|
Mesneviden Hikayeler
MESNEVİ'DEN
HİKAYELER -CİLT 1-
YAĞMURUN SIRRI
Mustafa, bir gün, dostlarından birinin cenazesiyle ve
dostlarla mezarlığa gitti. Onun mezarına toprak doldurdu, tohumunu yeraltında
diriltti. Bu ağaçlar, toprak altındaki insanlara benzerler. Ellerini topraktan
çıkarıp; halka doğru yüz türlü işaretlerde bulunurlar, duyana söz söylerler.
Yeşil dilleriyle, uzun elleriyle toprağın içindeki sırları anlatırlar. Kazlar
gibi başlarını su içine çekmişler...Karga gibiyken tavus haline gelmişlerdir.
Tanrı, onları kış vakti hapsetmişse de baharda o kargaları tavus haline getirir.
Kışın onlara ölüm vermişse de bahar yüzünden yine diriltip yapraklandırır,
yeşertir. Münkirler der ki: Eskiden beri olagelmiş bir şey. Neden bunu kerem
sahibi Tanrı'ya isnad edelim? Onların körlüğüne rağmen Tanrı, dostların
gönüllerinde bağlar, bahçeler bitirmiştir. Gönülde kokan her gül, kül
sırlarından bahisler açar. Onların kokuları, münkirlerin burunlarını yere
sürtmek için perdeleri yırtarak dünyanın etrafını dönüp dolaşırlar. Münkirler o
gönül kokusuna karşı kara böcek gibidirler; dayanamazlar. Yahut davul sesine
tahammül edemeyen beyni zayıf kimseye benzerler. Kendilerini meşgul ve müstağrak
gösterirler. Şimşek parıltısından gözlerini yumarlar. Göz yumarlar ama, onların
bulundukları makamdaki göz değildir ki. Göz odur ki bir sığınak görsün.
Peygamber, mezarlıktan dönünce Sıddıka'nın yanına giderek konuşup görüşmeye
başladı. Sıddıka'nın gözü, Peygamber'in yüzüne ilişince önüne gelip elini onun
üstünü, sarığına, yüzüne, saçına, yakasına, göğsüne, kollarına sürdü. Peygamber,
Böyle acele acele ne arıyorsun? dedi. Ayşe Bugün hava bulutluydu, yağmur yağdı.
Elbisende yağmurun eserini arıyorum. Gariptir ki üstünü, başını yağmurdan
ıslanmamış görmekteyim dedi. Peygamber O sırada başına ne örtmüşsün, baş örtün
neydi? Diye sordu. Ayşe senin ridanı başıma örtmüştümdedi. Peygamber dedi ki: Ey
yeni yakası tertemiz Hatun! Tanrı onun için temiz gözüne gayb yağmurunu
gösterdi.O yağmur, sizin bu bulutunuzdan değildir. Başka bir buluttan, başka bir
göktendir. Gayb aleminin başka bir bulutu, başka bir yağmuru, başka bir göğü,
başka bir güneşi vardır. Fakat o, ancak havassa görünür, diğerleri Öldükten
sonra tekrar yaratılıp diriltileceklerinden şüphe ederler. Yağmur vardır, alemi
beslemek için yağar. Yağmur vardır, alemi beslemek için yağar. Yağmur vardır
alemi perişan etmek için yağar. Bahar yağmurlarının faydası, şaşılacak bir
derecededir. Güz yağmuruysa, bağa sıtma gibidir. Bahar yağmuru, bağı nazü naim
ile besler, yetiştirir. Güz yağmuruysa bozar, sarartır. Kış, yel ve güneş de
böyledir; bunların tesirleri de zamanına göre ve ayrı ayrıdır. Bunu böyle bil,
ipin ucunu yakala! Tıpkı bunun gibi gayb aleminde de bu çeşitlilik vardır.
Bazısı zararlıdır, bazısı faydalı. Bazı yağmurlar berekettir, bazıları ziyan.
Abdalin bu nefesi de işte o bahardandır. Canda ve gönülde bu nefes yüzünden
yüzlerce güzel şeyler biter. Onların nefesleri, talihli kişilere bahar
yağmurlarının ağaca yaptığı tesiri yapar. Fakat bir yerde kuru bir ağaç bulunsa
cana can katan rüzgarı ayıplama! Rüzgar, işini yaptı, esti. Canı olan da,
rüzgarın tesirini candan kabul etti. Peygamber, Dostlar, bahar serinliğinden
sakın vücudunuzu örtmeyin. Çünkü bahar rüzgarı, ağaçlara nasıl tesir ederse
sizin hayatınıza da öyle tesir eder. Fakat güz serinliğinden kaçının. Çünkü o,
bağa ve çubuklara ne yaparsa sizin vücudunuza da onu yapar dedi. Bu hadisi
rivayet edenler, zahiri manasını vermişler ve yalnız zahiri manasıyla kanaat
etmişlerdir. Onların halden haberleri yoktur. Dağı görmüşler de dağdaki madeni
görmemişlerdir. Tanrı'ya göre güz, nefis ve hevadır. Akılla cansa baharın ve
ebediliğin ta kendisidir. Eğer senin gizli ve cüzi bir aklın varsa cihanda bir
kamil akıl sahibini ara! Senin cüzi aklın, onun külli aklı yüzünden külli olur.
Çünkü Akl-ı kül, nefse zincir gibidir. Binaenaleyh hadisin manası teville şöyle
olur: Pak nefesler bahar gibidir, yaprakların ve filizlerin hayatıdır. Velilerin
sözlerinden, yumuşak olsun, sert olsun, vücudunu örtme, çünkü o sözler, dininin
zahiridir. Sıcak da söylese, soğuk da söylese, hoş gör ki sıcaktan, soğuktan (
hayatın hadiselerinden) ve cehennem azabından kurtulasın. Onun sıcağı, hayatın
ilkbaharıdır. Doğruluğun, yakinin ve kulluğun sermayesidir. Çünkü can bahçeleri,
onun sözleri ile diridir. Gönül denizi, bu cevherlerle doludur. Eğer gönlün
bahçesinden cüzi bir zevk ve hal eksilse aklı başında olan kişinin gönlünü,
binlerce gam kaplar.
Sıddıka'nın aşkı çoşup edebe riayetle Peygamber'e sordu: Ey
şu varlığın hülasası, vücudun zübdesi! Bu günkü yağmurun hikmeti neydi? Bu
yağmur, rahmet yağmurlarından mıydı, yoksa tehdit için mi yağıyordu, pek yüce,
pek azametli Tanrı'nın adaletinden miydi? Bu yağmur, bahara ait lutuflardan
mıydı, yoksa afetlerle dolu güz yağmuru muydu? Peygamber dedi ki: Bu yağmur
musibetler yüzünden insanın gönlüne çöken gamı yatıştırmak için yağıyordu. Eğer
Ademoğlu, o keder ateşi içinde kalıp duraydı ziyadesiyle harabolur, eksikliğe
düşer, ( hiçbir şey yapamaz bir hale gelir) di. O anda bu dünya harap olurdu,
insanların içlerinde hırs kalmazdı. Ey can, bu alemin direği gaflettir.
Akıllılık, uyanıklık, bu dünya için afettir. Akıllılık o alemdedir, galip
gelirse bu alem alçalır. Akıllılık güneştir, hırs ise buzdur. Akıllılık sudur,
bu alem kirdir. Dünyada hırs ve haset kükremesin diye o alemden akıllılık, ancak
sızar, sızıntı halinde gelir. Gayb aleminden çok sızarsa bu dünyada ne hüner
kalır, ne de ayıp
1.CİLT ANA SAYFASI
MESNEVİDEN HİKAYELER ANA SAYFASI
|