Türkmüsün.Net Portalı - Geçitteki Ülke: Gece Vakti Gündönümü, Türkün Günü mü? Ölümü mü?
   



Aydın-Aydınlık

AYDIN-AYDINLIK-3
"Bu haberi yazarken ULUÇ'la birlikte gerçeği esnettik.(aslında çarpıttık demek istiyor)Toplum polisini olduğundan saldırgan gösterdik. Amacımız ……..askeri biraz daha kaşımak!"
Osmanlı Türkünün Tanzîmât artığı "münevverin"den döküle döküle "aydın-cık"laştırılmışlar türünün bir "tip"inden daha örnekleme yapacağım.Giriş cümlesi Onundur.Vicdan sıkıntısı çekmeden mârifetini kolaylıkla yazıyor.Eskiler: "Şecâat arzederken merd-i Kıptî sirkatin söyler" derlerdi. Yiğitlik taslıyorken Kıptîler hırsızlığını açıklar anlamında bir sözdür ve aslında tam tamına milletimizin sırtında yük, Devlet kesesinden beslenmenin ustası aydın-cıkların ruh fotoğrafının alt yazısıdır.
Türünün bu yazımızdaki tipi çok değil bir iki gün önce "medâr-ı mâişet motoru" olan gazetesinde şunları da yazabiliyor ve vicdan dediğimiz o günümüz aydın-cığından çok uzak olan, onurun varlığını bile hatırlamaz yönüyle: "Öğretim üyeleri cübbeleriyle en ön safta. Mülkiyeyle Hukukun önünden yola çıkıyoruz. Öğrenciler, devrimciler.. büyük ve öfkeli bir kalabalık Cebeciden Kızılaya doğru akıyor.Yumruklar sıkılı, sloganlar çığlık çığlığa: "Demirel istifa!" Ben de bağırıyorum. Oysa gerçeği biliyorum. Mustafa Kuseyrîyi Ülkücüler ya da Faşistler (kim ise bunlar?) öldürmedi bir gün önce. Mülkiyede Basın Yayın Yüksek Okulunun bir odasında bir arkadaşının kazâ kurşunu ile öldü ama kanı yerden silindi, dekor hazırlandı ve senaryo hemen yazıldı: Faşistlerin siyasal cinâyeti!Kuseyrîyi Ülkücüler öldürdü!"
Yunanın Santorini Adasında yan gelmiş yatar güneşte bronzlaşırken yazıyor bunları aydın-cığımız.Halbuki kanı yerden silenin kimliğini o günlerde de bildiği halde saklamıştı, şimdi de açıklamıyor. Tabancadaki kurşunu patlatanı da biliyor, yine söylemiyor. Her dönemin ünlülerinden Cengiz Çandar yerdeki kanı silerken kimbilir neler düşünüyor kimin hizmetinde çırpınıyordu?
Hele Benim Şehirlerimi yazarken enfes Türkçesine hayran olunamayacak kadar Türkçe canbazı birinin üstüne başına Kuseyrînin yerdeki kanından bulaşmış kızıl artıklarla yollarda nasıl perîşan dolaştığını düşünebilmek bile istemiyorum. Halbuki aydın-cığımız pek özel kitabında isimleri haz duyarak açıklamıştı.Yeni "ifşâat"ında saklıyor. Hedef her zamanki gibi yine Türk Milliyetçileri. Türkler ve Türkçülerin bir şekilde faşist ilân edilme soysuzluğudur. Ezelî ve ebedî bir Kızılema korkusu; bitip tükenme bilmez bir "Ergenekon"kâbusudur. Demirci Kava'dan Ermenilerin Araratına, Kürtlerin Ahmedî bân'ına kimi zırva kimi gerçek dışı safsatalara hayrân ve mütehayyir kalanların bizim Kızıl- elmamız, bizim Ergenekonumuz söz konusu olunca neden kudururlar ki?
Hayâtî kölelik gâlibâ, tutsak yaratılmış olmak; geçinmeyi, vicdanı ve onuru müzâyede malı sanmak…o vakit yüzünüz yerden kalkmaz lâkin kendinizi yine de bir varlık sayabilirsiniz. Aslında hiçliktir bu; dökeceğiniz yüz suyunun utancına bile değmez.
Medâr-ı Mâişet Motoru, şimdi yazık ki eski şöhreti azaldı, S.F.Abasıyanık'ın ilk ve tek romanının adıdır; yeyintiyi içintiyi sağlayan güç anlamındadır. Said Faik o romanında kahramanının adını unutur sona doğru. Başlangıçtaki isim ile sondaki ad değişiktir…deyip yazarı da romanı da sarakaya alırlardı vaktiyle.
Sarakaya almak, şimdi Millîliğinin kaldığına inanmadığım Bakanlığın Bakanı ile onun ne işe yaradığını hâlâ öğrenemediğim, oraya ne için hangi vasfı ile atandığını da bilemediğim müsteşarının zamanlarında her türlü okula her türlü silahla girebilen, su içercesine cinâyetler işleyen öğrenicilerin ağzında: "Tîye almak" diye duyuluyor!
Konuya daha açıklık getirmek için C.Dündar adındaki yazıcının ortaklaşa yazdığı Ergenekon kitabından aldığım şu cümle üzerinde durulmalı: "Bu eylemleri bazen solcuların üzerine atıyor bazen de bu yolla halkın Devlete bağlılığı" artırılıyormuş.
İtalyadaki Gladiyoyu Türkiyede Ergenekon ile eşleştirmek bir geri zekâlılık örneği değil ise bir aşağılık duygusunun dışa vurumu olabilir. Öyle de olmuş, öyle de olmaktadır; olacaktır da. Çünki Türkler, kendi devletlerinde ülkelerine ve Devletlerine diş bileyenleri besleyip duruyor.. Ergenekonda kıvılcımlanmış olan can damarındaki ateşin söyündürülmesine çalışmak her halde yunanın işine geliyordur….
Ergenekonda tutuşturulan hayat damarımızdaki ateşin her gün biraz daha söndürtülmesine neredeyse yardımcı olmak gibi bağışlanmaz bir ayıbı suç diye kabul etmiyorsanız.bu suçu işlemekten de çekinmiyorsanız başkalarına gücenemez, hele hele, zâten görevleri yapmak değil kağşatarak çökertmek olan günümüz aydın-cıklarını suçlayamazsınız. Hiç değilse ekmek yedikleri, karınlarının doyurulup sırtlarının okşandığı kapılara bağlılar..en azından bu kadar bir varlık sahipleridir!
Gelecek yazıda bu tip'n şemâilini çizmeye gayret edecek ve bir yeniyetmeden örnek vereceğim.

AYDIN-AYDINLIK ANA SAYFASI


Türkmüsün.net

Copyright © 2005 Türkmüsün.net    Tüm hakları saklıdır.