|
Mesneviden Hikayeler
MESNEVİ'DEN
HİKAYELER -CİLT 6-
AŞURE GÜNÜ
Aşure günü bütün Halep'liler, Antakya kapısına gelirler, ta
geceye kadar. Kadın erkek, büyük bir kalabalık toplanır, Ehlibeyt'in yasını
tutarlardı. Bağırırlar, ağlarlar, feryat ederlerdi. Şia, Kerbela vakası için yas
tutarlardı. Ehlibeyt'in Yezit'ten, Şimir'den çektikleri zulümleri, onlar
tarafından uğradıkları sınamaları sayıp dökerler, sesleri ses verir, feryatları,
bütün ovayı, çölü doldururdu. Bir garip şair, aşure günü çölden geldi, o feryadı
duydu. Şehri bırakıp o tarafa yürüdü, feryadın sebebini araştırmaya koyuldu.
Merak etti, bu gam nedir bu yas kime tutuluyor diye soruşturmaya başladı.
Herhalde bir ulu bey ölmüş olmalı diyordu; böyle bir topluluk, küçük iş değil.
Ben garibim siz buralısınız adını lakaplarını söyleyin. Adı neydi ne iş görürdü,
nasıl adamdı? Bana bildirin de onun iyiliklerine ait bir mersiye söyleyeyim.
Bunu duyanların birisi dedi ki: Yahu sen deli misin? Yoksa Şia değilsin de
Ehlibeyt düşmanı mısın? Aşure gününü, o gün şehit olan cana yas tutmanın
yüzlerce yıl yaşamadan daha üstün olduğunu bilmiyor musun? Bu dert Müminin
yanında değersiz olur mu hiç? Kulağın aşkı küpenin değerincedir. Mümine göre o
pak nurun yası, yüzlerce Nuh tufanından da meşhurdur. Şair dedi ki: Doğru ama
Yezit'in devri nerede? Bu yas buraya ne kadar geç gelmiş? Körler bile o
kötülükleri gördüler, sağırların kulakları bile o hikayeleri duydu. Siz şimdiye
kadar uyuyor muydunuz ki şimdi yas tutuyor, elbisenizi yırtıyorsunuz? Ey uykuya
dalanlar, kendinize ağlayın! Çünkü bu ağır uyku, çok kötü bir ölüm. Tanrıya
mensup ruh, zindandan kurtuldu. Neden elbisenizi yırtalım, niçin elimizi ısırıp
duralım? Onlar din sultanlarıydı. Bağı kırdıkları zaman onlara sevinç çağıdır.
Devlet saymanına uçup gittiler; tomruğu zinciri çözüp attılar. O gün devler
günüdür, güzellik ve saltanat günüdür. Bir zerrecik anlasan, bilsen bunun böyle
olduğunu tasdik edersin? Bilmiyor anlamıyorsan yürü, kendine ağla. Çünkü göçmeyi
mahşeri inkar ediyorsun. Kendi harap dinine, harap gönlüne ağla ki bu eski
topraktan başka bir şey görmüyor. Görüyorsa neden yiğitleşmiyor, Tanrıya
dayanmıyor; neden gözü tok değil? Nerede yüzünde din şarabının verdiği nur?
Denizi gördüysen hani cömert elin, avucun? Irmağı gören suyu esirgemez; hele o
denizi, o bulutu görmüşse. Karınca o güzelim harmanları görmez de bir tanecik
buğdayın üstüne titrer. O taneyi hırsla, korkuyla çeker durur da onca yığını
görmez. Harman sahibi de ey körlüğünden hiçbir şey görmeyen der;
harmanlarımızdan ancak o bir tek taneyi gördün de ona canla başla sarıldın. Ey
surette zerre olan, Zuhal yıldızını gör. Sen bir topal karıncasın, yürü
Süleyman'a bak. Sen bu cisimden ibaret değilsin, gözden ibaretsin. Canı görsen
cisimden vazgeçersin. İnsan gözdür, öte yanı deriden, etten başka bir şer değil.
Gözü, neyi görürse değeri o kadardır insanın. Bir küp boyuna deniz suyu ile
doldurulsa koca bir dağı sele verir. Küpün canından denize bir yol açılırsa küp,
ırmaktan üstün olur. Onun için “Söyle” sözü denizin sözüdür. Ahmed neyi söylerse
hakikatte o söz hakikat denizinindir. Onun sözleri denizin incileridir. Çünkü
gönlü denizle birdir onun. Deniz daima küpümüze yardım edip durursa artık bir
balıkta denizin bulunmasına şaşılır mı? Duygu gözü şu geçip gidici suretlere
düşmüş, donup kalmıştır. Sen, o sureti geçip gidici görürsün ama hakikatte geçip
gitmez o. Bu ikilik şaşı gözün görüşüdür. Yoksa evvel ahirdir, ahir de evvel. Bu
nereden bilinir? Öldükten sonra dirilmeden. Öldükten sonra dirilmeyi ara da
bundan az bahset. Dirilme gününün gelmesine şart önce ölmektir. Çünkü dirilme,
ölümden sonradır. Herkes yokluktan korkar, işte bütün alem, bu yüzden yol
sapıtmıştır. Halbuki yokluk, asıl sığınılacak yerdir. Bilgiyi nerede arayalım?
Bilgiyi terk etmede. Barışı nerede umalım? Barıştan vazgeçmeden. Varlığı nerede
arayalım? Varlığı terk etmede. Elmayı nereden umalım? Elden vazgeçmeden! Ey
güzel yardımcı, yok gören gözü varlığı görür bir hale getirmeye de kadirsin sen.
Yokluktan meydana gelen göz, varlığı tamamı ile yom gördü. Fakat şu iki göz,
değişti de nurlandı mı bu düzgün cihan mahşer olur. Bu hamlara anlamak haram
oldu da onun için bu hakikatler noksan göründü. Tanrı cömerttir ama güzelim
cennetin nimetleri cehennemliğe haramdır. O, ebedi ahde vefa edenlerden
değildir, onun için de cennet balı ağzına acı gelir. Müşteri olmayınca alış
veriş etmeye eliniz oynar mı? Birisi gelir, mallara bakar, fakat bakmakla alıcı
olmaz ki. O ahmak bakış ancak alay içindir. Bu kaça? Şu kaça? Diye sorar,
dolaşır. Fakat vakit geçirmek, içinden de gülüp eğlenmek için. Usancından gelir,
senden kumaş ister. Fakat ne müşteridir ne de kumaş arar. Kumaşı yüz kere görür,
yüz kere geri verir. O nerede kumaş ölçecek? Yel ölçer poyraz biçer! Nerede
müşterinin gelişi, alışverişi, nerede bir serserinin alayı, gönül eğleyişi?
Cebinde bir habbe bile yoktur. Ancak gevezelik eder, yoksa nereden cüppe alacak?
Alışveriş için sermaye yoktur; artık onun çirkin suratı nedir, alayı, gevezeliği
ne oluyor? Bu dünya pazarında sermaye altındır, orada da aşk ve iki ıslak göz.
Kim eli boş pazara giderse ömrü geçer, tamamı ile ham ve eli boş olarak geri
döner. Kardeş neredeydin? Hiçbir yerde. Ne pişirdin? Hiçbir şey! Müşteri ol da
elim oynasın gebe olan madenimden lal doğsun. Fakat müşteri gevşek ve soğuk bile
olsa yine sen onu çağır. Çünkü böyle emredilmiştir. Doğan kuşunu uçur ruh
güvercinini tut. Davet yolunda Nuh'un yolunda yürü. Tanrı için hizmette bulun.
Halkın kabul etmesiyle, ret etmesiyle ne işin var senin.
6.CİLT ANA SAYFASI
MESNEVİDEN HİKAYELER ANA SAYFASI
|