|
Mesneviden Hikayeler
MESNEVİ'DEN
HİKAYELER -CİLT 5-
GÜNEŞTE YOK OLMAK
Bir adam yokluğa erişir,
kendisine yokluğu ziynet edinirse, o adamın, Muhammet gibi gölgesi olmaz.
“Yokluk benim iftiharımdır” sırrına ziynet yokluktur. Bu çeşit adam, mumun alevi
gibi gölgesizdir. Mum, baştan aşağı alevden ibarettir. Gölge onun çevresine
uğrayamaz. Mum kendisinden de kaçtı, gölgeden de. Mumu dökenin isteğine
uydu,ışığına sığındı. Mumu döken muma der ki: Seni yok olmak için döktüm. O da,
ben yokluğa kaçtım diye cevap verir. Bu var olan ışık, lazım bir ışıktır, geçici
ve arızi ışık gibi değil. Mum ateşe tamamı ile yok oldu mu artık ondan ne bir
eser görürsün ne bir ışık! Suret ateşi karanlığı gidermek için mum suretinde
durur. Beden mumu şu görünen mumun aksinedir; yok oldukça can nuru artar. Bu
ebedi ışıktır, mumsa geçici. Can mumunun alevi, Tanrı'ya aittir. Ateşten meydana
gelen şu ateş, nur olduğundan geçici gölge, ondan uzaklaşmıştır. Bulutun gölgesi
yere düşer. Fakat gölge, ayla düşüp kalkmaz. A bahtı yaver kişi, kendinden
geçmek, bulutsuz bir jale gelmektir. Kendinden geçtin mi değirmi aya benzersin.
Fakat rüzgar, bir bulutu sürüp getirdi mi ayır nuru aydan daha eksik bir hale
düşer. Bulut ve toz yüzünden ay, bir hayal gibi görünür. İşte beden bulutu da
bizi hayal düşüncesine sürer. Ayın lutfuna bak ki bu da onun lutfudur, çünkü
bize, bulutlar düşmanımızdır demiştir. Ay, ne buluta aldırış eder, ne toza. O,
göğün yücesindedir. Bulut bizim canımıza düşmandır. Bulut bizim gözümüzden ayı
gizler. Bu perde, huriyi Zâl gibi kuvvetlendirir, dolunayı yeni aydan daha
noksan bir hale getirir. Ay bizi yücelik kucağına oturtmuş, düşmanımızı kendi
düşmanı saymıştır. Bulutun letafeti ve parlaklığı da yandandır. Fakat buluta ay
diyen hayli yol sapıtmıştır. Ayın nuru buluta vurdu mu onun kara yüzünü ay gibi
parlatır. Gerçi ayla aynı renge boyanmıştır. Bu da bir devlettir ama buluttaki o
nur, eğretidir. Kıyamette güneş de kalmaz, ay da. Göz ışığın aslı ile meşgul
olur. Bu suretle temelli mülkle eğreti mülk seçilir. Şu fani konak, karar
yurdundan ayrılır. Dadı, bir kaç gün içindir. Ey ana sen bizi kucağına al.
Kanadım buluttur. O, perdedir ve önümdekini göstermez. O yalnız Tanrı lütfiyle
letafet kazanır. Kanadımı yolayım, onu güzelliğini yolumdan atayım da aynı
güzelliğini yine aydan seyredeyim. Ben dadı istemem, ana daha hoş. Ben Musa'yım
benim dadım anamdır. Ben, aynı lutfunu vasıtayla elde etmek istemem. Çünkü bu
ilgi, nicelerin helakine sebep oldu. Yahut da bulut, Tanrı yolunda yok olur da
artık ayın yüzüne perdelik etmez. Suretini yokluk şeklinde gösterir.
Peygamberlerle velilerin tenleri gibi. O çeşit bulut, perdelik etmez. Hatta mana
bakımından perdelik etmesi bile faydalıdır. Nitekim aydın sabahta katralar
yağar, fakat gökte bulut yoktur. O yağmur yağışı Peygamberin mucizesi idi. Bulut
mahvoldu, gökyüzü rengini aldı. Buluttu ama ondan bulut huyu gitmişti. Aşığın
bedeni de sabırla böyle olur işte. Bedendir ama bedenliği kaybolmuştur,
değişmiştir, ondan renk de gitmiştir, koku da. Kanat başkasının, baş bana lazım.
Baş, duygu, görgü yurdudur ve bedenin direğidir. Başkasının avı için can feda
etmeyi mutlak küfür, hayırdan ümitsizlik bil. Kendine gel, dudu kuşlarının
önündeki şekere benzeme. Zehre benze de ziyandan kurtul. Yahut da neşelen
hitabını duymak için kendini köpeklerin önündeki ölüye benzet. Hızır da bu
gemiyi, zaptedecek kimseden kurtarmak için deldi.
“Yokluk benim iftiharımdır”
sözü, onun için yüce bir söz oldu, tamahkarlardan gani Tanrı'ya kaçmama yol
açtı. Mamurelerde oturanların hırsından kurtulmak için defineleri, yıkık yerlere
gömerler. Kanadını yolmayı bilmiyorsan yürü, halvete gir de bütün kanatlarını
şuna buna harcatma. Çünkü sen hem lokmasın, hem lokmayı yiyen. Ey can, aklını
başına al, hem yiyorsun hem yeniyorsun! Bir kuşcağız kurt avlıyordu kedi fırsat
bulup onu kapıverdi. Yiyordu, yeniyordu, fakat kendisi avlanırken başka bir
avcıdan haberi bile yoktu. Hırsız, bir kumaşı çalmaktadır ama şahne de, hırsızın
düşmanları ile beraber ardındadır. Hırsız aklı, pılı pırtıda, kilitte ve
kapıdadır. Şahneden ve seher çağından ah edeceğinden gafildir. Sevdasına öyle
dalmıştır ki kendisini arayandan haberi bile yoktur. Bir ot, arı duru bir suyu
içti mi derhal bir hayvan gelir, onu otlar yer. O ot, hem yer, hem yenir.
Tanrı'dan her varlık böyledir işte. Tanrı “Sizi doyurur, fakat kendi yemek
yemez” Tanrı ne yenir ne yer. O, et ve deri değildir. yiyen ve yenilen, pusuya
gizlenmiş bulunan bir yiyiciden nasıl emin olabilir? Yenen şeylerin emin olması,
sonunda yas ve matem verir. Yürü, yemeyen içmeyen Tanrı'nın tapısına git. Her
hayal, başka bir hayali yemekte, her düşünce, başka bir düşünceyi otlamaktadır.
Hayalden geçemiyorsun, yahut da uyuyup ondan kurtulamıyorsun. Düşünce arıdır,
uykunsa su. Uyusan bile uyandın mı yine başına üşüşür. Nice hayal arılar uçuşup
durur, seni bu yana o yana çekiştirir. Bu hayal, yiyenlerin en aşağılığıdır.
Öbürlerini ise ululuk ıssı Tanrı bilir. Kendine gel de o kaba ve haşin yiyiciler
bölüğünden kaç. “Seni biz koruruz” diyen Tanrı'ya sığın. Yahut da o koruyucuya
koşup kurtulmak elinden gelmiyorsa o koruma sıfatını kazanan kişiye kaç. Elini
pirden başkasına verme. Pirin elini tutan Tanrı'dır. Senin kocalmış aklın,
çocukluğu huy edinmiştir, nefis civarında bu huyu kazanmıştır. O, perde
altındadır. Kamil bir aklı, aklına arkadaş et de aklın, o kötü huydan vazgeçsin.
Elini onun eline verdin mi yiyicilerin elinden kurtulursun. Tanrı, “Tanrı eli
onların elinin üstündedir” dedi ya, işte senin elin de o biat ehlinin eli olur.
Elini pirin eline verdin, o her şeyi bilen ulu pire uydun mu, kurtuldun
demektir. Çünkü o, ey mürit, vaktinin peygamberidir... Peygamberin nuru ondan
zuhur eder. Ona uydun, onun elini tuttun mu Hudeybiye'de bulunup Peygambere biat
eden sahabeden olursun. Cennetle muştulanan o on kişiden sayılırsın, halis ve
potada erise bile ayarı düşmez altına dönersin. Bu bilelik doğrudur çünkü insan
kimi severse ona eşittir. Bu alemde de onunladır, o alemde de. Bu, huyları güzel
Ahmet'in hadisidir. Dedi ki: “İnsan sevdiği ile beraberdir” Kalp dilediğinden
ayrılmaz. Nerede tuzak ve yem varsa orada az otur. Yürü ey arık kötürüm, kendin
gibi arık kötürümleri gör! Ey zebunların zebunu, şunu da bil ki, el, elin
üstündedir el üstünde el vardır. Ne şaşılacak şey, sen hem zebunsun, hem de
zebunların elini tutmaya çalışıyorsun. Hem avsın hem de avlamayı diliyorsun.
Onların önüne ardına set olma. Çünkü, sen düşmanı görmezsin ama o düşman
ortadadır. Avcılık hırsı, insanı kendi avlanacağından gafil kılar. Erlik
gösterir ama yüreksizdir. İstekte bir kuştan aşağı olma. Serçe kuşu bile önüne
ardına bakınır. Yemin bulunduğu yere geldi mi önüne ardına kaç kere dolanır.
Acaba der, önümde ardımda bir avcı var mı? Varsa onun korkusu ile şu lokmadan el
çekmem gerek. Kötülerin hikayelerini gör, hallerine bak. Eşinin dostunun
ölümlerinden ibret al. Onları silahsız, pusatsız nasıl helak etti? Bir bak. O,
herhalde senin yanındadır. Tanrı işkence yapar ama gürzle elle değil. Bil ki
Tanrı, elsiz hüküm sürer, ferman yürütür.
Tanrı varsa hani, nerede? Diyen
işkenceye uğradı mı vardır, odur diye ikrar eder. Tanrı varlığı şaşılacak bir
şey, akıldan uzak diyen, gözyaşları döker de ey bana benden yakın Tanrı diye
yalvarmaya koyulur. Tuzaktan kaçmak vaciptir, fakat senin tuzağın kanadına
yapışıktır. İşte onun için ben, bu menhus tuzağın mıhını çekip çıkarıyorum;
murada erişmek için dilimi, damağımı acıtmamak istiyorum. Bu sözü, senin aklına
uygun söyledim. Anla da arayıp taramadan yüz çevirme. Hırs ve hasetten ibaret
olan şu bağı çöz. Ebuleheb'in karısının boynundaki hurma ipini düşün. Bu sözün
ne sonu vardır, nede bu söz bitip tükenir. Ey Tanrı Halil'i, kuzgunu neden
öldürdün? Buyruğa uydun doğru. Fakat bu buyruğun hikmeti neydi? Onun sırlarından
birazcığını göstermek gerek. Kara kuzgunun gaak diye bağırması, dünyada daima
uzun bir ömür istemesindendir. İblis gibi tek ve pak Tanrı'dan kıyamete kadar
dünya hayatını ister. İblis de “Beni kıyamet gününe kadar yaşat “ dedi. Keşke,
“Rabbimiz, tövbe ettik” deseydi. Tövbesiz ömür, baştanbaşa can çekişmedir. Hazır
olan kaçılmayan ölüm, Tanrı'dan gafil olmaktır. Hakla olunca ömür de, ölüm de...
ikisi de hoştur. Fakat Tanrı'sız abıhayat bile ateştir. Öyle bir tapıdan daima
ömür istemesi de lanet tesiriyledir. Tanrı'dan, ondan başkasını istemek,
görünüşte istenen şeyin artmasını istemektir, ama hakikatte onun tamamı ile
eksilmesini dilemektir. Hele ayrılık ve yabancılıkla geçen ömür yok mu? Bu adeta
aslanın huzurunda tilkilik taslamaya benzer. Bana daha fazla ömür ver de daha
gerisin geri gideyim; mühletini uzat da daha aşağılık bir hale geleyim demektir.
Nihayet o, lanete nişane olur. Lanet isteyen kişiyse kötü bir kişidir.Hoş ömür,
yakınlık aleminden can beslemektir. Kuzgunun ömrü ise pislik yemek içindir. Bana
fazla ömür ver ki pislik yiyeyim, daima ban bunu ver ki benim yaradılışım
kötüdür demektedir. O ağzı kokan kuzgun, eğer pislik yemeseydi beni kuzgun
huyundan kurtar diye yalvarırdı. Ey toprağı altına çeviren, bir başka toprağı da
insanlar babası yapan Tanrı! Senin işin, eşyayı olduğu halden çevirmek, ihsan ve
lutüflarda bulunmaktır, benim işimse yanlışa düşmek, unutmak ve hata etmektir.
Bilginle yanlışımı noksanı mı döndür. Ben baştan aşağıya kadar sümükten
ibaretim, sen beni sabırdan, hilimden ibaret bir hale getir. Ey çorak toprağı
ekmek haline getiren, ey ölü ekmeği canlandıran, can eden. Ey şaşırmış cana
rehberlik eden, ey yolunu sapıtmışı peygamber yapan! Yeryüzünün bir cüzünü gök
yaparsın. Yeryüzünün neşesini yıldızlarla artırırsın. Kim bu alemden bir
abıhayat elde ederse ölüm, ona başkalarından daha çabuk gelir çatar. Kâinata
bakan gönül gözü, görür ki burada daima yeniden yeniye bozulup düzelen şeyler
var. Şu ten hırkasının iğnesiz, ipliksiz dikilmesinden ve bakırı altın yapan
iksirden başka bir şey değildir. Sen, var olduğun gün, ya ateştin, ya yel, yahut
da torak. Eğer o halde ebediyen kalman mümkün olsaydı hiç sana bu yücelik nasip
olur muydu? Tanrı seni değiştirdi. Önceki varlığın kalmadı. Onun yerine sana
daha iyi varlık verdi. Böylece yüz binlerce varlığa büründün ki daima ikinci
varlık, ilkinden iyidir. Bunları değiştiren Tanrı'dan gör de vasıtaları bırak.
Çünkü vasıtalara kapıldın da aslından uzaklaştın. Nerede vasıta çoğalırsa ulaşma
kaybolur gider. Şaşkınlığın, her şeyi sebepten bilmendendir. Halbuki hayret,
sana o tapıya yol açar. Bu varlıkları yokluklardan buldun. Öyleyse neden
yokluktan yüz çevirdin? O yokluktan ne ziyana uğradın ki varlığa yapıştın a yer
faresi!
Madem ki ikinci evvelkinden daha
iyidir, yokluğu ara, insanı halden hale değiştirene tap. A inatçı, varlığa
düştüğün demden beri şimdiye kadar her lahza yüz binlerce haşir gördün. Haberin
yokken cemad aleminden yetişip gelişen nebat alemine geldin. Nebat aleminden de
hayat ve iptila alemine düştün. Sonra tekrar güzelim akıl ve temyiz alemine
gider, bu beş duyguyla altı cihet aleminden kurtulursun. Bu ayak izleri, deniz
kıyısına kadar gider. Sonra deniz içinde ayak izleri yok olur biter. Çünkü
kuruluk menzillerinde ihtiyat için köyler vardır, yurtlar vardır, konaklar
vardır. Deniz konakları da durup dinlenmeyen, sahası ve tavanı olmayan
dalgalanmalardır. O menzillerin nişanesi adı sanı yoktur. Nebat aleminden sırf
ruh alemine kadar her iki konak arasında bunlar gibi yüzlerce konak vardır.
Yokluklarda bu varlığı gördün de nasıl beden varlığına böyle yapıştın? Kendine
gel ey kuzgun, kendine gel de şu canı ver, doğan kuşu ol. Tanrı'nın halden hale
döndürmesi karşısında canınla başınla oyna. Yeniyi al, eskiyi bırak. Çünkü her
yılın, geçen üç yıldan daha artıştır daha üstün. Hurma fidanı gibi ihsan sahibi
olmazsam var, eskiyi eskiye kat ambarına yığ! O eski, kokmuş ve pörsümüş şeyi
körlere hediye et. Yeniyi gören seni almaz. O Tanrı'ya av olur, sana tutulmaz.
Ey kara ve tuzlu su, nerede kör kuş varsa bölük, bölük senin başına toplanır. Bu
suretle de körlükleri artar. Çünkü kara su, körlüğü arttırır. Dünya ehlinin bu
sebeple gönül gözleri kördür; onlar, balçıkla bulanmış su içerler. Madem ki
gizli bir alemde abıhayatın yok, şu halde kara ve tuzlu suyu ver, kötülüğü al bu
alemde! Bu halle bir de varlık istiyor, onu anıyorsun ha. Halbuki sen, zenci
gibi kara yüzlü olmakla neşelisin. Zenci aslından öyle olduğundan, aslından
zenci olduğundan o kara renkten hoşlanır, rahattır. Fakat bir gün güzelleşse,
güzel yüzlü bir hale gelse de sonra kararsa çaresini aramaya koyulur. Uçar kuş,
yeryüzünde kalsa derde, eleme düşer, feryat etmeye başlar. Fakat ev kuşu,
yeryüzünde güzelce yürür, yem toplar, neşeli bir halde dönüp dolaşır. Çünkü o
aslında uçamaz, öbürü uçucudur. Peygamber, canım hakkı için dedi, yoksul düşen
zengine,hor hakir bir hale gelen yüceye, yahut da bilgisizlikle şöhret kazanan
Mudar kabilesinin arasına düşmüş saf ve temiz alime acıyın. Peygamber dedi ki:
Taş ve dağ bile olsanız bu üç bölük halka merhamet edin. Çünkü o, başlıkta
bulunduktan sonra hor oldu. Öbürü, zenginken yoksul düştü, parasız kaldı.
Üçüncüsü de alemde ahmak adamlar arasında belalara uğrayan alimdir. Çünkü
yücelikten horluğa düşmek, bedenden bir uzvu kesmektir. Bedenden ayrılan uzuv,
ölür, yeni kesilmiş uzuv bir müddet oynar, oynar ama bu hareket sürüp gitmez.
Geçen yıl Elest kadehinden şarap içen, bu yıl baş ağrısına eza ve cefaya uğrar.
Köpek gibi bayağı olan kişide padişahlık hırsı ne gezer. Suçu olan tövbe eder.
Yolu kaybeden kişi ah eder.
5.CİLT ANA SAYFASI
MESNEVİDEN HİKAYELER ANA SAYFASI
|