|
Mesneviden Hikayeler
MESNEVİ'DEN
HİKAYELER -CİLT 4-
KÖLENİN ŞİKAYETİ
Sözü kısa kes de padişaha mektup
yazıp gönderen köleyi anlat! O köle, nazenin padişaha savaşla, varlıkla, kinle
dolu bir mektup yazıp gönderir. Kalıbın, cesedin mektuptur, ona dikkat et,
padişaha layık mı, değil mi? Bir anla da sonra gönder! Bir bucağa git, mektubu
aç, oku... bak bakalım, içindeki sözler,padişahlara layık olan sözler? Layık
değilse o mektubu yırt, çaresine bak, başka bir mektup yaz! Fakat ten mektubunu
açmayı kolay sanma. Yoksa herkes gönül sırrını apaçık görürdü! Bu mektubu açmak
ne güçtür, ne sarptır! Erlerin işidir bu, çocuk işi değil! Hepimiz, fihriste
kani olmuş kalmışız... çünkü heva ve hevese, hırsa bulaşmışız! Halbuki o
fihrist, ona baksınlar da metni de öyle sansınlar diye halka bir tuzaktır.
Mektubu aç, bu sözden baş çevirme! Tanrı, doğruyu daha iyi bilir! Mektubun
fihristi, dille ikrar etmeye benzer... halbuki sen gönül mektubunun metnini
sına! Bak bakalım, ikrarınla muvafık mı? Buna bak da işin, münafıkların işine
dönmesin! Ağır bir çuval yüklenip götürmeye koyulsan onun dışına bakmakla yükü
hafiflemez ki! Asıl içine bak...çuvalda acı, tatlı ne var, bir gör de taşımaya
değerse taşı! Yoksa çuvalındaki taşları boşalt... kendini bu saçma işten, bu ar
olan yükten kurtar gitsin! Çuvala aklı erer padişahlara, sultanlara
götürülebilecek şeyleri doldur! Bir fakih, bez parçaları toplamış, sarığın içine
ezip büzerek yerleştirmişti. Bu suretle kavuğunun büyük ve iri görünmesini,
halkın kendisine ehemmiyet vermesini ve mescide gelince baş köşeye geçirilmesini
istiyordu. Elbiselerden parçalar almış, onlarla sarığını büyütmüştü. Sarığının
dışı, cennet elbiselerine benzemekteydi... fakat içi, münafık gönlü gibi rezil,
çirkin bir şeydi. Parça parça bezler, yünler, deriler... hep o sarığın içine
gömülmüştü. Bir sabah çağı, bu şatafatla bir şeyler elde etmek üzere medreseye
giderken, hırsızın biri de dar bir yolda her türlü hilelere başvurup bir şeyler
yapmak üzere bekliyordu. Fakih, o yola sapınca hemen başından kavuğunu kaptı,
işini başarmak için koşup gitmeye başladı. Fakih arkasından bağırdı: oğul,
sarığı çöz de öyle götür! Böyle dört kanatla uçar gibi gidiyorsun ama götürdüğün
hediyeyi bir aç da gör! Onu, elceğinizle bir aç, ovala da sonra götür, sana
helal ettim! Hırsız, kaçarken sarığı çözer çözmez içinden yola yüz binlerce bez
parçası dökülüverdi!... O bir şeye yaramaz, o olmayasıca sarığından kala kala
hırsızın elinde ancak bir arşın doğru düzen bezceğiz kaldı! Hırsız, elindekini
yere vurup “A aşağılık adam, bu hileyle beni işimden gücümden ettin” dedi. Fakih
dedi ki: “ Hileyle seni yolundan alıkoydum ama nasihat yollu işi de anlattım!
Dünya da böyledir işte... bir hoşça açılır saçılır ama vefasızlığını da bağıra
bağıra söyler! Bu oluş ve bozuluş aleminde o hile, oluştur, nasihat da bozulmuş
üstadım! Oluş der ki: İzim kutludur... ardımdan gel! Bozuluş da git der, ben
hiçbir şey değilim! Ey baharların güzelliğine şaşırarak dudağını dişleyip duran,
güzün sapsarı benzine ve mevsimin soğukluğuna bak! Gündüzün güneşin yüzünü güzel
görmektesin ama onun bir de batma zamanında ölümünü düşün! Dolunayı şu güzelim
çardakta bir hoşça seyredersin ama ay sonunda bir de hasretine bak onun! Bir
oğlan, güzellikle halkın efendisi olur... olur ama yarın da bunar, halka rezil
rüsvay olur! Gümüş bedenli güzellerin vücudu, seni avladıysa ihtiyarlıktan sonra
bir de pamuk tarlasına dönen bedene bak! Ey yağlı, ballı yemekleri gören, yiyen,
onların fazlasını git de helada seyret! Pisliğe nerede senin o güzelliğin...
nerede senin tabaklarda o hoş görünüşün, yerken senden duyulan o zevk, o lezzet,
de! O sana der ki: o taneydi... ben de onun tuzağıydım... sen avlanınca o tane
gizlendi! Nice parmaklar vardır ki üstatlar bile onları kıskanır ama sonunda iş
işlerken tir tir titrer! Can gibi güzel baygın gözler, nihayet görmez olur,
onlardan su damlamaya başlar! Aslanların safında giden aslan gibi yiğit er,
sonunda bir fareye mağlup olur! Sanat sahibi ve çevik istidatlı kişiye sonunda
bak! İhtiyar eşeğe döner, bunar gider!
Akıllılar alan siyah ve miskler
saçan kıvırcık saçlar, nihayet boz eşeğin çirkin kuyruğuna döner! Önce açıla
saçıla oluşuna güzelce bir gör, sonunda da bozuluşunu, rüsvay oluşunu seyret!
Önce sana tuzağını apaçık gösteren şey, sonunda ona kapılan hamların bıyığını,
sakalını yoldu! Artık dünya, beni hileleriyle aldattı...yoksa aklım, onun
tuzağından kaçardı elbet deme! Altın gerdanlığı, hamaili bir gör de
bak...hakikatte nasıl bir tomruktur, bir zincirdir o! Böylece bütün alem
cüzlerini say dök... hepsini önünden ve sonundan bir gör! Kim daha ziyade sonu
görürse o, daha kutludur... fakat kim ahırı görürse o daha fazla kovulmuş,
sürülmüştür! Her şeyin yüzünü güzel ve parlak ay gibi gör...fakat evvelini
gördükten sonra sonunu da seyret! Seyret de kör iblise dönme... o, noksan
olduğundan noksan görür, bir yanı görür de bir yanı görmez! Adem'in toprağını
gördü de dinini görmedi... bu alemi gören maneviyatını görmedi. Ey, yiğit er,
erkeklerin kadınlara üstünlüğü kuvvet, kazanç ve mal mülk bakımından değildir.
Öyle olsaydı aslan ve fil, daha kuvvetli olduğu için insandan yüce, daha üstün
olurdu a kör! Ey yalnız bu anı gören, erkeklerin kadınlardan üstün olması
erkeğin kadına nazaran daha ziyade sonu görür olmasındandır! Erkek, işin sonunu
göremezse işin sonunu görenlere nazaran kadın gibi noksan sayılır! Alemden iki
zıt ses gelmektedir... bakalım sen hangisine istidatlısın? Bir tanesi, iyi
kişilere hayattır... öbürü kötü kişilere hile! Bir ses, ey güzel ve bana düşkün
olan kişi, ben diken çiçeğiyim... çiçek dökülür, ben kalırım; diken dalından
ibaretim ben der. Çiçeği, ey gül satan, gel bu yana der... dikenin sesiyse bizim
yanımıza gelmeye kalkışma der! Bu seslerden birini kabul ettin mi öbürünü
duymazsın bile... çünkü seven kişi, sevgiliye aykırı olan kişilerin sözlerine
sağır olur! O seslerin biri işte ben buracıktayım, hazırım der. Öbür ses de, sen
benim sonuma bak der. Cihanın bozuluşu, “benim şimdiki halim biledir, pusudur...
sonumu, bir aynaya benzeyen önüme bak da gör!” der. Bu iki çuvaldan birine
girdin mi öbürüne zıt olur, artık ona layık olmazsın! Ne mutlu ona ki erlerin
akıllarının duyduğu bu sesi, önceden işitti! Gönül evini hangi ses boş bulursa o
gelir, tutar... artık sahibine ondan başkası ya eğri görünür, yahut acayip! Yeni
testi sidiği emerse artık su, ondan o pisliği gideremez! Alemde her şey, bir
şeyi çekmektedir... küfür, kafiri, doğruluk, doğru yola götüreni! Kehlibar da
vardır, mıknatıs da... sen demir de olsan, saman çöpü de olsan elbette bir
tuzağa düşersin! Demirsen seni bir mıknatıs kapar... yok saman çöpüysen
kehlibara tutulur, ona gidersin! İyi kişilerle dost olmayan, elbette kötülerin
yanında yer alır, onlara komşu olur! Musa, Kıpti'ye göre pek kötüdür ama Haman
da İsrailoğullarına göre taşlanmış melunun biridir. Haman'ın canı Kıpti'ye
çeker, Adem'in midesi buğdayla suyu! Karanlık yüzünden birisini tanıyamadın mı,
kendisine kimi imam edinmiş, kime uymuş... bak, ne olduğunu anlarsın!
4.CİLT ANA SAYFASI
MESNEVİDEN HİKAYELER ANA SAYFASI
|