|
Mesneviden Hikayeler
MESNEVİ'DEN
HİKAYELER -CİLT 6-
ÜÇ YOLCU
Oğul, burada bir hikaye dinle de hünerlerine kapılıp belalara
uğrama. Bir Yahudi, bir Müslüman, bir de Hıristiyan yolda arkadaş oldular. Bir
mümin, iki sapıkla yoldaş oldu. Aklın şeytan ve nefisle arkadaş olması gibi. Yol
hali bu bir de bakarsın, bir Maraga'lı ile bir Rey'li arkadaş olur. Beraber
yerler, beraber içerler. Baykuş, karga ve doğan, bir kafese düşebilir. Hapiste
bir temiz kişiyle bir beynamaz arkadaş olabilir. Bir konaktaki kervan sarayda
doğu ve batı halkıyla Maveraünnehir'li bir araya gelir. Aşağılık ve yüce
kişiler, kış ve kar yüzünden bir kervansarayda günlerce kalırlar. Fakat yol
açıldı, mani kalmadı mı hepsi ayrılır, her biri bir yana gider. Akıl padişahı,
kafesi kırdı mı kuşların her biri bir tarafa uçar. Bundan önce neşelenerek,
sevinerek kendi cinsinin havası ile geldiği yere uçar giderdi ya. Kafeste ve
zindan da iken de her an ağlayıp inleyerek kanat açar ama uçmaya yol ve imkan
yoktur. Fakat yol oldu mu her biri, anarak kanat açtığı yere uçar, yel gibi uçup
gider. Ağlayıp vah ettiği tarafa fırsat buldu mu koşar uçup kavuşur. Bedenine
bak. Bu cüzüler, nereden toplanıp bedenine geldi. Kimisi suya, kimisi toprağa,
kimisi yele, kimisi ateşe mensup. Kimi arştan gelmiş, kimi ferşten. Kimisi
güzel, kimisi çirkin. Her biri kar korkusundan bu kervansaraya sinmiş,
geldikleri yere tekrar dönmeyi umuyor. Çeşit çeşit kar var, her taraf donmuş,
hiçbir yerde hayat kalmamış. O adalet güneşinden uzak kalmışlar, o uzaklık
kışından buz kesilmişler. Fakat o kızgın güneşin harareti bir geldi mi dağ bile
kum ve yün kesilir. Can verirken beden nasıl erirse kendilerinde candan eser
olmayan cansızlar bile öyle erir. Bu üç yoldaş bir konağa vardılar. Orada bir
devletli, kendilerine helva hediye etti. Bir ihsan sahibi, “Ben yakınım”
sofrasından her üç garibe de helva götürdü. Tanrıdan sevap ümidi ile sıcak somun
ve bal helvası hediye etti. Şehirliler edep ve zeka ehli olurlar. Toy vermek
yoksul doyurmak da köylülere verilmiştir. Tanrı, garibe ziyafet çekmeyi
köylülere vermiştir. Köylerde her gün Tanrıdan başka imdadına yetişecek hiç
kimsesi olmayan yeni bir misafir vardır. Köylerde her gece yeni bir topluluk
vardır ki onların Tanrıdan başka kimseleri yoktur. O iki yabancı, adamakıllı
yemek yemişler, imtilaya uğramışlardı. O Müslüman ise oruçluydu. Akşam namazı
vakti o helva gelince Mümin, pek aç olduğundan yemek istediyse de, ikisi de biz
boğazımıza kadar tokuz. Bu yemeği bu gece bırakalım da yarın yeriz. Bu gece
sabredelim, yemeyelim de helvayı yarına saklayalım dediler. Mümin dedi ki: Sabrı
bırakalım da bu gece yiyelim yarının sahibi var. Ona sen, böyle hikmet satarak
yalnız yemek istiyorsun galiba dediler. Dedi ki: Dostlar, biz üç kişi değil
miyiz? Bana razı değilseniz pay edelim. Kimse ne düşerse diler yesin, diler
saklasın. İkisi birden hayır dediler, pay etmeyi bırak, “her pay eden
cehennemdedir” sözünü duy. Mümin, burada pay eden, kendi havasına uyup pay
edendir. Tanrı için pay eden değil. Sen de Tanrınınsın onun payısın. Onun payını
başkasına verirsen ona şirk koşmuş olursun. Eğer kötü kişilerin zamanı olmasaydı
bu aslan, köpeklere üstün olurdu. Onların kasti o Müslüman'ın gam yemesi, o
geceyi aç geçirmesiydi. Tanrıya teslim oldu, boynunu eğdi, dostlarım dedi, baş
üstüne, dediğiniz gibi olsun. O gece yatıp uyudular, sabahleyin kalkıp
kendilerini bezediler. Yüzlerini ağızlarını yıkadılar. Her biri, kendi yolunca
virdini okumaya koyuldu. Bir zaman virtlerine yüz tutup Tanrıdan lütuf ve ihsan
dilediler. Müminde ulu padişaha yüz tutar, Hıristiyan da Yahudi de; Mecusi de.
Hatta taş, toprak, dağ ve suyun bile Tanrıya gizli bir duası, ilticası vardır.
Her sözün sonu gelmez. Her üç dostta ibadetlerini bitirdikten sonra dostçasına
birbirlerine yüz çevirdiler. Biri dedi ki: Her birimiz gördüğü rüyayı anlatsın.
Kimin rüyası daha güzelse bu helvayı o yesin, üstün olan alt olanın payını
alsın. Aklı en üstün olanın yemesi herkesin yemesi demektir. Onun nurlarla dolu
olan canı üstün gelmiştir, arda kalanların derdine o deva eder. Akıllılar,
ebediliğe ulaşmışlardır. Şu halde onların vücudu ile bu alemde mana bakımından
bakidir. Bunu üzerine önce Yahudi gördüğünü söyledi, geceleyin ruhu nerelerde
gezdiyse anlattı. Dedi ki: Yolda önüme Musa çıktı. Öyledir, kedi rüyasında yağlı
kuyruk görür. Musa'nın ardında Tur dağına gittim. Ben de Musa'da Tur dağı da
nura gark olduk, görünmez bir hale geldik. O güneşin nuru ile üç gölge de
mahvoldu. Ondan sonra o nurdan bir kapı açıldı. O nurun içinden bir başka nur
göründü. O ikinci nur, çabucak yüceldi. Ben de, Musa'da, Tur dağı da... Üçümüzde
o nurun doğmasıyla yok kaybolduk. Ondan sonra gördüm, Tanrı nuru ı-ona üfürünce
dağ üçe ayrıldı.
Heybet sıfatı ona tecelli edince parçalar, birbirinden
ayrıldı Her bir parçası bir tarafa gitti. Bir parçası denize doğru gitti. Zehir
gibi acı olan deniz suyu, bu yüzden tatlılaştı. İkinci parçası yere geçti,
yerden tatlı sular, deva çeşmeleri kaynadı. Tertemiz vahyin kutluluğundan o
sular, bütün hastalara şifa kesildi. Öbür parçası da derhal uçup da Kâbe'nin
yanına gitti, Arafat dağı oldu. Sonra tekrar o sesten kendime geldim, bir de
gördüm ki Tur yerindeydi, ne eksiği vardı, ne fazlalığı. Fakat Musa'nın ayağı
altında buz gibi eriyordu. Ne çukuru kaldı ne tepesi. Heybetten yerle bir oldu,
tepesi de o heybetle eteğiyle birleşti. Derken yine kendime geldim, gördüm ki
Tur'la Musa, eskisi gidi durmakta. Yalnız dağın eteğindeki çölde yüzleri Musa'ya
benzeyen bir alay halk var. Onun gibi onların ellerinde de birer asa var,
hırkası tıpkı onların hırkasına benziyor. Hepside eteğini çemremiş kendi turuna
gitmekte. Hepsi ellerini duaya kaldırmış, “Rabbin bana görün” demeye koyulmuş.
Sonra yine o dalgınlıktan kendime geldim, her birinin sureti bana başka türlü
göründü. Hepsi de Tanrı aşığı peygamberdi bunların. Bu suretle bana
peygamberlerin birliği anlatılmış oldu. Bu sırada yine o ulu melekleri gördüm.
Kardan meydana gelmişti bunlar. Bunlardan başka yardım dileyen bir halka melek
daha vardı ki onlarda ateşten yaratılmışlardı. O çıfıt böyle söyleyip duruyordu.
Nice Yahudi vardır ki sonu iyi olur. Hiçbir kafiri hor görmeyin. Müslüman olarak
ölebilir olur ya. Ömrünün sonundan ne haberin var ki ondan tamamı ile yüzünü
çeviriyorsun. Ondan sonra Hıristiyan söze geldi. Dedi ki: Rüyada Mesih gördüm.
Onunla dördüncü kat göğe alemin güneşinin bulunduğu durağa çıktım. Gök
kalelerinin şaşılacak şeylerini gördüm. Bu alemdeki alametlere hiç
benzemiyorlardı. Oğulların gökçeği, herkes bilir ki gökyüzünün hüneri, elbette
yeryüzünden üstündür. Bir deve, bir öküz ve bir koç, yolda giderlerken bir bağ
ot buldular. Koç dedi ki: Bunu paylaşırsak hiç birimiz doymayız. Fakat kimin
ömrü daha artıksa bu otu o yesin. Yaşlılara hürmet Mustafa'nın sünnetlerindendir
çünkü. Aşağılık kişilerin hükmettiği bu devirde ise halk, yaşlıları iki yerde
öne geçirirler. Ya ateş gibi sıcak yemeğe buyur derler, yahut bakımsızlıktan
yıkılacak dereceye gelen köprüde ileri sürerler. Aşağılık kişiler kötü bir
maksatları olmadıkça bir şeyhi, bir büyüğü, bir kılavuzu ağırlamazlar. Onların
hayırları budur, artık kötülüklerini var sen kıyas et. ÖRNEK Bir padişah camiye
geliyordu. Yaverleri, sopalı memurları, halkı dövmedeydi. Sopalı damlar, birinin
başını yarıyor, öbürünün gömleğini yırtıyor, padişaha yol açıyorlardı. O arada
bir yoksul da yasakçılardan suçsuz olarak on sopa yedi. Kanlar içinde kaldı.
Padişaha yüz dönüp dedi ki: Şu apaçık zulme bak, gizlisini ne soruyorsun? Camiye
gidiyorsun güya. Hayrın buysa şerrin ve kötülüğün nedir ey azgın? Bir pir
aşağılık bir adamdan bir tek selam işitmez ki nihayet ondan bir hayli derde
uğramasın. Böyle bir kötü kişinin veliye musallat olmasındansa kurdun musallat
olması daha iyidir. Kurt, çok zalimdir ama hiç olmazsa hilesi, düzeni yoktur.
Hilesi, aklı fikri olsa hiç tuzağa düşer mi? Hile insandadır tamamı ile. Koç,
öküzle deveye arkadaş dedi, mademki böyle bir ota rastladık, hadi bakalım her
birimiz ömrümüzün başlangıcını söyleyin. Kim daha yaşlı anlaşılsın,öbürleri de
sussun. Benim vücuda gelişim, İsmail'in koçu ile başlar. O vakitten beri varım
ben. Öküz ben dedi, Adem peygamber, bir öküzle çift sürüyordu ya, işte o vakit
küçücüktüm. Halkın atası Adem'in yeryüzünde çift sürdüğü öküzle eşim ben.
Deve öküzle koçtan bu sözleri duyunca çok şaşırdı. Başını
indirip otu aldı. Havaya kaldırdı. Hiçbir söz söylemeden o esrik deve,otu yedi,
sonra dedi kİ: Benim için doğum tarihine zaten hacet yok. Bende bu çeşit gövde
ve bu uzun boy varken buna ne hacet? Yavrum, herkes bilir ki ben, sizden küçük
değilim. Akıl, fikir sahipleri, bilirler ki yaratılışım sizden üstündür.
Hıristiyan da, hepiniz bilirsiniz ki dedi bu yüce gök, şu eski yeryüzünden
yüzlerce defa geniştir. Nerede gökyüzünü acayip genişlikleri, nerede şu yerin
köşeleri, bucakları? Müslüman bunu üzerine dedi ki: Dostlar, sultanım Mustafa
zuhur etti. Bana dedi ki: Onların birisi Tur'a gitti, Tanrı Kelim'ine arkadaş
oldu, aşk tavlası oynamaya girişti. Öbürünü de sahip kıran İsa aldı, dördüncü
kat göğe çıkardı. Kalk a arda kalmış zarar görmüş adam! Bari o helva ile yahniyi
sen ye. O hünerli, sanatlı kişiler, koştular; devlet ve mevki mektubunu
okudular. O iki faziletli er, lütuf ve ihsanlar buldular, meleklere karıştılar.
Ey arda kalmış saf ve bön! Kalk, sıçra da helva kasesinin başına otur! Bu sözü
duyunca Hıristiyan'la Yahudi a haris dediler, yoksa helvayı yedin mi? Müslüman,
“O emrine itaat edilen padişah, emredince ben kimim ki buyruğuna uymayayım? sen
Yahudi'sin Musa'nın emrinden baş çekebilir misin? Seni iyi ve kötü bir şeye
koşsa emrinden nasıl olur da dışarı çıkabilirsin? Sen de Mesih'e tabisin, hayır
veya şer, herhangi bir işte Mesih'in emrine karşı durabilir misin? E... Artık
ben nasıl olur da peygamberlerin övündüğü Peygamberimin emrinden dışarı
çıkabilirim? Helvayı yedim tabii, şimdi de sarhoşum işte!” dedi. Bunun üzerine
vallahi dediler, rüya, senin rüyan. Bu gördüğün rüya, bizim yüzlerce rüyamızdan
üstün. Ey neşeli zat senin uykun uyanıklık. Rüyanın eserini uyanıklıkla bile
görüyorsun. Sen de faziletten, yiğitlikten, hünerden geç, iş hizmette ve güzel
huydadır. Tanrı, bizi bunun için meydana getirdi. “İnsanları ancak bana ibadet
etsinler diye yarattım, cinleri de” dedi. Samiri'nin hüneri, neyini
fazlalaştırdı ki? O hüner kendisini Tanrı kapısından sürdürdü. Karun'un başına
kimya bilgisinden neler geldi? Seyret de bak. Yer, onu ta dibini kadar çekti.
Ebülhakem, hünerinden ne elde etti? Küfrüyle inkarı ile baş aşağı cehenneme
gitti. Hüner odur ki ateşi apaçık göresin; duman ateşe delalet eder demeyesin
bunu böyle bil. Senin delilin hakikatte hekimin delilinden daha kokmuştur. Oğul,
senin delilin bundan başka bir şey değilse pislik ye, sidiğe bak dur. Delilin,
asaya benzer senin. Elindedir de körlüğünden göremediğin şeyleri, güya onunla
anlarsın. Bu gürültüyü, bu kap tutu göremiyorum, beni mazur tut diyorsun adeta.
6.CİLT ANA SAYFASI
MESNEVİDEN HİKAYELER ANA SAYFASI
|