|
Mesneviden Hikayeler
MESNEVİ'DEN
HİKAYELER -CİLT 5-
İBADETLERİN TANIKLIĞI
Bu namaz, oruç ve savaş da
inanışa tanıktır. Bu zekat, hediye, bu hasedi bırakma da kendi sırrından haber
vermedir. İhsanda bulunmak doyurmak, konuk davet etmek, ey ulular, biz
sizinleyiz, size doğru bir özle inandık demektir. Hediyeler armağanlar, sunulan
şeyler, ben seninleyim; seni seviyorum diye tanıklıktan ibarettir. Kimi bir mal
veya afsun için çalışır, uğraşırsa bu ne demektir? İçimde bir cevherim var
demektir; Tanrı'dan çekinmemden, yahut cömertliğimden bir cevherim var ki bu
zekatla oruç ikisine de şahittir. Oruç der ki: Bu helalden çekindi, bil ki
harama ulaşmasına artık imkan yok. Zekat der ki: Kendi malını bile veriyor,
artık, kendisiyle aynı dinde aynı yolda olandan nasıl çalar? Fakat bu işleri
riya ve tezvirle yaparsa o iki tanık, Tanrı'nın adalet mahkemesine kabul
edilmez. Avcı tane saçar ama acımasından değil, avlanmak için. Kendi de oruç
ayında oruç tutar ama kendisini av avlamak için uyur gösterir. Bu eğrilikten
yüzlerce kavim, kötü sanılmıştır. Bu kötü kişi, cömert kişilerle oruç tutanların
adını da kötüye çıkarmıştır. Fakat Tanrı'nın lütuf ve ihsanı, o eğri işlerle
bulunmakla beraber nihayet onu, hepsinden de arıtır. Rahmeti o kötülüğü aşmış,
ayın on dördüne bile vermediği ışığı vermiştir. Tanrı onun çalışmasını bu
kötülükle karışmadan yıkar; rahmeti, onu bu hatadan arıtır. Bu suretle de
Tanrı'nın yargılayıcılığı meydana çıkar; bu miğfer, kulun kelliğini örter.
Yağmur pis şeyleri arıtmak için gökten yağar. Su durdu mu pislenir. Pislenince
de duygu ondan iğrenir, onu istemez. Tanrı yine onu doğruluk denizine götürür. O
suların suyu kereminden onu yıkar, arıtır. Ertesi yıl eteğini sürüyerek gelir.
Hey, neredesin? Dense “Hoşlar denizindeyim. Ben burada pislendim, gittim. Temiz
geldim. Elbiseler giyindim, toprağa ulaştım. Ey kirliler, pisler, bana gelin.
Çünkü, ben Tanrı huyu ile huylandım. Bütün kirliliğinizi kabul ederim, melek
gibi, şeytana bile temizlik bağışlarım. Pislenince yine oraya giderim,
temizliklerin aslının aslına varırım. Kirli hırkamı orada başımdan çıkarırım, o,
yine bana temiz bir elbise verir. Onun işi budur, benim işim de bu. Alemlerin
Rabbi, alemi bezer süsler” der. Bizim bu pisliklerimiz olmasaydı suya bu
icazetname nereden verilirdi? Su, birisinden altın keseleri çalmış, nerede bir
müflis diye her tarafa koşan birine benzer. Yahut bitmiş otlara dökülür; yahut
bir yüzü yunmamışın yüzünü yıkar. Yahut da denizlerde elsiz ayaksız gemiyi hamal
gibi başında taşır. Onda yüz binlerce ilaç gizli. Çünkü her ilaç olduğu gibi
ondan yetişir gelişir. Her incinin canı, her tanenin gönlü, bir eczane gibi olan
suda yürür durur. Yeryüzü yetimlerini o besler, kuruyup kalmış kişileri o
yürütür. Fakat mayası bitti mi bunalır, yeryüzünde bizim gibi şaşırır kalır.
İçten feryada başlar; Yarabbi, bana ne verdiysen verdim, yoksul kaldım.
Sermayemi temize pise döktüm sarf ettim. Ey sermaye veren, daha yok mu? Tanrı
buluta onu iyi bir yere götür der. Güneşe de ey güneş der onu yukarıya çek! Onu
türlü türlü yollara sürer, nihayet ucu bucağı olmayan denize ulaştırır. Bu sudan
maksat velilerin canıdır. O can, sizin kirliliklerinizi iyiden iyiye yıkar,
arıtır. Yeryüzündekilerin hıyanetliklerinden bunaldı mı yine arşa, temizlik
bağışlayana gider. Yine o taraftan eteğini çeke çeke gelir, o okyanusun
temizliklerinden yeryüzündekilere ders vermeye koşar. Halkla karışmadan yoruldu
mu o sefer “ey Bilal, seninle bize bir huzur ver, bir istirahat ver.” Ey güzel
sesli Bilal ezan okunan yere çık, göç davulunu çal der. Can sefere gitti beden
kıyamda. Bu yüzden namaz bitince selam verilir işte. Herkesi teyemmüm kurtarır,
kıble arayanları aramaktan vaz geçirir, kıbleyi gösterir. Bu misal getirme söz
arasında bir vasıtadır. Herkesin anlaması için vasıta şarttır.
Bir delile bağlanmadan kurtulmuş
olan semenderden başka kim, vasıtasız ateşe girebilir? Tabiatını ateşle hoş bir
hale getirmen için vasıtan hamamdır. Halil gibi ateşe giremeyeceğinden hamam
sana elçi oldu, su da delil. Doymak Tanrıdandır ama tabiat ehli, ekmeksiz nasıl
olur da doyar? Lütuf Tanrıdandır ama ten ehli, çayırlık çimenlik perdesi
olmaksızın o lütfu bulamaz. Fakat perdesiz bir halde ten vasıtası kalmayınca
insan, Musa gibi ayın nurunu yeninden yakasından görür, bulur.Bu hünerler de,
suyun gönlünün Tanrı lütfu ile dopdolu olduğuna tanıktır. İş ve söz, için
tanıklarıdır. Bu ikisine bak da için nasıl anla. Sırrın, onun içine giremiyorsa
hastanın sidiğine bak. İşle söz, hastaların sidiğine benzer, beden doktoruna bu
bir delildir. Halbuki ruh doktoru, canına girer de can yolundan imanına kadar
varır. Onların güzel söze, güzel işe ihtiyaçları yoktur. Sakının onlardan, onlar
kalplerin casusudurlar. Bu söz ve iş tanıklarını, dere gibi henüz ulaşmamışlarda
ara! Nurlu adamın nuru, o bir iş yapmadan bir söz söylemeden de içinden o nura
tanıklık verir. Arifin sırrı, sözüyle ve işiyle meydana çıkmaktan ziyade hiçbir
söz söylemeden ve hiçbir iş yapmadan halka görünür, meydana çıkar. Nitekim güneş
doğup yükselince horoz sesine müezzinin haber vermesine ve diğer alametlere
hacet yoktur, bir iş ve bir söz olmasa da güneşin nuru, güneşe tanıklık verir.
Fakat haddi aşan yolcunun nuru ile çöller, ovalar dolmuştur. Güzelliğe görülmeye
ehemmiyet bile vermez, tekellüflere, canla, başla oynamaya, cömertliklerde
bulunmaya aldırış bile etmez. O incinin nuru dışa vurdu mu artık, o, bu
zahitliklerden kurtulmuştur. Artık ondan iş ve söz tanığı arama, iki cihan da
gül gibi onun yüzünden açılmıştır. İster söz olsun, ister iş ister başka şey...
Bu tanıklık nedir? Gizliyi meydana çıkartmak değil mi? Maksat cevherin sırrını
meydana çıkartmaktır. Vasıf bakidir, bu arazsa geçici. Altının mihenkte
bıraktığı iz kalmaz, fakat şüphe yok ki altın, adı iyi olarak kalır. Bu namaz,
bu savaş ve bu oruç da kalmaz. Fakat can, iyi adla iyi sanla kalır. Can böyle
işler, böyle sözler gösterdi de cevherini, buyruk mihengine sürdü; inanışım
doğrudur. İşte tanığım da buracıkta dedi. Fakat tanıklar şüphelidir. Bil ki
tanıkları tezkiye lazımdır: Senin davanı kabul etmek, tezkiyeye bağlıdır. Sözü
doğru söylemek, söze ait tanıktadır, ahdi korumak da işe ait tanıkta. Söz tanığı
eğri söylerse ret edilir, iş tanığı da eğri yürür, koşarsa yine ret edilir.
Sözde ve işte bir ayrılık olmamalı ki bu tanıklar kabul edilsin. “Çalışmanız
ayrı ayrı; aykırılıklar içindesiniz” Gündüz dikiyorsunuz gece söküyorsunuz! Peki
sözleri birbirine uymayan şahidi kim dinler? Meğer ki Tanrı kendi lütfu ile bir
hilim göstere. Söz ve iş, içtekini, sırrı meydana vurmaktadır. Her ikisi, gizli
sırrı meydana çıkarır. Tanığın tezkiye edildi mi kabul olunur, yoksa yerinde
sayar emekler durur. A inatçı, sen inat ettikçe onlar da ederler. “Sen onları
bekleyedur onlar da bekliyorlar!..
5.CİLT ANA SAYFASI
MESNEVİDEN HİKAYELER ANA SAYFASI
|