Türkmüsün.Net Portalı - Geçitteki Ülke: Gece Vakti Gündönümü, Türkün Günü mü? Ölümü mü?
   



Mesneviden Hikayeler

MESNEVİ'DEN HİKAYELER -CİLT 6-

PADİŞAHIN ÜÇ OĞLU

Çabuk padişahı neşelendir. Padişah gülümsedi ey ulu er dedi, hoşlandım, o kız senin olsun! Ben padişahım benim işim adalettir, lütuftur. Ne yersem cömertliğim, sevgiliyi de onu verir. Tatlı, tatlı içemediğim şeyi nasıl olur da sevgiliye verir, ona azık olarak sunarım? Ben kendi hususi soframda ne yersem kullarıma da onu yediririm. Pişmiş olsun ham olsun. Ne yemek yersem kölelerime onu yedirir, onları o yemekle beslerim. Kürkten atlastan ne giyersem kölelerime onu yedirir, onları yemekle beslerim. Kürkten atlastan ne giyersem kölelerime de onu giydiririm. Onlara köhne elbiseler giydirmem. Hüner sahibi Peygamberden utanırım. O “ Hizmetçinize siz ne giyiyorsanız onu giydirin” dedi. Mustafa evladı olan ümmetine “ Elinizin altındakilere yediğiniz şeyden yedirin” diye vasiyette bulunundu. Başkalarını hoş bir hale getirdin, sabırla çevikleştirdin, sabra teşvik ettin. Şimdi erlik göster de kendini de hoş bir hale getir. Sabır düşüncesine dalan aklını kendine kılavuz et. Sabır kılavuzu sana kanat olursa canın arş ve kürsünün ta yücesine çıkar. Mustafa'ya bak, sabrı Burak edindi de bu Burak onu göklere çekti, çıkardı. Bu sözleri söyleyip derhal yürüdüler. İşte dostum ne olduysa da o vakit odu. Sabrı seçtiler doğrulardan oldular. Ondan sonra Çin şehirlerine doğru yürüdüler. Analarını babalarını bıraktılar ülkelerini terk ettiler. O gizli sevgilinin yolunu tuttular. İbrahim Edhem gibi aşk onları tahtlarından etti. Elsiz ayaksız ve yoksul bir hale düştüler. Yahut sanki bir sarhoş. İbrahim Peygamber gibi kendisine ateşe attı. Yahut da ulu Tanrı'nın sabırlı kulu İsmail kendilerini aşka kurban ettiler, onun hançerine boyun verdiler. Aşk İmriülkays'ı dudakları kurumuş susuz bir halde Arap ülkesinden çekti. Nihayet Tebük'e geldi, orada kerpiç ameleliği yaptı. Padişaha, Arap padişahlarından imriülkays, bu diyara kazanç elde etmeye geldi. Aşka av oldu, kerpiç ameleliği yapıyor dediler. Padişah kalktı, gece vakti onun huzuruna gitti. Dedi ki: Ey güzel yüzlü padişah! Sen zamanın Yusuf'usun. İki ülkede şehiler ve güzellik bakımından bütün yüceliğiyle sana ram oldu. Erler kılıcının yüzünden sana kul oldular; kadınlar bulutsuz bir aya benzeyen yüzüne köle kesildiler. Bizim yanımızda konakla da devlet ve ikbale erişelim. Canımız senin visalinle yüzlerce defa tazelensin. Ben de senin kulunum ülkem ve saltanatım da. Ey bunca saltanata tenezzül etmeyen! Böyle bir hayli hikmetler söyledi. İmriülkays öylece susup duruyordu. Birdenbire sırrının yüzündeki örtüyü kaldırdı. Kulağına eğilip aşk ve derde it ne söylediyse söyledi. Kendi gibi onu da baştan çıkardı. Tebük padişahı da onun elinin tuttu, onunla dost oldu. O da onun gibi tahttan, kemerden bezdi. Bu iki padişah, uzak, uzak ülkelerin yolunu tuttular. Aşk zaten bu suçu bir kere yapmamıştır ki. Aşk büyüklere baldır, çocuklara süt. O her gemiye yüklenen ve geminin ağırlığından fazla olduğu için batmasına sebep olan son yüktür. Bu ikisinden başka daha nice sayısız padişahları aşk saltanatlarından, ülkelerinden etmiştir. Bu üç şehzadenin canı da Çin ülkesinin etrafında kuşlar gibi tane devşirmeye başladı. Ağızlarını açıp sırlarını söylemeye kudretleri yoktu. Çünkü içlerindeki sır, pek mühim ve pek tehlikeli bir sırdı. O anda yüz binlerce baş bir pulaydı. Kızgın aşk okunu yayına koymuş, yayını kurmuştu. Aşkın okunu yayına koymuş, yayını kurmuştu. Aşkın hoşnutluk zamanında kızgın değilken bile her an öyle zalim bir huyu vardı ki. Bu hoşnutluk zamanında kızgınlık değilken bile her an, öyle zalim bir huyu vardır ki. Bu hoşnut olduğu zamanda böyle. Artık kızgın olunca neler yapmaz? Ben ne söyleyeyim? Fakat can yaylası, bu aşkın öldürdüğü, bu aşk kılıcının kestiği aslana feda olsun. Bu çeşit öldürülme binlerce hayattan iyidir. Saltanatlar bile böyle kulluğa kurban olsun! Şehzadeler yüzlerce korkuyla yüzlerce çekinmeyle sırlarını kinaye yollu hafif, hafif birbirlerine söylüyorlardı. Sırlara Tanrı'dan başka mahrem yoktur. Ah'a ancak gökyüzü hemdemdir. Birbirlerine bir şey bildirirken aralarında kendilerine ait ıstılahlar vardı. Alelade halk da bu kuşdilinin bir kısmını bellemiştir de şatafatlar satmışlar, ululuklar etmeye kalkışmışlardır.

Fakat onların sözü kuşların seslerinin suretinden ibarettir. Ham kişi kuşların ahvalinden gafildir. Nerede bir Süleyman ki kuşdilini anlasın. Şeytan da saltanat sürer ama Süleyman değildir ki. Şeytan Süleyman'a benzer tahta oturur, hile bilgisi vardır, fakat “ Biz ona kuşdilini öğrettik” sırrına mazhar değildir ki. Süleyman, Tanrı'dan muştuluklara nail olmuştu da bu yüzden “ Biz ona kuşdili öğrettik” sırrına erişmişti. Sen “ Min Ledün” kuşlarını görmemişsin. Artık o hava kuşlarına bak da onlardan anla. Simurgların yeri, Kaf dağıdır. Her haya1 oraya el atamaz. Ancak o birleşmeyi gören hayal o makamı görür. Gördükten sonra da yine araya ayrılık düşer. Fakat işi tamamıyla kesen ayrılık değildir bu. Bu iş, bu makam her türlü ayrılıktan emindir. Ruha mensup olan o kalıbın baki kalması için güneş bir an kendisini kardan çeker. Sen onlardan kendi canın için bir düzenlik ara. Onların sözlerinden ıstılah çalmaya kalkışma. Zeliha' da çörekotundan öd ağacına kadar her şeyin adını Yusuf takmıştı. Onun adını gizli bir surette yazmış, mahremlerine o sırrı bildirmişti. Mum ateşten yumuşadı dese bu söz, o sevili bize alıştı, sevdalandı demekti. Ay doğdu, bakın dese yahut söğüt ağacı yeşerdi diye bir söz söylese. Yapraklar ne güzel oynamakta çörekotu ne hoş yapıyor. Gül bülbülle sırrını söyledi padişah sevgilisine sır söyledi. Bahtımız ne kutlu yaygıları döşeyin, saka su getirdi güneş doğdu. Dün gece bir tencere kaynattılar içindekiler güzelce pişti, helmelendi. Ekmekler tuzsuz felek aksine dönmede. Başım ağrıyor başımın ağrısı geçti gibi bir şey söylese hep başka şey kastederdi. Birini övse onu över birinden şikayetlense onun ayrılığını anlatmış olurdu. Yüz binlerce ad söylese maksadı, dileği hep Yusuf'tu. Acıkırsa onun adını söylerdi. Tok olursa onunla duyar, onun kadehinden sarhoş olurdu. Susuzluğu onun adıyla geçerdi. Batıni şerbeti onun adıydı. Derdi oldu mu onun yüce adıyla derhal derdi yatışırdı. Hatta kış vakti sevgilisinin adı ona kürk kesilirdi. Sevda aleminde sevgilisinin adı bu işi işler işte. Aşağılık kişiler de her an o temiz adı anar ama bu tesir görülmez çünkü onlarda aşk yoktur. İsa onun adıyla mucizeler yaptı. Ne mucize gördüyse onun adıyla gösterdi. Bir can Hakk'a ulaştı mı onun zikri, bunun zikridir. Bunun zikri onun zikri. Böyle can kendinden boşalır, sevgilisinin aşkıyla dolar. Testide ne varsa dışına o sızar. Gülme vuslat safranının kokusunu verir, ağlama uzaklık soğanının kokusunu. Halbuki bunların her birinin gönlünde yüzlerce murat var. bu aşk ve sevgi mezhebi değildir. Gündüze nasıl güneş lazımsa aşka da sevgili lazım. Güneş o yüze nikap gibidir. Nikapla sevgilinin yüzünü fark edemeyen, güneşe tapar. Ondan el çek. Aşıkın günü de odur, rızkı da. Aşıkın günü de odur, rızkı da. Aşıkın gönlü de odur, gönlünün yanışı da. Balıklara ekmek de sudur su da. Elbise de sudur, ilaç da, uyku da. Aşık çocuğa benzer. Mememden süt emer durur. O iki alemde de sütten başka bir şey bilmez. Fakat şu da var ki çocuk sütü hem bilir, hem bilmez. Bu tarafta tedbirin yeri yoktur. Bu define bildiren kitap, açanı da açılanı da bulsun, define sahibi de defineye de nail olsun diye ruhu hayretlere düşürmüştür. Ruh bu yürüyüşte hayran olmaz. Hayret şöyle dursun defineyi bi bildiren kitabı elde eden ruh deniz kesilir sel ve ırmak değil. Bulduğunu buldu mu kendisi kaybolur. Bir sel gibi denize gark olur gider. Tohum yok oldu da ondan sonra bitti, incir haline geldi. "“Ben de sen ölmeyince altın vermedim ya” sözü budur işte. Büyük kardeşleri dedi ki: Kardeşlerim beklemeden canım ağzıma geldi. artık bir şeye aldırış etmiyorum sabrım kalmadı. Bu sabır beni adeta ateşe attı. Sabretmeden takatim tak oldu. Başıma gelen şey aşıklara ibret kesildi. Ayrılık yüzünden canıma doydum. Ayrılıkta yaşamak münafıklıktır. Ayrılığın derdi, niceye bir beni öldürecek kes başımı da aşk, bana bir baş bağışlasın. Dinim aşkla yaşamaktır. Bu canla bu başla diri kalmak bunlarla yaşamak benim için ayıptır, ardır. Kılıç aşıkın canından tozu toprağı iler süpürür. Çünkü kılıç, suçları kökünden mahveder. Ey güzel ömürlerdir” Hayatım ölümümdendir”diye aşıkının davulunu dövüp durmaktayım. Beden tozu kalktı mı ayım parlar. Can ayım saf bir hava bulur. Can su kuşu olduğunu dava etmede. Artık bela tufanından feryat eder mi hiç? Gemi parçalanmış kaza ne gam? Onun gemisi suya ayak basıvermektir. Canım ve bedenim bu dava ile dirildi. Artık ben bu davadan nasıl vazgeçer, nasıl sukut edebilirim? Rüya görürüm ama uykuda değil. Dava edip duruyorum ama yalancı değilim. Yüz kere kellemi kessen mum gibiyim ben. Daha ziyade aydınlanır, etrafı daha aydınlık bir hale getiririm. Ateş önden arttan bütün harmanı sarsa gece yolcularına ayın harmanı kafidir.

Yusuf'u kardeşlerinin hilesi Yakub peygamberden gizledi. Onu hileyle gizlediler. Fakat gömlek nihayet gammazlıkta bulundu. İki küçük kardeşi büyük kardeşlerine öğütlerde bulundular. Dediler ki. Düşeceğin tehlikelerden bihaber olma. Kendine gel, yaralarımıza tuz ekme. Babayiğitlik taslayıp yahut şüpheye düşüp bu zehri içmeye kalkışma. Her şeyden haberdar olan bir şeyin tedbirine uymadıkça kalb gözün açık olmadığı halde nasıl yol gidebilirsin? Vay o kuşa ki kanadı bitmeden yücelere uçmaya kalkışır da tehlikeye düşer. İnsana kol kanat akıldır. Adamın aklı olmazsa kendisine başka bir aklı kılavuz etmesi gerektir. Ya üstün ol ya üstünlüğü ara. Ya görüş sahibi ol yahut bir görüş sahibi ara. Akıl anahtarı olmaksızın bu kapıyı açmaya kalkışmak beyhudedir doğru değildir açılmaz. Heva ve heves yüzünden bütün bir alemi tuzağa tutulmuş gör. İlaç rengindeki yaralara karmış bil. Yılan ölüm gibi göğsünün üstüne dayanıp ayağa kalkmış ağzına da kuş avlamak için büyük bir yaprak almıştır. Otlar arasında o da bir ot gibi boy vermiştir. Kuş onu bir dal sanır yemek için yaprağın üstüne oturdu mu yılanın ve ölümün ağzına düşer. Bir timsah ağzını açar dişlerinin çevresinde uzun, uzun kurtlar vardır. Yediğinin artığından dişlerinin arasında kalanlar kurtlanır. Dişlerinin çevresinde kurtlar peydahlanır. Kuşcağızlar kurtları o rızkı görüp o tabutu otlak sanırlar. Ağzı ansızın kuşlarla doldu mu derhal nefesini çeker ağzını kapar. Bu ekmeklerle azıklarla dolu olan alemi o timsahın açılmış ağzı bil ey rızık kazanan kurt ve yeme derdine düşüp zaman timsahının hilesinden emin olma. Tilki toprağın altına yayılır toprağın üstünde de hileli tohumlar vardır. Nihayet bir karga gaflette bulunur oraya gelir konar. O hilebaz da derhal onun ayağını yakalıyı verir. Hayvanlar da yüz binlerce hile varken artık hayvanlardan daha üstün olanda ne hileler bulunur? Zeynel-abidin gibi elinde bir Kuran, fakat yeninde kahredici bir hançer! Sana gelerek efendim der. Fakat gönlümde büyülerle hilelerle dolu bir Babil var. öldürücü zehrin görünüşü baldır süttür. Kendine gel de haberdar bir pirin sohbeti olmadıkça yürüme. Heva ve heves lezzetlerinin hepsi hiledir, riyadır. Her lezzet etrafı karanlıklarla çevrilmiş şimşek ışığına benzer. Derhal gelip geçen şimşek nuru, yalan ve geçici bir şeydir. Çevresinde karanlıklar var, yolunsa uzaktır senin. Onun ışığıyla ne bir kitap okuyabilirsin, ne bir konağa at sürebilirsin. Yalnız şimşek ışığına kapıldığının suçu olarak doğu nurları senden yüz çevirir. Kılavuz olmadıkça şimşek ışığı seni geceleyin mil, mil karanlık bir çukura çeker. Gah, dağa düşersin, gah dereye. Gah bu yana düşersin, gah o yana. Ey mevki arayan, zaten kılavuzu görmezsin. Hatta görsen bile ondan yüz çevirirsin. Ben bu yolda altmış mil yol yürüdüğüm halde bu kılavuz hala bana sapık diyor. Bu şaşılacak adamın sözüne kulak asarsam yola yeni baştan başlamam lazım. Halbuki ben bu yolda ömrümü harc ettim. Ne olursa olsun artık git oradan dersin. Evet yol yürüdüm ama şimşeğe benzeyen zannınca. O aştığın yolun onda birini doğuya benzeyen vahyin izine uy da yürü. “ Zan, doğruyu bilmez” ayetini okuduğun halde öyle bir şimşeğe uydun da doğudan kaldın ha. A köhne adam, ya bizim gemimize gir, yahut o gemiyi bizim gemiye bağla. Fakat bu söz söylenince duyan der ki: bu ululuğu nasıl bırakayım, kör gibi sana uyup nasıl gideyim? Körün kılavuzla gitmesi elbette daha iyidir. Çünkü bundan insana bir ayıp gelirse, öbüründen yüz ayıp gelir. Pireden adeta akrebe kaçmada, bir ıslaklıktan kaçıp denize dalmadasın sen babanın cefalarından kaçıp oğlancıların, kötülüklerin, pisliklerin arasına kaçıyorsun. Yusuf gibi bir iç sıkıntısı yüzünden gezelim, oynayalım deyip gidiyor, bir kuyuya düşüyorsun. Bu gezinti yüzünden onun gibi kuyuya düşüyorsun ama nerede onun gibi sana yar olacak Tanrı inayeti?

Sonraki Sayfaya Devam

6.CİLT ANA SAYFASI

MESNEVİDEN HİKAYELER ANA SAYFASI


Türkmüsün.net

Copyright © 2005 Türkmüsün.net    Tüm hakları saklıdır.