|
TÜRKÜN SAVAŞLARI
BAĞDAT'IN
FETHİ(IV.MURAT)
Sefer Esnasındaki İcraat
Sultan Murat'ın tekrar İran seferine çıkacağını haber alan İran hükümdarı Şah
Safî, Maksud Han adında bir elçisini İstanbul'a yollamıştı; Şah'ın nâmesi tatmin
edici olmamakla münâsip bir zamanda cevabî nâme ile iade edilmek üzere elçi
alıkonuldu.
Sultan Murat, hareketinden evvel halka hiç bir suretle zulüm edilmemesine ve
âdilâne hareket olunmasına dair her tarafa şiddetli bir tamim yaptı. Kendisinden
evvel sadrâzam Bayram Paşa'yı yolladı; sadrâzam îcabeden tertibatı aldı ve 1638
Mayısı'nda (23Zilhicce 1047) Sultan Murat Üsküdar'dan hareket etti; şeyhülislâm
Yahya Efendi ile sadaret kaymakamı ve kaptan-ı derya olan Kemankeş Kara Mustafa
Paşa ve pâdişâhın en yakın musahibi vezir silahtar Mustafa Başa ile onun akıl
hocası ve Sultan Murat'ın mutemedi Ruznâmeci (Maliye hazinesi yevmiye defterini
tutan) İbrahim Efendi ve Musahip Deli Hüseyin Paşa ve kazaskerler de pâdişâhla
beraber gidiyorlardı. Sultan Murat, Silahdar Paşa ile ruznâmeci İbrahim
Efendi'ye çok îtimad ettiğinden onlar ne derlerse onu yapardı.
Sakarya Şeyhinin Ölümü
İnönü'ne gelindiği zaman sadrâzam Bayram Paşa orduya geldi; yolda yine katller
başlamıştı. Bolvadin'de Hekimbaşı Emir Efendi'nin arpalığı olan Mihaliç de
naibten şikâyet olunarak katledildi. Ilgın'da Sakarya Şeyhi diye meşhur olan
Ahmed, güya mehdilik iddia ederek başına yedi sekiz bin kişi toplamıştı, Şeyh
Ahmed, üzerine sevk edilen kuvvetleri bozmuş ve sonra bir düzen ile yakalanarak
on iki adamıyla Konya'da bulunan Sultan Murat'ın yanına getirilmiştir. Sakarya
Şeyhi bazı suallerden sonra cellad Kara Ali tarafından pek feci surette
mafsalları, burnu, kulağı el ve ayakları kesilmek suretiyle öldürülmüştür; bu
kadar feci vaziyete karşı Sakarya Şeyhi, Cellat Kara Ali'ye "acele etme" diye
işkenceye tahammül ile telaş göstermemiştir.
Molla Hünkâroğlu'nun İstanbul'a Sürgün Edilmesi
Pâdişâh Konya'da bulunurken Konya Mevlevi Şeyhi Molla Hünkâroğlu Bekir Çelebi
şikâyet edildi. Bekir Çelebi gerek mevkii ve gerek Revan Seferi'ne giderken
pâdişah'ın kendisine gösterdiği iltifat ve tekke matbahına verdiği fazla
tahsisat dolayısıyla şımararak her işe müdahale ettiğinde kendisinin muvafakati
alınmadıkça hükümet adamları, kadılar hiçbir iş göremez olmuşlardı. Pâdişâh
şikâyetler dolayısıyla Bekir Çelebi'nin öldürülmesini emrettiyse de Silâhtar
Mustafa Paşa ile Bayram Paşa ve şeyhülislâm Yahya Efendi hep birden şefaat
ettiklerinden Bekir Çelebi mallarına el konularak İstanbul'a sürgün edilmiştir.
Bayram Paşa, tarikat ehline muhib ve Nuriye-i Zeyniyye denilen tarikate müntesip
olduğu için Bekir Çelebi İstanbul'a geldiği zaman Bayram Paşa'nın sarayına indi
ve bir müddet sonra İstanbul'da vefat etfi.
Yine pâdişâh Konya'da iken tebdil gezdiği sırada Receb Paşa'nın matracılanndan
olup o sırada yeniçeri orta kumandanlarından bulunan Hüsrev Subaşı'yı görüp
tanıyarak hiddet ve gazabla yüzüne bakıp geçmiş ve otâğ-ı hümayun a varınca
yeniçeri ağasına, Hüsrev'in katledilmesi için bir hatt-ı hümayun yollamış.
Yeniçeri ağası bu hatt-ı hümayunu ocak kethüdasına vermiş, kethüda mûtad üzere
akşam zamanı Hüsrev Subaşı'yı davet etmiş, subaşı giderken pâdişâhın gazabla
bakışından ve sonra kethüdanın davetinden şüphelenerek geri dönüp bıçağını
çekerek çadırdakileri dağıtıp gece karanlığından istifade ile kaçmaya muvaffak
olmuştur.
Hekimhaşı'nın Ölümü
Konya'da sekiz gün kaldıktan sonra hareket edildi; Şam Trablus valiliğinden
mâzul bulunan Ahmed Paşa'nın mezalimine binaen boynu vuruldu; elli beşinci
konakta Halep'e gelindi (1638 Temmuz) Mısır kuvvetleri orduya geldi. Oradan
hareketten sonra Ohri sancakbeyi Piri Paşa orduya geç geldiği için katlolundu;
âlim, fazıl bir zat olan Piri Paşa'nın katli orduda teessüre neden oldu.
Bu sırada hekim başı Emir Çelebi'nin afyon kullandığı hasmı olan Silâhdar Paşa
tarafından pâdişâha arz edildidiğinden pâdişâh Emir Çelebi'yi getirterek
cebindeki afyonu bulup kendisine yutturduktan sonra oturtup satranç oynatmış ve
takatsizliğini gördükten sonra izin vermiş; zavallı hekimbaşı çadırına bitkin
bir halde gelmiş talebeleri kendisine ilâç tertip etmek istedilerse de "bana
ilâç istemez silâhtar gibi hasmı olan bir adama ölmek evlâdır" diyerek afyonun
üzerine buzlu şerbet içip bir müddet sonra ölmüştür.
Bayram Paşa'nın Vefatı
Tütün yasağı münasebetiyle tutulan tiryakiler katlediliyorlardı. Celab mevkiine
gelindiği zaman sadrâzam Bayram Paşa vefat etti. Cenazesi İstanbul'a naklolunup
yerine ruznameci İbrahim Efendi'nin tavsiyesiyle Diyarbakır valisi Tayyar Mehmet
Paşa tayin olundu; orduda kaptan-ı derya Kemankeş Kara Mustafa Paşa varsa da
onun Silahtar Paşa ve İbrahim Efendi ile araları iyi olmadığı için Tayyar Paşa
vezir-i âzam olmuştu. Sultan Murat, Bayram Paşa'dan memnundu. Ölümünü duyunca
çadırına gelip ağladı, "kadirşinas bir vezirden ayrıldım" diye teessürünü
gösterdi. Mardin'den sonra Cerahlis konağına gelindiği vakit devlet müsteşarı
ruznameci İbrahim Efendi öldü. Hayırlı ve iyilik sever bir adam olup pâdişâhın
itimadını suistimal etmemiştii.
Bağdat Kuşatması
Ordu yüz doksan yedi günde Bağdat'a vardı. Padişah kendi otağını İmam-ı âzam
ziyaretgâhı önüne ve Dicle kenarına kurdurdu. Pâdişâh "Bağdat-ı fethetmeden
ser-mezhebimizi ziyaretten utanırım" diyerek ziyaretini Bağdat'ın fethinden
sonraya bıraktı.
Hafız Ahmed Paşa Bağdat'ın aşağı tarafındaki karanlık kapıdan ve Hüsrev Paşa ise
imam-ı âzam kapısı tarafından kuşattıklarından İranlılar kalenin bu cihetini
ziyadesiyle tahkim etmişlerdi. Sadrâzam Tayyar Paşa bunu pâdişâha arz ile bu
defaki kuşatmanın pek muhkem olmadığı haber alınan Akkapı tarafından yapılmasını
arzeyledi; mütalaası kabul olunarak asker siperler kazıp Meteris'e girdi ve
diğer kale kapıları da kuşatıldı (9 Receb 1048 - 16 Ekim 1638). Bağdat kalesinin
kara tarafı tamamıyla kuşatılmıştı, Akkapı tarafından sadrâzam, yeniçeri ağası
ve Rumeli beylerbeyi vardı. Bağdat'ın müdafii Bektaş Han isminde biri idi;
kalenin çöl tarafından kuşatılması muhafızları şaşırttı. Bağdat'ın Şat kapısı'na
da ayrıca toplar konarak kale oradan da dövülmeye başladı. Sultan Murat sadrâzam
Bayram Paşa vasıtasıyla Bağdat muhasarası nda kullanılmak üzere Birecik'te ikisi
elli ve üçü kırk librelik yani on sekiz ve yirmi okkalık gülle atan beş büyük
top döktürmüştü. Pâdişâh siperleri gezip askerleri cesaretlendiriyordu;
İranlıların siperlere karşı olan taarruzları ve baskınları defedilmekte idi.
Hendekler dolmuş, kale duvarları bir çok yerden yıkılmış olup yürüyüş zamanı
geldiği halde yapılamıyordu; bundan dolayı pâdişâh muhasaranın otuz yedinci günü
yani şabanın on altısına tesadüf eden 23 Aralık 1638 de vezir-i âzamı davet
ederek "hendekler doldu niçin yürüyüş edilmiyor" diye tekdir etti; vezir-i âzam:
—"Pâdişâhım sabrolunsun, ankarib şehir fetholunur, yürüyüşe zaman vardır, acele
ile askeri kırdırmıyalım" deyince
pâdişâh tekrar kendisine hitap edip:
—"Senin namın, dilaverliğin ve şecaatin bu mudur? Tehirin mânası nedir?" deyince
vezir-i âzam:
—"Ben canımı pâdişâhıma feda etmişim, Tayyar kulun ölmekle bir şey olmaz, hemen
Allah kaleyi ihsan eylesin" sözleriyle ertesi gün kaleye yürüyüş ilân ettirdi.
Tayyar Paşa'nın Şehadeti ve Bağdad'ın Zaptı
Filhakika ertesi günü büyük bir yürüyüş yapıldı, bazı kuleler ele geçerek bayrak
dikildi. Sadrâzam elinde kılıç olduğu halde kendi tarafındaki kuleler üzerine
yürüdüğü sırada alnına isabet eden bir tüfek kurşunu ile vurularak şehit oldu;
pâdişâh bunu duyunca müteessir oldu; "ah Tayyar, Bağdat kalesi gibi yüz kale
değerdin" diye değerli vezirine acıdı, onun yerine kaptan-ı derya olup orduda
bulunan Kemankeş Kara Mustafa Paşa'yı tâyin etti. Hücum devam ediyordu nihayet
muhasaranın kırkıncı cuma günü muhafızlar aman istediler ve bu suretle Bağdat
alındı.
Sultan Murat Bağdat'ın alınmasından sonra İmâm-ı azam'ın kabrini ziyaret etti;
İmâm-ı âzam ve Abdülkadir Geylanî türbeleri ve kale tamir olunup yeniçeri ağası
Hüseyin Ağa Bagdat valisi oldu ve yeniçeri kethüdası Bektaş Ağa sekiz bin
yeniçeri ile Bağdat muhafazasında bırakıldı.
Pâdişâhın Geri Dönüşü
Sultan Murat, ordu ile sadrâzam Mustafa Paşa'yı Bağdat'ta bırakarak sadaret
kaymakamlığına kendisinin en mûtemed adamı olan Şam valisi Silâhdar Mustafa
Paşa'yı tâyin edip İstanbul'a döndü.
Sultan Murat'in Bağdat seferine hareket etmek üzere olduğu sırada Şah Safî
tarafından elçi olarak gönderilen Maksud Han, bu sefer esnasında Musul'a
yollanıp orada bırakılmıştı. Bağdat zapt edilince elçi bir nâme ile iade
olunmuştu. Sultan Murat (27 Ocak 1639 / 1048 Ramazan) tarihli nâmesinde:
Sulh Murat edilirse ecdad-ı izamım zamanında kendilerine ait olan memleketlerin
geri verilmesi ve her sene verilegelen hediyelerin gönderilmesi, aksi takdirde
hududda kışlayarak ilk baharda taarruza geçeceği yazılıyordu. İran elçisiyle
beraber pâdişâh tarafından Hamza Paşazade elçilikle nâmeyi şaha götürdü.
Sultan Murat Bağdat'tan dönüşünde Diyarbakır'a gelmiş; Rumiye Şeyhi diye maruf
olan Nakşibendî şeyhi Mahmud'u, manevî nüfuzu ve müridlerinin çokluğu sebebiyle,
şeyhlikten şahlığa çıkmak istemesi ihtimaline binaen asesbaşı ile cellad Kara
Ali'yi gönderip şeyhi boğdurmuştur.
İran'la Barış
Nâme ile İran'a gönderilen Osmanlı elçisi ile beraber şahın mirahuru Mehmet Kulu
ismindeki İran elçisi geldi. Elçi İran hududu üzerindeki Şehriban'da sadrâzam
tarafından kabul olundu. Kars'ın İran'a terki teklifi şiddetle reddolunup
Dertenk kalesinin anahtarının derhal gelmesi ve İran kuvvetlerinin altı gün
içinde Bağdat vilâyeti hududundan çekilmesi hakkında şaha mektup yollandı;
sadrâzam buradan Kasr-ı Şirin mevkiine geldiği zaman İran tarafından murahhas
olarak Saruhan geldi ve askere maaş verilirken sadrâzam tarafından kabul olundu.
Kasr-ı Şirin muahedesi diye meşhur olan bu anlaşma gereğince Bağdat tarafından
hudut, Bedre Hassan, Hankın, Mendeli, Deme, Dertenk'ten, Sermenel mevkiine kadar
arada olan sahralar ve burada Caf aşireti'nin bazı kabileleri ve Zincir
kalesi'nin batısındaki köyler ve Şehr-i zor yakınındaki Zalim Ali kalesi'nin
civarı Osmanlılarda kalacaktı; bundan başka kuzey hududundaki Kars, Ahisha, Van
ile, Şehr-i zor, Bağdat ve Basra hudutlarına Şah tarafından katiyyen taarruz
edilmeyecekti. Zincir kalesi, Van hududundaki Kotor, Bakû, Kars taraflarında
olan kaleler her iki tarafça da yıktırılacaktı. Muahedenin sonunda eğer barışa
riayet edilecekse Şeyheyn yani Ebu Bekir ile Ömer'e ile Osman ve Peygamber'in
zevcelerinden Ayşe ile diğer bazı eshaba seb ve lanet edenlerin men'i de sulh
şartları arasında idi.
İşte bu suretle 1623'den 1639 Mayısına kadar (1049 Muharrem) on altı sene süren
İran muharebesinin üçüncü safhası da sona erdi; bu sırada İran şahı, Şah
Abbas'ın torunu olan Şah Safî idi.
Vezir-i âzamın bu muvaffkiyetini, pâdişâhın yakınlarından olup Kemankeş Kara
Mustafa Paşa'ya aleyhtar olan Silâhtar Mustafa Paşa az görerek Sultan Murad'ı
sadrâzam aleyhine kötü göstererek öldürülmesine az bir şey kalmışken sadaret
kaymakamlığına getirilmiş olan eski Sadrâzam Tabanıyassı Mehmet Paşa'nın, vezîr-i
âzamı müdafaa etmesi neticesinde Kemankeş Kara Mustafa Paşa ölüm tehlikesini
atlattı ise de Tabanıyassı Mehmet Paşa, Silâhdar Paşa'nın padisahı teşviki
üzerine bazı bahanelerle katledilmiştir. sadrâzam aleyhine olan harekâta
Silâhdar Paşa'nın pâdişâh üzerindeki nüfuzu sebebiyle isteyerek veya istemeyerek
musahip Deli Hüseyin Paşa ile şeyhülislâm Yahya Efendi de katılmışlardı.
Sadrâzam, sulh akdinden sonra Bağdat valiliğine vezirlikle Derviş Mehmet Paşa'yı
tayin ettikten sonra İstanul'a geldi.
TÜRK'ÜN SAVAŞLARI ANASAYFASI
|