|
Mesneviden Hikayeler
MESNEVİ'DEN
HİKAYELER -CİLT 5-
ŞÜPHE
Birisi çiledeyken rüyasında, bir
yolda gebe bir köpek gördü. Ansızın köpeğin karnındaki enciklerin havladığını
duydu. Encikler ortada yoktu. Köpek yavruları ana karnında nasıl havlar diye bir
hayli şaştı. Hiç köpek enciği anasının karnında nasıl havlar? Alemde bunu kim
görmüştür? Uykudan uyanıp kendine gelince şaşkınlığı an be an artıyordu. Çilede
kimse yoktu ki düğümü çözsün? Bu işi anacak yüce ve ulu Tanrı tapısından
halledebilirdi. Dedi ki: Yarabbi, bu müşkül iş, bu dedikodu nedir? çilemde
şaşırdım seni zikretmeden kaldım. Kanadımı aç da uçayım, zikir bahçesine ve
elmalılara gideyim. Hafiften derhal ses geldi: Bu, bil ki bilgisizlerin lafına
benzer. Örtüden, perdeden dışarı çıkmamış, gözü bağlı. Fakat yine de beyhude
yere söylenip durur. Ana karnında köpek enciğinin havlaması beyhudedir. Ne ava
yarar, ne gece bekçiliğine. Kurt görmemiş ki onu kovsun. Hırsız gelmemiş ki onu
kovalasın. Harislikten ve baş olma sevdasından bakışı görgüsüzdü, fakat laf
söylemede atılgan. Müşteri bulma havasına kapılmış, hararetli bir halde, fakat
gözü kapalı olarak işe girişmiş. Ayı görmeden nişaneleri söylemede, köylüyü bu
suretle aykırı bir anlayışa sürmede. Müşteri bulmak için, mevki kazanmak için
ayı görmediği halde ondan yüzlerce nişane vermede. Kâr veren müşteri, tektir.
Fakat onlar, bu müşteri hakkında şüphe ve zan içindedirler. Hiçbir ululuğu,
hiçbir değeri olmayan müşteriye hava satar bu adamlar. Bizim müşterimiz
Tanrıdır, “Allah satın alır.” Artık sende her müşterinin derdine düşme, kurtul
bu işten. Seni arayan müşteriyi ara, senin başlangıcını ve sonunu bilen
müşteriyi bul. Kendine gel. Her müşteriye el atma. İki sevgiliyi sevmek kötüdür.
O, satın alsa bile ondan kar elde edemezsin. Onda akla fikre değer verme
kabiliyeti yoktur. O, yarım nal parasına bile sahip değilken sen tutuyor, ona
yakut lâl gösteriyorsun. Şeytan, nasıl kendisini taşlanmış bir hale getirmişse
hırs da tıpkı onun gibi seni kör etmiş, her şeyden mahrum bırakmıştır. O, azapçı
şeytan, Fil ashabı ile Lüt kavmini nasıl taşlatmışsa onları da tıpkı öyle
taşlatmış, helak etmiştir. Müşteriyi, sabredenler bulurlar. Çünkü onlar, her
müşteriye koşmazlar. Kim o müşteriden yüz çevirirse o adamdan baht da yüz
çevirir, ikbal de, ebedilik de. Darvan'lılar nasıl haset yüzünden ebedi olarak
hasrette kaldılarsa, haris olanlar da ebediyen hasrette kalmışlardır. Temiz bir
Tanrı adamı vardı. Aklı, her şeye erer, işin sonunu görürdü. Yemen ülkesine
yakın Darvan şehrindendi, sadaka vermekle, güzel huylu olmakla şöhret
kazanmıştı. Civarı yoksullarla Kâbe kesilmişti. Bir şey umanlar hep onun
etrafına gelirlerdi. Riyasız olarak mahsulünün onda birini verir, buğday
samandan ayrıldı mı tekrar, öğütülüp un haline geldi mi, ekmek pişirildi mi yine
onda birini verirdi. Her elde ettiğinin onda birini verir, ektiğinin öşrünü dört
kere yoksullara dağıtırdı. O, yiğit her zaman bütün oğullarına vasiyetlerde
bulunur; Tanrı hakkı için, Tanrı hakkı için benden sonra hırsınıza uyup
yoksulların hakkını vermezlikte bulunmayın. Bu onda birleri verin de Tanrı
koruması ile mahsulünüz elinizde kalsın. Tahmine şüpheye hacet yok, mahsulleri
gayp âleminden veren de Tanrıdır, meyveleri veren de. Gelir zamanında harcarsan
bu harcama kar kazancıdır, kar edersin. Köylünün çoğu tarlasından elde ettiği
tohumu yine eker. Yediğinden fazlasını yine tohumluk yapar. Çünkü tekrar mahsul
elde edeceğinden şüphe etmez. Tohumu, o yerden elde ettiği için yine o yere
saçmaktan çekinmez. Kunduracı da ekmeğinden arttırdığı parayla gön ve sahtiyan
satın alır. Elime ne geçiyorsa bunlardan geçiyor. Kapalı rızkım bunlarla
açılıyor der. Eline geçen para o yüzden geçtiğinden parasını ona sarf eder.
Fakat bu yer ve deri ancak perdedir. Asıl rızkı, her an Tanrıdan bil. Elde
ettiğin karı, elde ettiğin yere ekersen birine karşılık yüz bin elde edersin.
Tutalım şimdi sebep sandığın yere tohumu ektin. İki üç yıl o tohum bitmez,
mahsul vermezse ne yaparsın? Tanrıya yalvarmadan el açıp dua etmeden başka
elinden ne gelir? Tanrı huzurunda elini başına vurursun. Bu el ve baş, bu
çırpınış, rızkı onun verdiğine tanıktır. Bu suretle anlar bilirsin ki rızkın
aslının aslı, odur. Rızk arayan da onu arar. Rızkı ondan ara, Zetyd'den, Amr'dan
değil. Sarhoşluğu ondan iste esrardan, şaraptan değil. Zenginliği defineden,
hazineden, mal mülkten değil, ondan dile. Yardımı amcadan, dayıdan değil ondan
iste. Çünkü sonunda bütün bunları bırakıp gideceksin. Kendine gel de o zaman
kimi çağırıyor, kimden imdat istiyordun, bir düşün! Şimdi de onu çağır, ondan
başkalarını bırak. Bırak da cihan mülküne varis ol. Bir zaman gelecek ki “adam,
kardeşinden kaçacak”, oğul babasından ürkecek. O anda her dost, düşman
kesilecek. Çünkü onlar, senin putundu, yoluna mani oluyordu.
Yüzünü nakkaştan çevirmiştin ve
nakşa tutmuştun. Çünkü gönlün, o suretle hoşlanıyor, o nakışla avunuyordu. Şimdi
de dostların seninle zıt olurlar, senden yüz çevirip sana düşmanlığa
kalkışırlarsa, hemencecik de ki: İşte, günün aydın oldu. Yarın olacak şey bu
günden oluverdi. Buradakiler hep bana zıt oldular. Kıyamette böyle olacaktı ya,
bu hal, bana daha önce gelip çattı. Günümü onlarla geçirmeden, ömrümü onlarla
bitirmeden ne olduklarını anladım. Eğer bu hal olmasaydı ayıplı bir kumaş satın
almış olacaktın. Şükürler olsun ki o kumaşın ayıplı olduğunu daha önceden
öğrendin. Elimdeki sermaye, elimden çıkmadan işi anladım, yoksa yine sonunda o
kumaşın ayıbı meydana çıkacaktı. Mal da gidecekti ömür de. Bir yırtık kumaş için
malımı da verecektin canımı da. Malımı mülkümü verip kalp para alacaktım, sonra
da sevine, sevine evimin yolunu tutacaktım. Şükürler olsun ki altının kalp
olduğunu, ömrümü o yüzden harcamadan meydana çıktı. Yoksa kalp, ta sona kadar
boynumda kalacaktı. Boş yere de ömrümü zayi edecektim. Mademki paranın kalp
olduğu şimdiden anlaşıldı, ben de ondan ayağımı hemen çekeyim. Dostun, sana
düşmanlık eder, hasedini, kinini dışarıya vursa, senden yüz çevirdiği için
feryat etme. Kendini ahmak ve bilgisiz bir hale düşürme. Tanrıya şükret
yoksullara ekmek ver ki onun çuvalında eskimedin, yıpranmadın. Ebedi ve doğru
bir dost aramak üzere çuvalından tez çıktın. Ne nazlı, ne vefalı sevgidir o ki
ölümünden sonra bile dostluğu bir katken üç kat olur, bağlılığındaki kuvvet üç
kat artar. O dost, ya padişahtır, yüce bir sultandır, yahut da padişahın makbulü
olan yanında şefaati kabul edilen bir kuldur. Düzenbaz, hileci, riyakar dosttan
kurtuldun, ölmeden önce onun düzenini riyasını gördün. Eğer alemde halkın sana
şu cefasını bilsen bu, sence gizli bir altın hazinesi sayılır. Halkı, sana karşı
kötü huylu eder de sonunda çaresiz kalırsın, hepsinden yüz çevirirsin. Şunu
iyice bil ki nihayet hepsi de düşman olacak, baş kesici hasım kesilecektir. Sen
de mezarda tek Tanrı'dan “Yarabbi, beni tek bırakma” diye feryat edeceksin. Ey
cefası vefalıların ahdinden güzel olan dost, vefalıların bal gibi vefaları da
sendendir. Ey ambar sahibi, sözü aklından duy da buğdayını Tanrı yerine saç! Saç
da hırsızdan da emin olsun, buğday bitinden de. Şeytanı, Şeytanın oğlu ile
beraber çabuk öldür. Çünkü o, seni yoksullukla korkutup durmadadır. Ey erkek
çakır kuşu, ceylan avlar gibi avla onu. Padişahın, muradına erişmiş yüce doğanı,
ceylana avlanırsa ayıptır. Adam bu çeşit bir hayli öğüt tohumları ekti ama
oğullarının yeri çoraktı bir fayda vermedi. Öğütçü, yüzlerce çalışıp çabalasa
öğüdü duymak ve kabullenmek için dinleyende kabul edici kulak gerek. Sen
yüzlerce lütuflarda bulunarak ona öğüt verirsin ama bu öğütün, onun kulağına
bile girmez. Duymayan inatçı bir adam, yüzlerce söyleyeni aciz bırakır.
Peygamberlerden daha öğütçü, daha güzel sözlü kim vardır? Nefesleri taşa bile
tesir eder. Fakat dağ taş bile onların sözlerini duydu, sözleri dağa, taşa bile
tesir etti de bahtı kötü kişinin bahtı açılmadı gitti. Bizlik benlik kaydına
düşen gönüller, onların sözlerine karşı taştan da katı bir hal alırlar. Bir
gönlün ıslah olmasına çare, insanı halden hale döndüren Tanrının ihsan ve
lütfudur. Onun vergisine de kabiliyet şart değildir. belki kabiliyete sahip
oluşa şart, onun lütuf ve ihsanda bulunmasıdır. Tanrı vergisi içtir, kabiliyet,
deri. Şunu görsene: Musa'nın sopası ejderha olmada, avucu güneş gibi parlamada.
Peygamberlerin aklımıza fikrimize sığmayan yüz binlerce mucizeleri, sebeplerden
olmamıştır, Tanrı yaratması ile olmuştur. Yoklara kabiliyet nereden geliyor?
Kabiliyet, Tanrı işinde şart olsaydı hiçbir yok varlık alemine gelmezdi.
Arayanlar için bu gök perdenin altında bir adettir koydu, sebepler ve yollar
yarattı. Olan şeylerin pek çoğu o adete göre olagelir. Fakat bazı da olur ki
kudret, o adeti yırtar, kaldırır. Hoşluk tatlılıkla adet, yol yordam koydu ama
sonra da o adeti, o yolu yordamı yırttı, adına mucize dendi. Sebepsiz olarak
bize yücelik gelmez. Gelmez ama kudret, sebebi kaldırmada aciz değil. Ey sebebe
kapılan, sebepten dışarı uçma. Fakat sebebi yaratanı da abes sanmaya kalkışma.
Sebebi yaratan Tanrı, ne dilerse yapar. Mutlak olan kudret, sebepleri de yırtar,
ortadan kaldırır. Fakat arayan muradına erişsin diye çok defa, yaptığı işleri
sebeple yapar, sebeple yaratır. Sebep olmasa mürit nasıl yol arasın? Şu halde
yolda sebeplerin görünmesi lazımdır. Bu sebepler, görüşlere perdedir. Çünkü her
göz, onun sanatını görmeye layık değildir. Sebebi yırtacak bir göz gerek ki
perdeleri kökünden çekip çıkarsın. Bu suretle de mekansızlık yurdunda sebepleri
yaratanı görsün, çalışmayı, kazancı dükkânı saçma ve beyhude saysın. Her hayır
ve şer, sebebini yaratandan gelir. Babacığım sebep ve vasıtalar. Bir zamancağız
gaflet devri yürüyüp gitsin diye ana yolun üstünde toplanmış bir hayalden başka
bir şey değildir.
5.CİLT ANA SAYFASI
MESNEVİDEN HİKAYELER ANA SAYFASI
|