|
Aydın-Aydınlık
AYDIN-AYDINLIK/6
Bir önceki yazıda bizim ahlâk`ımızdan Batı`nın "etik"ine sığınmanın aydın-cıklarımız
için bir tür günah çıkarma arınışında katmerlenmiş kirlerine örtü oluşturduğunu
yazmıştım. Abartılmış bir suçlama diye niteleyenlere rastladım. Değil.
Bu aydın-cıkların ışıtabildiği, şu içinde yaşadığımız bıçak sırtı aydınlığımızın
sürekli yalpalanışlarından korkanlar, az bile bulabiliyordur. Ayrık otlarının
sardığı bir tarlanın şekerpancarlarına döndük; ne ağız tadımızın farkındayız ne
de yüreğimizdeki şeker hazinelerimizin. Bize :"siz pancarsınız" diyor ayrık
otları,biz de pancarlaştıkça pancarlaşıyor, onları aydın olduklarını sandırmakla
onurlandırıyoruz. Suç…?
Bizde!
Berberlerin kuvaför; baytarların veteriner; hekimlerimizin doktor,
cerrahlarımızın operatör olduğunda da buna benzer kaçışlar,eskimelerden
korkmalar ve kendini bir şeyler olmuş sanma hastalıkları yaşanmıştı.
Değişme,sâdece bir "kabuk değiştirme" sıradanlığından taşmamış olsa
önemsenmeyebilinirdi, ötesine de ulaşıldı ardından. Şimdi düzeltme ve
iyileştirme güçleri de yetkileri de ellerinde olduğu halde kendilerini şikâyetçi
sanmaktan bungun, hattâ apdallaşmış yetkililer de etkililer de çâresizdir.
Şikâyetleri Devlet Dili, milletin varlık direği durumundaki anadilimiz Türkçenin
yozlaşmış hâlidir. TRT`de bile çetrefilleştirildiği için güzelliğini tümüyle
birden kaybetmek üzere bir sıradan dil durumuna düşürülmüş hüzünlü görüntüsünü
seyretmenin acısında yaşıyoruz. Hangi Türk şehrinin hangi semtinde Türkçemizin
canına kıyılmış sözlerini duymaktan; yabancı sözlerin çullanması yüzünden
sindirilmiş bahtsızlığını seyretmekten yüreğiniz sızlamıyor?
Geçenlerde, hem de devlet televizyonunda, Antalyada bir görkemli otelin
mutfağının başaşçısı, kendisi "kuzin şefi" yakıştırmasını uygun görmüştü,
yavşaklaştıkça yavşaklaşmış Türkçesiyle yayvan bir sunucu kızcağız ile
konuşuyordu."Şef…" belli ki Anadolu`nun pek bilinen bir yerinde doğmuş büyümüş,
nerelerden "bilinçlendiyse bilinçlenip" o yere başaşçı olmuştu. Bizim ana
yemeklerimizi yabancı adlarla söylediği yetmiyormuş gibi bildiğimiz salataya
doğradığı otların da adlarını Rumcalaştırıyor ya da Italyanlaştırıyordu.
" Bizim bildiğimiz şu ot bu ot değil mi bunlar?" Diye sormak zorunda kaldı
sunucu kız; bütün yayvan Türkçesine rağmen dayanamadı.
Ben bilmiyorum, görmedim, siz biliyorsanız ya da gördüyseniz beni yalancı
çıkarabilirsiniz, sevinirim, gocunmam.O adı sanı her bildirinin altında, her
Ermeni soykırımı savunuculuğu "panel"lerinde görüp ezberlenilen sözümona
"aydın"ların hangisi Türkçeyi yozlaştıranlardan hangisine karşı isyan etti,
hangi bildiriyi imzâladı..Yürekleri bile sızlamamıştır, içden içe sevinmişlerdir
hattâ! Mağara dillerinden beter diller için yollara dökülenlerin bir cihan dili,
imparatorluklar kurmuş ve yaşatmış anaçdil olan Türkçe için ağız bile açmamaları
çok mu olağandır?
Şu sözü bir yeniyetme aydın-cıktan alıyorum: "Boğaziçi`nde lisans üstü
öğrencilerine gazetecilik, yol ve vicdan üzerine bir şeyler anlatırken…"farkına
vardığı kendisini ilgilendirir elbette. Benim merak ettiğim öğrettikleri ve
özellikle vicdan`ın türüdür. Çünki okuduğum yazılarında Ermenistanın ve
Kürdistanın sevdâ tütsülerini hissedebilmiştim de her nedense PKK`nın ya da
ASALA`nın öldürdüğü Türklerin yetim kalmış çocuklarından, göz yaşlarını bağrında
zor saklamış Türk analarından; tâzecik gelinlerin, kızkardeşlerin bırakın
kahredici acılarından, şuncacık hüzünlerinden bile içlenmiş bir nebzecik ağıt
izi sezememiştim.. neden?
Bizim bilemediğimiz ve hiçbir vakit bilemeyeceğimiz o tür bir "vicdan" yüzünden
olabilir mi acabâ?
Aydın bu ise biz yaşadığımız karanlığı kendimiz hazırlıyoruz demektir.
Hazırlamaya da devâm edeceğiz anlaşılan…
***
Göktürk Ceviz`e: Sarı Hoca da, Küpeli Hâfız da Türkiye`yi yurdlaştıranların
gerçek kişilikleri idi, bugün de muhtaç olduğumuz aydınların özü idiler.
Ahmet Yılmaz`a: Güzel duygularınız için ancak teşekkür edebiliyorum, sağlıcakla
kalınız.
AYDIN-AYDINLIK ANA SAYFASI
|