Türkmüsün.Net Portalı - Geçitteki Ülke: Gece Vakti Gündönümü, Türkün Günü mü? Ölümü mü?
   



Mesneviden Hikayeler

MESNEVİ'DEN HİKAYELER -CİLT 6-

HASAN-I HARKANİYE AİT HİKAYE

Bu ulanmada, bu buluşmada bir harf bile sığmazsa artık sözü kısa kesmem lazım benim. Bir harf bile sin'le be'yi ayırıyor. Burada susmak, ne lüzumlu bir şey. Elif, varlığından yok olmuştur ama o harfi olmaksızın da be'yle sin, elifi söyler durur. “Sen atmadın attığın vakit o attı” ayeti Peygamberin varlığı olmadan inmiştir. Peygamber de kendi varlığından geçmiş, susmuş, Tanrı diliyle söylemeye koyulmuştur da ondan sonra “Allah dedi” demiştir. İlaç, ilaç olarak kaldıkça tesirsizdir. Fakat içildi, yendi de varlığından geçti mi tesir eder. Ormanlar kalem olsa, denizler mürekkep olsa yine Mesnevinin biteceğini umma. Toprak oldukça ve kerpiç dökücü, toprağı karıp dört sopadan meydana gelen kalıba döktükçe bu kitabın şiiri de uzar gider. Hatta toprak kalmasa, yapılan kerpiç kurusa yine onun denizi coşar, köpürür... Köpüklerden toprak düzer. Orman kalmasa, ağaçlar tükense ormanlık, bu sefer denizin içinden biter, baş gösterir. Onun için sıkıntıları gideren o zat, “Bizim denizimizden zuhur eden sözleri rivayet edin. Bu hususta size bir teklif yoktur” dedi. Denizden dön, yüzünü karaya ko. Oyundan oyuncaktan bahset, çocuğa bu daha iyi. Çocukluğunda oyunla oynarsa da yavaş yavaş akıl denizine aşina olur, o denize dalar yüzer. Çocuk, oyunla akıllanır, oynaya oynaya aklı başına gelir onun. Oyun, görünüşte akla uymaz ama iş böyledir işte. Deli çocuk, oyun oynar mı? Cüzü lazım ki külle dönsün.  İşte o yoksulun hayali, riyasız olarak gel, gel demekle beni aciz bıraktı. Onun sesini sen duymazsın ama ben duyarım. Çünkü gizlilik aleminde onun sırdaşıyım ben. Onu define arıyor sanma. Define kendisi. Dost, manada dosttan başka bir şey olabilir mi? Her lahza o, kendisine secde etmede. Yüzünü görmek için önüne bir ayna koymuş secde ediyor. Aynada hakikati bir habbecik görseydi ondan bir hayalden başka bir şey kalmazdı. Hayalleri de yok olurdu, kendisi de. Bilgisi, bilgisizlikte mahvolmak olurdu. Bizim bilgisizliğimizden başka bir bilgi, şüphe yok ki benim diye baş gösterirdi. Adem'e secde edin diye ses gelip durmada. Adem'seniz bir an olsun kendinizi görün. Bu ses meleklerin gözünden şaşılığı giderdi de yeryüzü, onlarca lacivert gökyüzünün aynı oldu. Tanrıdan başka tapacak yoktur dedi, tapacak yalnız Tanrıdır demekle ondan başka varlık yoktur demiş oldu ve birlik açıldı. O dostun, o doğru yolu bulmuş sevgilinin kulağımızı çekme zamanı geldi. Kulağımızı tutup çeşmeye götürerek ağzını burada, bu suyla yıka, halktan gizlediğin şeyleri söyleme demesinin tan vakti. Fakat söylesen de o meydana çıkmaz ki. Yalnız sen açmayı kastetmekle suçlu olursun, o kadar. Fakat ben, onların etrafında dönüp duruyorum işte. Bunu söyleyen de benim dinleyen de. Yoksulun ve definenin suretini söyle. Bunlar, eziyet çekenlerdir, o eziyeti anlat bakalım. Rahmet çeşmesi, onlara haram oldu. Öldürücü zehri kadeh kadeh içiyorlar. Eteklerine toprak doldurmuşlar, şu kaynakları doldurmaya geliyorlar. Denizden yardım gören bu kaynak, şu iyi kötü bir avuç toprağın çalışıp çabalaması ile dolar mı hiç? Fakat sizi bıraktım, size karşı kurudum, ebediyen de akmayacağım der. Halk, iştah bakımından ters tabiatlıdır. Öyleleri vardır ki suyu bırakır, içmez de toprak yer. Halk peygamberlerin tabiatlarına zıttır, tutar ejderhaya dayanır. Göze mühür vurmasını, gözü kapatmasını bildin, fakat neden göz yumdun, bunu da bildin mi? Gözü yumdun da onun yerine şu gözlerini neye açtın? Bir bir, bil ki kapadığın gözün yerine gelen kötü gözlerdir onlar. Fakat inayet güneşi parlayıp doğmuş, ümidini kesenlere lütfetmiştir. Rahmetiyle görülmemiş bir tavla oyununa girişir. Küfrün ta kendisini tövbe haline kor. O cömert Tanrı halkın bu bahtsızlığını görüp iki yüz tane sevgi çemberi akıtmıştır. O, koncaya dikenden sermaye verir, dikenden gonca bitirir. Yılan boynuzu ile yılanı süsler, bezer. Gece karanlığından gündüzü çıkarır. Yoksulun elinden zenginlik izhar eder. Halil'e kumu un yapar, Davut'a dağı enis kılar. O karanlık bulutların altındaki dağ, olanca vahşetiyle beraber ağız açar, zir ve bem perdelerinden çenk çalar. Ey halktan nefret eden Davut, kalk. Onları terk ettin, yerine bizi dinle, beraber çalalım der. O derviş dedi ki: Ey sırları bilen, bu define için ömrümü ziyan ettim. Hırs şeytanı, acele ettirdi, bana. Ne yavaşlığım kaldı, ne tedbirim, ne ihtiyatım. Tencereden bir lokma bile yemedim. Yalnız avucum siyahlandı, ağzım yandı. Bunu iyice bilmiyorum, bari bu düğümü bağlayana müracaat ederek çözeyim demedim.

Tanrının sözünü Tanrının sözü ile tefsire kalkış. Kendine gel de zannına uyup hezeyan etme a pek yüzlü! Düğümü kim bağladıysa o çözer. Bu nükteleri, bu sırları, yine söyleyen açar. Sana o çeşit söz, kolay anlaşılır gibi gelir ama Tanrı remizleri kolay anlaşılır mı hiç? Adam yarabbi dedi, bu işten tövbe ettim. Kapıyı sen kapadın, yine sen aç! Duada da bir hünerim yokmuş, yine başımı hırkaya çekiyor, sana yalvarıyorum. Hüner nerede, ben neredeyim, doğru bir gönül nerede? Bunların hepside senin aksin, hepsi de sensin. Her gece rüyada bir tedbire girişmede, bir fikre düşmedeyim. Suda gark olan gemiye döndüm. Ne ben kalıyorum, ne hünerim kalıyor. Beden de bir leş gibi bihaber olarak bir tarafa düşüyor. O yüce padişah, seher çağına kadar her gece “evet, Rabbiniz değil miyim?” diye sormada. “Evet” diye cevap vermede. Nerede “Evet, Rabbimizsiniz” diyen? Hepsini de uyku seli aldı götürdü. Yahut da bir timsah, hepsini paraladı, yedi. Sabah çağı, karanlıklar kınından parlak kılıcını çekip de, doğu güneşi, geceyi dürünce bu timsah da yediklerini kusar. Yunus gibi o timsahın midesinden kurtulur, koku ve renk alemine yayılırız. Halk, Yunus gibi Tanrıyı tesbih etti, o karanlıklar aleminde o yüzden rahat kaldı. Her biri seher vakti, gece balığının karnından çıkınca der ki: Yarabbi, ey kerem sahibi, o korkunç geceye rahmet definesini gömmüş, ona bunca tat vermişsin. O üstü pul pul, yol yol olan ve bir timsaha benzeyen gece, gözlerimizi, kulaklarımızı kuvvetlendiriyor, bedenimiz rahatlaşıyor. Bundan böyle senin gibi birisi, bizimle beraber olduktan sonra bize korkunç görünen şeylerden kaçmayız. Musa, onu ateş gördü ama nurdu. Biz geceyi bir zenci gibi gördük, halbuki o huridir. Bundan böyle denizi, çerçöpün örtmemesi için senden bir göz isteyelim. Büyüklerin gözleri açıldı da ellerini çırpmaya, oynamaya başladılar. Ama bu elle, bu ayakla değil. Halkın gözünü, ancak sebepler bağlar. Sebepten korkup titreyen, eshaptan değildir. fakat bizim eshabımız; hakikat ehlidir. Tanrı, onlara kapı açmış, onları odanın baş köşesine geçirmiştir. Tanrı eline nispetle müstahak olan da Tanrı azatlısıdır, bağdan kurtulmuştur, müstahak olmayan da. Yokluk alemindeyken hak mı kazanmıştık da bu cana ulaştık, bu bilgiyi elde ettik? Ey ağyarı yar eden, ey dikene gül libası ihsan eyleyen! Toprağımızı ikinci defa olarak yine süz de hiçbir şey olmayanı yine bir şey haline getir! Bu duayı da önce sen emrettin, yoksa bir toprak parçasında sana dua etmeye kudret mi olurdu? Ey hikmetine hayran olduğumun Tanrısı, mademki dua etmemizi emrettin, bu emrettiğin duayı sen kabul et. Geceleyin anlayış ve duygular gemisi kırılır. Ne bir ümit kalır, ne korku, ne yeis. Tanrım beni rahmet denizine daldırır, bakalım, ne hünerle doldurup geri gönderecek? Birisini ululuk nuru ile doldurur, öbürünü vehimlerle, hayallerle. Kendimde bir rey, bir tedbir olsaydı her yaptığım, her giriştiğim iş, kendi hükmünce olurdu. Geceleyin aklım, benim buyruğum olmadan gitmezdi. Kuşlarım, tuzağımda dururdu. Can duraklarını bilir, uykumda da, uyanıkken de, sınandığım zaman da onları anlardım. Bu işleri bağlayıp çözmek elimde değil, değil de yine de bu ululanmam, bu kendimi beğenmem nedir? Gördüğümü görmemiş sandım da yine dua zembilini kaldırdım. Ey kerem sahibi, elif gibi hiçbir şeyim yok... Mimin gözünden daha dar bir gönlüm var ancak. Bu elif, bu mim, varlığımızın anasıdır. Anamız olan mimin eli dardır, elifse ondan daha yoksul! Elifin bir şeyi yok demek gaflettir, mim gibi gönlü daralmış bir hale gelmek akıl alametidir. Kendimden geçtiğim zaman hiçim. Fakat aklım başıma geldi mi ıstıraplara düşer, kıvranır dururum.

Artık böyle bir hiçe bir şey yükleme. Böyle kıvrandıran şeye devlet adını takma. Zaten beni iyileştirecek bir şeyim yok. Bu yüzlerce derde de vehimden uğradım. Hiçbir şeyim yok, o haldeyim işte. Bana lütfet. Zahmetler çektim, rahatlaştır beni, rahatımı arttır benim. Göz yaşlarıma gark oldum, üryan bir halde durmadayım. Senin kapını görecek göz yok bende. Gözsüz kuluna rahmet et de gözyaşları, şu yazıda bir yeşillik, bir ot bitirsin. Gözyaşım kalmazsa gözyaşı ihsan et. Peygamberin yaş dökücü gözleri gibi hani. O bile bunca devletiyle, bunca ululuğuyla, bunca ileri oluşuyla beraber Tanrı kereminden gözyaşı istedi. Artık benim gibi eli boş bir kase yalayıcı, nasıl olur da kanlı gözyaşlarını iplik gibi salmaz? Öyle bir göz bile gözyaşına meftun olduktan sonra benim göz yaşlarım, yüzlerce ırmak olmalı. Onun göz yaşlarının bir katrası, benim iki yüz ırmağımdan yeğdir. Çünkü o bir katrayla insanlar da kurtuldu, cinler de. O cennet bahçesi bile yağmur isteyince çorak ve çirkin toprak nasıl istemez? Kardeş, elini duadan ayırma. Kabul edilmiş, edilmemiş, bununla ne işin var senin? Ekmek bile bu göz yaşına mani olursa elini ekmekten yumak gerek. Kendine çeki düzen ver, çevikleş, yan yakıl da ekmeğini göz yaşlarınla pişir.  O böyle dua edip dururken Tanrıdan ilham geldi, bu müşküller açıldı. Dendi ki: Hatif sana yaya bir ok koy, at dedi, yayın zıhını adamakıllı çek demedi ki. Yayı iyice ta kulağına kadar çek demedi, bir ok koy,atıver dedi. Sen, ukalalığından yayı çekmeye okçuluk hünerini göstermeye kalkıştın. Bu katı yayı bırak da yürü, alelade yaya bir ok koy, fazla gitmesine savaşma. Düştüğü yeri kaz, defineyi orada bulmaya çalış, altınları elde et. Tanrı, şah damarından yakındır insana. Halbuki sen ok gibi olan düşünceni uzaklara atmadasın. Ey yayı kurup oku atan! Av yakında, sen uzağa düşmüşsün. Kim daha uzağa ok atarsa daha uzaktadır. Böyle bir defineden daha uzağa düşer o. Filozof kendisini düşünceyle öldürdü. Koş de ona, zaten defineye arkasını çevirmiştir o. Koş de. Ne kadar fazla koşarsa gönlünün muradından o kadar uzaklaşır. Padişah, “Bizim için savaşanlar” dedi, bizden uzaklaşmaya çalışanlar demedi a kararsız adam! Kenan gibi hani. O da Nuh'dan arlandı da o koca dağın tepesine çımaya kalkıştı. Kurtulmak için dağa ne kadar koştu, tırmandıysa kurtuluştan o kadar uzaklaştı. Her sabah, daha katı bir yayla daha uzağa ok atıp define arayan bu yoksul gibi. Daha katı olan her yayı, eline aldıkça defineden o derece mahrum olmaktaydı. Bu atalar sözü, alemde söylenir durur: Şeytanın canı azapta gerek. Çünkü bilgisiz kişi hocadan utanır, kalkar, gidip yeni bir dükkan açar. Ustana danışmadan açtığın o dükkan, bil ki kokmuş bir dükkandır, akreplerle, yılanlarla doludur o suretten ibaret adam. Çabuk yık bu dükkanı da yeşilliğe, gül fidanlarına, içilecek suların bulunduğu yere dön. Kibrinden, işin iç yüzünü bilmediğinden güya kendisini kurtaracak dağı kurtuluş gemisi yapmaya kalkışan Kenan'a benzemez. O define arayana da okçuluğu hicap oldu. Halbuki isteği hazırdı, koynundaydı. Nice bilgi, nice zeka, nice zeka, nice anlayış vardır ki yolcuya bir gulyabani, bir harami kesilir. Cennetliklerin çoğu ahmaktır. Bu suretle de filozofun şerrinden kurtulur onlar. Kendini faziletten de üryan bir hale getir, saçma şeylerden de... Böylece rahmet, her an sana insin dursun. Anlayışlı olmak; sınıklığın, niyazın zıddıdır. Anlayışlı olmayı bırak, ahmaklıkla uzlaşmaya bak. Anlayışı hırs ve tamah tuzağı bil. Temiz kişinin şeytan gibi akıllı olmakla ne işi var? Aklı, fikri ileri olanlar, bir sanatla kanaat ederler. Fakat o kadar ileri anlayışlı olmayanlar sanatı görür, sanatkarı bulurlar. Ana küçücük yavrusunu gündüzün kucağına alır, ona el ayak olur, onu her şeyden korur.

6.CİLT ANA SAYFASI

MESNEVİDEN HİKAYELER ANA SAYFASI


Türkmüsün.net

Copyright © 2005 Türkmüsün.net    Tüm hakları saklıdır.