirse o, bizdendir.O gelen hazık
hekimdir. Onu doğru bil, çünkü o emin ve gerçek erenlerdendir.İlacında kati
sihri gör, mizacında da Hak kudretini müşahede et. Vade zamanı gelip gündüz
olunca... güneş doğudan görünüp yıldızları yakınca:Rüyada kendine gösterdikleri
zatı görmek için pencerede bekliyordu.Bir de gördü ki, faziletli, fevkalade
hünerli, bilgili bir kimse, gölge ortasında bir güneş;Uzaktan hilal gibi
erişmekte, yok olduğu halde hayal şeklinde var gibi görünmekte. Ruhumuzda da
hayal, yok gibidir. Sen bütün bir cihanı hayal üzere yürür gör!Onların başları
da, savaşları da hayale müstenittir. Öğünmeleri de, utanmaları da bir hayalden
ötürüdür.Evliyanın tuzağı olan o hayaller, Tanrı bahçelerindeki ay çehrelilerin
akisleridir. Padişahın rüyada gördüğü hayal de o misafir pirin çehresinde
görünüp duruyordu.Padişah bizzat abeyincilerin yerine koştu, o gaipten gelen
konuğun huzuruna vardı.Her ikisi de aşinalık (yüzgeçlik) öğrenmiş bir tek
denizdi, her ikisi de dikilmeksizin birbirine dikilmiş, bağlanmışlardı. Padişah:
Benim asıl sevgilim sensin, o değil. Fakat dünyada iş işten çıkar.Ey aziz, sen
bana Mustafa'sın. Ben de sana Ömer gibiyim. Senin hizmetin uğrunda belime gayret
kemerini bağladım dedi. Tanrı'dan edebe muvaffak olmayı dileyelim. Edebi olmayan
kimse Tanrı'nın lütfundan mahrumdur.Edebi olmayan yalnız kendine kötülük etmiş
olmaz. Belki bütün dünyayı ateşe vermiş olur. Alışverişsiz, dedikodusuz Tanrı
sofrası gökten iniyordu.Musa kavmi içinde birkaç kimse terbiyesizce hanı
sarımsak, mercimek dediler.Ondan sonra gökyüzünün sofrası, ekmeği kesildi; ekme,
bel belleme, orak sallama kaldı.Sonra İsa şefaat edince Hak, yemek sofrası ve
tabaklarla ganimetler gönderdi.Yine küstahlar edebi terk ederek sofradan yemek
artığını aşırdılar. İsa bunlara yalvardı. Bu devamlıdır, yeryüzünden kalkmaz.Bir
ulu kişinin sofrası başında kötü zanna düşmek ve harislik etmek küfürdür dedi.O
rahmet kapısı, hırslarından dolayı bu görmedik dilencilerin yüzlerine
kapandı.Zekat verilmeyince yağmur bulutu gelmez zinadan dolayı da etrafa veba
yayılır.İçine kasavetten, gussadan ne gelirse korkusuzluktan ve küstahlıktan
gelir. Kim dost yolunda pervasızlık ederse erlerin yolunu vurucudur, namert
odur.Edepten dolayı bu felek nura gark olmuştur: Yine edepten dolayı melekler
masum ve tertemiz olmuşlardır.Güneşin tutulması, küstahlık yüzündendir. Bir
melek olan Azazil de yine küstahlık yüzünden kapıdan sürülmüştür. Kollarını açıp
onu kucakladı, aşk gibi gönlüne aldı, canının için çekti.Elini, alnını öpmeğe,
oturdu yeri, geldiği yolu sormaya başladı.Sora sora odanın başköşesine kadar
çekti ve dedi ki: Nihayet sabırla bir define buldum. Ey vuslatı, her sualin
cevabı! Senin yüzünden nişliğin anahtarıdır sözünün manası, Ey vuslatı, her
sualin cevabı! Senin yüzünden müşkül, konuşmaksızın, dedikodusuz hallolur
gider.Sen, gönlümüzde, onların tercümanısın, her ayağı çamura batanın elini
tutan sensin. Ey seçilmiş,ey Tanrı'dan razı olmuş ve Tanrı rızasını kazanmış
kişi, merhaba! Sen kaybolursan hemen kaza gelir, feza daralır.Sen, kavmin
ulususun, sana müştak olmayan, seni arzulamayan bayağılaşmıştır. Bundan
vazgeçmezse...O ağırlama, o hal hatır sorma meclisi geçince o zatın elini tutup
hareme götürdü. Padişah, hastayı ve hastalığını anlatıp sonra onu hastanın
yanına götürdü.Hekim, hastanın yüzünü görüp, nabzını sayıp, idrarını muayene
etti. Hastalığının arazını ve sebeplerini de dinledi. Dedi ki: Öbür hekimlerin
çeşitli tedavileri, tamir değil; büsbütün harap etmişler. Onlar, iç ahvalinden
haberdar değildirler. Körlüklerinden hepsinin aklı dışarıda. Hekim, hastalığı
gördü, gizli şey ona açıldı. Fakat onu gizledi ve sultana söylemedi. Hastalığı
safra ve sevdadan değildi. Her odunun kokusu dumanından meydana çıkar.
İnlemesinden gördü ki, o gönül hastasıdır. Vücudu afiyettedir ama o, gönüle
tutulmuştur. Aşıklık gönül iniltisinden belli olur, hiçbir hastalık gönül
hastalığı gibi değildir. Aşığın hastalığı bütün hastalıklardan ayrıdır. Aşk,
tanrı sırlarının usturlabıdır. Aşıklık ister cihetten olsun, ister bu
cihetten... akıbet bizim için o tarafa kılavuzdur. Aşkı şerh etmek ve anlatmak
için ne söylersem söyliyeyim... asıl aşka gelince o sözlerden mahcup olurum.
Dilin tefsiri gerçi pek aydınlatıcıdır, fakat dile düşmeyen aşk daha aydındır.
Çünkü kalem, yazmada koşup durmaktadır, ama aşk bahsine gelince; çatlar, aciz
kalır. Aşkın şerhinde akıl, çamura saplanmış eşek gibi yattı kaldı. Aşkı ,
aşıklığı yine aşk şerh etti. Güneşin vucuduna delil, yine güneştir. Sana delil
lazım ise güneşten yüz çevirme. Gerçi gölgede güneşin varlığından bir nişan
verir, fakat asıl güneş her an can nuru bahşeyler. Gölge sana gece misali gibi
uyku getirir. Ama güneş doğuverince ay yarılır (nuru görünmez olur). Zaten
cihanda güneş gibi misli bulunmaz bir şey yoktur. Baki olan can güneşi öyle bir
güneştir ki, asla gurub etmez.
Güneş gerçi tektir, fakat onun mislini tasvir etmek
mümkündür. Ama kendisinden esir olan güneş, öyle bir güneştir ki, ona zihinde
de, dışarıda da benzer olamaz. Nerede tasavvurda onun sığacağı bir yer ki misli
tasvir edilebilsin! Şemseddin'in sözü gelince dördüncü kat göğün güneşi başını
çekti, gizlendi. Onun adı anılınca ihsanlarından bir remzi anlatmak vacip
oldu.Can şu anda eteğimi çekiyor. Yusuf'un gömleğinden koku almış! Yıllarca
süren sohbet hakkı için o güzel hallerden tekrar bir hali söyle, anlat. Ki yer,
gök gülsün, sevinsin. Akıl, ruh ve göz de yüz derece daha fazla sevince, neşeye
dalsın (diyor). Beni külfete sokma, çünkü ben şimdi yokluktayım. Zihnim
durakladı onu görmekten acizim. Ayık olmayan kişinin her söylediği söz...
dilerse tefekküre düşsün, dilerse haddinden fazla zarafet satmaya kalkışsın...
yaraşır söz değildir. Eşi bulunmayan o sevgilinin vasfına dair ne söyleyeyim ki
bir damarım bile ayık değil! Bu ayrılığın, bu ciğer kanının şerhini şimdi geç,
başka bir zamana kadar bunu bırak! (Can) dedi ki: Beni doyur, çünkü ben açım.
Çabuk ol çünkü vakit keskin bir kılıçtır. Ey yoldaş, ey arkadaş! Sufi, vakit
oğludur (bulunduğu vaktin iktizasına göre iş görür). Yarın demek yol
şartlarından değildir. Sen yoksa sufi bir er değilmisin? Vara veresiyeden yokluk
gelir. Ona dedim ki: Sevgilinin sırlarını gizli kapaklı geçmek daha hoştur. Sen,
artık hikayelere kulak ver, işi onlardan anla! Dilbere ait sırların, başkalarına
ait sözler içinde söylenmesi daha hoştur. O, Bunu apaçık söyle ki dini açık
olarak anmak, gizli anmaktan iyidir. Perdeyi kaldır ve açıkça söyle ki ben,
güzelle gömlekli olarak yatmam dedi. Dedim ki: O apaçık soyunur, çırılçıplak bir
hale gelirse ne sen kalırsın,ne kucağın kalır, ne belin! İste ama derecesine
göre iste; bir otun bir dağı çekmeye kudreti yoktur. Bu alemi aydınlatan güneş,
bir parçacık yaklaştı mı, her şey yandı gitti! Fitneyi, kargaşalığı ve kan
dökücülüğü araştırma, Şems-ı Tebrizi'den bundan fazla bahsetme. Bunun sonu
yoktur; sen yine hikayeye başla, onu tamamlamana bak. (Hekim) dedi ki: Ey
padişah, evi halvet et, yakını da uzaklaştır.Köşeden , bucaktan kimse kulak
vermesinde ben bu cariyecikten bir şeyler sorayım. Oda boşaltıldı, Hekim ile
hastadan başka kimsecikler kalmadı. Hekim tatlılıkla yumuşak yumuşak dedi ki:
Memleketin neresi? Çünkü her memleket halkının ilacı başka başkadır. O
memlekette akrabandan kimler var? Kime yakınsınız; neye bağlısınız? Elini kızın
nabzına koyup birer birer felekten çektiği cevir ve meşakkati soruyordu. Bir
adamın ayağına diken batınca ayağını dizi üstüne kor. İğne ucu ile diken başını
arar durur, bulamazsa orasını dudağı ile ıslatır. Ayağa batan dikeni bulmak bu
derece müşkül olursa, yüreğe batan diken nicedir? Cevabını sen ver! Her çer çöp
(mesabesinde olan,) gönül dikenini göreydi gamlar, kederler; herkese el
uzatabilir miydi? Bir kişi, eşeğin kuyruğu altına diken kor. Eşek onu oradan
çıkarmasını bilmez, boyuna çifte atar. Zıplar, zıpladıkça da diken daha kuvvetli
batar. Dikeni çıkarmak için akıllı bir adam lazım. Eşek, dikeni çıkarabilmek
için can acısı ile çifte atar durur ve yüz yerini daha yaralar. O diken çıkaran
hekim üstaddı . Halayığın her tarafına elini koyup muayene ediyordu. Halayıktan
hikaye yolu ile dostların ahvalini sormakta idi. Kız, bütün sırlarını hekime
açıkça söylemekte, kendi durağından, efendilerinden, şehrinden ve şehrinin
dışından bahsetmekteydi. Hekim kızın anlatmasına kulak vermekte, nabzına ve
nabzının atmasına dikkat etmekte idi. Nabzı kimin adı anılınca atarsa cihanda
gönlünün istediği odur(diyordu). Memleketinde ki dostlarını saydı, döktü. Ondan
sonra diğer bir memleketi andı. Memleketinden çıkınca en evvel hangi memlekette
bulundun?dedi. Kız bir şehrin adını söyleyip geçti. Fakat yüzünün rengi nabzının
atması başkalaşmadı.Efendileri ve şehirleri birer birer saydı;o yerleri,
yurtları, oralarda geçirdiği zamanları, tuz, ekmek yediği kişileri tekrar tekrar
söyledi.Şehir şehir, ev ev saydı döktü, kızın ne damarı oynadı, ne çehresi
sarardı. Hekim şeker gibi Semerkand şehrini soruncaya kadar kızın nabzı tabii
haldeydi fazla atmıyordu.Semerkand'ı sorunca nabzı attı, çehresi kızardı,
sarardı. Çünkü o, Semerkad'lı bir kuyumcudan ayrılmıştı.O hekim, hastadan bu
sırrı elde edip o dert ve belanın aslına erişince:Onun semti hangi mahallede?
diye sordu. Kız, Köprü başında, Gatfer mahallesinde dedi. Hekim, Hastalığının ne
olduğunu hemen anladım. Seni tedavi hususunda sihirler göstereceğim;Sevin,
ilişik etme, emin ol ki yağmur çimenlere ne yaparsa ben de sana onu
yapacağım;Ben, senin gamını çekmekteyim, sen gam yeme; ben sana yüz babadan daha
şefkatliyim;Aman, sakın ha, bu sırrı kimseye söyleme; padişah senden bunu ne
kadar sorup soruştursa yine sakla;Sırların gönülde gizli kalırsa o muradın
çabucak hasıl olur;dedi.
Peygamber demiştir ki: Her kim sırrını saklar ise çabucak
muradına erişir. Tohum toprak içinde gizlenince, onun gizlenmesi, bahçenin
yeşillenmesi ile neticelenir. Altın ve gümüş gizli olmasalardı... madende nasıl
musaffa olurlar, nasıl altın ve gümüş haline gelirlerdi? O hekimin vaadleri ve
lütufları hastayı korkudan emin etti. Hakiki olan vaadleri gönül kabul eder,
içten gelmeyen vaadler ise insanı ıstıraba sokar. Kerem ehlinin vaadleri akıp
duran, eseri daima görünen hazinedir. Ehil olmayanların, kerem sahibi
bulunmayanların vaadleri ise gönül azabıdır. Ondan sonra hekim, kalkıp padişahın
huzuruna gitti.; padişahı bu meseleden birazcık haberdar etti. Dedi ki: Çare
şundan ibaret: bu derdin iyileşmesi için o adamı getirelim. Kuyumcuyu o uzak
şehirden çağır, onu altınla, elbise ile aldat. Padişah, hekimden bu sözü duyunca
nasihatini, candan gönülden kabul etti. O tarafa ehliyetli, kifayetli, adil bir
iki kişiyi elçi olarak gönderdi. O iki bey, kuyumcuya padişahtan muştucu olarak
Semerkand'e kadar geldiler. Dediler ki: Ey lütuf sahibi üstad, ey marifette
kamil kişi! Öğülmen şehirlere yayılmıştır. İşte filan padişah, kuyumcubaşılık
için seni seçti. Zira (bu işte) pek büyüksün, pek kamilsin. Şimdilik şu
elbiseyi, altın ve gümüşü al da gelince de padişahın havassından ve
nedimlerinden olursun. Adam çok malı, çok parayı görünce gururlandı, şehirden
çoluk çocuktan ayrıldı. Adam neşeli bir halde yola düştü. Haberi yoktu ki
padişah canına kastetmişti. Arap atına binip sevinçle koşturdu, kendi kanının
diyetini elbise sandı. Ey yüzlerce razılıkla sefere düşen ve bizzat kendi ayağı
ile kötü bir kazaya giden. Hayalinde mülk, şeref ve ululuk. Fakat Azrail Git
evet, muradına erişirsin demekte! O garip kişi yoldan gelince, hekim onu
padişahın huzuruna götürdü; Güzellik mumunun başı ucunda yakılması için onu,
padişahın yanına izzet ve ikramla iletti. Padişah onu görünce pek ağırladı,
altın hazinesini ona teslim etti. Sonra hekim dedi ki: Ey büyük sultan o
cariyeciği bu tacire ver ki visali ile iyileşsin, visalinin suyu o ateşi
gidersin. Padişah, o ay yüzlüyü kuyumcuya bahşetti, o iki sohbet müştakını
birbirine çift etti. Altı ay kadar murat alıp murat verdiler. Bu suretle o kız
da tamamen iyileşti. Ondan sonra hekim, kuyumcuya bir şerbet yaptı, kuyumcu
içti, kızın karşısın da erimeye başladı. Hastalık yüzünden kuyumcunun güzelliği
kalmayınca kızın canı, onun derdinden azat oldu, ondan vazgeçti. Kuyumcu,
çirkinleşip hastalanınca kızın gönlüde yavaş yavaş ondan soğudu. Ancak zahiri
güzelliğe ait bulunan aşklar aşk değildir. Onlar nihayet bir ar olur. Keşke
kuyumcu baştan başa ayıp ve ar olsaydı, tamamı ile çirkin bulunsaydı da başına
bu kötü hal gelmeseydi! Kuyumcunun gözünden ırmak gibi kanlar aktı, yüzü canına
düşman kesildi. Tavus kuşunun kanadı, kendisine düşmandır. Nice padişahlar
vardır ki kuvvet ve azametleri helaklerine sebep olmuştur. Kuyumcu,Ben o ahuyum
ki göbeğimin miskinden dolayı bu avcı, benim saf kanımı dökmüştür. Ah ben o
sahra tilkisiyim ki postum için beni tuzağa düşürüp tuttular, başımı kestiler.
Ah ben o filim ki dişimi elde etmek için filci benim kanımı döktü. Beni benden
aşağı birisi için öldüren, kanımı döken; bilmiyor ki benim kanım uyumaz! Bu gün
bana ise yarın onadır. Böyle benim gibi bir adamın kanı nasıl zayi olur? Duvar
gerçi (günün ilk kısmında yere) uzun bir gölge düşürür; fakat o gölge, gölgeyi
meydana getirene avdet eder. Bu cihan dağdır, bizim yaptıklarımız ses. Seslerin
aksi yine bizim semtimize gelir dedi.Kuyumcu bu sözleri söyledi ve hemen toprak
altına gitti. O cariyecik de aşktan ve hastalıktan arındı, tertemiz oldu. Çünkü
ölülerin aşkı ebedi değildir, çükü ölü tekrar bize gelmez. Diri aşk ruhta ve
gözdedir. Her anda goncadan daha taze olur durur. O dirinin aşkını seç ki
bakidir ve canına can katan şaraptan sana sakilik eder. O ‘nun aşkını seç ki
bütün peygamberler, onun aşkı ile kuvvet ve kudret buldular, iş güç sahibi
oldular. Sen Bize o padişahın huzuruna Varmaya izin yoktur deme. Kerim olan
kişilere hiçbir iş güç değildir. O adamın, hekimin eliyle öldürülmesi, ne ümit
içindi ne korkudan dolayı. Tanrının emri ve ilhamı gelmedikçe hekim onu
padişahın hatırı için öldürmedi. Hızır'ın o çocuğun boğazını kesmesindeki sırrı
halkın avam kısmı anlayamaz. Tanrı tarafından vahiy ve cevaba nail olan kişi her
ne buyurursa o buyruk, doğrunun ta kendisidir. Can bağışlayan kişi öldürse de
caizdir. O, naibdir eli tanrı elidir. İsmail gibi onun önüne baş koy. Kılıcının
önünde sevinerek gülerek can ver. Ki Ahmed'in pak canı, Ahad'la ebediyse senin
canında ebede kadar sevinçli ve gülümser bir halde kalsın. Aşıklar, ferah
kadehini, güzellerin elleri ile öldürdükleri vakit içerler. Padişah o kanı
şehvet uğruna dökmedi. Suizanda bulunma münakaşayı bırak. Sen onun hakkında kötü
ve pis iş işledi deyip fena bir zanda bulundun. Su süzülüp durulunca, berrak bir
hale gelince bu berraklıkta bulanıklık ve tortu kalır mı, süzülüş suda tortu
bırakır mı? Bu riyazatlar, bu cefa çekmeler, ocağın posayı gümüşten çıkarması
içindir.İyinin kötünün imtihanı, altının kaynayıp tortusunun üste çıkması
içindir. Eğer işi tanrı ilhamı olmasaydı o, yırtıcı bir köpek olurdu, padişah
olmazdı. Şehvetten de tertemizdi, hırstan da, nefis isteğinden de. Güzel bir iş
yaptı, fakat zahiren kötü görünüyordu. Hızır denizde gemiyi deldi ise de onun bu
delişinde yüzlerce sağlamlık vardı. O kadar nur ve hünerle beraber Musa'nın
vehmi, ondan mahçuptu; artık sen kanatsız uçmaya kalkışma. O, kırmızı güldür,
sen ona kan deme. O, akıl sarhoşudur, sen ona deli adı takma. Onun muradı
Müslüman kanı dökmek olsaydı kafirim, onun adını ağzıma alırsam! Arş kötü
kişinin öğülmesinden titrer; suçlardan ve şüpheli şeylerden korunan kişi de kötü
methedilince, metheden kişi hakkında fena bir zanna düşer. O padişahtı, hem de
çok uyanık bir padişah. Has bir zattı, hem de tanrı hası. Bir kişiyi böyle bir
padişah öldürürse onu, iyi bir bahta eriştirir,en iyi bir makama çeker
yüceltir.Eğer onu kahretmede yine onun için bir fayda görmeseydi; o mutlak lütuf
nasıl olurda kahretmeyi isterdi? Çocuk hacamatcının neşterinden titrer durur,
esirgeyen ana ise onun gamından sevinçlidir. Yarı can alır, yüz can bağışlar.
Senin vehmine gelmeyen o şey yok mu? Onu verir. Sen kendince aklından bir kıyas
yapmaktasın ama çok, pek çok uzaklara düşmüssün; iyice bak!
1.CİLT ANA SAYFASI
MESNEVİDEN HİKAYELER ANA SAYFASI
|