|
Mesneviden Hikayeler
MESNEVİ'DEN
HİKAYELER -CİLT 5-
ÖLÜYÜ DİRİLTEN YEMEK
Gerçi ruh gıdası canın ve gözün
yediği bir gıdadır; fakat oğul, cismin de ondan nasibi vardır. Şeytana benzeyen
beden, onu yemeseydi Resül benim Şeytanım Müslüman olmuştur buyurmazdı. Ölüyü
dirilten o yemekten Şeytan yiyip içmese nasıl olur da Müslüman olur? Şeytan
dünyaya aşıktır. Kördür, sağırdır. Bir aşkı başka bir aşk giderebilir. Yakıynin
gizli evinde yer, içerse yavaş yavaş aşk pılı pırtısını oraya çeker götürür. Ey
karnına haris olan böylece yücel. Bunun yolu, ancak yiyeceğini değiştirmedir. Ey
kalp hastası, ilaca sarıl. Bütün tedbir, mizacı değiştirmeden ibarettir. Ey
yemeğe rehin düşüp hapiste kalan, sütten kesilmeye tahammül edersen yakında
kurtulursun. Açlıkta bir çok yemekler var. Onları ara, onları dile ey onlardan
nefret eden. Nurla gıdalan, göze benze. Ey insanların hayırlısı meleklere uy.
Melek gibi Tanrıyı tesbih etmeyi kendine gıda yap da melekler gibi ezadan
kurtul. Cebrail murdar şeylere hiç bakmamakta, onların etrafında dönüp
dolaşmamakta. Böyle olduğu halde kuvvet bakımından herkes den aşağı mıdır ki?
Tanrı aleme ne de hoş, ne de güzel bir sofra yaymıştır. Fakat o sofra, aşağılık
kişilerin gözlerinden pek gizlidir. Alem nimetlerle dolu bir bağ olsa fare ve
yılan yine toprak yer. İster kış olsun ister bahar, onların gıdası topraktır.
Fakat sen varlığın beyisin, nasıl olur da yılan gibi toprak yersin? Tahtanın
içindeki kurt, kimin böyle güzel helvası var der. Bok böceği, bok içinde yaşar
ve alemde pislikten başka bir meze bilmez. Ey eşi, benzeri olamayan Tanrı,
mademki bu sözü kulağımıza küpe yaptın, ihsanda bulun, bu sözleri bol bol saç!
Kulağımızı tut, bizi o sarhoşların halis şarabını içtikleri meclise çek, oraya
götür. Madenm ki bize bundan bir koku duyurdun, Ey din Tanrısı o tulumun ağzını
kapama. Ey kendisine sığınılan Tanrı, ey kendisinden imdat istenen Rab,
esirgeme, ihsan et de erkek, kadın herkes, senin şarabından içsin! Ey duaları
duadan önce duyan, muratları istenmeden veren Tanrı, gönüle her an yüzlerce kapı
açarsın. Birkaç harftir yazdın. Taşlar bile o harflerin sevgisiyle eridi muma
döndü. Yüzlerce akla, fikre fitne olarak kaş nurunu, göz sadını, kulak cimini
yazdın. Akıl o harfler yüzünden ince eleyip sık dokumaya koyuldu. Ey yazısı
güzel edip, bunları boz! Yokluğa, her düşünceye göre an be an güzel bir hayal
nakşetme; hayal levhine göz, yanak, yüz ve ben gibi görülmemiş harfler
yazmaktasın. Halbuki ben, yokluğa aşığım, vara bakıp sarhoş olmam. Çünkü yoluk
sevgilisi, bence daha vefalıdır. Tanrı akıla o şekilleri okuttu, bu suretle onun
tedbirlerden vazgeçip Tanrısını dilemesini diledi. Akıl, her sabah melek gibi o
Levhi Mahfuz'dan bir ders alır. Yokluğu parmaksız olarak yazılmış yazılara bak;
dünyaya dalanlar, o yazıların karartısına şaşırıp kalmışlar. Herkes bir hayale
kapılmış, bir bucağı eşmede. Biri bir define bulmak için bir bucağı kazmada;
biri bir hayal peşine düşmüş, azamet sahibi olduğu halde dağlardaki madenlere
yüz çevirmiş; bir başkası papaz olmak için kiliseye kapanmış, bir başkası da
hırs içinde ekine tarlaya düşmüş! O yol kesen, kurtulduğunu hayal etmiş, bu ise
hayalince bir hastaya merhem olmuş. Biri peri çağırmaya koyulmuş, gönlünü aklını
kaybetmiş, öbürü, yıldız bilgisine kapılıp nalını yıldızın üstüne koymuş. Bu
gidişler ,çteki renk renk hayaller yüzünden dışarıda da birbirine aykırı
görünür. Bu ona bakıp ne yapıyor, ne iş iliyor diye hayrette. Bu şaraptan her
tadan kişi, öbürünün yaptığını boş bulmada. O hayaller birbirine aykırı
olamasaydı görünen gidişler, nasıl olur da birbirine zıt olur, zıt görünürdü?
Hepside can kıblesini kaybetmişlerdir de onun için herkes, bir yana yüz
çevirmiştir.
Nitekim bir bölük halkta kıble
nerede diye aralar, bir hayale kapılıp her yana döner dururlar. Sabah olup ta
Kâbe yüz gösterdi mi kimin yol yitirdiği anlaşılır. Yahut da dalgıçlar gibi
hani. Hepsi denize dalar, herkes, denizin dibinde eline ne geçerse aceleyle
devşirir. Değerli bir inci ümidiyle şunu bunu torbalarına doldururlar. O koca
denizin dibinden çıktılar mı iri değerli inci kimdeyse meydana çıkar. Öbürünün
küçük inci, daha öbürünün de kırık taş parçaları ve boncuk bulduğu anlaşılır.
İşte onları uykularından uyaracak olan, kahredici ve kötülükleri açığa vurucu
bulunan kıyamette buna benzer. Her bölük pervaneler gibi alemde bir mumun
etrafında dönüp dolaşır. Kendilerini bir ateşe vururlar ama hakikatte kendi
mumlarının çevresinde dolanmaktadırlar. Alevinden ağacın daha ziyade yeşerdiği
bahtı yaver Musa'nın ateşini umarlar. Her sürü o ateşin ihsanını duymuştur;
herkes her kıvılcımı o ateş sanır. Fakat sabah çağı, ebedilik nuru doğdu mu her
biri, etrafında döndüğü nurun ne biçim bir mum olduğunu görür. Kim o zafer mumu
ile yakmış ise o mum, ona seksen tane kanat bağışlar. Nice pervaneler iki
gözlerini yummuşlardır da kötü bir muma atılmışlardır, kanatlarını yakıp onun
altına düşe kalmışlardır. Pişmanlıla hararetle çırpınıp dururlar. Gözlerinin
bağı olmasına, böylece bir havaya körcesine düşmelerine ah çekerler. Mum da ben
yandım, seni yanmadan, cefa ve elemden nasıl kurtarabilirdim? Der. Mum da ağlaya
ağlaya der ki: Benim bile başım yandı, artık başkasını nasıl aydınlatabilirim? O
“Senin ahvaline baktım da gururlandım, halini geç gördüm” der. Mum sönmüş şarap
bitmiş, sevgilide bizim eğri görüşümüzden utanmış, dalgalara batmış,
görülmüştür. Faydaları, ziyanın ve helakin ta kendisi olmuştur. Artık, körlükten
Tanrıya şikayet et dur. Halbuki ne güzeldir inanılır Müslüman, iman sahibi ve
ibadet edip duran kardeşlerin ruhları. Herkes bir yana yüz tutmuştur. O
azizlerse hiç yanda olmayana yüz çevirmişlerdir. Her güvercin bir yana uçmuştur,
bu güvercinse cihetsizlik tarafına. Biz ne hava kuşlarıyız, ne ev kuşları. Bizim
yemimiz yemsizlik yemidir. Onun için rızkımız böyle bol bol gelmededir; çünkü,
bizim elbise dikmemiz elbiseyi yırtmaktır!
5.CİLT ANA SAYFASI
MESNEVİDEN HİKAYELER ANA SAYFASI
|