|
Aydın-Aydınlık
AYDIN - AYDINLIK
(1)
Benim kutsal ülkem, Türkiyem, keşke gül gülistan kokulu yarınların umudunda,
kara bulutlardan uzak günlerin özlemini yaşamasaydı ve ben de aydın denilince
sizlere batı coğrafyamızdan, güzelim Aydınımızdan söz etseydim hep, coğrafya
yazsaydım; Aydın Efelerinin aydınlık yüreklerinden esenlikler duyurmayı kim
istemez? Benim elimden gelmiyor.
Çünki kutsal ülkem, Türkiyem, eskidenberi vârolan, lâkin günümüzdeki kadar
azmamış, azdırılmamış; Aydın Efelerinin ayağına toz bile olamayacak
yüreksizlikde bir takım fakat câhil cesâretinde saldırgan "aydın"cıkların
tasallutunda her gün biraz daha yıpranıp yıpratılarak bulut karalığının
koyulaşmasına itiliyor.
Kara bulutlar yağmura gebedir, bereket getirir, herkes bilir; böyleliğine
inansam ben de o "aydın"cıkların kölesi olabilirim. Öyle değil. Bunların
karalığı hışım başımıza, rûhumuza kulluk tasmasıdır; öylesine bir yağır ki
yapışmadık yer bırakmıyor.
Aydın,Osmanlı Türklerinin münevver'i sözümona. Lâkin münevverde "nûr" vardır;
ışık saçmak içindir münevver. Her ne kadar Tanzîmat'tan sonra sislenmiş bir
nûrun bulanıklığını yaşatmış ve yaymış bir Osmanlı Münevveri ortalığa yayılmış
ise de Türk rûhunun hâlâ egemen ve özgür oluşu o münevveri Çanakkalede ebedî;
Mustafa Kemal Paşanın azminde fırtınalaşan Varlık-Yokluk (aslında Millî Devlet
Olma) savaşlarımızda ulaşılması zor dorukların tâcı yapmıştı.
İnönü Dönemi o münevveri aldı, alt-üst etti, devirdi; aydına çevirilmiş bir
zıpçıktı münevver Demokrasi denilen döneme ip canbazı uçarılığıyla zıplayıverdi.
Elbette bu yüzden bütün dönemlerimizin en usta Orta-Oyuncusu olan Dünbüllü
İsmâil Efendi, Pîşekârı'nın: "Gözleriniz aydın efendim" demesi üzerine hemen:
"Senin de ağzın burnun Nâzilli!" nüktesini yapıştırıverirdi.
Daha sonra, Menderes Vaktinde, Dünbüllü İsmâil Efendinin sahnedeki meslekdaşı M.
Karaca aynı karşılıklı konuşmaya: "Ağzın burnun Nâzilli, kulakların Manisa"
nüktesini ekleyerek günündeki artık münevverliği iyice kararmış aydını
maskaralaştırmıştı.
Şimdi o Ustaların biri bile yok aramızda. Üstelik şimdiki aydın'cıkların gözleri
Amerikaya âşık, ağızları Avrupaya bağlı; burunları "yeni koloni'ler"in
yaratıcısı "küreselleştirmeci"liğin kokularından mest.. kulakları ise para
sesinde, birtek para sesinde!
Ve bütün uzuvları midelerinden merkezli, o odaktan ayarlanıyor. Kalpleri yok,
hiç yok.Bu sebepten yürekleri Selânik, sürekli Selânik!
Osmanlı Münevverinin tasallutundan kurtulamamış bir Devlet,İmparatorluk damından
çöktü egemenlik temelinden oynadı.Geriye perîşân,onursuz,zelîl bir teslimlik
yası bırakmak üzereyken Türklüğüne sarınmış bir "yetîm" münevver rûhu
canlandı,yeniden dirildi. Dirilmeseydi ne Çanakkale şahlanması yaşanabilir ne de
Varlık-Yokluk savaşımızın zaferi taçlanabilirdi.
O münevveri şimdiki aydın-cıklar öldürdü.
Tasallut,musallat olma demektir;birilerinin başına ekşime, illallah dedirtme
anlamına da gelir. Aydın, münevverin nûruna musallat olup rûhunu kemirdi;
milletin başını ekşite ekşite illallah dedirtti,ve.. bizi bugünlere getirdi.
Bunaltıyorlar, hepimizi bunaltıyorlar; gözümüzü açtırtmıyorlar, yetmiyor..
nefesimizi de kesmek peşindeler, özgürlüğümüze göz dikmekteler; bağımsızlık boş
söz onlar için,egemenlik anlamsızlık.. ve Türklük kabalıktır veyâ köylülük.
Bu durumda kutsal ülkem, aziz Türkiyem onların olabilir mi hiç, olabilir mi?
Zâten değil ki!
AYDIN-AYDINLIK ANA SAYFASI
|