|
Mesneviden Hikayeler
MESNEVİ'DEN
HİKAYELER -CİLT 5-
TAVUS KUŞU
Şimdi ad san için cilvelenip
duran iki renkli tavusa geldik. Onun gayreti, sonucundan ve faydasından habersiz
bir halde halkı, hayırla şerle avlamaktır. Tuzak gibi av tutup durur. Tuzağın
maksada ait ne bilgisi var. Tuzağın, av tutmaktan ne zarar vardır, ne faydası;
onun bu beyhude tutuşuna şaşıran işte ben. Kardeş, iki yüz güzelle bağdaştın,
dost oldun, sonra yine onları terk ettin. Doğduğun günden beri işin bu. Sevgi
tuzağıyla adam avlar durursun. Bu avlanmaktan, bu kalabalıktan, bu başlık
sevdasından el çek. Hiç bunlarla bir şey ördün, bu yüzden bir şey elde ettin mi?
Ömrünün çoğu geçti, gün akşama yaklaştı. Sense hala adam avlamaya koyulmuşsun.
Onu tut, bunu tuzaktan azat et. Alçaklar gibi bir başkasını avla. Derken bunu da
bırak, başka birini ara... Bu işte tam hiçbir şeyden haberi olmayan çocukların
oynadığı bir oyun! Gece gelip çatar, tuzağında bir av bile yok. Tuzak sana, bir
baş ağrısından, bir bağdan başka bir şey değil. Şu halde sen, kendi kendini
avladın demektir. Çünkü, hapse düştün, maksada erişemedin, mahrum kaldın. Hiç
alemde bizim gibi kendi kendini avlayan bir ahmak daha var mı? Aşağılık
kişilerin tuzağına domuz tutulur. Sonsuz zahmet, sonra da onu yemek haram.
Avlamaya değen şey ancak aşktır. Fakat oda öyle herkesin tuzağına düşer mi ya?
Meğer ki sen gelesinde ona av olasın... Meğer ki sen, tuzağı bırakasın da onun
tuzağına gidip düşesin. Aşk der ki: Ben yavaş yavaş çalışmasaydım; bana avlanmak
av tutmadan yeğdir. Benim hayranım ol da övün. Güneşi bırak da zerre ol! Kapım
da otur. Evsiz barksız kal. Mumluk davasına kalkışma, pervane ol. Bu suretle
dirilik sultanlığını bulur, kullukta gizli olan padişahlığı görürsün. Alemde
tersine çakılmış nallar görür, esirlere padişah adı verildiğini duyarsın.
Boğazına ipler takılmış, kendisi dar ağacının tacı olmuştur da kalabalık bir
halk güruhu, ona işte padişah derler. Kafirlerin mezarları gibi dışı süslü.
İçinde ulu Tanrı'nın kahır ve azabı. Onlar kabirleri kireçle örmüşler,
bezemişler, zan perdesini yüzlerine örtmüşlerdir. Seninde yoksul tabiatın
hünerlerle kireçlenmiş, bezenmiştir ama mumdan yapılan nahle benzer; ne yaprağı
vardır ne meyve verir. Bir derviş bir dervişe “Tanrı'yı nasıl gördün, söyle”
dedi. Derviş dedi: Neliksiz, niteliksiz gördüm. Fakat söze getirebilmek için onu
kısa bir örnekle anlatayım. Gördüm ki sol yanında bir ateş, sağ yanında da bir
kevser ırmağı var. Solunda cihanı yakıp yandıran müthiş bir ateş, sağında
güzelim bir ırmak. Bir kısım halk o ateşe el atmış, bir kısım halkta o kevsere
ulaşacağından neşeli ve sarhoş. Fakat bu, her kötü kişiyle her bahtı yaver olanı
şaşırtacak pek aykırı ve acayip bir oyundu. Kim o ateşe, kıvılcıma atılıyorsa
öbür yandaki sudan baş çıkarıyordu. Kim suya atlıyorsa derhal kendisini ateş
içinde buluyordu. Kim sağ yana gidiyor, o güzelim suya dalıyorsa sol taraftaki
ateş içinden baş göstermekteydi. Sol yandaki ateşe dalansa sağ yandan
çıkmaktaydı. Bunun sırrını pek az kişi anlıyor, hasılı o ateşe pek az kişi
atlıyordu. Ancak başına devlet saçısı saçılan, suyu bırakıp ateşe kaçıyordu.
Halk eldeki hazır zevki mabut edinmiştir. Hulâsa halk, bu oyunu kaybetmiş, bu
oyunda zarar girmiştir.
Bölük, bölük saf, saf hırslarına
uyanlar, ateşten çekinmede, suya kaçmada. Fakat suya dalan, ateşten baş gösterme
de. Ey hakikatten haberi olmayan, ibret al, ibret! Ateş, ey bön ahmaklar, ben
ateş değilim, makbul bir kaynağım. A gözsüzler sizin gözünüzü bağlamışlar. Bana
gelin, kıvılcımlarımdan kaçmayın. Ey Halil burada be kıvılcım vardır, ne duman.
Bu görünen şey, ancak Nemrud'un büyüsü, hilesi demekteydi. Sen Halil gibi
akıllıysan ateş senin soyudur, sen bir pervanesin. Pervanenin canı keşke
binlerce kanadın olsaydı da, mahrem olmayanların kötülüklerine rağmen amasız bir
suretle ateşlerde yansaydı. Bilgisiz kişi, eşekliğinden bana acır, bense bilgi
ve görgü sahibi olduğumdan ona acırım diye bağırıp durur. Hele şu suların bile
canı olan ateş yok mu? Pervanenin işi bizim işimizin aksi. O nur görür ateşe
atılır, gönül de ateş görür, nura dalar. Ulu Tanrı'nın, Halil evladı kimdir,
göresin diye böyle oyunları vardır. Ateşe su şeklini vermişler, ateşin içinde de
bir kaynaktır coşturmuşlardır. Bir büyücü büyüsüyle bir topluluk içinde pirinçle
dolu sahanı, akreplerle dolu gösterir. Evi, büyüsü ve nefesiyle akreplerle
dolmuş gösterir ama onlar, sahici akrep değildir ki. Büyücü bunu gibi yüzlerce
hüner gösterdikten sonra artık düşün, büyücüyü yaratan, neler yapmaz? Hasılı
Tanrı büyüsü ile zaman, zaman nice kişiler, karı gibi alta yatmışlardır.
Büyücüler ona kuldur, köledir. Hepsi de yont kuşu gibi tuzağa düşmüşlerdir.
Kendine gel de dalgalara benzer hilelerin nasıl baş aşağı olduğunu Kuran'ı
okuyup anla, sihri helali gör. Ben Firavun değilim ki nehre gideyim. Ben, Halil
gibi ateşe giderim. O ateş değildir, duru bir sudur. Halbuki öbürü hileyle ateş
gibi bir su görünmededir. İyi şeyleri caiz gören o Peygamber, ne de güzel
söyledi: Bir zerre aklın oruçtan da yeğdir, namazda da. Çünkü, aklın cevherdir,
bu ikisiyse araz. Bu ikisi, namaz ve oruç, onun tam olmasıyla farz olur. Bu
suretle de o aynanın cilalanması, ibadetle gönlün arınması mümkün olur. Fakat
ayna aslından bozuksa onu cilalamak güçtür, zor cilalanır. Cilalanabilecek
seçilmiş aynaysa az bir cila ile parlar, azıcık bir cila ona kafidir.
Akıllardaki bu aykırılık, bil ki mertebe bakımından yerden göğe kadardır. Akıl
vardır güneş gibi. Akıl vardır, zühre yıldızından da aşağıdır, yıldız akmasından
da. Akıl vardır, bir sarhoş mumu gibi, akıl vardır, bir ateş kıvılcımı gibi. O
güneş gibi aklın önünden bulut kalktı mı Tanrı'nın nurunu gören akıllar
faydalanırlar. Aklı cüzü aklın adını kötüye çıkarmıştır. Dünya muradı insanı
muratsız bir hale getirmiştir. O, bir avdan avcının güzelliğini görmüştür. Bu
avcılığa düşmüş, bu yüzden bir avın derdine uğramıştır. O, hizmetle hizmet
edilme nazına erişmiştir; bu, kendisine hizmet edilmeyi dilemiş, yüce yolundan
geri dönmüştür. O Firavunlukta suya tutsak olmuş, İsrailoğlu, tutsaklık yüzünden
yüzlerce Suhrab kuvvetini elde etmiştir. Bu aykırı bir oyundur, yaman bir
ferzin-benttir. Hileye az başvur, devlet ve baht işidir bu. Hayal ve hileyi az
doku. Çünkü, gani Tanrı hileciye az yol gösterir. Hile edeceksen iyi hizmet etme
yolunda hizmet et de bir ümmet içinde peygamberlik elde edesin. Hile et de kendi
hilenden kurtul. Hile et de bedenden ayrıl tek kal. Hile et de en aşağı bir kul
ol. Aşağılıkla yürü de efendi kesil. Ey koca kurt, tilkiliğe kalkışma, hile ve
hizmetle efendilik etmeyi umma. Fakat pervane gibi ateşe atıl, o ateşi kesene
doldurup ağzını büzme, her şey den kurtul. Gücü kuvveti bırak, ağlamaya giriş. A
yoksul, ağlayışa acınır. Susuz ve aciz kişini ağlayışı mânevidir, doğrudur.
Soğuk,soğuk ağlayışsa, o azgının yalanından ibarettir. Yusuf'un kardeşlerinin
ağlamaları hileden ibarettir. çünkü, içleri hasetle, illetle doludur.
5.CİLT ANA SAYFASI
MESNEVİDEN HİKAYELER ANA SAYFASI
|