Türkmüsün.Net Portalı - Geçitteki Ülke: Gece Vakti Gündönümü, Türkün Günü mü? Ölümü mü?
   



Mesneviden Hikayeler

MESNEVİ'DEN HİKAYELER -CİLT 6-

PADİŞAHIN ÜÇ OĞLU

Herif hastaysan, hastalıktan hararetlendiysen neden hasta haneye gitmedin? Yahut bir esirgeyici hekimin evine varmadın? Gitseydin hastalıktan kurtulurdun. Çocuk dedi ki: ben de bilmem nereye gideyim? Nereye gidersem bir derde uğruyorum. Senin gibi bir zındık bir pis bir dinsiz herif başucuma yırtıcı canavar gibi gelip dikiliyor. Ey iyi bir yer olan tekkede bile bir an olsun aman bulmadım. Bir avuç bulgur aşıyla geçinmeye çalışan derviş, gözlerinden meni akarak elleriyle hayalarını sıkarak bana yüz tuttu. Namuslu oldun mu gizli, gizli bakar aletleriyle oynarlar. Tekke böyle olursa artık halkın pazarı eşek sürüsü ve hamların divanı nasıl olur? Var kıyas et. Eşek, nerede namus ve takva nerede? Eşek korkmayı ürkmeyi ne bilir? Akıl kadının da emniyet ve adaletini diler, erkeğin de. Fakat akıl nerede? Tutar bu sefer de kadınlara kaçarsam Yusuf gibi sınamalara fitnelere düşerim. Yusuf kadın yüzünden zindana düştü, sıkıntılara uğradı. O bile böyle olursa artık ben elli kere darağacına çekilirim. Kadınlar bilgisizliklerinden bana saldırdılar. Erkekler canıma kastederler. Hasılı ne kadınlardan kurulabiliyorum ne erkeklerden. Ne yapayım bilmem? Ne bunlardanım ben, ne onlardan! Ondan sonra oğlan, köşeye baktı, dedi ki: o çenesinden o iki kılla dertten kurtuldu gitti. Kerpiçten de kurtuldu, kerpiç kavgasından da hatta senin gibi bir kahpe oğlu çirkin kart oğlanın saldırışından da. Gösteriş için olsun çenede bulunan kaç dört kıl, adamın arkasına çepeçevre yığılan otuz kerpiçten hayırlıdır. Tanrı inayetinin bir zerresi itaat ve ibadetinden yeğdir. Çünkü şeytan itaat kerpicini alır, hatta iki yüz tuğla olsa yine kapar, kendine yol açar. Her yanın kerpiçle dolu olsa yine o kerpiçler senin tarafından konmuştur. Fakat o iki üç, kıl Tanrı verisidir. Hakikatte o kıların her biri bir dağdır. Çünkü o, padişahının bir aman fermanıdır. Sen bir kapıya yüzlerce kilit vursan bir sersem gelir, hepsini de söker çıkarır. Fakat bir şahne herhangi bir kapıyı mumla kapatsa erler, babayiğitler bile ona yaklaşamaz, yürekleri oynar. Tanrı inayeti olan o iki üç kıl kötülüklerle arana girer, dağ kesilir yüzlerde görünen nura benzer. Ey iyi yaratılışlı adam kerpiç komaya kalkışma, fakat çirkin şeytandan da emin olarak uyuma. Yürü tanrı kereminden iki tanecik kıl elde et de ondan sonra gam yeme emin olarak uyu! Bilgili adamın uykusu ibadetten yeğdir. Hele insanı gafletten uyandıran bilgi olursa. Yüzme bilenin hareketsiz durması aceminin elle ayakla savaşmasından iyidir. Acemi elini ayağını oynatır durur, fakat boğulur. Yüzme bilense denizdeki dalgıç gibi yüzer durur. Bilgi uçsuz bucaksız ve kıyısız bir denizdir. Bilgi dileyenin ömrü binlerce yıl olsa yine araştırmadan vazgeçmez, bir türlü doymaz. Tanrı elçisi hadisinde “ İşte iki tane haris ki hiç doymazlar” dedi. “ Dünyayı ve dünyanın şatafatını dileyenle bilgi etmek isteyen” dendi. Bu ayırmaya dikkat edilirse buradaki bilginin dünya bilgisinden başka olduğu anlaşılır babacığım. dünyadan başka ne olabilir? Ahret. Seni buradan ayıran, sana kılavuzluk eden! Derde uğrayan o üç Şehzade birbirlerine döndüler. Her üçünün de zahmeti birdi, derdi bir elemi bir. Her üçü aynı düşüncedeydi aynı sevdaya düşmüştü. Her üçü aynı derde uğramış aynı hastalığa tutulmuştu. Sükut içindeydiler. Fakat üçü de aynı tehlikeye düşmüştü. Sözde de her birinin delili birdi. Bir müddet hepsi gözyaşı döktüler, musibet sofrasının başında kanlar saçtılar. Bir zaman her üçü de gönül ateşiyle yandılar, buhurdan gibi sıcak soluklar aldılar.

Büyük kardeşleri dedi ki. Ey hayırlı kardeşler biz başkasına er gibi öğütler vermez miydik? Adamlarımızdan biri bize dertten yoksulluktan, korkudan yer deprenmesinden şikayet edince sıkıntıdan az ağla sızla. Sabret, sabır ferahlığın anahtarı derdik ya1 şimdi bu sabır anahtarı ne oldu? O türe bozuldu mu şaşılacak şey! Savaş zamanında ateş içinde bile altın gibi hoşça gül diyen biz değil miydik? Savaşın o dar zamanında asker benziniz saramasın demez miydik? Atların adam kellerinden başka basacak bir yer bulamadığı zamanlarda ordumuzu hay haylar la mızrak gibi kahredici bir halde saldırın diye teşvik etmez miydik? Bütün aleme sabredin der; sabır gönlün ve göğsün ışığıdır diye öğüt verirdik ya. Şimdi nöbet bizde. Neden sersem oluyor, çirkin karılar gibi neden çarşafa bürünüyoruz? Ey gönül herkesi hararetlendirdin ya hadi bakalım şimdi sen hararetlen kendiliğinden utan. Ey dil herkese öğür verirdin ya işte şimdi sana nöbet geldi neden sustun? Ey akıl nerede o şekerler çiğneyen öğütün? Senin çağın şimdi. O hay ,hay ın ne oldu?ey gönülden yüzlerce teşvişi gideren şimdi senin nöbetin hadi oynat sakalını! Kahpelik eder de şimdi sakalını oynatmazsan bundan önce de sakalına gülmüş olursun. Başkalarına öğüt verme vaktinde hay, hay iş başa düşünce karılar gibi vay, vay ha! Başkalarının derdine dermen oluyordun ya; şimdi dert sana konuk oldu fakat susuverdin. Askere bağırır çağırır orduyu teşvik ederdin hani. Neden sesin kısıldı, nutkun tutuldu? Kendine de bağırsana. Aklınla elli yıldır ördüğün kumaştan bir zıbın yap da giyin bakalım! Dostların kulakları sesinden hoşlanıyordu. Elini çıkar da şimdi kulağını çek! Daima baştın kendini kuyruk yap da ayağını elini sakalını bıyığını az kaybet. Şu döşenmiş yeryüzünde şimdi oyun senin. Kendini boş bir hale getir de neşelen! Bir padişah mecliste oturmuş şarap içip sarhoş olmuştu. Kapının önünden bir fakih geçiyordu. Şunu meclise getirin laal renkli şarabı sunun şuna diye emretti. Hocayı ister istemez meclise getirdiler. Mecliste zehir gibi, yılan gibi ekşi bir suratla somurtup oturdu. Padişah şarap sundu. Hoca kızdı kabul etmedi. Padişahtan da yüz çevirdi sakiden de. Ben ömrümde şarap içmedim. Halis zehir, bence şaraptan daha hoş. Kendinize gelin bana şarap yerine zehir verin içip öleyim de kendimden de kurtulayım, sizden de dedi. Şarap içmeden gürültüye başladı. Mecliste ölüm gibi canavar gibi bir hal aldı. Nefis ehliyle şu balçığa kapılmış olanlar gibi hani. Onlar gönül ehliyle oturdular mı bu hale gelirler işte. Tanrı kendi haslarına gizlilik aleminde hürlerin içtikleri şaraptan sunarlar ama duygu o, şarabın sözünden başka bir şey duymaz. Hakikati görmeyenler onların irşadından yüz çevirirler. Çünkü gözle onların ihsanını göremez. Kulaklarından boğalarına bir yol olsaydı onların öğütleri gönüllerine tesir ederdi. Fakat bu çeşit adam baştanbaşa ateştir, nur değil. Yakıcı ateşe de ancak kabuklar atılır. İç kabuktan çıktı. Kabuktan ibaret olan söz, kaybolup gitti. Mide hiç kabuktan kızışır, gelişir mi? Cehennem ateşi ancak kabuğu yakar. ateşin içle hiçbir işi yoktur. Ateşi içe yalım verirse mutlaka bil ki onu pişirmek içindir, yakmak için değil. Tanrı hüküm ve hikmet sahibi oldukça bu kaide daimidir. Geçmiş zamanda da böyledir. Gelecek zamanda da. Latif iç, hatta kabuklar bile onun tarafından yarlıganırken artık nasıl olur da içi yakar? uzakt?

ır ondan bu. Hatta inayet eder de bu inayeti yüzünden başına vurursa bile ona bir iştah verir, o kırmızı şarabı içirir. Başına vurmazsa o hoca gibi onun ağzını bağlar.

Şarap da içirmez, bu padişahların meclisine de sokmaz. Padişah sakiye dedi ki: Ey izi kutlu ne susuyorsun? Hadi onu hoş bir hale getir, neşelendir. Her akılda gizli bir hükmeden vardır, kimi dilerse hileyle baştan çıkarır. Doğu güneşi de onun alemi aydınlatması da tutsaklar gibi onun zincirine bağlanmıştır. Dimağına yarım afsun okuduğu zaman feleği çarha getirir döndürür. Bir aklı tesiri altına alan başka bir akıl ondan kudret bulmuştur, tavla üstadı odur. Saki hocanın başına birkaç sille vurdu al deyip şarap kadehini sundu. Zavallı hoca sille korkusundan kadehi alıp içti. İçince de sarhoş oldu, neşelendi, bağ gibi gülmeye başladı. Nedimliğe alaya latifeye koyuldu. Aslanı ile tutacak bir hale geldi. neşesinden parmacıklarını şakırdatmaya başladı. Sonra su dökmek için ayak yoluna gitti. Ayak yolunda ay gibi bir halayık vardı. Padişahın cariyelerinden olan bu kız pek güzeldi. Onu görünce ağzı açık kaldı. Aklı gitti halayığa saldırmaya kalkıştı. Ömrünce bekardı iştiyak halindeydi. Şimdi bir de sarhoş olmuştu. Hemen halayığa el attı. Halayık çırpınmaya başladı, narayı attı. Fakat hiçbir çaresi olmadı. Kadın buluşma zamanında erkeğin elinde ekmekçinin elindeki hamura döner. Onu gah yumuşaklıkla gah sert bir halde yoğurur durur, elinin altında ondan çak, çak diye sesler çıkar. Gah onu uzatır, tahta üstünde yassı bir hale getirir. Gah bir araya toplar. Gah su döker, gah tuz eker. Gah tandıra yayar, ateşle onu mehenge vurur. İstekli ve istenen bu çeşit dürülüp bükülür, alt olan ve üst gelen, bu oyundadır işte. Bu oyun yalnız kocayla karı arasında olmaz. Her aşıkla her sevgili de bu oyunu oynar. Evveli olmayanla sonradan olanın varlıkla var olup suret kabul edenin Vise ve Ramin gibi bükülüp ezilmesi farzdır. Fakat her birinin oyunu başka bir çeşittir. Her birinin ezilip bükülmesi başka bir hünerdendir. Kocayla karıyı ey koca karını kötü tutma, hoş tut demek için örnek olarak söyledim. Gerdek gecesi yenge onun elini tutup hoş bir emanet olarak senin eline vermedi mi? Ey güvenilir kişi sen iyi kötü ne yaparsan Tanrı da sana onu yapar. Hasılı o hoca ayakyolunda sarhoşluktan halayığa saldırdı. Ne namusu kaldı, ne zahitliği! O huriden doğmuş güzelin üstüne atıldı. Ateşi o pamuğa düştü. Can, cana ulaştı bedenler dürülüp bükülmeye başladı. İkisi de başları kesilmiş iki kuş gibi çırpınıyorlardı. Hocanın gönlünde ne şarap meclisi ne padişah n aslan, ne haya ne din ne ürkeklik ne de can korkusu kaldı. Gözü kızdı bir şey görmez oldu. Burada zaten ne Hasan görünür göze, ne Hüseyin! Hocanın meclise dönmesi gecikti. Padişahın bekleyişi de haddi aştı. Ne oluyor bir göreyim diye gitti. Oradaki kıyamet alametini gördü. Hoca korkusundan hemen sıçrayıp meclise gitti, ateş gibi derhal şarap kadehini kaptı. Padişah cehennem gibi kızmış gazaba gelmişti. O kötü işi işleyen hocanın da kızın da kanına susamıştı. Fakih padişahı hiddetli gazaplı görünce kötü bir hale düştü zehir kadehi gibi acı ve kanlı bir hale geldi. sakiye yahu acele et dedi., neye öyle sersem, sersem oturuyorsun?

Sonraki Sayfaya Devam

6.CİLT ANA SAYFASI

MESNEVİDEN HİKAYELER ANA SAYFASI


Türkmüsün.net

Copyright © 2005 Türkmüsün.net    Tüm hakları saklıdır.