|
Mesneviden Hikayeler
MESNEVİ'DEN
HİKAYELER -CİLT 5-
EŞEK TİLKİ VE ASLAN
Bundan böyle kimsenin vesvesesine kanmayayım ey lütuflar
sahibi Tanrı, ey yardımcım, ahtım olsun, nezrim olsun. Tanrı, o anda ayağımın
bağını çözdü. O dua ve sızlanma, o niyaz yüzünden ayağım çözüldü. Yoksa o erkek
aslan bana yetişseydi halim ne olurdu? Aslanın pençesi altında eşek ne hale
gelir? Yine o aç aslan hileyle seni bana yolladı değil mi a kötü arkadaş?
Herkesin, kendisine muhtaç olduğu ihtiyacı bulunmayan pak Tanrının zatına and
olsun ki kötü yılan bile kötü arkadaştan yeğdir. Çünkü kötü yılan, insanın
yalnız canını alır. Kötü arkadaşsa insanı cehenneme sürer, orasını adama durak
eder. İnsanın, düşüp kalktığı adamla konuşa görüşe huyu ile huylanır. Gönül
arkadaşının huyunu kapar. O sana gölge saldı mı mayasız olduğu için senin mayanı
çalar. Aklın sarhoş bir ejderha bile olsa kötü arkadaş, bil ki zümrüttür.
Aklının gözünü çıkarır, kör eder. Onun kınaması, seni taunun eline teslim eder.
Tilki dedi ki: Bizim safımızda tortu yoktur. Fakat vehme gelen hayallerde,
küçümsenecek şeyler değildir. ey saf ve bön adam, bütün bunlar senin vehmindir.
Yoksa sana karşı hiçbir gıllügışim yok. Kötü hayaline kapılıp bana bakma.
Dostlara karşı neden kötü zanda bulunuyorsun? Saf kardeşler hakkında iki zanda
bulun. Zahiren onlardan cefa bile görsen haklarında kötü düşünceye kapılma. Bu
kötü hayal, bu kötü zan, meydana çıktı mı yüz binlerce dostu birbirinden ayırır.
Seni esirgeyen biri, sana cevreder, seni sınarsa hakkında kötü zanna düşmemek
gerektir. Akıl karı budur. Hele ben hiç kötü değilim. Adim kötüye çıkmış ama
aldırma. O gördüğüm aslan değildi tılsımdı. O uğradığın şey kötü bile olduysa
yine dostlar, o hatayı af ederler. Vehim ve tamahla korku alemi, yolcuya pek
büyük bir settir. Bu nakışlar bu hayal suretleri, dağ giiiiibi Halil'e bile
zarar verdi. Cömert İbrahim bile vehim alemine düşünce “Bu benim rabbimdir”
dedi. Tevil incisini delen o zat, yıldızı görünce böyle dedi işte. Gözleri
bağlayan vehim ve hayal alemi, öyle bir dağı bile yerinden oynattı. O bile “Bu
benim rabbimdir” dedi. Artık, eşeği ne hale kor, bir düşün! Dağ gibi akıllar
bile vehim deniziyle hayal girdabına gark olur. Bu kötülük tufanı, dağları bile
aşarken Nuh gemisine binenlerden başka kim aman bulur? Yakin yolunun bekçisi
olan bu hayal yüzünden din ehli, tam yetmiş iki fırka oldu. Yalnız yakin eri,
vehim ve hayalden kurtulur. Kaşını kılını yeni ay sanmaz. Fakat bir kimseye
Ömer'in nuru dayanç olmadıkça onun eğri kaşı yolunu vurur. Yüz binlerce
koskocaman gemi, vehim denizinde paramparça olmuştur. Bunların en aşağısı akıllı
ve filozof Firavun'dur. Onun aya da vehim burcundan tutulup gitti. Hiç kimse
orospu kadın kimdir bilmez. Bilen, o kadını iyice tanıyan da hakkında şüpheye
düşmez. Vehmin seni şaşkın bir hale getirdiyse neden öbür vehmin etrafında dönüp
dolaşırsın? Ben kendi benliğimden aciz kaldım. Sen neden benlikle dolu bir halde
önümde duruyorsun? Canla başla benlikten, varlıktan kurtulmayı istiyorum ki onun
güzelim savlicanına top olayım. Kim benliğinden kurtulursa bütün benlikler onun
olur. Kendisine dost olmadığı için herkese dost kesilir. Nakışsız bir ayna
haline gelir, değer kazanır. Çünkü bütün nakışları aksettirir. Eşek bir hayli
çalıştı tilkiden korundu. Fakat köpek gibi acıkmıştı, açlık kendisine eş
olmuştu. Hırsı üstün geldi, sabrı zayıfladı. Ekmek sevdası nice boğazları
yırtmıştır. Kendisine hakikatler keşfedilen peygamber, onun için “Az kaldı ki
yoksulluk, küfür olayazdı.” Dedi. O, eşek açlığa tutsak olmuştu.
Hileyse bile dedi tut ki öldüm. Bari bu açlık azabından
kurtulurum ya. Yaşayış buysa ölüm bence daha iyi. Önce tövbe etmiş and içmişti
ama nihayet eşekliğinden tövbesini de bozdu, andını da. Hırs, insanı kör ahmak
eder, bilgisiz bir hale sokar, ölümü kolaylaştırır. Halbuki ölüm eşeklere kolay
değildir. çünkü ebedi canları yoktur ki. Ebedi canı olmadığı için de kötülükte
bulunan birisidir. Ecele cüreti ahmaklıktandır. Çalış da ebedi cana ulaş, ölüm
gününde de elinde bir azık bulunsun. Kötü kişinin rızk veren Tanrıya güveni
yoktur. Gayptan ona rızkının cömertçe saçıldığına inanmaz. Gerçi zaman zaman ona
bir açlık verdi, verdi ama Tanrı ihsanı, şimdiye kadar onu rızksız bırakmadı.
Eğer açlık olmasaydı imtilaya tutulurdun, ondan sonra da sende daha yüzlerce
illet baş gösterirdi. Açlık illeti, hem latif oluş, hem hafif bir hale geliş,
hem de Tanrıya yalvarıp ibadette bulunuş bakımından o illetlerden elbette daha
iyidir. Açlık zahmeti, illetlerden daha iyidir; hele açlıkta yüzlerce fayda ve
hüner de varken. Kendine gel açlık ilaçların padişahıdır. Açlığı canla başla
kabul et, onu böyle hor görme. Bütün hastalıklar, açlıkla iyileşir. Bütün
ilaçlar aç olmadıkça sana tesir etmez. Birisi küflü ekmek yiyordu. Bir adam
neden bu kadar haris ve aç gözlü oldun? Diye sordu. Dedi ki: Sabrın sonucunda
açlık, iki misli arttı mı arpa ekmeği bile bana helva gelir. Sabrettim, sabırlı
oldum mu daima helva yemiş olurum. Zaten açlık herkese zebun olmaz ki. Bu açlık,
hadden aşırı bir otlaktır. Açlığı, onunla güçlü kuvvetli aslan kesilsinler diye
ancak Tanrı haslarına vermişlerdir. Açlığı, öyle her adi yoksula neden
verecekler? Ot az değil ya önüne koyuverirler. Ye derler, sen ancak buna
layıksın. Suda yüzen kuş değilsin sen, ekmek yiyen bir kuşsun. Bir şeyh,
müridiyle dara düşmüştü. Şehirde ekmek vardı, bulundukları yerde kıttı. Müridin
gönlünde açlık ve kıtlık korkusu, gafletinden her an artmaktaydı. Şeyh biliyordu
müridin içinden geçeni anlamıştı. Ona dedi ki: Ne vakte dek bu elem bu ıstırap
içinde kalacaksın? Ekmek derdinden yanıp yakılıyorsun. Adeta Tanrıya dayanma
gözünü kapamışsın. Sen o yüce nazeninlerden değilsin ki sana ceviz ve kuru üzüm
vermesinler. Açlık Tanrı hastalarının gıdasıdır. Senin gibi ahmak yoksul,
nereden ona zebun olacak? Aldırış etme sen onlardan değilsin ki bu mutfakta
ekmeksiz bekleyesin. Şu aşağılık ve karnına düşkün kişilere daima kase üstüne
kase sunarlar, ekmek üstüne ekmek. Bu çeşit adam öldü mü ekmek, önünden giderek
ey yoksullukla, ümitsizlikle kendini öldüren der. İşte sen öldün, ekmek kaldı.
Hadi kalk da al ekmeğini bakalım ey kendini elemlerle öldüren. Kendine gel de
elin ayağın titremesin. Rızkın, senin ona aşık olmandan ziyade sana aşıktır.
Aşıktır, senin sabırsızlığını bilir de emekliye emekliye sana gelir a
herzevekil. Sabrın olsaydı rızkın gelir aşıklar gibi kendini sana teslim ederdi.
Açlık korkusundan bir titreyiş nedir? tanrıya dayanmayla tok yaşanabilir pekala.
Dünyada yemyeşil bir ada vardır, orada yalnız başına obur bir öküz yaşar. Akşama
kadar bütün yazıyı yalar, otlar, doyar, semirip şişer. Gece oldu mu yarın ne
yiyeceğim diye düşünceye dalar, bu düşünce onu dertlendirir, ince bir kıla
döner. Sabah olunca yazı yine yeşermiştir. Yeşillik, çayır, çimen, ta bele kadar
büyümüştür. Öküz, öküz açlığına tutulmuştur, akşama kadar bütün yazıyı
baştanbaşa otlar, bitirir. Yine büyür, semirir, şişer. Bedeni yağlanır, güçlü
kuvvetli bir hale gelir. Derken akşam oldu mu açlık korkusuna düşer, bu korkuyla
titremeye başlar, yine korkusundan zayıflar. Yarın yayım zamanı ne yiyeceğim, ne
edeceğim? Diye düşünür durur. Yıllardır, o öküz bu haldedir işte.
Bunca yıldır bu yeşilliği otlar, bu çimenlikte yayılırım,
hiçbir gün rızkım azalmadı. Bu korku nedir, bu gönlümü yakıp yandıran gam nedir
diye düşünmez bile. Akşam oldu, gece bastı mı o semiz öküz, eyvahlar olsun,
rızkım bitti diye yine zayıflar. İşte nefis, o öküzdür, yazı da dünya. Nefis
ekmek korkusuyla daima zayıflar durur. Gelecek zamanlarda ne yiyeceğim, yarının
rızkını nasıl ve nerede elde edeceğim kaydına düşer. Yıllardır yedin, yiyeceğin
eksilmedi. Artık biraz da gelecek düşüncesini bırak da geçmişe bak. Yediğin
rızkları hatırına getir, geleceğe bakma da az sızlan. Tilkicik eşeği ta aslanın
yanına kadar götürdü. Aslan, eşeği paramparça etti. O canavarlar padişahı, bu
savaşta yoruldu, susadı. Su içmek üzere kaynağa gitti. Tilkiceğiz eşeğin
ciğeriyle yüreğini fırsat bulup yedi. Aslan, su içip dönünce aradı, eşeğin ne
ciğeri vardı, ne yüreği. Tilkiye ciğeri nerede, yüreği ne oldu? Dedi. Canavar,
hayvanın bu iki uzvunu pek sever. Tilki dedi ki: Onda yahut ciğer olsaydı hiçbir
kere buraya gelir miydi? O kıyamet görmüş, o dağdan düşmeyi seyretmiş, o korkuyu
tatmış, güç ile kaçmıştı. Ciğeri yahut yüreği olsaydı tekrar senin yanına gelir
miydi? Bir gönülde gönül nuru olmadı mı o gönül, gönül değildir. bir beden de
ruh yoksa o beden, topraktan ibarettir. Bir kandilde can nuru yoksa sidikten,
pislikten ibarettir. O sırçaya kandil deme artık. O sırça, o kap, halkın
yapısıdır ama kandilin nuru, ululuk ıssı Tanrının ihsanıdır. Hasılı sayı ve
çokluk kaplardadır, alevlerdeyse ancak birlik vardır. Bir yere altı tane kandil
koysalar nurlarında sayı ve çokluk olmaz. O çıfıt, kapları gördü de müşrik oldu.
Öbürü de nuru gördü de imana geldi, anlayış sahibi oldu. ruh, kaplara baktı mı,
Şis'le Nuh'u iki görür. Derenin, suyu varsa deredir. Adam canı olan adamdır.
Bunlar insan değillerdir, suretten ibarettirler. Bunlar ekmek ölüsüdürler,
şehvet öldürmüştür bunları.
5.CİLT ANA SAYFASI
MESNEVİDEN HİKAYELER ANA SAYFASI
|