|
Mesneviden Hikayeler
MESNEVİ'DEN
HİKAYELER -CİLT 4-
NİL'İN SUYU
Duydum ki bir kıpti, susuzluktan
bunalıp İsrail oğullarının birisinin evine geldi; dedi ki: Seninle dostum,
arakadaşım... bugün de bir hacetim var, senden istemeye geldim. Çünkü Musa
büyücülük, afsunculuk etti... nihayet nilin suyu bize kan kesildi. İsrail
oğulları alınca duru su oluyor, içiyorlar... halbuki Kıpti'nin gözü bağlanmış,
ona kan oluyor. Kıpti kavmi işte buracıkta susuzluktan ölüp gidiyor. Bu, ya
bahtsızlığından, ya kendi kötülüğünden! Kendin için bir tas su doldur da bu eski
dost suyundan içsin senin! Çünkü o, kendin için doldursan kan olmaz temiz ve
duru su olur! Ben de sana tabi olarak su içmiş olayım... tabi olan kişi, tabi
olduğu kişinin lütfiyle dertten kurtulur. İsrail oğlu peki canım efendim dedi...
sana bir hizmet edeyim, istediğini yapayım a gözümün nuru! Senin muradına
gideyim, seni sevindireyim... kulun, kölen olayım da hürlük edeyim! Tası Nil'den
doldurdu, ağzına dayadı, yarısını içti. Sonra tası su isteyene doğru eğdi, sen
de iç dedi... su derhal kara kan kesildi. Tekrar kendi tarafına eğdi, kan su
oldu... Kıpti kızdı alevlendi. Bir müddet oturdu... hiddeti geçince dedi ki: Ey
ulu kılıç, ey kardeş, şu düğümün açılmasına çare nedir? İsrail oğlu dedi ki:
Bunu takva sahibi içer. Takva sahibi da Firavunun gittiği yoldan usanan,
Musa'laşan kişidir. Musa'ya uy, Musa kavmi ol da bu suyu iç... ayla uzlaş da ay
ışığını gör. Tanrı kullarına kızgınlığından gözünde yüz binlerce karanlık var!
Kızgınlığını yatıştır da gözlerini aç, neşelen... dostlarından ibret al da üstat
ol! Sende kaf dağı gibi küfür varken nasıl olur da Nil'den avucuna su almada
bana tabi olabilirsin sen? Dağ iğne deliğinden geçer mi hiç? Geçer... ancak tek
bir iplik haline gelirse! Dağı tövbenle saman çöpü haline getir de suçları
bağışlananların kadehini güzelce al, hoş bir hal de çek gitsin. Fakat bu hileyle
onu nasıl içebilirsin ki Tanrı, onu kafirlere haram etmiştir. A iftiralara
uğramış iftiracı, hileyi düzeni yaratan Tanrı, nasıl olur da senin hilene,
düzenine kapılır? Musa kavminden ol... hilenin faydası yok... senin hilen yel
ölçmekten ibaret! Suyun haddimi var, Tanrı emrini terk etsin de kafirlere su
olsun! Sen sanıyor musun ki ekmek yemektesin? Yılan zehri, ömür törpüsü yiyorsun
sen! Fakat sevgilinin buyruğunu terk eden kişiye nasıl yarar? SANIR MISIN Kİ
Mesnevi sözlerini okuyasın da ucuzca, bedavaca duyasın, anlayasın! Yahut hikmet
sözleri ve gizli sırlar, kolayca kulağına girsin ağzına gelsin! Duyarsın,
duyarsın ama sana masal gibi gelir... dışyüzünü duyarsın, iç yüzünü değil! Bir
güzel, başına, yüzüne çarşafını örtmüş, senden yüzünü gizlemiş! İnadından Kuran,
sana nasıl gelirse Şehname yahut Kilile ve Demine de öyle gelir! İnayet sürmesi
gözünü aydınlatır, açarsa doğrucuyla mecazı o vakit ayırt eder, anlarsın! Yoksa
koku almayan adama mis de bir, fışkı da... değil mi ki koku almıyor! Ululuk ıssı
Tanrının sözünü okumaktan maksat kendini usançtan, elemden kurtarmaktır. Çünkü
vesvese ve gussa ateşi, bu sözle yatışır... bu söz, insanın derdine deva olur.
Bu kadar bir ateşi söndürmede akılca duru ve temiz su da birdir, sidik de!
Vesvese ateşini, su da sidik de... her ikisi de uykunun, dert ve gussa ateşini
söndürmesi gibi söndürür. Fakat Tanrının ruhlu sözü olan bu temiz suyun, candan
bütün vesveseleri tamamı ile giderdiğini bilsen gönül, gül bahçesinin yolunu
bulur, o bahçeye varır. Çünkü Tanrı kitaplarının sırrından bir koku alan,
bağlarda, dere kıyılarında uçar durur. Sen yoksa velilerin yüzünü de bizim
gördüğümüz gibi midir sanırsın? Peygamber bile müminler nasıl oluyor da benim
yüzümü göremiyorlar diye hayrette kaldı. Halk nasıl oluyor da yüzümün nurunu
görmüyorlar? Halbuki o nur, doğu güneşinin nurunu bile aştı... yok, görüp
duruyorlarsa bu şaşırma nedir? diyordu. Nihayet o yüz, gizlilikler alemindedir
diye vahiy geldi. Yüzünü kafirler görmesin diye sence ay ama halka göre bulut.
Bu şaraptan halk ve ileri gelenler içmesin diye sence tane ama halka göre tuzak!
Tanrı, “Onlar sana bakarlar”
fakat hamam duvarındaki resimlere benzerler... “Bakarlar da görmezler” dedi. Ey
resme tapan, resim de o iki sönük gözle sana bakar,öyle görünür. Onun huzurunda
terbiyeni takınırsın... fakat onun hiç aldırış etmediğini görünce neden bana
riayet etmiyor ki diye hayretlere düşersin. Neden bu güzel resim, sorularına
cevap vermiyor... neden verdiğim selamı almıyor? Ben, ona yüzlerce secde ettiğim
halde neden o, bir lütfedip başını, sakalını oynatmıyor dersin? Tanrı dış alemde
görünmez, baş oynatmaz ama buna karşılık içine öyle bir zevk verir ki, o zevk,
iki yüz baş sallamaya değer... işte akıl ve can böyle baş sallar! Çalışıp
çabalar akla hizmet edersen aklın sana yapacağı şey şudur: Seni doğru yola
ulaştırır; bu yola ulaşma vesilelerini arttırır . Tanrı sana açıkça baş sallamaz
ama seni başlara başbuğ yapar! Tanrı, sana gizlice öyle bir şey verir ki bütün
dünyadakiler sana secde ederler. Nitekim bir taşa da değer verdi mi o taş, yani
altın, halka göre yüce olur. Bir katra su, tanrı lütfuna nail olur da inci
kesilir, altını bile geçer. Beden topraktır, fakat Tanrı ona bir ışık verdi mi
alemi kaplamada, dünyayı zapt etmede ay gibi üstat olur. Kendine gel... bu
hükümdarlar, bir tılsımdan, ölü bir resimden ibarettirler. Fakat bakar gibi
görünürler de ahmakların yollarını keserler. Bakar, göz kırpar gibi görünürler
de aptallar, onlara bir varlık verir, onları delil edinirler! Kıpti dedi ki: Sen
bana bir duada bulun... çünkü benim gönlüm kapkara, bu yüzden de o ağız yok! Dua
et de belki bu gönlün kilidi açılır... çirkin, güzeller meclisinde yer alır.
Çarpılmış kişi dua bereketiyle güzelleşir... yahut da bir şeytan, yeniden melek
olur! Yahut da kuru dal, Meryem'in elindeki kuvvetle misler kokar, yaş bir hale
gelir, meyve verir! İsrail oğlu o anda secdeye kapandı da dedi ki: Ey Tanrı, ey
aşikar ve gizli işleri bilen! Kul, senden başka kimin huzurunda el kavuşturur?
Dua da senden, duayı kabul etmede senden! Önce duaya meyil veren de sensin...
sonradan duayı kabul eden de sen! Evvel de sensin, ahır da sen... bizse arada
söze bile gelmeyecek hiçin hiçi! Böyle söylenip dururken nihayet leğeni damdan
düştü... gönlü kendinden geçti. Dua ederken tekrar kendisine geldi... “İnsan,
ancak çalıştığını elde eder!” O dua ile meşgul iken Kıpti'nin yüreği coştu.
Ansızın bir nara attı, bir kükredi. Dedi ki: “Durma, hemen bana iman ederken ne
diyeceğini öğret de derhal eski zünnarımı keseyim! Canıma bir ateştir
saldılar... bir şeytana , candan bir iltifattır ettiler. Senin dostunum seni
görmeden duramam... Tanrıya hamt olsun bu dostluk, nihayet elimi tuttu.
Sohbetlerin bir kimya idi herhalde... gönül evinden ayağın eksik olmasın! Sen
cennet fidanından bir daldın... ona yapıştım da beni cennete dek götürdü.
Bedenimi kapıp götüren bir seldi... bu sel, beni de lütuf ve ihsan denizinin
kıyısına dek iletti. Su ümidiyle sele doğru gittim; fakat denizi gördüm, kile
kile inciler elde ettim.” İsrail oğlu ona hadi, şimdi su al diye tas getirdi.
Kıpti dedi ki: Yürü git sular gözümde hor hakir oldu. “Tanrı müminleri satın
aldı” sırrından bir şerbet içtim ki artık kıyamete kadar susamam ben! Irmaklara
kaynaklara su ihsan eden, içimde bir kaynaktır coşturdu! Ciğerim susuzluktan
yanıp kavrulmakta, su istemekteydi... şimdi öyle bir himmete nail oldu ki suyu
hakir görmede! “Kaf hâ yâ ayn sâd” vadindeki doğruluğa delil olarak Tanrı, Kâfi
adının “Kef”i oldu. Kafiyim, sana bütün hayırları, sebepsiz, başkasının
yardımını vasıta etmeden veririm. Kafiyim, seni ekmeksiz tutuyorum...ordusuz,
askersiz sana beylik, padişahlık ihsan ederim... Bahar olmadığı halde sana
nergis ve ağustos gülü verir; kitapsız ustasız sana bilgiler belletirim...
kafiyim, ilaçsız sıhhat verir; mezarı, kuyuyu meydan haline getiririm...
Musa'ya bütün alemin başına
indirsin diye bir sopa verir; kuvvet kudret bağlarım... Musa'nın eline bir nur,
bir parlaklık veririm ki güneşe bile tokat atar! Sopayı yedi başlı yılan haline
getiririm... hem öyle bir yılan ki erkek bir yılanın belinden gelmemiş, dişi bir
yılandan doğmamış. Nil suyuna kan karıştırmam; kudretimle suyunu kan haline
getiririm. Nil suyu gibi neşeni gam haline getiririm de bir daha neşeye yol
bulamazsın. Sonra tekrar imanını yeniledim mi yine Firavundan bezersin. Görürsün
ki rahmet Musa'sı gelmiş... kan gibi görünen Nil, onun yüzünden su olmuş! İçten
ipin ucunu bırakmazsan zevk Nil'in hiç kan kesilmez. Ben, iman edeyim de bu kan
tufanından bir su içeyim diyordum. Ben ne bilirimdim ki Tanrı beni değiştirecek,
gönlümü başka bir hale koyacak da beni Nil yapacak! Başkalarının gözünde eskisi
gibiyim ama benim gözüme akıp duran bir Nil görünmede! Nitekim bu alem de
Peygamberin gözüne tespihe gark olmuş görünmede... bize göreyse aptalca durup
duruyor. Onun gözüne bu alem aşk ve ihsanla dolmuş görünüyor; başkasının gözüne
ise ölü ve cansız. Yukarı olsun, aşağı olsun onca her yer, hızlı hızlı
yürümede... o, taştan topraktan nükteler duymada! Halbuki halka bunların hepsi
kapalı... her şey ölü görünmede... ben, bundan daha ziyade şaşılacak bir perde
görmedim. Bütün mezatlar bizce bir. Fakat velilerin gözünde kimisi cennet
bahçesi, kimisi cehennem çukuru! Halk, Peygamber ekşi suratlı; neden böyle niye
zevki yok ki derlerdi. İleri gelenlerse derlerdi ki: Sizin gözünüze öyle
görünüyor o. Bir zamancağız bizim gözümüzle bakın da “Heletâ” daki gülüşleri
görün hele! O ters şey, armut ağacının üstünde öyle görünü... a genç ağaçtan in
de bak! O armut ağacı, varlık ağacıdır... sen ırada oldukça sana yeni şey eski
görünür. O ağacın üstünde oldukça alem pis bir dikenlik, kızgın akreplerle,
yılanlarla dopdolu bir yer görünür. Fakat ağaçtan inersen derhal alemi gül yüzlü
dilberlerle, dadılarla, tayalarla dolu görürsün. Bir kadın oynaşı ile aptal
kocasının gözü önünde sevişip buluşmak istiyordu. Kocasına a iyi talihli kişi,
ağaca çıkıp meyve toplamak istiyorum dedi. Ağaca çıkınca kocasına baktı ağlamaya
başladı. Dedi ki: A merdut ahlaksız... üstündeki lüti kim? Karı gibi onun altına
yatmışsın... meğerse sen ne ibneymişsin! Kocası senin başın döndü galiba...
çünkü burada benden başka kimse yok dedi. Kadın o üstüne binen kalpaklı herif
kim, söyle hele diye birkaç kere daha sordu, söylendi. Adam a kadın ağaçtan in;
başın döndü; adam akıllı bunadın sen dedi. Kadın, ağaçtan indi; kocası ağaca
çıktı. Kadın da oynaşını göğsüne çekti. Kocası bağırdı: A orospu maymun gibi
üstüne çıkan o adam kim? Kadın burada benden başka kimse yok ki dedi... kendine
gel, senin başın döndü galiba, saçmalama. Adam, bu sözü birkaç kere söylediyse
de kadın, “Bu armut ağacından olacak! Ben de armut ağacının üstündeyken öyle
şeyler gördüm be hey kaltaban! Aşağıya inde bak... benden başka kimse yok, bütün
bu hayaller armut ağacından! Şaka ve latife bir şey belletmeye yarar... onu
ciddi gibi dinle; görünüşte latife oluşuna kapılma! Her ciddi şey, maskaralara
göre maskaralık, şakadır... fakat akıllara göre de latifeler, ciddidir. Aklı kıt
olanlar armut ağacı ararlar... fakat bu armut ağacından o armut ağacına uzun bir
yol var! Armut ağacından inde yürümeye koyul... senin gözün de kamaşmış yüzün
de! Bu ağaç, benliktir... evvelki varlıktır. İnsan, bu varlıkla kaldıkça gözü
şaşı olur, olmayacak şeyler görür. Fakat armut ağacından indin mi düşüncede de
bir eğrilik, sapıklık kalmaz, gözde de sözde de! O vakit bu ağacı,dalları
yedinci kat göğe kadar yücelmiş büyük bir devlet ağacı olmuş görürsün. Aşağı
indin de ondan ayrıldın mı Tanrı, rahmetiyle o ağacı değiştirir. Bu aşağıya
inme, bu tevazu yüzünden Tanrı gözüne doğru bir görüş kabiliyeti verir. Doğru
görüş kolay ve bedava olsaydı Mustafa Tanrıdan bu görüşü diler miydi? Dedi ki:
“Yarabbi, yukarıda olsun, aşağıda olsun, her cüzü bana olduğu gibi
göster!”aşağıya indikten sonra yine o ağaca çık... çünkü artık o ağaç, “OL”
emriyle değişmiş yeşermiştir. Musa'nın ağacına dönmüştür bu ağaç! Pılını pırtını
Musa'nın bulunduğu yere çekersen görürüsün ki, bu ağacı ateş yeşertir, neşeli
bir hale kor... dalı, “Şüphe yok ben Tanrıyım der durur!” Gölgesine bütün
hacetler reva olur... işte ilahi kimya böyledir. Artık o benlik, o varlık helal
olur sana... çünkü onda ululuk ıssı Tanrının sıfatlarını görürüsün! Eğri ağaç
doğrulur, Tanrıyı gösterir... “Kökü yerdedir dalları budakları gökte!”
4.CİLT ANA SAYFASI
MESNEVİDEN HİKAYELER ANA SAYFASI
|