|
Mesneviden Hikayeler
MESNEVİ'DEN
HİKAYELER -CİLT 5-
KONUK EVİ
Delikanlım, bu denen bir konuk evidir. Her sabah, oraya koşa,
koşa bir yeni konuk gelir. Sakın bu, benim boynumda kaldı deme. Şimdicik yine
uçar, yokluk alemine gider. Gayb aleminden gönlüne ne gelirse konuktur onu hoş
tut. Birisine ansızın konuk geldi. Ev sahibi konuğunu gerdanlık gibi boynuna
taktı. Sofra çıkardı, ağırladı. O gece mahallelerinde sünnet düğünü vardı.
Erkek, kadınına gizlice dedi ki: Bu gece iki yatak ser. Bizim yatağımızı kapı
yanına yap, konuğun yatağını da öbür tarafa. Kadın, olur iki gözümün nuru, baş
üstüne. Hizmetler eder, güler yüz gösteririm, merak etme dedi. Yatakları yapıp
sünnet düğününe gitti. Yüce konuk, kadının kocası ile kaldı. Geceleyin kuru, yaş
bir çerez çıkardı. Yediler içtiler. O iki temiz adam, gece geç vakte kadar
oturup konuştular, gece yarısına dek iyi, kötü başlarından geçenleri anlattılar.
Çerezden, konuşup görüşmeden sonra konuk, uykusuzluktan kalktı, kapı yanındaki
yatağa girip yattı. Adam, utancından ona bir şey diyemedi, canım, senin yatağın
bu taraftaki. Sen yatıp uyuyasın diye yatağı, şuraya serdik diye bir söz
söyleyemedi. Karısı ile kararlaştırdıklarının aksine, konuk için serilen yatağa
girdi, öbür yatakta da konuk yatıp uyudu. O gece şiddetli bir yağmur başladı.
Bulutların çokluğu, hayret verecek bir derecede idi. Kadın gelince konuk öbür
taraftadır kocam öbür taraftadır, kapı yanında yatan kocamdır diye, anadan doğma
soyunup yorganın altına girdi, konuğu birkaç kere de istekle öptü. Dedi ki: Hani
bir şeyden korkuyordum ya. Başıma geldi mi geldi, geldi mi geldi. Yağmur, çamur
yüzünden konuk kakıldı kaldı. Beylik sabunu gibi elinden çıkmasına imkan yok. Bu
yağmur çamurda o, nereden gidecek? Başına canına and olsun, adam başımıza kaldı.
Konuk bu sözleri duyunca hemen sıçrayıp dedi ki: Kadın bırak beni. Ayakkabım var
benim, çamurdan korkum yok. Ben gidiyorum, Allah size hayırlar versin.
Yolculukta can, bir an bile eğlenmez. Yolcu derhal geldiği yere dönmeli. Bir
yerde kalıp eğlenmek, yol keser. Kadın, o soğuk sözü söylediğine pişman oldu.
Çünkü o eşsiz mihman ürküp yola düşüyordu. Kadın lütfen, hoş gör, ben şaka olsun
diye söyledim deyip, secdeler etti, bir hayli yalvarıp sızlandı ama fayda
etmedi. Konuk, yola düşüp bunları hasret bıraktı. Bu yüzden adam da yasa battı,
kadın da. Çünkü artık o konuğun yüzünü, leğendeki akisten değil, kendi yüzünden
görmüşlerdi. Konuk gitmede ova, konuğun nuru ile cennet gibi aydınlanmadaydı.
Adam bundan sonra bu işin derdinden utancından evini konuk evi haline soktu.
Fakat kadının gönlünde de, erkeğin gönlünde de o konuğun hayali, her an derdi
ki: Ben, Hızır'ın dostuyum size yüzlerce cömertlik hazinesi saçacaktım, fakat ne
yapayım? Kısmetiniz değilmiş. Konuk evine her gün nasıl bir yüce konuk gelirse
onun gibi her an sana bir fikir gelir. Canım, fikri bir adam say. Çünkü adam,
fikirle değerlidir, fikirle diridir. Gam fikri, neşe yolunu vurursa gam yeme. O,
hakikatte başka neşeler hazırlamaktadır. O, hayrın aslından yeni bir sevinç,
yeni bir neşe gelsin diye evi, başkalarından sıkıca süpürür. Gönül dalındaki
sararmış, kurumuş yaprakları ayırır, daldan yeni ve yeşil yapraklar bitmesine
yardım eder. Bu alemden öte bir aleme yeni bir zevk gelsin diye eski sevinci,
kökünden çeker, çıkarır. Gam, üstü dallarla yapraklarla örtülü yeni kökü
bitirsin diye çürümüş, pörsümüş olan eski kökü yerinden söküp çıkarır. Gam,
gönülden neyi döker, yahut koparırsa karşılık olarak mutlaka daha iyisini verir.
Hele derdin gamın yakın ehline kul olduğunu iyice bilene daha fazla lütuflarda
bulunur. Bulutla şimşek, asık suratlılık, ekşi yüzlülük göstermese asma yaprağı,
doğuya benzeyen gülümsemelerini gösterir mi hiç? Kutluluk, kutsuzluk, gönlüne
gelir, konuklar. Bunlar, evden eve giden yıldızlara benzerler. Senin burcunda
konakladı mı onun talihi gibi sen de tatlı bir hale, gel, çevikleş.
Böyle hareket et de o yıldız, aya gitti, ulaştı mı o gönül
sultanına senden şükür etsin. Sabırlı ve her şeye razı olan Eyyüb, tam yedi yıl
Tanrı konuğunu belayı hoş tuttu. O sert ve yüzü pek ala da tanrıya dönünce ondan
yüzlerce çeşit şükürlerde bulundu da, dedi ki: Eyyüb ben sevgililerini
öldürdüğüm halde sevgisinden bir kere bile yüzünü çevirmedi. Tanrı bilgisine
vefakarlıkta bulundu, utancından bela ile adeta sütle bal gibi kaynaştı,
karıştı. Senin de gönlüne yeniden yeniye belalar geldikçe o belaları güle güle
karşıla. Ey yaradanım, beni o belanın şerrinden sakla bekle. O yüzden gelecek
ihsanları bana haram etme, beni o lütuflara kavuştur. Rabbim, uğradığım belalara
karşı lütfet de şükredeyim, geçip giderse ona hasret çekmeyeyim de. O suratı
asık derdi koru. O acılığı şeker gibi tatlı say. Bulutunda görünüşte yüzü
asıktır ama gül bahçesini bezer, çalı çırpıyı kırar. Gamı bulut gibi bil de o
asık suratıyla pek surat asmaya kalkışma. Belki o inci, elindedir, olur ya. Onun
için çalış çabala da senden razı olsun. Hatta böyle olmasa bile bu huyu adet
edinir, o güzelim huyla huylanır, o huyu arttırırsın da, başka yerlerde de böyle
hareket edersin ve bir gün birdenbire muhtaç olduğun şeye erişiverirsin. Neşene
mani olan düşünce, Tanrının emri ile, Tanrının hikmeti ile gelir. Sen ona
felaket deme delikanlım. Belki bir yıldızdır, belki kutluluk kıranındadır. Sen
ona fer-i deme, asıl tut da onunla daima maksadına eriş, üstün çık. Onu fer-i
sayar, muzır tutarsan gözün, aslı gözler durur. Halbuki bekleyiş, çeşnide
zehirdir adeta. Bu gidişle daima ölüm halinde kalırsın. Onu asıl bil, kucakla da
bekleyiş ölümünden kurtul.
5.CİLT ANA SAYFASI
MESNEVİDEN HİKAYELER ANA SAYFASI
|