|
Mesneviden Hikayeler
MESNEVİ'DEN
HİKAYELER -CİLT 5-
NASUH TÖVBESİ
Bundan önce Nasuh adlı bir adam vardı. Tellaklık eder, bu
suretle kadınları avlardı. Yüzü, kadın yüzüne benzerdi. Tüyü tüsü yoktu.
Erkekliğini daima gizlerdi. Kadınların hamamında tellaklık ederdi. Kötülükte,
hilede pek çevikti. Yıllarca tellaklık etti, kimse onun halinden, sırrından bir
koku bile almadı. Çünkü sesi de kadın sesine benziyordu, yüzü de kadın yüzüne.
Fakat şehvette pek yüceydi, pek uyanıktı. Çarşaf giyer, başını örter, peçe
takardı. Fakat şehvetli ve azgın bir gençti. Bu suretle padişahların kızlarını
bile güzelce keseler, ovar, yıkardı. Tövbe etmekte, ayak diremeye çalışmaktaydı.
Fakat kafir nefis, tövbesini bozdurup dururdu. 0 kötü işli herif bir arifin
yanına gidip “Beni duada an “ diye yalvardı. O hür er onun sırrını anladı ama
Tanrı hilmi gibi o da açığa vurmadı. Dudağı kilitliydi ama gönlünde sırlar
vardı. Dudağını yummuştu ama gönlü sırlarla doluydu. Tanrı şarabını içen
arifler, sırları bilirler ama örterler. İşin sırlarını kime öğretirlerse ağzını
mühürlerler, dikerlerdi. Arif, tuhaf tuhaf güldü de dedi ki: A içi kötü adam,
bildiğin, gönlünde tuttuğun şeyden Tanrı seni kurtarsın. O dua, yedi göğü de
geçti, kabul edildi. O yoksulun işi, nihayet iyileşti, düzene girdi. Çünkü
şeyhin o duası, her duaya benzemez. Şeyh, Tanrıda yok olmuştur, onun sözü Hak
sözüdür. Tanrı, kendisinden bir şey isterse kendi isteğini nasıl ret eder.
Ululuk ıssı Tanrı, onu bu lanetleme işten, bu vebalden kurtarmak için bir sebep
halk etti. Nasuh hamamda tası doldururken padişahın kızının bir incisi kayboldu
ve bütün kadınlar, o inciyi araştırmaya koyuldular. Önce herkesin eşyasını
araştırmak üzere hamamın kapısını iyice kapattılar. Herkesin eşyası arandı, inci
bulunmadığı gibi inciyi çalan da rezil olmadı. Bunun üzerine bu üstün körü işi
bırakıp herkesin ağzını, kulağını vücudundaki bütün delilleri adamakıllı aramaya
koyuldular. O sedefi güzel inciyi altta, üstte her yanda araştırmaya başladılar.
Hepiniz soyunun, ihtiyar genç herkes anadan doğma soyunsun diye bağırıldı.
Sultanın hizmetçileri, o değerli inciyi bulmak için bir bir herkesi aramaya
başladılar. Nasuh korkusundan tehna bir yere çekildi. Yüzü,korkusundan sapsarı
olmuştu, dudakları gövermişti. Ölümünü gözünün önünde görüyor, gazel yaprağı
gibi tirtir titriyordu. Dedi ki: Yarabbi, nice defalar tövbeler ettim; ahdlar
ettim, sonra onları bozdum. Ben, bana layık olanları yaptım. Sonunda da işte bu
kara sel, gelip çattı. Arama nöbeti bana gelirse eyvah bana! Kim bilir neler
çekecek, ne güçlüklere düşeceğim? Ciğerime yüzlerce kor düştü. Münacatımdaki
ciğer kokusuna bak. Böyle bir keder, böyle bir gam, kafirde bile olmasın. Rahmet
eteğine sarıldım medet,medet! Keşke anam beni doğurmasaydı, yahut da beni bir
aslan paralasaydı. Tanrım sana düşeni yap. Beni, her delikten bir yılan sokmada.
Ne de taş gibi bir canım, ne de demir gibi bir yüreğim varmış. Yoksa bu dertle
çoktan erir, kan kesilirdim. Vaktim daraldı, bir an içinde feryadıma yetiş,
padişahlık et. Beni bu sefer de korur suçumu örtersen ne olur? Her türlü
yapılmayacak işlerden tövbe ettim. Bu sefer de tövbemi kabul et de tövbende
durmak için yüzlerce kemer bağlanayım. Bu sefer de kusur da bulunursam artık
duamı ve sözümü dinleme. Hem böyle söylenip titremede, hem katra katra
gözyaşları dökmede, hem de cellatların, hain kişilerin ellerine düştüm diye
feryat etmekteydi. Hiçbir Frenk bu hale düşmesin. Hiçbir mülhit bu feryada
uğramasın diyor. Kendine ağlayıp duruyor. Azrail'i gözünün önünde görüyordu.
Yarabbi, yarabbi diye o kadar söylendi ki kapı ve duvar da onunla beraber
yarabbi demeye başladı. O yarabbi derken birden, inciyi arayanların sesi
duyuldu. Herkesi aradık, ey Nasuh, sen gel. Bu sesi duyar duymaz, Nasuh
kendisinden geçti, adeta bedeninden ruhu uçtu. Harap duvar gibi çöküverdi. Aklı
fikri gitti, cansız bir hal aldı. Bedeninden amansız bir halde aklı gidince
sırrı, derhal tanrıya ulaştı. Bomboş bir hale geldi, varlığı kalmadı. Tanrı, bir
doğan kuşuna benzeyen canını huzuruna çağırdı. Muratsız gemisi kırılınca rahmet
denizinin kıyısına düştü. Akılsız fikirsiz bir hale gelince canı, Hakk'a ulaştı.
İşte o zaman rahmet denizi coştu. Canı, beden ayıbından kurtulunca sevine,
sevine aslına gitti. Can, doğan kuşuna benzer, ten ona tuzaktır. O, beden
tuzağına ayağı bağlı, kanadı kırık bir halde düşüp kalmıştır.
Fakat aklı, fikri gidince ayağı açıldı. Artık o doğan kuşu,
Keykubad'a uçar gider. Rahmet denizleri, coşunca taşlar bile abıhayatı içer.
Zayıf zerre değerlenir, büyür. Topraktan meydana gelen şu döşeme, atlas haline
gelir, değerli bir kumaş olur. Yüz yıllık ölü mezarından çıkar. Melun Şeytan
güzelleşir, huriler bile ona haset ederler. Bütün bu yeryüzü yeşerir, kuru sopa
meyve verir, tazeleşir. Kurt kuzuyla eş olur. Ümitsizlerin damarları hoş bir
hale gelir, izleri kutlu olur. Canı helak eden o korkudan sonra “Kaybolan inci,
işte şuracıkta” diye müjdeler geldi. Ansızın ses geldi: Korku gitti, o değeri
bulunmaz eşsiz inci bulundu. İnci bulundu, biz de neşelere daldık. Müjde verin,
inci bulundu. Hamam, halkın bağrışmasıyla, hüzün gitti feryadı ile, el
çırpmasıyla doldu. Kendinden geçen Nasuh, tekrar kendine geldi. Gözü, yüzlerce
aydın gün gördü. Herkes ondan helallık istemekte, herkes elini öpüp durmaktaydı.
Senden şüphe ettik, hakkını helal et. Dedikoduda bulunduk, adeta etini yedik
diyorlardı. Çünkü o, yakınlıkta herkesten ön olduğu için herkes daha ziyade
ondan şüphe etmişti. Nasuh, has tellaktı, mahremdi. Hatta sultanla ruhları birdi
bedenleri ayrı. Sultana ondan yakın bir kadın yok. İnciyi aşırdıysa o
aşırmıştır. Önce onu aramalı demişlerdi ama yine de hürmet ettiklerinden sona
bırakmışlar; aldıysa biraz mühlet vermiş olalım da bir yere atsın bari, fikrine
düşmüşlerdi. Onun için ondan helallık diliyorlardı, mazeret getirip
duruyorlardı. Nasuh, “Bu bana Tanrının lütfu, ihsanı. Yoksa dediğinizden beterim
ben. Benden helallık dilemeye hacet yok. Çünkü ben, zamane halkının en
suçlusuyum. Bana söylediğiniz kötülükler, bendeki kötülüğün yüzde biridir. Bunda
şüphe eden olabilir, fakat bence apaçık bu. Kim benden birazcık kötülük
biliyorsa muhakkak o bildiği şey, binlerce kötü suçumdan, binlerce pis işimden
biridir. Suçlarımı ve kötü hareketlerimi bir ben bilirim, bir de onları örten
Tanrım. Önce İblis bana hocalık etti ama sonradan o bile gözümde bir yelden
ibaret oldu. Yaptıklarımın hepsini Tanrı gördü de göstermedi, bu suretle de
kötülükle yüzümü sarartmadı. Sonra da yine Tanrı rahmeti, kürkümü dikti, canıma
can gibi tatlı tövbeyi nasip etti. Ne yaptıysam yapmadım saydı, bulunmadığım
ibadetleri yapmışım farz etti. Beni selvi ve süsen gibi azat etti, bahtım,
devletim gibi gönlüm de açıldı. Adımı temizler defterine yazdı. Cehennemliktim,
bana cenneti bağışladı. Ah ettim, ahım bir ipe döndü, düştüğüm kuyuya sarktı. O
ipe sarıldım, dışarı çıktım. Neşelendim, ferahladım, semirdim benzim
kırmızılaştı. Kuyunun dibinde zebun bir haldeydim, şimdi bütün aleme sığmıyorum.
Şükürler olsu sana Yarabbi. Beni ansızın gamdan kurtardın. Tenimin her kılında
bir dil olsa da hepsiyle sana şükretmeye kalkışsam şükründen acizim. Şu bahçede,
şu ırmaklarım kıyısında halka “Keşke kavmim bilseydi, Tanrı beni ne yüzden
yarlıgadı” diye nara atmaktayım dedi. Ondan sonra birisi gelip Nasuh'a iltifat
ederek dedi ki: Padişahımızın kızı seni çağırıyor. Ey temiz kişi, padişahın kızı
seni istemede, gel de başını yıka. Gönlü, senden başka bir tellak istemiyor. Onu
ovmak kille yıkamak senin işin. Nasuh yürü yürü dedi, elim işten kurtuldu benim.
Senin Nasuh'un hastalandı şimdi. Yürü, koş acele bir başkasını bul. Tanrı hakkı
için benim elim, işe varmıyor artık. Kendi kendisine de suç, hadden aştı.
Gönlümden o korku, o elem nasıl gider? Ben bir kere öldüm de tekrar dünyaya
geldim. Ben, ölüm ve yokluk acısını tattım. Tanrıya sağlam tövbe ettim. Canım,
bedenimden ayrılmadıkça bu tövbeyi bozmam. O mihneti gördükten sonra ancak eşek
olanın ayağı, tehlikenin bulunduğu tarafa gider diyordu .
5.CİLT ANA SAYFASI
MESNEVİDEN HİKAYELER ANA SAYFASI
|