|
Mesneviden Hikayeler
MESNEVİ'DEN
HİKAYELER -CİLT 5-
ŞEHVETİN SONU
Bir halayık şehvetin
çokluğundan, hırsının fazlalığından bir eşeği kendisine alıştırmıştı. O eşek,
kendisine yakınlaşmayı adet edinmiş, insana yakın olmayı öğrenmişti. O hilebaz
halayığın bir kabağı vardı. Eşek kendisine ölçülü yaklaşsın diye kabağı, eşeğin
aletine takardı. Yakınlaşma zamanında aletin yarısı girsin diye bu işi
yapmaktaydı. Çünkü, eşeğin aleti tamamı ile girse rahmi de parçalanırdı,
damarları da. Eşek boyuna zayıflayıp durmaktaydı. Eşeğin sahibi olan kadın da
neden bu eşek böyle zayıflıyor, neden böyle kıl gibi inceliyor deyip dururdu.
Fakat işin ne olduğunu anlamakta acizdi. Nalbantlara illeti nedir, neden
zayıflamakta diye gösterdiyse de, onda hiçbir illet görünmedi, kimse bunun iç
yüzünü haber veremedi. Kadın bu işin aslını adamakıllı araştırmaya başladı. Her
an eşeğin haline dikkat etmekte, neden böyle zayıfladığını bulmaya
çalışmaktaydı. İnsanın adamakıllı çalışmaya kul olması gerekir. Çünkü her şeyi
iyice arayan nihayet bulur. Eşeğin haline dikkat edip dururken bir de ne görsün?
O halayık eşeğin altına yatmıyor mu? Bunu kapının yarığından gördü bu hale pek
şaştı. Eşek erkekler kadınlara nasıl yakınlaşırsa aynen onun gibi halayığa
yakınlaşmış, işini becermekteydi. Kadın hasede düştü. Dedi ki, bu eşek, benim
eşeğim, nasıl olur bu iş? Bu işin bana olması lazım ben işe daha ehlim. Eşek işi
öğrenmiş, alışmış. Adeta sofra yayılmış, mum da yanmış. Görmezlikten gelip
ahırın kapısını vurdu. A kız ne vakte dek ahırı süpürüp duracaksın? dedi. Bu
sözü işi gizlemek için söylüyor, ben geldim kapıyı aç diyordu. Sustu halayığa
hiçbir şey söylemedi. Bu işe tamah ettiği için işi gizledi. Halayık bütün fesat
aletlerini gizleyip kapıyı açtı. Yüzünü ekşitip gözlerini yaşartarak dudaklarını
oynatmaya başladı, güya oruçluyum demek istiyordu. Eline sapı yıpranmış bir
süpürge aldı, develerin yatması için ahırı süpürüyor göründü. Elinde süpürge
kapıyı açınca kadın, dudak altından seni usta seni, dedi. Yüzünü ekşittin, eline
süpürgeyi aldın, iyi. Fakat yemeden içmeden kesilmiş eşeğin hali ne? İşi yarıda
kalmış, öfkeli, aleti oynayıp durmada. Gözleri kapıda seni beklemede. Bunu
dudağı altından söyledi, halayıktan gizledi. Onu suçsuz gibi ululadı, Dedi ki:
Tez çarşafını başına al. Filan eve git benden selam söyle. Şunu söyle, böyle
yap, şöyle et. Neyse ben kadınların masallarını kısa kesiyorum. Maksat neyse sen
onun özünü al. O işi görmezlikten gelen kadın onu yola vurunca, zaten şehvetten
sarhoş olmuştu, hemen kapıyı kapadı, oh dedi. Yalnız kaldım, bağıra, bağıra
şükredeyim. Artık erkeklerin gah tam, gah yarım yamalak yakınlaşmalarından
kurtuldum. Kadının keçileri, sanki bini bulmuştu, öyle neşelendi. Eşeğin şehvet
ateşiyle kararsız bir hale düştü. Hatta ne keçisi? O yakınlaşma kadını keçi
haline getirdi. Ahmağı keçi haline getirmeye, hor hakir bir hale sokmaya
şaşılmaz ki! Şehvet isteği, gönlü sağır ve kör yaptı mı eşeği bile Yusuf gibi
nurdan meydana gelmiş bir ateş parçası gösterir. Nice ateşten sarhoş olmuşlar
vardır ki ateş ararlar, kendilerini de mutlak nur sanırlar. Yalnız Tanrı kulu
böyle değildir. yahut da Tanrı birisini çeker çevirir de yola getirir, yaprağı
döndürür bu da başka! Böyle olan o ateş hayali bilir, o hayalin yolda eğreti
olduğunu anlar. Hırs çirkinleri güzel gösterir. Yol afetleri içinde şehvetten
beteri yoktur. Şehvet yüz binlerce iyi adı kötüye çıkarmıştır. Yüz binlerce
akıllı, fikirli adamı şaşkın bir hale getirmiştir. Bir eşeği bile Mısır Yusuf'u
gibi güzel gösterdikten sonra o çıfıt bir Yusuf'u nasıl gösterir? Pisliği afsunu
ile sana bal göstermede, iş inada bindi mi balı nasıl gösterir? Bir düşün artık.
Şehvet yemeden olur, az ye. Yahut bir kadın nikahla da kötülükten kaç. Yedin
içtin mi şehvet, seni harama çeker. Ele gireni elbet harcamak gerekir. Şu halde
nikah Lâhavle okumaya benzer. Oku, yani bir kadın nikahla da şehvet, seni belaya
düşürmesin. Madem ki, yemeye içmeye hırsın var, çabuk bir kadın al evlen. Yoksa
bil ki kedi gelir yağlı kuyruğu kapar. Sıçrayan eşeğin sırtına taş yükü vur, o
kaçmadan, sıçramadan önce sırtına yükü yükle.
Ateşin ne yaptığını bilemezsin,
savul oradan. Bu çeşit bilginle ateşin çevresinde dönüp dolaşma. Ateşe çömleği
koyup çorba pişirmeyi bilmiyorsan bil ki ne çömlek kalır, ne çorba. Su hazır
olmalı, ahçılığı da bilmelisin ki o tenceredeki çorba, dökülmeden, bozulmadan
pişsin. Demircilik sanatını bilmiyorsan demirci ocağından geçerken sakalını
bıyığını yakarsın. Kadın kapıyı kapadı, sevine, sevine eşeği kendisine çekti,
cezasını da tattı ya! Eşeği çeke, çeke ahırın ortasına getirdi. O erkek eşeğin
altına yattı. O kahpe de muradına ermek üzere halayığın yattığını gördüğü sekiye
yatmıştı. Eşek ayağını kaldırıp aletini daldırdı. Eşeğin aletinden kadının içine
bir ateştir düştü. Alışmış eşek kadına abandı, aletini ta hayalarına kadar sokar
sokmaz kadın da geberdi. Eşeğin aletinin hızından ciğeri parçalandı, damarları
koptu birbirinden ayrıldı. Soluk bile alamadan derhal can verdi. Seki bir yana
düştü o bir yana. Ahırın içi kanla doldu, kadın baş aşağı yıkıldı, öldü. Kötü
bir ölüm, kadının canını aldı. Kötü ölüm, yüzlerce rezillikle gelip çattı
babacığım. Sen hiç eşeğin aletinden şehit olmuş insan gördün mü? Kuran'dan
rezillikle azap edilmeyi duyda böyle kepazelikle can verme. Bil ki bu hayvan
nefis bir erkek eşektir. Onun altına düşmekse ondan daha kötü ve ayıp bir
şeydir. Nefis yolunda benlikle ölürsen bil ki hakikatte sen de o kadın gibisin.
Tanrı, nefsimize eşek sureti vermiştir. Çünkü suretler, huylara uygundur.
Kıyamette sırların açığa çıkması budur. Tanrı hakkı için eşeğe benzeyen nefisten
kaç. Tanrı, kafirleri ateşle korkutmuştur. Onlar da ateşe utançtan hayırlıdır
demişlerdir. Tanrı hayır demiştir, o ateş, utançların aslıdır. Bu kadını öldüren
şu ateş gibi. Hırsından doyacak kadar yemek yemedi, daha fazla yemek istedi.
Kötü ölüm lokması boğazına durdu. A haris adam doyacak kadar ye, hatta yemeğin
helva ve palüze bile olsa. Tanrı, teraziye dil verdi. Aklını başına devşir de
Kuran'dan Rahman suresini oku. Kendine gel de hırsından teraziyi bırakma. Hırs
ve tamah seni azdıran bir düşmandır. Hırs, hepsini ister fakat bütün
lezzetlerden mahrum olur. A turp oğlu turp hırsa tapma. O halayıkcağız hem
gidiyor, hem de ah diyordu; a kadın sen ustayı yola saldın. Ustasız iş yapmak
istedin. Bilgisizlikle canınla oynamaya kalkıştın. Benden bir bilgidir çaldın,
çaldın ama tuzağın ahvalini sormaya arlandın. Kuş, hem harmanından tane
toplamalıydı, hem de boynuna ip dolamamalıydı. Taneyi az ye bu kadar pis boğaz
olma. “Yiyin” emrini okudunsa “İsraf etmeyin” emrini de oku. Bu suretle tane
yemekle beraber tuzağa da düşme. Bilgi ve kanaat ancak bunu icap ettirir. Akıllı
kişi dünyanın gamını yemez, nimetini yer. Bilgisizlerse nedamet içinde mahrum
kalırlar. Boğazlarına tuzağın ipi dolaştı mı tane yemek, hepsine haram olur.
Kuş, tuzaktaki taneyi nasıl yer? Yemeye kalkışırsa tuzaktaki tane zehre döner.
Tuzaktaki taneyi gafil kuş yer, halkın bu dünya tuzağındaki nimetleri yemesi
gibi. Akıllı ve işten haberi olan kuşlar, kendilerini taneden adamakıllı
çekerler. Çünkü, tuzağın içindeki taneler zehirlidir. Kördür o kuş ki tuzaktan
tane diler. Tuzak sahibi, aptalların başını keser. Güzel ve narin olanlarıysa
meclislere çeker götürür. Çünkü aptalların ancak etleri işe yarar. Güzel ve
zariflerinse güzel sesleri işe yarar. Hasılı halayıkcağız kapının yarığından,
hanımının eşeğin altında can verdiğini görünce, dedi ki: A ahmak kadın, bu iş
nedir? sana ustan bir şey gösterdi ise, yalnız görünüşe kapıldın.
Halbuki iç yüzü senden gizliydi.
Usta olmadan dükkan açtın. Bal gibi, pâlüze gibi olan o aleti gördün, âlâ. Fakat
a haris neden kabağı görmedin? Yoksa eşeğin aşkına o kadar mı dalmıştın ki
gözüne kabak görünmedi? Ustadan sanatın dış yüzünü gördün sevine, sevine
ustalığa kalkıştın. Nice riyacı ve işten haberi olmayan ahmak kişiler vardır ki
erlerin yolundan göre,göre ancak sof kumaş görmüştür. Nice boş boğazlar vardır
ki azıcık bir hüner elde etmişler, padişahlardan laftan başka bir şey
öğrenmemişlerdir. Her biri Musa'yım diye eline bir sopa almış, her bir, İsa'yım
diye ahmaklara üfürmeye kalkmıştır. Bir gün doğruların doğruluğu, senden mehenk
taşını isteyecektir. Eyvah o günden! Artık geri kalanını ustaya sor. Bu
harislerin hepsi de kördür dilsizdir. Hepsini aradın, elde etmek istedin, fakat
herkesten geri kaldın. Bu ahmak sürü, kurtlara av olmuştur. Bir suret gördün,
onun sözünü söylemeye başlayıverdin ha; dudu kuşları gibi kendi sözünden haberin
bile yok. Dudu kuşu, önünde bir ayna, ayna içinde de kendi aksini görür. Aynanın
ardında usta gizlenmiştir; güzel dille edeplice söz söyler. Duducuk, bu söz
söyleyeni ayna içinde gördüğü dudu sanır. Bu suretle o koca kurdun hilesinden
haberi olmaz, güya kendi cinsinden olan bu dududan söz söylemeyi öğrenir. Usta,
ona ayna ardından söz söylemeyi öğretir. Böyle olmasa kendi cinsinden olmayan
birisinden söz söylemeyi öğrenemez. O hünerli kuş, söz öğrenir ama sırrından da
haberi yoktur manasından da. Söz söylemeyi bir insandan beller. Fakat bir
duducuk, bundan başka insandan ne bilebilir, ne elde edebilir ki? Velinin beden
aynasında da kötülüklerle dolu olan mürit, tıpkı bunun gibi kendisini görür.
Fakat söz ve iş zamanında aynanın ardındaki Akl-ı Kül-ü nereden görecek? O sanır
ki insan söylüyor. Halbuki bu, başka bir sırdır, onun bundan haberi bile yoktur.
Söz söylemeyi belletir, belletir ama önü sonu olmayan sır belletir. Halbuki o,
bu sırra eş değildir, bir dududur, bunu bilemez. Halkta kuşların ötüşünü taklit
ederler. Bu, ağzın ve boğazın yapabileceği bir şeydir. Fakat kuşların seslerini
taklit edenin o seslerdeki manadan haberi bile yoktur. Kuş dilini aancak bakışı
hoş Süleyman bilir. Nice kişilerde dervişlerin sözlerini öğrenir, mimber ve
meclisleri o sözlerle parlatır. Fakat onların ya bu sözlerden başka bir
kısmetleri yoktur, yahut da sonunda Tanrı rahmeti onlara yol gösterir.
5.CİLT ANA SAYFASI
MESNEVİDEN HİKAYELER ANA SAYFASI
|