|
TÜRKÜN SAVAŞLARI
HİNT SEFERLERİ(BABÜR ŞAH)
Atası Timur'un tarihini okuyan Babür
Şah'ın ruhunda yepyeni bir mefkure alevlenmişti: Hindistan'ı zaptetmek, orada
büyük bir Türk İmparatorluğu kurmak... Esasen kendisine, yeni bir devlet kurmak,
kurabilmek için lazım olan özellikler mevcuttu. Bu idealle, Babür; Horasan
İllerindeki Türklere haber gönderdi. Kısa bir süre içinde etrafında 20,000 cesur
ve yiğit bir asker kalabalığı toplamaya muvaffak oldu.
Bu ordu ile Hindikuş Dağlarını aşarak Afganistan'ın merkezi olan Kabil şehrini
zaptetti. Artık, Hindistan'ın kapısında karargahını kurmuş bulunuyordu. Saka
Türkleri, Hun Türkleri, Gazneli Türkler ve hatta Timurlenk bu noktadan geçerek
Hindistan'ı istila etmişlerdi. Babür'ün talihine yeni bir güneşin doğma zamanı
yaklaşmıştı. Kabil'de kendisini şah olarak ilan etti. Bu sıralarda da en büyük
düşmanı olan Şeybanî de, düşmanları tarafından öldürülmüştü. Böylece Hindistan
seferi hazırlıklarına başlamak için en önemli engel ortadan kalkmış oluyordu.
O zamanlar Hindistan'ın Pencap valisi bulunan Devlet Han, Hindistan'ın Delhi
hükümdarlarından Sultan İbrahim ile bozuşmuş olduğundan Babür Şah'ı, Hind
Seferine teşvik etmekte idi.
Bunun üzerine Babür Şah Delhi Sultanına, bu ülkenin, atası Timurlenk'ten
kendisine miras kaldığını bildirdi. Bu haber Sultan İbrahim'e ulaştırıldığı
sıralarda Babür Şah, Hindistan'a sefer yapacak olan ordusunu da hazırlamış
bulunuyordu. Ordusunda kuvvetli bir de topçu bataryası vardı. Kuvvetleri 13,000
kişiyi bulmuştu. Hindistan Hükümdarı Sultan İbrahim'in ordusu ise 100,000 kişi
idi. Hind ordusunda 1000 kadar da fil bulunmaktaydı. Türk ordusu Hayber geçidini
aşarak Hindistan'ın Pencap bölgesine girdi. Türk askerleri, ataları gibi çelik
miğfer ve elbiseler giyinmiş, vakurane bir surette, efsaneler diyarı olan
Hindistan içlerine doğru ilerliyorlardı. Türklerin Sind nehri boylarından
ilerlemekte olduğunu haber alan Sultan İbrahim, ordusunun başına geçti.
İki taraf kuvvetleri, Hindistan'ın Panipat mevkiinde karşılaştılar.
Babür Şah; uzun hortumlu, dev cüsseli fillerin ağır ağır üzerlerine geldiklerini
görünce, bu ağır kuvvetlere mukavemet için ordusunun, önüne birçok arabalar
dizdirip bunları zincirlerle birbirine bağladı. Aralarına da topları
yerleştirdi. Böylece iki ordu 21 Nisan 1526 tarihinde kanlı bir savaşa
giriştiler. Kılıçlar oynuyor, kalkanlar ses veriyor, Türklerin yıldırımı andıran
naraları Hindistan semasına yükseliyordu. Bu yiğit sipahilerin önünde durmak ne
mümkündü. Kısa bir zaman içinde Hind kuvvetleri birbirine karıştı. 25,000 ölü
verdiren Türk askerleri bu savaştan muzaffer olarak çıktılar. Türk süvarileri
kaçanları kovalayarak Delhi şehrine girdi. Aynı yıl içinde Osmanlı Türkleri de
Mohaç Meydan Muharebesini kazanarak bütün Macaristan'ı fethetmişlerdi.
Babür Şah, Hind'in büyük şehirlerinden
olan Delhi'ye girdiği zaman şehirde bulanan Ulu Cami'de cemaatla birlikte namaz
kıldı. Kendisini Hind Padişahı olarak ilan ettiler. Babür'ün oğlu Humayun da
öncü kuvvetlerle ilerleyerek Hind'in meşhur bir şehri olan Ağra'yı zaptetmişti.
Humayun, Sultan İbrahim'in Ağra'da bir eve sığınmış olan ailesini esir aldı.
Bunlara fazlasıyla saygı gösterdiğinden Sultan İbrahim'in eşi, bütün
mücevherlerini Humayun'a hediye etti. Bu mücevherler içinde bir tek taş pırlanta
vardı ki bu pırlanta Hind Türk padişahlarının giydiği taca konuldu. Bu
pırlantaya Avrupalı kuyumcular 880,000 İngiliz lirası kıymet takdir etmişlerdi.
Babür Şah'ın eline Hindistan'ın hadsiz hesapsız servetleri geçti. Fakat gözü pek
tok olan Babür Şah, bütün bu hazineleri askerlerine dağıttı.
TÜRK'ÜN SAVAŞLARI ANASAYFASI
|