|
Mesneviden Hikayeler
MESNEVİ'DEN
HİKAYELER -CİLT 5-
YIRTIK CÜBBE
Sofinin biri bir iç sıkıntısına uğradı, cüppesinin önünü
yırttı, ondan sonra ferahladı. O yırtık cüppeye fereci (ferahlık) adını koydu.
Bu lâkap, o kurtulmuş adamdan sonra yayıldı. Yayıldı ama safını şeyh aldı,
götürdü, halkla tortudan ibaret olan adı kaldı. Böylece her şeyin bir saf ve
tortusuz tarafı vardır, adını da tortu gibi aleme bırakmıştır. Kim toprak yemeyi
adet edinmişse tortuya yapışmıştır. Sofi ise hemencecik safın bulunduğu tarafa
gider. Elbette tortunun safı vardır der ve gönül, bu delaletle saflığa varır,
ulaşır. Tortu güçlüktür, safı da kolaylığı. Saf, burmaya benzer, tortu da hurma
çağlasına. Güçlük kolaylıkla beraberdir, kendine gel, ümidini kesme. Bu ölümden
sonra hayata yol var. Oğul ferahlamak istiyorsan cüppeni yırt ta o saflıktan
hemencecik baş çıkarsın. Sofi saflığı dileyen kişidir. Sofilik, sof elbiseyle,
terzilikle, yavaş yavaş yürümekle olmaz. Fakat bu alçak ve aşağılık kişilerce
sofuluk, terzilikten ve oğlancılıktan ibarettir. Fakat o saflık, o iyi ad, san
hayaliyle bu renge bürünmekte iyidir ama, o hayalle asla kadar gitmek şartıyla.
Kat kat hayale tapanlar gibi değil. Hayal, seni
güzellik otağının çevresine sokulmaktan men eden gayret çavuşudur. O, her
arayanın yolunu,yol yok, diye keser. Onun hayali geldi mi, sana, dur, der. Ancak
kulağı delik ve anlayışlı kişiyi durdurmaz. Çünkü o, Tanrı yardımı askerine
sığınmış, o sayede coşup köpürmüştür. O, ne hayallerden ürker, sıçrar, ne de
padişahlık taslar. Padişahın nişane olarak verdiği oku gösterir yoluna gider.
Tanrım, bu şaşkın gönle bir ok bağışla, bu iki kat olmuş yaylara bir ok ver.
Uluların içtikleri o gizli kadehten yeryüzüne bir yudumcuk saçtın. Güzellerin
saçlarında, yüzlerinde o bir yudumcuk şarabın nişanesi var. Padişahlar, bu
yüzden topraktan meydana gelen güzelleri yalar dururlar. Gece gündüz yüzlerce
gönülle o topraktan meydana gelen güzeli öpüp durman, onda güzelliğin bir
zerresi bulunduğundandır. Seni, toprakla karışmış bir yudumcuk güzellik şarabı
böyle deli divane ediyor, artık onun safı neler yapmaz? Herkes bir kerpiç
parçasının önünde yenini, yakasını yırtmakta. Halbuki o kerpiç, güzelliğin bir
yudumcuğuna, bir zerreciğine sahip. Ayda, güneşte, hamel burcunda bir yudumcuk
güzellik şarabı var. Arş da kürsüde, zuhal yıldızında bir zerrecik güzellik var.
Ona bir yudum mu dersin, yoksa şaşılacak bir şey bu kimya mı dersin? Ona bir
sürtünmekle bu kadar güzellikler meydana geliyor. Ey akıllı kişi ona sürtünmeyi
can ve gönülden dile. Fakat bu kimyaya “Ancak temiz olanlar dokunabilirler.”
Altında, lâ'lde, incilerde o güzellik şarabından bir yudumcuk var; şarapta,
mezede, meyvede o şaraptan bir yudumcuk! Tertemiz güzellerin yüzlerinde de yine
bir yudumcuk. Artık onun süzülmüş ve saf olanı nasıldır? Bir düşün! Bu toprakla
karışık bir yudumcuk şarabı yalayıp durmaktasın, onu toprağa karışmamış, saf bir
halde görürsen ne hale geleceksin? Ölüm zamanında o bir yudumcuk saf şarap, bu
toprak bedenden ölümle ayrılmakta. Geri kalanı hemen görmüyorsun. Böyle çirkin
bir beden onunla bak ne hale geliyormuş! Can bunlardan ten olmadan yüz gösterse
o vuslattaki letafeti ben anlatamam ki! Ay, şu bulut olmaksızın ışık salsa onu
kimsecikler anlatamaz! Ne hoştur o tatlılarla, şekerlerle dolu olan mutfak. Şu
padişahlar o mutfağı yalayıp dururlar. Ne güzeldir o din ovasının harmanı. Her
harman oradan başak devşirir. Ne alâdır gamsız, kedersiz ömür denizi. Yedi
denizde ondan meydana gelmiş bir çiğ tanesidir. Elest sakisi, şu aşağılık ve
çorak yeryüzünde bir yudumcuk saçmıştır da, toprak, o sebeple coşmuştur; biz de
o yüzden coştuk. Tanrım, pek isteksiz, pek tembel olduk, bir yudumcuk daha saç!
Caizse yokluktan feryat ediyor, yokluğu anlatmaya çalışıyorum. Caiz değilse işte
sustum. Bu, iki kat hırsı anlatmaydı ya... Halil'den öğren o hırs kazını kesmek
gerek. Kazada bundan başka sözleri söyleyemem, vakit kalmaz diye ürküyorum.
5.CİLT ANA SAYFASI
MESNEVİDEN HİKAYELER ANA SAYFASI
|