|
Mesneviden Hikayeler
MESNEVİ'DEN
HİKAYELER -CİLT 1-
KADININ FENDİ 1
Ebucehil, Ahmed'i görüp Beni Haşim'den çirkin bir çehre zuhur
etti dedi. Ahmet ona dedi ki: Haddini tecavüz ettinse de doğru söyledin. Sıddık
görüp Ey güneş! Ne doğudasın, ne batıdan. Latif bir surette parla, alemi
nurlandır dedi. Ahmet dedi ki: Ey aziz, ey değersiz dünyadan kurtulan! Doğru
söyledin. Orada bulunurlar Ey halkın ulusu, ikisi birbirine zıt söz söyledi,
sen ikisine de doğru söyledin, dedin... Neden? diye sordular. Peygamber Ben
Tanrı eliyle cilalanmış bir aynayım. Türk, Hintli nasılsalar, bende o sureti
görürler dedi. Kadın! Eğer beni tamahkar görüyorsan bu kadınca arayıştan yüksel!
Kanaate dair söz söylemek, tamaha benzer ama hakikatte rahmettir. O nimetin
bulunduğu yerde tamah ne gezer? Sen de bir iki günceğiz yoksulluğu sına da
yoksulluktaki iki misli zenginliği gör. Yoksulluğa sabret, bu gamı, gussayı
bırak. Çünkü ululuk sahibi Tanrı'nın yüceliği yoksulluktur. Sirke satmada kanaat
yüzünden bal denizine gark olmuş binlerce can gör. Yoksulluk acılığı çeken yüz
binlerce cana bak... Gül gibi gülbeşekere karışmış, o lezzetle lezzetlenmiş. Ah
yazık; sende kavrayacak kabiliyet olsaydı da, canımdan gönül şem'ası zuhur
etseydi! Bu söz can memesinde süttür. Emen olmadıkça güzelce akmıyor. Dinleyen
susuz ve arayıcı olursa vazeden ölü bile olsa söyler. Dinleyen yeni gelmiş ve
usanmamış olursa dilsiz bile sözde bülbül kesilir. Kapımdan içeri namahrem
girince harem halkı, perde arkasına girer, gizlenir. Zararsız ve mahrem birisi
gelince de o kendilerini gizleyen mahremler, yüzlerindeki peçeleri açarlar.
Bütün güzel, hoş ve yaraşan şeyler, gören göz için yapılır. Çengin zir ve bem
nağmeleri, nasıl olurda sağır kulak için terennüm edilir? Tanrı, miski beyhude
yere güzel kokulu yapmadı? Koku duyan için yarattı; koku almayan için dedi. Hak
yeri göğü yaratmış, aralarında da bir çok nur ve nar yüceltmiştir. Bu yeri
yerdekiler için yaratmış, göğü de göktekilerin yurdu yapmıştır. Aşağılık kişi
yükseğin düşmanıdır. Her şeyin müşterisi meydana çıkar. Ey kapalı örtünüp
bürünmüş kadın, sen hiç kör için süslendin mi? Dünyayı en değerli incilerle
doldursan nasibin yoksa ne yapayım? Ey kadın, kavgayı, darılmayı bırak;
bırakmayacaksan beni bırak! Ben iyiyle kötüyle, kavga edemem; kavga ile işim
yok. Savaşmak şöyle dursun; gönlüm barışlardan bile ürkmekte. Susacaksan ne ala:
yoksa öyle bir iş yaparım ki şu anda hemen kalkar, evimi, barkımı bırakır,
giderim. Kadın onu titiz ve hiddetli görünce ağlamaya başladı. Zaten ağlamak,
kadının tuzağıdır. Ben, senden bunu mu umardım? Senden başka ümidim vardı dedi.
Kadın yokluk yoluna girip dedi ki: Ben senin karın değil, ayağının toprağıyım.
Cismim, canım, nem varsa senindir; hüküm de senin, ferman da! Yoksulluk yüzünden
sabrım tükendiyse bu da kendim için değil, senin için. Sen bana dertli
zamanlarda deva oldun; muhtaç olmanı istemiyorum. Canın için, bu kendim için
değil. Bu ağlayış bu inleyiş hep senin için. Ben, Tanrı hakkı için varlığımı her
nefeste huzurunda feda etmek isterim. Canım sana kurban olsun... Ne olurdu ruhun
bana vakıf olsaydı. Fakat sen hakkımda böyle kötü zanna düşünce candan da
usandım, tenden de. Ey canımın rahatı! Sen bana böyle aykırı olunca altına da
toprak saçtım, gümüşe de( artık ikisi de gözümde değil) Canımda da sen varsın,
gönlümde de sen. Öyle olduğu halde bu kadarcık bir şeyden dolayı benden
ayrılmaya kalkışıyorsun. Kudret senin elinde, ayrılabilirsin; fakat senin bu
niyetine karşılık candan özürlüler dilemekteyim. O zamanları hatırla ki ben put
gibi güzeldim, sen de karşımda puta tapan şamana benzerdin. Bu kul sana tabidir;
gönlü, senin dileğine göre aydınlanmış, yanmıştır. Neyi pişir, hazırla dersen
hemen pişti, yandı bile derim. Ben senin ıspanağınım. İster ekşili pişir, ister
tatlılı... Küfür söylemiştim; işte imana geldim. Can ve gönülle hükmüne tabi
oldum. Senin şahane huyunu takdir edemedim. Huzuruna küstahça eşek sürdüm. Fakat
affından bir mum düzüp yakınca tövbe ettim; itirazı bıraktım. Kılıçla kefeni
huzuruna koyuyorum; önüne boynumu uzatıyorum; vur! Acı ayrılıktan gem
vuruyorsun. Ne istersen yap fakat bunu yapma! Gönlünde benim için gizlice bir
özür dileyici vardır ki o, ben olmasam da bana şefaat edip durur. Gönlündeki o
özür dileyicim senin huyundur. Ona güvendiğimden gönlüm, kendisine suç aradı. Ey
ahlakı yüz batman baldan daha güzel, daha tatlı olan kızgın adam! Sen de bana
gönlünden ve gizlice merhamet et.
Bu suretle güzel, açık açık söylerken kadına bir ağlamadır
geldi. Ağlaması bile yüzünü güzelliğiyle gönülleri cezbeden o güzelin, hüngür
hüngür ağlaması haddinden aşınca. O gözyaşı yağmurundan bir yıldırım zuhur etti,
o naziri bulunmayan erin gönlüne bir kıvılcım sıçradı. Adamın, güzel yüzüne kul
olduğu dilber, kulluğa başlarsa hal ne olur, insan ne hale gelir? Azametinden
yüreğini oynatan, kibirinde4n seni tir tir titreten sevgili, gözünün önünde
ağlamaya başlarsa ne hale girersin? Naz ve istiğnası ile can ve gönülleri kan
haline getiren güzel, niyaza girişirse hal ne olur? Cevrü cefası, bize tuzak
olan dilber, özür dilemeye kalkışırsa biz ne mazeret bulabilir, ne
söyleyebiliriz? Züyyine linnas, hükmünce Tanrı'nın insanlar için bezediği
şeylerden halk, nasıl kurtulabilir? Tanrı; kadını erkeklere munis olmak üzere
yarattı. Adem nasıl olurda Havva'dan ayrılabilir? Kişi yiğitlikte Zaloğlu Rüstem
bile olsa Hamza'dan bile ileri geçse yine hükmetme hususunda karısının esiridir.
Adem sözlerinden alemin sarhoş olduğu Muhammed bile Kellimini ya Humeyra derdi.
Gerçi zahiren su, ateşten üstündür; fakat bir kaba konunca ateş, onu fıkır fıkır
kaynatır. İkisinin arasında bir tencere, bir çömlek oldu mu ateş, o suyu yok
eder, hava haline getirir. Görünüşte su nasıl ateşten üstünse, sen de kadından
üstünsün; fakat hakikatte ona mağlupsun, sen onu istemektesin. Böyle bir hassa
ancak Ademoğlundadır. Çünkü insanda muhabbet vardır. Hayvanın muhabbeti azdır ve
bu da onun nakış olmasından ileri gelmiştir. Peygamber dedi ki: Kadınlar; akıllı
kişilere ehli dil olanlara fazlasıyla galip olurlar. Fakat cahiller, kadına
galebe ederler. Çünkü onlar sert ve kaba muameleli olurlar. Onlarda acıma,
lutfetme, sevme azdır. Çünkü tabiatlarında yaradılışlarında hayvanlık üstündür.
Sevgi ve acıma, izsanlık vasfıdır; hiddet ve şehvetse... hayvanlık vasfıdır.
Kadın, Hak nurudur, sevgili değil... Sanki yaratıcıdır, yaratılmış değildir!
Avamdan olan birisinin ölüm anında avamlıktan pişman olması gibi o bedevi de
söylediğine pişman oldu. Canımın canına nasıl oldu da düşman kesildim; canımın
başına nasıl oldu da tekmeler savurdum? dedi. Aklımız baştan ayağı fark etmesin
diye kaza geldi mi, gözümüzü örtüyor. Kaza geçince, insan kendisini yemeğe
başlar. Perdesi yırtılan, sırrı meydana çıkan, yakasını yırtar. Bedevi dedi ki:
Ey kadın, pişman oluyorum. Kafir olmuşsam bile müslüman olmaktayım. Sana karşı
suçluyum bana acı; beni kökümden, dibimden kamilen söküp atma! İhtiyar kafir,
pişman olursa özür getirmeye başlar ve müslüman olur. Tanrı tapusu, rahmet ve
keremlerle dopdoludur. Varlık da ona aşık yokluk da. Küfür de o ululuk sahibi
Tanrı'ya aşıktır, iman da; bakır da o kimyanın kuludur, gümüş de! Musa'nın da
mana cihetinden bir yolu vardır, Firavun'un da. Fakat, zahiren Musa yolludur,
Firavun yolsuz. Musa , gündüzün Tanrı huzurunda ağlayıp inledi; Firavunda gece
yarısı ağladı, Dedi ki; Ey Tanrı, boynundaki bu demir zincir nedir? Boynumda
demir zincir olmasa kim Ben, benim der (asılsız davaya. Benliğe kalkışır? )
Şüphe yok ki Musa'yı nurlandıran iradenle beni de karanlıklara daldırdın.
Musa'yı ay yüzlü bir hale getirten dileğinle canımın aynı kara yüzlü bir hale
getirdin. Yıldızım aydan daha iyi, daha talihli değil ki. Tutulursa ne çarem
var? Halk, benim nöbetimi Tanrı diye, Sultan diye tutuyor ama doğrusu ay
tutulmuş, tas çalıyorlar! Onlar tas çalıp gürültü ediyorlar ama o gürültüyle ayı
rüsvay etmektedirler.
Ben ki Firavun'um, şöhretten el-aman! Enerabbüküm-ül a'la"
demem de beni rüsvay eden tas gürültüsüdür. Musa'da ben de aynı kapının kuluyuz.
Fakat senin ormanında senin baltan işliyor; dalları senin baltan kesmektedir;
Bir dalı yetiştiriyor, öbürünü kesip atıyor. Baltaya karşı dalın eli var mı? Ne
gezer! Hiç dal baltanın elinden kurtulabilir mi? Balta senindir, o kudret hakkı
için kereminden bu eğrilikleri doğrult! Firavun yine kendi kendine Ne şaşılacak
şey! Ben bütün gece Ey Rabbimiz diye yalvarmıyor muyum? Yalnızken mütevazi bir
hale geliyor, düzeliyorum. Neden Musa'ya karşı öyle oluyorum? Kalp altınının
rengi halis altından on derece daha parlak olsa ataşe karşı nasıl yüzü kara bir
hale gelir! Kalbim de kalıbım da onun hükmünde değil mi? Bir zaman, beni iç
haline kor, bir zaman kabuk haline. Bir zaman beni ay haline kor, bir zaman
karartır. Tanrı'nın işi, bundan başka nedir ki? Ekin ol der beni yeşertir.
Çirkinleş der, sarartır. Varlığı emriyle yaratan Tanrı'nın çevganları önünde
mekan aleminde de koşup duruyoruz. Lamekan aleminde de. Renksizlik alemi, renge
esir olunca bir Musa öbür Musa ile savaşa düştü. Renksizlik alemine ulaşırsan
Musa ile Firavun'un karıştığı aleme erişirsin. Bu nükte yüzünden hatırına renk,
nasıl olur da kıylü kalden kurtulur? Şaşılacak şey... Bu renk, renksizlik
aleminden zuhura geldiği halde, renksizlikle nasıl savaşa girişir? Yağın aslı
sudandır ve su ile artar. Sonunda nasıl olur da suya zıt olur? Mademki yağı su
ile yoğurdular; yağ sudan oldu; su ile yağ neden birbirine zıt oldu? Gül
dikenden meydana meydana gelmiştir, diken de gülden... böyle olduğu halde niçin
savaşa, maceralara düşmüşlerdi?.. gibi bir sual hatıra gelirse (bil ki bu) ya
hakikatta savaş değildir, bir hikmet içindir, eşek satanların kavgaları gibi bir
hiledir, bir sanattır; yahut ne savaş ne hikmet...Hayretten ibarettir. Bu,
viraneliktir, içinde define aramak gerek. Sen define sandığın şey yüzünden, o
vehminden defineyi kaybediyorsun. Sen vehmi de, tedbirleri, düşünceleri de
mamure bil, mamur yerlerde define olmaz. Mamur yerlerde varlık, didişmek olur.
Yok olan, varlıklardan utanır, arlanır. Varlık yokluktan feryad etmemiştir.
Yokluk, o varlığı, kendisinden uzaklaştırmış, gidermiştir. Ben yokluktan
kaçıyorum deme. Hakikatte o, senden yirmi kere daha fazla kaçmakta! Görünüşte
seni kendisine çağırmaktadır. Ama içinden seni reddetme sopasıyla sürmektedir.
Bu işler, kovalayanı yanıltmak için ata çakılan ters nallardır; ey saf kişi!
Firavun'un, Musa'dan nefretini sen Musa'dan bil. Tabiata inananlar; gök bir
yumurtadır, yer de onun sarısı diye itikat etmişlerdir. Birisi, Bu yeryüzü yeri
kaplayan göğün ortasında nasıl duruyor? Havaya asılmış bir kandil gibi ne
aşağıya gitmekte, ne yukarı çıkmakta dedi. O hakim, Altı cihetten de göğün
çekmesi yönünden hava ortasında kalır. Mıknatıstan bir yuvarlak olsa ortasına
konan demir, ortada kalır diye cevap verdi. Öteki hakim de Saf gök, kara toprağı
kendisine çekmez. Onu altı taraftan da iter. Ondan dolayı da yeryüzü, kuvvetli
yeller ortasında muallakta kalmıştır dedi. Kemal ehlinin gönülleri de
firavunların canlarını böyle defeder de, onlar dalaletde kalırlar. Onları bu
cihan da defeder o cihan da. O yolsuzlar da bu yüzden o cihanda da mahrum
kalırlar, bu cihanda da. Ululuk sahibi Tanrının kullarından, velilerden baş
çeker, uzaklaşırsan bil ki onlar senden hoşlanmıyorlar, onlar seni istemiyorlar.
Onların kehlibarları vardır, meydana çıkarırlarsa senin saman çöpü gibi oaln
varlığını deliye döndürür, kendilerine çekerler. Kehlibarlarını saklarlarsa
derhal seni azgınlığa teslim ederler. Hayvanlık mertebesi nasıl insanlığa esir
ve mağlupsa. İnsan mertebesinin de Tanrı velilerinin elinde hayvan gibi mağlup
olduğunu anla ey yoksul!
Ahmed, irşadederken halka Kullarım dedi. Tanrı bütün alemi
Kul ya ibadi diye çağır buyurdu. Senin aklın deveciye benzer, sen de devesin,
Akıl, seni ister istemez hükmünce çekip durmaktadır. Veliler akılların aklıdır.
Akıllar da ta en sonuncusuna kadar develere benzer. Onlara ibretle bak: bir
kılavuz, yüz binlerce can! Ne kılavuzu ne deveciyi! Sen güneşi gören gözü bul da
sonra bak! Bütün cihan, gece içinde kalmış, karanlıklara mıhlanmış, güneşi ve
gündüzü bekleyip durmakta. İşte sana zerrede gizli güneş, işte sana kuzu postuna
bürünmüş erkek aslan. İşte sana saman altında gizli bir deniz! Kendine gel, o
samana şüphe ile ayak basma! Ama yol gösterici hakkında içe gelen şüphe, Tanrı
rahmetidir. Her peygamber dünyaya tek gelmiştir. Tektir ama içinde yüzlerce alem
gizli. Alem-i Kübra, kudretle sihir yaptı da cimrini, küçücük bir suret içinde
gizledi. Ahmaklar onu tek ve zayıf gördüler. Hiç padişahın dostu olan zayıf olur
mu? Ahmaklar,"O, ancak bir tek kişiden ibaret! dediler. Vay akıbeti düşünmeyene!
1.CİLT ANA SAYFASI
MESNEVİDEN HİKAYELER ANA SAYFASI
|