Türkmüsün.Net Portalı - Geçitteki Ülke: Gece Vakti Gündönümü, Türkün Günü mü? Ölümü mü?
   



Mesneviden Hikayeler

MESNEVİ'DEN HİKAYELER -CİLT 6-

PADİŞAHIN ÜÇ OĞLU

Yusuf, o gezintiye babasından izin almadan gitseydi mahşere kadar kuyudan çıkamazdı. Babası, gönlü olsun diye ona izin verdi. Dedi ki: Mademki gönlün gezmeye akmada. Hadi hayra karşı. Hangi kör olursa olsun bir Mesih'ten baş çekerse o çıfıtçasına doğru yoldan kalır. Görse de gözünün ışıklanması mümkündür. Fakat bu çekinmesi yüzünden büsbütün körleşip kaldı. İsa ona gel der, bana sarıl. Ey kör, o yüce sürme bendedir. Körsen bile benim mucizemle aydınlığa ulaşır, can Yusuf'unun gömleğine nail olursun. Sana o sınıklıktan sonra gelen ululukta devlet vardır. O devlet sana yol gösterir. Eli ayağı olmayan devleti terk et a kart eşek, terk et! Pirden başka üstat ve başbuğ olmasın. Fakat yaş bakımından pir değil, doğru yol piri. Karanlığa tapan, pirin emri altına girdi mi aydınlığı görür. Şart teslim olmaktan ibarettir. Uzun işe girişmek değil. Sapıklıkta koşup yelmenin faydası yoktur. Ben bundan böyle esir yolunu aramam. Pir ararım, pir ararım, pir! Göklerin merdiveni pirdir, ok nereden fırlar, havalanır? Yaydan. O ağır gövdeli Nemrut, İbrahim'in yüzünden gerkes kuşiyle beraber göklere sefer etmedi mi? Bir hayli yücelere çıktı ama herkes bu gökten yukarıya çıkamaz ki. İbrahim ona dedi ki: Ey yolcu er, adamın ben olursam, bana uyarsan, bu sana daha iyidir. Yücelere çıkmak için beni merdiven edinirsen uçmaksızın gökyüzüne çıkarsın. Hani gönlün ekmeksiz, azıksız şimşek gibi batıdan da doğuya dek gidişi gibi. Hani gün battıktan sonra insanların duygularının geceleyin uykuda şehirleri gezip tozduğu gibi. Hani arifin oturup durduğu halde gizli bir yoldan yüzlerce aleme gittiği gibi. Böyle gidiş mümkün değilse o ilden gelen bu haberler, kimden geliyor öyleyse? Bu haberlerde bu dosdoğru rivayetlerde yüz binlerce pir ittifak etmiştir. Bu kaynaklarda, öyle zanla kurulmuş bilgilerde olduğu gibi türlü, türlü değil bir tane bile aykırı şey yoktur. O arayış karanlık gecede kıble arayışına benzer. Buysa öyle bir haldir ki gün ortası Kabe de işte orada durup durmada. Kalk ey Nemrut adamları kanat edin. Bu gerkesler, sana merdiven olmaz. Ey zayıf adam, cüzi akıl gerkese benzer, o daima leş yer de öyle uçar. Abdal'ların aklıysa Cebrail'in kanadı gibidir. Mil ,mil yol alır ta sidre gölgesine uçar. ben padişahın doğanıyım. Güzelim izim kurtlu, ben leşe aldırış bile etmem, gerkes değilim ben. Gergesi bırak, senin adamın ben olayım. Benim bir kanadım yüzlerce gerkesten iyidir. Niceye bir körce at koşturup duracaksın? Sanat için de usta gerek kazanç için de. Kendini Çin ülkesinde rezil etme. Bir akıllı er, ara, ondan ayrılma. O zamanın Eflatunu ne derse ona uy. Kendine gel, heva ve hevesi bırak, onun dileğince hareket et. Çin ülkesinde herkes inanarak ve kuvvetle padişahımız, anadan doğmamıştır; onun hiçbir oğlu yoktur. Hatta bir kadını bile kendisine yaklaştırmamıştır der. Padişahlar hakkında oğlu kızı vardır diyen, boynunu keskin kılıca eş etmiştir. Padişahsa madem ki der; bu sözü söyledin karım olduğunu ispat et; kızım olduğunu ispat ettin mi keskin kılıcımdan emin olursun. Yahut da şüphe etme ki senin boynunu keserim. Canından hırkanı çeker çıkarırım! Ey yalan dolu sözler söyleyen sen hiçbir suretle başını kılıçtan kurtaramazsın. Ey bilgisizlikten batıl sözler söyleyip duran! Kesik başlarla dolu olan hendeği gör. Bu gürültü yüzünden dibinden ta ağzına kadar kesik başlarla doludur bu hendek. Bu başların sahipleri hep bu işe giriştiler bu dava yüzünden başlarını verdiler. Kendine gel de ibret gözünü aç, bunları gör, böyle bir davaya girişmeye kalkışma. Kardeş sen bu işe giriştin ama ömrümüzü bize zehir edeceksin. Birisi körlükle ve bilmeden yüzyıl yürürse o aştığı yol, yoldan sayılmaz. Silahsız savaşa gitme. Korkusuzlar gibi tehlikeye atılma.

Kardeşleri bu sözler söylediler ama o sabırsız şehzade dedi ki: Bana bu sözlerden nefret geliyor. Göğüs ateşle dolu bir mangala benziyor. Ekin kemale geldi artık orak zamanı. Gönülde bir sabır vardı, şimdi o da kalmadı. Sabrın yerine aşk gelip oturdu. Aşkın doğduğu gece sabrım öldü. O ölüp gitti. Tanrı sizlere ömür versin. Ey söz dinleyen ben söz söylemeden de geçtim dinlemeden de. Artık soğuk demir dövmeye kalkışma. Hey gidi hey. Ben baş aşağı gelmişim, ayağımı bırak benim. Nerede benim bedenimin cüzlerinde bir akıllı fikir? Ben deveyim gücüm yettikçe yük çekerim. Düştüm mü kesilmem daha yeğ. Kesik başlarla dolu yüzlerce hendek olsa benim derdime karşı ancak bir eğlencedir bu. Artık ben heva ve heves davulunu korkumdan kilim altında çalmayacağım. Ben artık sahraya bayrak dikeceğim ya başımı vereceğim, ya sevgiliyi göreceğim. O şarabı içmeye layık olmayan boğazın kılıçlarla hançerlerle kesilmesi daha iyi. Onun vuslatıyla aydınlanmayan gözün ağarması kör olması daha yeğ. Onun sırrına mahrem olmayan kulağı kökünden kopar. O başta hoş görünmez. O cömertliğe sahip olmayan elin kasap satırıyla kırılması daha hoş. Onun yürüyüşüne can vermeyen, onun nerkis bahçesine canla başla gitmeyen ayak yok mu? O çeşit ayağın bukağıya vurulması daha doğrudur. O çeşit ayak nihayet başa dert olur. Ya bu yolda muradıma erişirim, yahut doğan gibi o yoldan döner yine yurduma gelirim. Belki muradıma erişmem sefere bağlıdır. Seferde bulamaz isem belki de oturduğum yerde bulurum. Sevgiliyi öyle bir arayayım ki onu aramaya lüzum olmadığını bilinceye kadar bu aramadan vazgeçmeyeyim. Zamanenin çevresinde dönüp dolaşmadıkça o beraberlik kulağıma girer mi benim? Uzun ve uzak yerlere düşmeden bu beraberlik sırrını nasıl anlayabilirim? Tanrı kullarıyla beraber olduğunu anlattı, sonra da bu sırrı gönlün aksetsin, bununla kanaat etmesin, bu sırrı araştırsın diye gönülü mühürledi. Gönül seferlere düştü yollar aştı. Ondan sonra gönüldeki mührü açtı. Hesaptaki iki yanlış gibi hani. O iki yanlıştan sonra hesap aydınlanır, doğrulur ya, tıpkı onun gibi. Fakat seferden sonra der ki: bu beraberliği bilseydim hiç onu arar mıydım? İyi ama onu anlamak sefere bağlıdır. O anlayış keskin fikirlerle elde edilmez ki. Hani şeyhin borcunun verilmesi de o çocuğun ağlamasına bağlıydı ya. Helvacı çocuk zarı, zarı ağladı da o ulular şeyhinin borcunu ödediler. Bu manevi hikaye bundan önce “Mesnevi” içinde söylendi. Ondan başka bir yerden tamah etmeyesin iye bir yerden gönlüne bir korkudur düşer. Fakat bu tamaha bir başka fayda verir; o muradın başka bir kimseden meydana gelir. Ey birere sıkıca bağlanan maksadını oradan uman ö yüce ağaçtan meyve elde edeyim diyen! O maksadın oradan olmaz da Tanrı onu başka bir yerden verir. Peki o şeyi sana umduğun taraftan vermeyecekti de neden o tamahı sana verdi? Gönlüne bir hayret gelsin diye bir hikmet bir kudret göstermek için. Ey fayda dileyen! Muradım acaba nereden meydana gelecek diye gönlün hayran olsun diye. Bu suretle kendi aczini bilgisizliğini bilirsin de gayba olan inanın büsbütün fazlalaşır. Gönlüm de menfaat gelecek yerde hayrete düşer. Acaba bu tamahtan bu ümitten ne hasıl olacak dersin. Terzilikten rızık umarsın, sağ oldukça terzilikle geçinir giderim dersin. Derken rızkın kuyumculuktan meydana geliverir. Halbuki o vehmine bile gelmemişti senin. Peki, o rızık oradan meydana gelmeyecekti de terziliğe tamahın nedendi? Tanrı bilgisindeki eşsiz örneksiz bir hikmet yüzündendi. Tanrı onu ezelde öyle yazmıştı. Düşüncen şaşırsın, bütün hünerin, işin gücün hayranlıktan ibaret oldun diye Tanrı bu hikmeti halk etti. Acaba sevgilinin vuslatına bu çalışmasıyla mı ererim.

6.CİLT ANA SAYFASI

MESNEVİDEN HİKAYELER ANA SAYFASI


Türkmüsün.net

Copyright © 2005 Türkmüsün.net    Tüm hakları saklıdır.