|
Mesneviden Hikayeler
MESNEVİ'DEN
HİKAYELER -CİLT 5-
EŞEK TİLKİ VE ASLAN
Sen de adamlık olmadıktan sonra hançerlerin ne faydası var?
Yürek olmadıktan sonra bunda ne fayda var ki? Tutalım ki Ali'den Zülfikar'ı
miras aldın, Tanrı aslanındaki kol, sende de varsa göster. Mesih'ten bir nefes
bellediğini farz edelim, İsa'nın dudağı, dişi nerede ki a çirkin adam? Kazanmak
bir şeyler elde etmek için diyelim ki bir gemi yaptın, Nuh gibi bir gemi kaptanı
hani. Tutalım ki İbrahim gibi put kırıyorsun, beden putunu onun gibi ateş içine
atış nerede? Delilin varsa meydana çıkar da tahta kılıcı bile o delillerle
Zülfikar haline getir. Bir delil seni amelden alıyorsa o Tanrının gazabıdır.
Yolda korkanları kuvvetli bir hale getirdin ama sen hepsinden fazla korkmada,
hepsinden ziyade tirtir titremedesin. Herkese Tanrıya dayanma dersi veriyorsun
ama hırsından havadaki sivrisineğin damarını sormadasın. A oğlan, askerin önünde
gidiyorsun ama bıyığının yalancılığına aletin tanıklık vermede. Gönül,
namertlikle dolu olduktan sonra sakalınla, bıyığına, ancak gülünür. Yağmur gibi
gözyaşları dökerek tövbe et de bıyık ve sakalını, alay mevzuu olmadan kurtar.
Erlik ilacını kullan da hamel burcundaki kızgın güneşe dön. Mideyi bırak, gönül
tarafına salın. Salın da Tanrıdan sana perdesiz bir selam gelsin. Kendine çeki
düzen verecek bir iki adım at da aşk, kulağını tutup seni çeksin. Tilki hilede
ayak diredi. Eşeğin sakalını tutup çekti. Nerede o tekkenin ilahicisi ki
hararetle defe vurup “Eşek gitti eşek gitti” desin. Bir tavşan bile aslanı
kuyuya sürüklerse bir tilki, eşeği çayırlığa nasıl sürüklemez? Kulağını tıka da
o ihsan ve lütuf sahibi velinin afsunundan başka bir afsun okuma. Onun afsunu
helvadan da tatlıdır. Hatta öyle bir erdir ki ayağının bastığı toprak, yüzlerce
helvaya değer. Şarapla dolu koca küpler, onun dudaklarındaki şaraptan
mayalanmıştır. Ondan uzakta kalan can, lal dudaklardaki şarabı görmediği için
şaraba aşıktır. Kör kuş, tatlı suyu görmemiş, kara ve acı suyun etrafında dönüp
dolaşmasın. Can Musası, gönlü Sina haline getirir, kör dudu kuşlarının gözlerini
açar. Can şirininin Hüsrev'i nöbet tutmuştur. Şehirde şeker ucuzlamıştır. Gayb
Yusufları ordularını çekmede, şeker denklerini getirmede. Mısır'dan gelen
develerin yüzü bizim tarafa yönelmiş, ey dudu kuşları, şenlik seslerini duyun.
Şehrimiz yarın şekerle dolacak. Şeker zaten ucuz ama daha da ucuzlayacak. Ey
tatlı sevenler, şekerlere bulanın, sofrası olanların körlüklerine rağmen dudu
gibi şekerlere bakın. Şeker kamışını dövün iş ancak bundan ibaret. Canlar feda
edin, işte sevgili. Şimdi şehrimizde bir tek ekşi suratlı bile kalmadı. Çünkü
Şirin Hüsrev'leri tahta çıkardı. Ya hey! Şarap üstüne şarap, meze üstüne meze.
Artık minareye çık da sala ver. Taş ve mermer, lal ve altın haline geliyor.
Güneş gökyüzünde elceğizlerini çırpmada. Zerreler aşılar gibi birbirleriyle
oynaşmada. Kaynaklar yeşilliklerden, çayırlık, çimenliklerden mahmurlaştı. Gül,
dallar üstüne çicekler açıyor. Devlet gözü tam bir büyü yapmada; ruh Mansur oldu
Enel Hak diye bağırmada. Tilki bir eşeği baştan çıkarırsa bırak çıkarsın. Sen
eşek olma da gam yeme. Birisi kaçıp bir eve sığındı. Korkudan benzi uçmuş,
sapsarı kesilmiş dudakları gövermişti. Ev sahibi peki dedi, A amcasını canı,
eşekleri titremede. Ne oldu neden kaçtın? Neden böyle benzin attı? Adam dedi ki:
Zalim padişahı eğlendirmek için bugün sokakta ne kadar eşek varsa yakalıyorlar.
Ev sahibi, peki dedi. A amcasının canı, eşekleri yakalıyorlar. Sen eşek değilsin
ya, bundan ne tasan var senin? Adam dedi ki: Bu işe öyle bir girişmişler, öyle
kızışmışlar ki beni bile eşek diye yakalarlarsa şaşılmaz. Eşek yakalamaya el
atmışlar hiçbir şey fark etmiyor artık. Bir şeyi fark etmeyen kişiler başımıza
geçerlerse eşeğin sahibini de eşek diye götürürler mi, götürürler.
Fakat bizim şehrimizin padişahı abes iş yapmaz. Onun temyiz
hassası vardır. O her şeyi duyar, her şeyi görür. Adam ol da eşek tutanlardan
korkma. Ey zamanenin İsa'sı, eşek değilsen ürkme. Dördüncü kat gök, senin
nurunla dolu. Haşa senin durağın ahır değil. Sen, bir iş için ahırdasın ama
gökyüzünden de yücesin sen, yıldızlardan da. İmrahor başkadır eşek başka. Her
ahıra giden eşek değildir. Neden böyle eşeğin kuyruğuna yapıştık, ardına düştük?
Gül bahçesinden güllerden bahset. Narı, turuncu elma dalını söyle. Şarabı ve
sayısız güzelleri anlat. Yahut dalgası inci olan, inci söyleyen, gören denizi,
yahut gül devşiren, yumurtaları altından, gümüşten olan kuşları söyle. Yahut
ceylanları besleyen, hem sırt üstü, hem yüzükoyun uçan doğan kuşlarından bahset.
Alemde gizli merdiven vardır, basamak basamak ta göğe kadar. Her bulutun başka
bir merdiveni vardır, her gidişin başka bir göğü. Her biri öbürünün halinden
bihaberdir. Geniş bir ülkedir, ne başı var, ne sonu. Bu, o neden böyle hoş diye
şaşmaktadır; o, bu neden böyle şaşıyor diye hayrette. Yeryüzü sahası geniştir.
Orada her ağaç, yerden baş vermiş, boy atmıştır. Ağaçlardaki yapraklarla dallar,
ne de güzel ülke ne de geniş saha diye şükrederler. Bülbüller, yediğin şeyden
bize de ver diye kıvrım kıvrım çiçeklerin çevrelerinde uçuşur, ötüşürler. Bu
sözün sonu yoktur. Sen yine o tilkinin aslanın, o illetin ve açlığın hikayesine
dön! Tilki eşeği alıp çayırlığa götürdü. Aslan, ona saldırıp paramparça
edecekti. Eşek aslandan uzaktı. Eşeği görünce hırsından yaklaşmasına
sabredemedi. Birden korkunç bir surette kükredi. Fakat kımıldayacak kuvveti
yoktu zaten. Eşek, uzaktan bunu görünce dönüp nalları kaldırdı, ta dağın eteğine
kadar kaçtı. Tilki dedi ki: A padişahım kavga zamanında neden sabretmedin? O
sapık, sana yaklaşsaydı hafif bir saldırışta ona üstün gelirdin. Acele, Şeytanın
hilesidir; sabır ve tedbir Tanrının lütfu. O uzaktaydı hamleni görüp kaçtı.
Zayıflığını anladı, yüzünün suyunu döktü. Aslan kuvvetim yerinde sandın dedi, bu
derece halsiz olduğumu zannetmiyordum. Fakat açlık ve ihtiyacım hadden aştı.
Açlıktan sabrım da kayboldu aklım da. Elinden gelirse bir kere daha onu baştan
çıkar, buraya getir. Düzenlerle onu buraya getirmeye çalış. Sana pek minnettar
olurum. Tilki evet dedi, Tanrı yardım eder de körlükle gözünü bağlar, çektiği
korkuyu unutursa ne ala. Bu da, onun eşekliğinden uzak değildir. fakat onu yine
kandırırda buraya getirirsem yine acele edip emeğimi yele verme. Aslan dedi ki:
Evet sınadım anladım ki pek halsizim bedenimde fer kalmamış. Eşek tamamı ile
bana yaklaşmadıkça yerimden bile kımıldamam. Kendimi öyle uyur gösteririm. Tilki
yola düştü. “Aman padişahım sen bir himmet et de aklını bir gaflet bürüsün. Eşek
her kötü kişiye kanmamak için Tanrıya tövbeler etmiştir. Onun tövbelerini
hilelerimle bozayım. Biz aklın ve aydın ahdın düşmanıyız. Eşek başı
çocuklarımızın topudur, eşek fikri elimizin oyuncağı" diyordu. Zühal yıldızının
devrinden meydana gelen aklın, aklı külle karşı ne değeri vardır? O akıl,
Utarit'le Zuhal'den feyiz alır, bilgi sahibi olur.
Bizse sıfatı lütuf ve ihsan olan Tanrı kereminden feyiz alır,
bilgi sahibi oluruz. Turamızın kıvrımı, “Tanrı insana bilgi öğretti” ayetidir.
Maksatlarımız, Tanrı indindeki bilgidir. O aydın güneş bizi terbiye etmiştir. O
yüzden “Rabbim yücelerin yücesidir” der dururuz. Tilki, eşek hilemizi sınadıysa
da bununla beraber bu hileye yüzlerce sınamayı unutur gider. Belki o gevşek
huylu tövbesini bozar da bunun seyyiesine uğrar demekteydi. Ahdı, tövbeyi
bozmak, sonunda insanı lanete uğratır. Cumartesi günlerinde iş işlemeye mecbur
olan Yahudiler, tövbelerini bozdular da çarpılıp helak oldular. Tanrı o kavmi
maymun şekline soktu. Çünkü inada girişip Tanrı ahdini bozdular. Bu ümmette
beden çırpınması yoktur. Fakat ey akıllı fikirli adam, gönül çarpılması vardır.
Bir adamın gönlü maymun gönlüne döndü mü bedeni de maymunun gönlünden aşağı
olur. O eşeğin gönlü de hakikatten haberdar olsaydı, bir hünere nail olmuş
bulunsaydı sureti yüzünden hor olur muydu hiç? Ashabı kehf'in köpeğinin huyu
iyiydi, fakat sureti, köpek suretindeydi. Fakat bu suretti, ona bir noksan verdi
mi? Yahudiler, halk zahiri azabı görsün diye zahiren çarpıldılar. Fakat iç
aleminden bunlardan başka yüz binlercesi, tövbesini bozma yüzünden domuz ve eşek
oldu. Tilki çabucak eşeğin yanına geldi. Eşek, senin gibi dosttan çekinmek
gerek. A adam olmayan dedi, ben sana ne yaptım da beni ejderhanın yanına
götürdün? Bana kinlenmene sebep neydi? Yaradılışındaki kötülükten başka ne sebep
vardı buna a inatçı? Ona hiçbir eziyet vermediği, dokunmadığı halde gencin
ayağını sokan akrep gibi hani. Yahut ta bizden kendisine bir kötülük gelmediği
halde can düşmanımız olan Şeytan gibi. Şeytan tabiatı bakımından insana
düşmandır. İnsanın helak oluşuna sevinir. Her an adamın peşine düşer, bir türlü
bırakmaz. Huyunu, çirkin tabiatını bırakır mı hiç? Çünkü onun içindeki kötülük,
sebep yokken onu zulme, düşmanlığa çeker. Her an, seni bir kuyuya atmak için bir
otağa çağırır. Baş aşağı havuza yuvarlamak için filan yerde bir havuz var,
dereler akıyor der durur. Vahye nail olan, gözü açık bulunan Adem'i bile o
melun, kötülüğe, şerre düşürdü. Adem'in geçmişte bir suçu yoktu, ona bir zarar
vermemişti, bir haksızlıkta bulunmamıştı. Tilki dedi ki: O bir büyü, bir
tılsımdı, senin gözüne aslan göründü. Yoksa ben beden bakımından senden zayıfım,
öyle olduğu halde gece gündüz orada otlamaktayım. O çeşit bir tılsım yapmasalar
da her obur, doğru oraya koşardı. Fillerle, ejderhalarla dolu aç bir dünya durup
dururken hiç tılsım olmadıkça yazı, öyle yemyeşil durur mu? Ben, öyle korkunç
bir şey görürsen sakın korkma diyecektim ama, gönlüm haline yandı, o derde
daldım da aklımdan çıktı. Seni köpek gibi açıkmış, perişan bir halde görünce
koşa koşa gelsin diye seğirttim. Yoksa sana tılsım anlatacak, sana bir hayal
görünür ama aslı yoktur diyecektim. Eşek dedi ki: Hadi ey düşman, çekil önümden,
çekil de çirkin suratını görmeyeyim. Seni kötü talihli bir hale getiren Tanrı,
çirkin suratını da kerih ve pek berbat bir hale soktu. Bana hangi suratla
geliyorsun? Gergedanın yüzü bile bu kadar kalın derili değildir. Seni çayıra
götüreyim diye apaçık canıma kastettin. Azrail'i gözlerimle gördüm. Sonra da
yine bana düzen kurmaya, beni kandırmaya savaşıyorsun ha! Ben ister eşek olayım,
ister eşeklerin kusuru. Nihayet benim de canım var. Bunu nasıl feda edebilirim?
O gördüğüm amansız korkuyu çocuk görseydi derhal kocalırdı. O korkudan, o
heybetten kendimi cansız, gönülsüz bir halde dağdan baş aşağı attım. O perdesiz
azabı görür görmez ayağım, kakıldı kaldı. Tanrıya ahdettim. Yarabbi dedim,
ayağımdaki şu bağı çöz.
Sonraki Sayfaya Devam
5.CİLT ANA SAYFASI
MESNEVİDEN HİKAYELER ANA SAYFASI
|