|
Mesneviden Hikayeler
MESNEVİ'DEN
HİKAYELER -CİLT 4-
SÖZ MANAYI AÇAR MI
ÖRTER Mİ?
Bir padişah, nedimlerinden
birine kızdı, onun tozunu dumanına katmak, onu mahvetmek istedi. Kılıcını
kınından çekti, yaptığı hareketin cezasını verecek, nedimin başını kesecekti.
Kimsede bir şey söyleme, yahut birisinin şefaat edip bağışlanmasını dilemeye
kudret yoktu. Yalnız padişah yakınlarından İmadüllah adlı birisi, Mustafa'casına
şefaate kalkıştı; yerinden sıçrayıp hemen secdeye kapandı... padişah da derhal
kılıcını elinden bıraktı. Dedi ki: “İfrit bile olsa bağışladım... Şeytan bile
olsa sucunu örttüm. Ayağını ortaya attın mı atmadın mı? Yüzlerce ziyanda
bulunmuş olsa razıyım. Yüz binlerce kızgınlıktan geçebilirim... senin benim
yanımda o derece bir değerin vardır. Senin yalvarmana aldırış etmezlikten
gelemem... senin yalvarman benim yalvarmam demektir. Yerle gök birbirine
karışsaydı bu adamı yine affetmezdim. Vücudumun her zerresi, ayrı, ayrı
yalvarsaydı yine başını kılıçtan kurtaramazdı. Fakat bağışladım diye seni
minnetli bir hale getirmiyorum ha... yalnız benim yanımdaki değerinin
anlatıyorum ey benim yanımdaki değerini anlatıyorum ey benim nedimim! Bunu sen
yapmadın, ben yaptım... ey sıfatları, bizim sıfatlarımızda görülmüş, ey
varlığını biz e vermiş olan nedim. Bu işi sen dileyerek yapmadın, içinden öyle
geldi... seni bu işe sevk eden biziz... Çünkü ben, sana kendimi vermiş değilim,
sen varlığını bana vermişsin. “Sen atmadın o taşları... hakikatte Tanrı attı”
ayetine mazhar olmuşsun... kendini köpük gibi dalgaya salıvermiş, bırakmışsın!
Mademki la oldun, illanın yanında ev kur... şaşılacak şey şu: Hem esirsin hem
bey! Ne verdiysen padişah verdi, sen vermedin... doğruyu Tanrı daha iyi bilir
ya, ortada var olan ancak odur. O nedim zahmetten beladan kurtuldu, fakat bu
şefaatçiye öyle bir incindi ki selam bile vermez oldu. O ihlas sahibi kişiden
dostluğu kesti... yolda rastlasa yüzünü duvara döner, selam vermezdi! Kendisini
kurtaran arkadaşına adeta yabancı olmuştu... halk şaşırdı, bu iş, ağızlara
yayıldı, hikaye gibi söylenmeye başlandı. Herkes, deli değilse neden canını
satın alan arkadaşı ile dostluktan vazgeçti. O, onun başını kurtardı, canını
satın aldı... ayağının bastığı yer toprak kesilmeliydi. Halbuki bu tersine
hareket etti, ondan vazgeçti, böyle bir dosta kin gütmeye başladı diyordu.
Aralarını bulmak isteyen birisi onu kınadı da dedi ki: Böyle bir öğütçü dosta
neden bu cefada bulunuyorsun? Padişahın o has dostu, senin canını satın aldı,
boynun vurulmadı, kurtuldun, fakat seni o kurtardı! Kötülük bile yapsaydı
kaçmaman gerekti... halbuki o temiz ve iyi dost, sana iyilikte bulundu. Nedim
dedi ki: Ben, canımı padişaha feda edecektim... o, neden araya girdi de şefaatte
bulundu? O anda ben Tanrıyla öyle bir haldeydim ki aramıza seçilmiş bir
peygamber bile giremezdi! Padişahın kahrından başka bir rahmet istemem, ondan
başka kimseye sığınamam. Ben, padişaha yüz tutmuş, onu sevmiş, ondan başkasını
yok bilmişim! Kahrı ile başımı kesse bile bana altmış tane can bağışlar! Benim
işim başımla oynamak, arlıktan geçmektir... padişahımın işi de baş
bağışlamaktır. Padişahın eliyle kesilen başa ne mutlu... yazıklar olsun ondan
başkasına eğilen başa! Padişah kahreder de geceyi zift gibi karanlık bir hale
sokarsa gece, öyle bir yüce dereceye erer ki binlerce bayram günü olmadan bile
arlanır! Padişahı gören kimsenin padişahın etrafında dönmesi kahrın da
üstündedir, lütfun da; küfürden de üstündür, dinden de!
Buna ait alemde bir söz
yoktur... gizlidir, gizlidir gizli! Çünkü bu güzel ve temiz adlarla sözler, Adem
kirmanından zuhur etti. “Allemel'esma” Adem'e imamdı, fakat ayın lâm elbisesi
ile değil! Adem başına sudan, topraktan bir külah koyunca o cana ait adların
yüzü karardı. Suyla topraktan mana zuhur etsin diye cana ait adlar, harf ve
nefes nikabiyle yüzlerini örttüler. Söz, gerçi bir bakımdan manayı açar ama on
bakımdan da örter, gizler! Ben, zamanın Halil'iyim, o da Cebrail'dir. Bela
çağında onun kılavuzluğunu istemem ben! O, Halil'e şefaat eden Cebrail'den edep
öğrenmedi mi ki? Cebrail Tanrı Halil'ine “Muradın var mı? Söyle de yardım
edeyim... yoksa derhal çekip gideyim”... deyince İbrahim, “hayır... sen aradan
çık. Hakikat meydana çıktıktan sonra vasıta zahmettir” dedi. Peygamber bu dünya
için kulları Tanrıya ulaştıran bir bağdır. Çünkü o müminlerle Tanrı arasında bir
vasıtadır. Fakat her gönül, gizli vahyi duyup işitseydi alemde harf ve sese ne
lüzum kalırdı? Gerçi o Tanrıdan mahvolmuştur, başsızdır... fakat benim işim
ondan da ince! Onun yaptığı iş Tanrı işidir, ben ona göre zayıfım... doğru,
fakat bu iş, yine bana pek kötü görünmede! Halka lütfun ta kendisi olan şey,
yüce ve nazenin erlere kahırdır. Şu halde halk, zahmet ve belalar çekmeli de
aradaki farkı görüp anlamalı! Ey hakiki dost, manayı anlamaya vasıta olan bu
harfler, manaya erişmiş adama göre dikendir, hordur hakirdir! Öyleyse saf ruhun
harflerden kurtulması için pek çok belalar çekmesi, pek anlayışlı olması
lazımdır. Fakat bazıları bu sesten büsbütün sağır kesilirler, bazıları ise daha
yücedir, daha üstün olurlar! Bu bela Nil ırmağına benzer, iyilere sudur,
kötülere kan. Kim, sonu daha fazla görürse daha kutludur... daha ciddiyetle işe
sarılır, ekin eker de daha fazla meyve toplar. Çünkü bilir ki bu ekim dünyası,
mahşere hazırlanmak, ahirette burada ektiğini toplamak, devşirmek için
yaratılmıştır. Hiçbir bağlantı yoktur ki yalnız o bağ için bağlansın... o
bağlantı, bir ticaret elde etmek, bir kâr kazanmak içindir. Dikkat edersen
görürsün ki hiçbir münkirin inkarı, sırf inkar için değildir... Hasedinden
düşmanı kahretmek, yahut üstün olmayı dilemek, kendini göstermek içindir. O
üstünlük isteği de başka bir tamahladır... hasılı manalar olmadıkça suretlerin
bir lezzeti olamaz! İşte onun için “Neden bunu yapıyorsun?” diye sorarsın...
çünkü suretler zeytin yağıdır mana ışık. Değilse bu “Neden” sözü neden? Çünkü
suret, ancak o suret ,ç,n olsaydı “Neden bunu yapıyorsun?” diye sormazdın ki! Bu
“Neden” diye sormak, bir şey öğrenmek içindir... bundan başka bir suretle neden
diye sormak kötüdür. Ey emin adam, bunun faydası, sırrı bundan ibaretse neden
hikmetini arıyorsun ya! Göğün ve yer ehlinin suretleri, ancak bu suretler için
yaratılmışsa bunda bir hikmet yoktur ki! Bir hikmet sahibi yoksa bu tertip
nedir... bir hikmet sahibi varsa işi nasıl boş ve abes olabilir? Doğru, yanlış,
bir şey düşünmeksizin ne kimse hamama bir resim yapar, ne bir yeri boyar!
4.CİLT ANA SAYFASI
MESNEVİDEN HİKAYELER ANA SAYFASI
|