|
Mesneviden Hikayeler
MESNEVİ'DEN
HİKAYELER -CİLT 6-
HİLAL'İN HASTALIĞI
Hilal kazara hastalandı, zayıflamaya, erimeye başladı.
Mustafa, vahiyle onun halini anladı. Efendisi, onu, pek hor gördüğünden
hastalığından da haberdar olmadı. O ihsan sahibi ahırda tam dokuz gün yattı. Hiç
kimse halini bilmiyordu. Er olan, erlere padişahlar padişahı kesilen, kendisini
yüzlerce akıl, bir deniz gibi kaplayan, peygambere vahiy geldi. Tanrı merhameti
dertlilere derman oldu, iştiyakını çeken Hilal hastadır. Mustafa kadri yüce
Hilal'i görmek, ona geçmiş olsun deyip hatırını sormak için o tarafa doğru yola
çıktı. O ay, vahiy güneşinin ardına düşmüş, sahabe de yıldızlar gibi onun
ardınca gitmedeydi. Ay “Sahabem yıldızlara benzer. İyilere doğru yolu
gösterirler, azgınları taşlarlar” diyordu. Beye o padişah geldi dediler
neşesinden çılgın bir halde yerinden sıçradı. O padişahlar padişahını kendisi
için gelmiş sanıp sevinçten ellerini çırptı. Aşağıya inip muştucuya canlar
saçıyordu adeta. Yeri öptü, selam verdi. Yüzü, sevincinden gül gibi kızarmıştı.
Buyurun dedi yurdumuzu şereflendirin de burası cennete dönsün. Evim, gökyüzünden
üstün olsun, çünkü zamanın kutbunu gördüm. O hürmete değer sultan, onu azarlar
gibi dedi ki: Ben seni görmeye gelmedim. bey, ruhum sana feda olsun dedi, hatta
ruh da nedir ki? Lütuf et, bu geliş kimin için? Söyle. Söyle de senin lütuf ve
ihsan bağına dikilmiş bir fidan olan o zatın ayaklarına toprak olayım. Mustafa,
arşın Hilal'i nerede? Tevazuundan ay ışığı gibi yerlere döşenen. Kullukta,
gizlenen padişah, o sırları duymak için dünyaya gelmiş er nerede? O bizim
kulumuz seyisimiz deme. Şunu bil ki define yıkık yerlerdedir. Binlerce dolunay
ayaklarının altına döşenmiş olan Hilal, hastalıkla ne alemde acaba? Dedi. Bey,
hastalığından haberim yok ama dedi, birkaç gündür yanıma gelmedi. O, atlarla
katırlarla düşer kalkar, seyis olduğu için şu ahırda yatar. Peygamber Hilal'i
görmek üzere ahıra girdi araştırmaya başladı. Ahır karanlık, pis ve berbattı.
Fakat ülfet zamanı gelip çatınca bu kötülüklerin hepsi ortadan kalktı. O erkek
aslan, Yusuf'un kokusunu alan Yakup gibi Peygamberin kokusunu aldı. Mucizeler,
imana sebep olmaz, sıfatları çeken cinsiyet kokusudur. Mucizeler düşmanı
kahretmek içindir. Halbuki cinsiyet kokusu, gönül almaya insanı aşık etmeye
sebep olur. Mucizeler, düşmanı kahreder ama dostu değil. Hiç dostun boynu ağlar
mı? Hilal uykudayken Peygamberin kokusunu aldı, bu gübrelik içindeki şu güzel
koku nedir ki? Dedi. Derken atların katırların ayakları arasında o eşi olmayan
Peygamberin tertemiz eteğini gördü. Sürüne sürüne ahırın bucağından gelip o erin
ayağına yüzünü gözünü sürdü. Peygamber yüzünü yüzüne sürdü. Başını yüzünü gözünü
öptü. Rabbim dedi, sen ne gizli mücevhersin. Ey arş garibi, nasılsın iyi misin?
Hilal dedi ki: Uykusu dağılmış bir aşığın ağzına gün doğarsa ne hale gelir?
Toprak çiğneyen bir susuzu su, güzel bir halde başı üstünde taşırsa nasıl olur?
İsa gibi hani. Irmak onu baş üstünde tutardı; abıhayat içinde gark olmadan
emindi. Ahmed dedi ki: Eğer yakıyni fazla olsaydı hava ona binek olurdu. Benim
gibi... Ben de havaya bindim, miraç gecesi hava üstünde yürüdüm. Hilal dedi ki:
Kör ve pis bir köpek, uykudan sıçrayıp kalkar da kendisini aslan olmuş görünce
ne hale gelir? Fakat okla vurulan aslan gibi bir aslan değil, korkusundan
kılıçların temrenlerin kırıldığı bir aslan. Yılan gibi karnı üstünde sürünüp
giden bir körün gözü açılır, bağı baharı görürse ne olur? Mahiyet ve keyfiyetten
kurtulan, keyfiyetsizliğin ebedi hayat yurduna ulaşan birisi nasıl olur?
Mekansızlık yurduna mahiyet ve keyfiyet bağışlayan bir hale gelir, bütün
keyfiyet ve mahiyetler, köpekler gibi sofranın etrafına toplanırsa,
keyfiyetsizlik aleminden onlara kemik verirse ne olur? Cenabetken sus bu sureyi
okuma. Keyfiyetten gusül edip, tamamı ile yıkanıp arınmadıkça sen bu musafa
dokunma oğlum. Fakat ey padişahlar, pis olayım, temiz olayım, alemde bunu
okumayayım da neyi okuyayım? Sen bana sevaba girmem için diyorsun ki yıkanıp
arınmadan su havuzuna girme. Fakat havuzun dışında topraktan başka bir şey yok.
Havuza girmeyen temizlenemiyor. Suyun bu lütuf ve keremi olmasa, her pislikleri
kabul edip temizlemese, vay ona iştiyak çekenlere, vay ona ümit bağlayanlara,
vay onların ebedi hasretine!
Suyun yüzlerce lütfu vardır, yüzlerce ihsanı vardır.
Pislikleri kabul eder vesselam. Ey hak ziyası Hüsamettin, nur seni kötü
kuşlardan korur, gözetip bekler. Ey yarasalardan gizli olan güneş, Tanrı nuru ve
onun yücelişi, senin gözcün bekçindir. Güneşin yüzündeki perde, ancak
parlaklığının fazlalığı ve ışığının keskin ve şiddetli oluşudur. Güneşin perdesi
de Tanrı nurudur. Ondan nasipsiz olan yarasadır gecedir. Her ikisi de güneşten
uzakta ve perde ardında kaldığından ya yüzleri kararmıştır, yahut da donup
kalmışlardır. e ait hikayenin bir kısmını yazdım. Şimdi de dolunaya ait hikayeyi
dile getir. Hilal'le dolunay birdir. İkilikten, noksandan, gidilmeden uzaktır
onlar. Hilal hakikatte noksan kabul etmez, görünüşteki noksan, yavaş yavaş
dolunay haline gelmek,kemal bulmaktır. Geceleyin geceye yavaşlık hususunda ders
verir. Sıkıntının yavaş yavaş açılacağını gösterir. Yavaşlıkla ey ham aceleci
der, dama dayanan merdivenden basamak basamak çıkılır. Tencereye yavaş ve ustaca
kayna, delice kaynayan yemekten hayır gelmez der. Tanrı, alemi bir kere Kün
demekle yaratmaya kadir mi değildi? Bunda şüphe mi var? Peki neden bu yaratış
altı gün sürdü, her gün de tam bin yıl kadardı. Neden çocuk dokuz ayda
yaratılmada? Çünkü padişahların adeti bir şeyi yavaşlıkla yapmaktır. Neden
Adem'in yaratılışı kırk sabah sürdü, yavaş yavaş o balçığı insan haline getirdi?
Tanrı, senin gibi aceleci değildir a ham adam. Sen, şimdi sıçrayıp koştun; çocuk
olduğun halde kendini şeyh göstermedesin. Kabak gibi her şeyin üstüne çıktın.
Nerede sen de savaşta direnecek ayak? Ağaçlara duvarlara dayandın, kabak gibi
yukarı çıktın a kelceğiz. Önce bineğin, usul boylu selvidir ama sonunda kupkuru,
içi boş bir hale gelirdin. A su kabağı, yeşil rengin tez sararır, çünkü o renk
iğreti bir boyadır, aslında yok ki.
6.CİLT ANA SAYFASI
MESNEVİDEN HİKAYELER ANA SAYFASI
|