|
Mesneviden Hikayeler
MESNEVİ'DEN
HİKAYELER -CİLT 5-
EŞEK TİLKİ VE ASLAN
Bir çiftçinin bir eşeği vardı. Beli yaralı, karnı bomboş,
tamamı ile arık bir halde idi. Gündüzün, ta gecelere kadar otsuz kayalıklarda
gıdasız, koruyucusuz aç biilaç dolaşır dururdu. Oralarda içecek sudan başka bir
şey yoktu. Eşek gece gündüz yas matem içindeydi. Oralarda bir kamışlık, bir
orman vardı. Orada işi gücü avlanmak olan bir aslan vardı. Aslan bir erkek fille
savaşmış, yorulup hastalanmış, avdan kalmıştı. O zayıflıkla bir müddet
avlanamadı. Öbür canavarlarda kuşluk yemeği yiyemez oldular. Çünkü aslandan
artan artıkları onlar yerlerdi. Aslan hastalanınca onlarda dara düştüler. Aslan,
bir tilkiye var git, benim için bir eşek avla. Çayırlıkta bir eşek bulursan ona
maval oku, kandırıp buraya getir. Eşeğin etini yer, kuvvetlenirsem ondan sonra
başka bir av tutabilirim. Birazcığını ben yiyeyim, geri kalanını siz yersiniz.
Ben de bu suretle sizin gıdalanmanıza sebep olayım. Benim için ya bir eşek ara,
ya bir öküz. Ne bulursan ona o bildiğin afsunlardan oku. Onu afsunlarla güzel
sözlerle aldat, buraya çek, getir diye emir verdi. Kutup aslandır,işi de
avlanmaktır. Bu halkın arta kalanları, onun artıklarını yerler. Kudretin
yettikçe kutbun rızasına çalış da o kuvvetlensin, vahşi hayvanları avlasın. Onun
halk gibi kuvvetsiz kalması caiz mi? Bütün boğazlara giren rızk aklın elinden
verilir. Çünkü halkın bulabildiği şey, ancak onun artığıdır. Senden av isterse
bunu gözet. O, akıl gibidir. Halksa bedendeki uzunlara benzer. Bedenin tedbiri,
akla bağlıdır. Kutbun zayıflaması, ten cihetinden olur, ruh cihetinden değil.
Gemi zayıflar, Nuh zayıflamaz. Kutup, o kimsedir ki kendi etrafında döner
dolaşır. Göklerse onun etrafında döner. Gemisini tamir hususunda ona yardım et.
Ona has bir kul, tam bir köle olduysan buna çalış. Ona yardım edersen yardım
sana yarar, ona değil. Tanrı “tanrıya yardım ederseniz yardıma nail olursunuz”
buyurdu. Tilki gibi av avla da ona feda et. Bu suretle o verdiğin avın binlerce
mislini karşılık olarak al. Müridin avlanması tilkicesine olur. İnatçı sırtlan
ölü hayvan avlar. Onun önüne ölüyü getirirsen o ölü dirilir. Bostana dökülen
gübre, mahsulü geliştirir. Tilki aslana emriniz baş üstüne. Hileler düzeyim,
aklını başından alayım, istediğin gibi hizmette bulunayım. Hile ve afsun benim
işimdir. İşim gücüm, masal söylemeden, halkı yoldan çıkarmadan ibarettir dedi.
Dağ başından dereye doğru koşmaya başladı. Derken o yoksul ve zayıf eşeği buldu.
Candan bir selam verip yanına gitti, o saf yoksulun yanına vardı. Dedi ki: bu
kuru ovada ne alemdesin? Bu çorak kayalıklarda ne yapıyorsun? Eşek dedi ki:
İster gamda olayım, ister cennette. Kısmetimi Tanrı veriyor ona şükretmedeyim.
Dosta hayır zamanında da şükrederim, şer zamanında da. Çünkü kaza ve kaderde
beterin beteri var. Mademki rızkı taksim eden o, şikayet küfürdür. Sabrı
gerektir. Sabır genişliğe ulaşmanın anahtarıdır. Tanrıdan başka herkes
düşmandır, dost odur. Şu halde dosttan düşmana şikayet etmek iyi bir şey mi?
Bana ayran verirse bal istemem. Çünkü her nimetin bir gamı vardır.
Bir saka vardı. Onun da bir eşeği vardı. Mihnetten çember
gibi iki büklüm olmuştu. Sırtında ağır yükten açılmış yüzlerce yara vardı. Ölüm
gününe adete aşıktı. Ölümünü arayıp duruyordu. Arpa nerede? Kuru otu bile
bulamıyor, onunla bile karnını doyuramıyordu. Bir yandan sırtında yara vardı,
bir yandan da sahibi demir bit şişle onu nodullayıp duruyordu. İmrahor, onu
görüp acıdı. Eşeğin sahibi ile dostluğu vardı. Ona selam verdi, bu eşek neden
böyle dal gibi iki kat olmuş diye sordu. Adam, benim yoksulluğumdan, benim
taksiratımdan. Bu ağzı dili bağlı mahluk saman bulamıyor dedi. İmparator dedi
ki: Sen, birkaç onu bana ver de padişahın ahırında kuvvetlensin. Adam, eşeği o
merhametli kişiye verdi. O da onu padişahın ahırına bağladı. Eşek, her yanda
tavlı, semiz, güzel Arap atlarını gördü. Ayak bastıkları yerler süpürülmüş,
sulanmıştı. Saman da tam vaktinde geliyordu, arpa da tam vaktinde. Atların
tımarını da görünce başını göğe kaldırdı dedi ki: Ey ulu Tanrı, tutalım eşeğim,
senin mahlukun değil miyim? Neden böyle perişanım, neden sırtım yaralı, neden
zayıfım? Geceleri arkamın acısından, karnımın acılığından her an ölümümü
istiyorum. Bu atların halleri böyle mükemmel. Peki neden azap ve bela yalnız
bana mahsus? Derken ansızın savaş koptu Arap atlarına eğerleri vurup savaşa
sürdüler. Onlar, düşmandan oklar yediler. Her yanlarına temrenler sapladı.
Savaştan geri dönüp hepsi de perişan bir halde ahıra düştüler. Ayakları sağlam
iplerle mükemmel bağlandı. Nalbantlar sıra sıra dizildi. Hançerlerle bedenlerini
yarıyor, yaralardan temrenleri çıkarıyorlardı. Eşek bunları görünce dedi ki:
Yarabbi ben yoksullukla süregeldim şu afiyete razıyım. O gıdadan da bizarım, o
çirkin yaradan da. Afiyet dileyen dünyayı terk eder. Tilki dedi ki: Tanrı emrine
uyup helal rızk aramak farzdır. Bu alem sebepler alemidir. Sebepsiz hiçbir şey
elde edilmez, şu halde mutlaka dilemek lazımdır. Tanrı “Allah'ın ihsanını
dileyin” diye emretti. Kaplan gibi kaçmak caiz değildir. peygamber rızk için
“Kapısı bağlıdır kapısında da kilit var” buyurmuştur. O kilidin anahtarı bizim
hareketimiz, gelip gitmemiz ve kazancımızdır. Bu kapının anahtarsız açılmasına
yol yok. İstemeden ekmek vermek Tanrının adeti değil. Eşek o senin dediğin
Tanrıya dayanmanın zayıflığından. Yoksa can veren ekmek de verir. Padişahlık ve
zafer isteyen kişiye ekmek lokması az gelmez oğlum. Tuzak kurup av avlayanlarla
yırtıcı canavarların hepsi rızk yemede. Bunlar ne kazanç peşinde dolaşırlar, ne
de rızk kazanmaya çalışırlar. Rızk verici Tanrı, herkese kısmetini vermededir.
Herkesin kısmetini, önüne koymadadır. Kim sabrederse rızkı gelir yetişir.
Çalışıp çabalama zahmetine düşmen senin sabırsızlığındandır. Dedi. Tilki dedi
ki: Tanrıya dayanma, nadir bulunur. Bu dayanmada mahir olanlar, pek az
kimselerdir. Nadir şeyin etrafında dönüp dolaşmak, bilgisizlikten ileri gelir.
Herkes nereden padişahlığa yol bulacak? Peygamber kanaate hazine demiştir. Gizli
hazineyi herkes elde edebilir mi?haddini bil de yukarılarda uçma. Uçma da
kötülük çukuruna düşme! Eşek bunu ters söylüyorsun dedi, bil ki kötülük, insana
tamahtan gelir. Kanaatten hiç kimse ölmedi, hırsla da hiç kimse padişah olmadı.
Tanrı, ekmeği domuzlarla köpeklerden bile esirgemiyor. Şu bulut ve yağmur,
insanların kazancı değil ya. Sen nasıl rızka düşkün bir aşıksan rızk da rızk
yiyene öyle düşkün bir aşıktır. Bir zahit, Mustafa'dan “Herkesin rızkı Tanrıdan
gelir. Dilesen de dilemesen de rızkın, senin aşkınla koşa koşa gelir, sana
ulaşır” sözünü duymuş. Denemek için sahralara düştü, bir dağın dibine vardı,
yatıp uyudu. Bakalım diyordu rızkım gelecek mi? Şunu bir göreyim de bu husustaki
inancım kuvvetlensin. Bir kervan yolunu kaybetti. Süre süre o adamın bulunduğu
yere kadar geldi. Kervan halkı onu uyumuş görünce, birisi bu adam neden böyle
çölde yoldan ve şehirden uzak bir yerde çıplak bir halde yatıyor? Hiçbir
kurttan, hiçbir düşmandan korkmuyor. Ölü mü acaba, yoksa diri mi? Dedi.
Kervan halkı gelip onu yakaladılar. O ulu er hiçbir şey
söylemedi. Ne vücudunu oynattı, ne başını. Ne de gözünü açtı. Bunun üzerine bu
zavallı zayıf, açlıktan ölüm haline gelmiş dediler. Ekmek ve bir kap içinde
yemek getirdiler. Boğazına dökmek istediler. Zahit rızkın insana çaresiz yetişip
geleceği hakkındaki sözü iyice anlamak için inadına dişlerini sıktı. Kervan
halkı acıdılar. Bu zavallı, tamamı ile bitmiş, açlıktan ölüm haline gelmiş
dediler. Koşup bıçak getirdiler, ağzına dayayıp dişlerini zorla açtılar. Ağzına
çorba döktüler ekmek parçaları tıktılar. Adam dedi ki: Gönül susuyorsun ama
sırrı biliyorsun da kendini naza çekiyorsun. Gönlü cevap verdi. Biliyorum ki
canıma da rızk veren Tanrıdır, tenime de. Bunu da mahsustan yapıyorum. Bundan
fazla sınama, deneme olur mu? Rızk sabredenlere ne güzel yetişiyor bak. Tilki
dedi ki: Bu hikayeleri bırak da az bile olsa elini kazanca at. Tanrı sana el
vermiştir, bir iş yap. Kazan da bir dosta da yardımda bulun. Herkes bir kazanca
yürümüş, başka dostlarına da, yardım ediyor. Bütün kazancı bir kişi elde edemez.
Bir kişi hem dülger, hem saka, hem terazi olamaz ya. Alemin kararı böyledir.
Herkes yoksulluğundan bir işe sarılmıştır. Ortada bedava yemek şart değildir.
sünnet olan yol, iş işlemek ve bir şey kazanmaktır. Eşek dedi ki: Ben Tanrıya
dayanmadan daha iyi bir kâr bilmiyorum. İki alemde de en iyi kazanç budur. Ona
şükretme kazancının eşini göremiyorum. Tanrıya şükür rızkı artırır. Aralarında
bahis uzadı. Nihayet sualden de kaldılar, cevaptan da. Tilki, bundan sonra ona
“Nefislerinizi, ellerinizle tehlikeye atmayın” emrini söyledi. Kuru ve kayalık
bir sahrada sabretmek ahmaklıktır. Tanrının alemi geniş. Buradan çayırlığa göç.
Oradan ırmak kenarında yeşil otlat otla. Cennet gibi yemyeşil bir çayırlık.
Orada yeşillikler bitmiş, ta bele kadar büyümüş. Ne mutlu o hayvana ki oraya
varır. Deve bile o yeşillikte kaybolur. Orada her yanda bir kaynak akmada. Orada
hayvanlar amana kavuşmuş, hepsi rahattaydı. eşek eşekliğinden “A melun sen
oradasın da neden böyle zayıfsın? Nerede neşen, semizliğin, nerede nurun, ferin?
Neden bu sıkıntılara düşmüş bedenin böyle zayıf? Bu aç gözlülük, bu görmezlik,
senin yoksuzluğundandır, beylerbeyi olduğundan değil. Madem kaynaktan geldin
neden kurusun? Madem misk ceylanısın nerede sende misk kokusu? Söylediğin
anlattığın şeylerden neden sende bir nişane yok ey yüce kişi? Diyemedi. Birisi
deveye “Ey izi kutlu, nereden geliyorsun? Dedi. Deve dedi ki: Senin civarında
bulunan sıcacık hamamdan. Adam evet dedi, zaten dizinden belli. İnatçı Firavun,
Musa'nın ejderhasını görünce mühlet istedi, yumuşaklık gösterdi. Akıllılar
dediler ki: Bu daha fazla sertleşmeliydi hani ya Tanrı idi. Mucize ister ejderha
olsun, ister yılan. Onun Tanrılık kibri, Tanrılık hışmı ne oldu? Oturunca “Ben
yüce Tanrıyım “diyordu. Bir kurtcağız için bu yaltaklanma neden? Senin nefsin
mezeyle, hurma şarabı ile sarhoşsa bil ki gayb salkımını görmemiştir. Çünkü o
nuru görenlerde alâmetler vardır. Onlar bu gurur yüzünden uzaklaşırlar. Acı
suyun etrafında dönüp dolaşan kuş tatlı suyu görmemiştir. Onun imanı da
taklitten ibarettir. Canı, iman yüzünü görmemiştir. Mukallide yoldan da büyük
bir tehlike vardır, yol kesen taşlanmış bir Şeytandan da. Fakat hak nurunu
görünce emin olur. Ondaki şüphe ıstırapları yatışır. Denizin köpüğü, aslı olan
toprağa gelmedikçe çalkalanıp durur. O köpük toprağa aittir, deniz de gariptir.
Gariplikte de ıstırap çekmesinden başka bir çaresi yoktur. Bir adamın gözü
açıldı da o nakşı okudu mu artık şeytan bir daha ona el atamaz. Eşek tilkiye
sırlar söyledi ama serserice söyledi mukallitçe söyledi. Suyu övdü, fakat
iştiyakı yoktu. Yüzünü elbisesini yırttı, fakat aşık değildi.
Münafıkın özrü kabul edilmez. Çünkü o özür, dudağındadır,
kalbinde değil. Elma kokusuna sahiptir ama elmaya değil. O koku onda ancak zarar
vermek için vardır. Bütün kadınlar, savaşta saf yarmazlar, feryat ve figan
ederler. Onu saf içinde aslan gibi görürsün, eline kılıcını almıştır ama eli
titrer durur. Vay aklı dişi, kötü ve çirkin nefsi erkek ve atılmaya hazır olana.
Nihayet onun aklı alt olur. Ziyandan başka bir yere göçemez. Ne mutlu aklı erkek
olana, çirkin nefsi dişi ve aciz bulunana! Cüz-i aklı, erkek ve üst olursa dişi
nefsini aklı alt eder. Görünüşte dişinin saldırması da kuvvetlidir ama onun
ziyanı, o eşek gibi eşekliğindendir. Kadında hayvan sıfatı üstündür. Çünkü
kadının renge kokuya meyli vardır. O eşekte çayırlığın rengini kokusunu duyunca
elindeki bütün deliller kaçıp gitti. Yağmura muhtaç bir susuz haline geldi,
bulut yoktu. Öküz açlığına uğradı, sabrı yoktu. Babam, sabır demir kalkandır.
Tanrı, kalkana “Zafer geldi çattı” yazısını yazmıştır. Mukallit söz arasında
yüzlerce delil getirir. Fakat onları kıyas bakımından söyler, açık bir tarzda
değil. Misklere bulanmıştır ama misk değildir. kendisinde misk kokusu vardır ama
pis bir şeydir ancak. Ey mürit, pislik misk haline gelinceye kadar yıllarca o
bahçede otlamak gerek. Evet, arpa yememeli eşekler gibi. Ceylancasına Huten
ülkesinde erguvan otlamak gerek. Karanfillerden, yaseminden, gülden başka bir
şey otlama. O ceylanlarla Huten sahrasına yürü. Mideni o reyhanlara, güllere
alıştır da peygamberlerin hikmet ve gıdasını bul. Mideni şu ottan arpadan
vazgeçir; reyhan ve gül yemeye başla. Ten midesi insanı samanlığa çeker. Gönül
midesi reyhanlığa. Ot ve arpa yiyen kurban olur. Tanrı nuru ile gıdalanan Kur'an
olur. Senin yarın pisliktir,yarın misk. Kendine gel de pisliği değil, Çin
miskini arttır. O mukallitte yüzlerce delil, yüzlerce söz vardır. Ama dile
getirince görürsün ki onlarda can yok. Söyleyende can ve fer olmazsa sözünde
yaprak ve meyve nereden olacak? Öyle söz, tesir eder mi hiç? Küstahçasına
insanları yola sokar ama kendisi saman çöpünden fazla titrer. Sözü pek
parlaktır, fakat sözünde de bir titreyiş gizlidir. Nura ulaşmış şeyh, insana yol
bildirir, sözünü nurla yoldaş eder. Çalış çabala da sarhoş ol, nura ulaş,
sözünden Tanrı nuru aksın. Pekmez içinde ne kaynatılırsa pekmez lezzetini alır.
Havuç, elma, ayva ve ceviz, pekmez de kaynatılsa hepsinden de pekmez lezzeti
alırsın. Bilgi de nura karışırsa inatçı ve kötü kişiler bile bilginden nur
bulurlar. Ne söylersen o da nur olur. Çünkü gökten sudan başka bir şey yağmaz.
Gök ol, bulut ol, yağmur yağdır. Oluk da yağmur yağdırır ama faydası yok.
Oluktaki su iğretidir, halbuki bulutta ve deniz de yaratılıştan vardır. Düşünce
oluğa benzer. Vahiy ve keşif, bulut ve denizdir. Yağmur suyu, bahçeyi yüz türlü
renklerle bezer. Halbuki oluk, komşuları birbirine düşürür, kavga çıkarır. Eşek,
tilkiyle iki üç kere bahiste bulundu. Fakat mukallitti, tilkinin hilesine
kapıldı. Görgü ve anlayışı olmadığından tilkinin hilesi onu kandırdı. Yemek
hırsı onu öyle bir alçalttı ki beş yüz delili olmakla beraber tilkiye zebun
oldu. Bir oğlancı evine bir oğlan götürdü. Onu baş aşağı edip düzmeye koyuldu.
Bu sırada o melun çocuğun belinde bir hançer gördü. Dedi ki: Belindeki ne?
Oğlan, kötü düşünceli biri hakkımda kötü düşünceye kapılırsa bununla karnını
deşeceğim diye cevap verdi. Oğlancı, Tanrıya hamdolsun dedi, iiyi ki ben sana
bir hile yapıp kötü bir düşünceye kapılmadım.
Sonraki
Sayfaya Devam
5.CİLT ANA SAYFASI
MESNEVİDEN HİKAYELER ANA SAYFASI
|