|
Mesneviden Hikayeler
MESNEVİ'DEN
HİKAYELER -CİLT 3-
ZITLARIN ÇEKİMİ
Toprak bedenin toprağına “ Dön geri canı bırak toz gibi bize
gel sen bizim cinsimizdensin bedenden o rutubetli yurttan kurtulup bize gelmen
daha doğru” der. Bedende “ Doğru benden senin gibi ayrılıktan perişanın fakat
ayağım bağlı”diye cevap verir. Sular “ Ey yaşlı gurbetten gel bize ulaş” diye
bedenin yaşlığını aramakta. Esir “ Sen ateştensin aslına ulaşma yolunu tut” diye
bedenin hararetini çağırıp durmaktadır. Unsurların ipsiz halatsız çekişleri
yüzünden bedende yetmiş iki türlü illet vardır. İllet, unsurlar birbirlerini
bıraksınlar diye bedeni koparıp dağıtmak üzere gelir. Bu unsurlar ayakları bağlı
dört kuştur. Ölüm, hastalık ve illet de onların ayak bağlarını çözer.
Birbirlerine bağlı olan ayakları çözüldü açıldı mı her unsur kuşu hemencecik
uçuverir. Bu asıllarla feri'lerin birbirlerini çekişi yüzünden her an
bedenimizde bir illet zuhur eder. Kuşa benzeyen her cüzün aslına uçması için bu
ulaşmayı bozup yırtmak ister. Fakat Tanrının hikmeti bu aceleye mani olur.
Onları ecel gelinceye kadar sıhhat vasıtasıyla toplu tutar. “ Ey cüzler daha
ecel gelip görünmedi, ecelden önce kanat çırpmanızda bir fayda yok” der. Her
cüzü kendi aslına arkadaş olmayı diler ararsa ayrılıkta kalan bu garip canın
hali ne olur? Var sen kıyas et. Can der ki. “ Ey benim şu yeryüzüne mensup
cüzülerim benim garipliğim sizin garipliğinizden daha acı. Ben arşa mensubum.”
Tenin meyli yeşilliğe akarsuya çünkü aslı onda canın meyli ise diriliğe diriye,
çünkü aslı Lamekan'ın canı. Can, hikmete bilgilere. Ten bağa bahçeye üzüme
meyleder. Can yücelmeye yükselmeye can atar. Ten kazanca ota yiyeceğe içeceğe. O
yücelmenin aşkı, o yücelmenin meylide canadır. “ Tanrı onları sever onlarda
Tanrıyı” ayetini bundan anla! Bunu anlatmaya kalkışsam sonu ucu gelmez.
Mesneviye daha böyle sekiz misli kağıt bile yetişmez. Hasılı kim bir şey isterse
istediği şey de ona rağbet eder. İnsan, hayvan, nebat, cemat her şey, birbirine
aşıktır. Bir adam bir şeyi sevdi de muradı o oldu. Başka bir şey dilemez bir
hale geldi mi o muradı olan sevgilide muratsız hale gelen aşıkına aşıktır.
Muratsız hale gelen aşıklar bir murat etrafında döner, dolaşır yalnız
sevgililerini dilerler ama muratları maksatları olan sevgililerde onları
kendilerine çekip dururlar. Fakat aşıkların meyil ve muhabbetleri aşıkları zayıf
bir hale getirir. Maşukların meyil ve muhabbeti ise onları güzelleştirir parlak
bir hale sokar. Sevgililerin aşkı onların yanaklarını parlatır. Aşıkların aşkı
aşıkların canlarını yandırır. Kehlibar niyazdan müstağni davranan bir aşıktır. O
uzun yola düşen o uzun yolda savaşansa saman çöpü bunu bırak o susamış aşıkın
aşkı Sadr-ı Cihan'nın gönlünde parladı. O aşkın o ateş gedenin dumanı ona kadar
vardı. Gönlünü yumuşattı. Fakat onu aramayı namusuna kibrine yediremiyordu.
Merhameti o yoksula müştak olmuştu. Saltanat bu lütfe mani oluyordu. Akıl burada
hayran acaba bu mu onu çekti yoksa bu çekiş o taraftan mı oldu. Cüretten vazgeç
sen bunu bilmezsin anlamazsın dudağını yum gizli sırrı Tanrı daha iyi bilir.
Bundan böyle bu sözü gizleyeyim beni o çeken çekmekte. Ne yapayım ben. Ey bir
işe sarılıp savaşan onu güzelce başarmaya uğraşan seni çeken bundan bahsetmeye
bırakman kim? Bir yere gideyim diye yüzlerce defa karar verir davranırsın fakat
seni bir saik başka yere çeker durur. Binici dizgini her tarafa çevirir. Ta ki
ham at üstünde bir binicinin bulunduğunu başı boş bulunmadığını anlasın diye.
Fakat terbiyeli at üstünde binici olduğunu bilir bundan dolayı iyi yürür. O yok
mu senin gönlünü yüzlerce sevdaya bağlamış nihayet seni muratsız bir hale
getirmişte sonrada gönlünü kırıvermiştir. İlk kararının kolunu kanadını kırdı ya
peki niçin o kanat kıranın varlığı doğru olmuyor niçin kendini ona teslim
etmiyorsun? Onun kaza ve kaderi senin tedbir ipini koparıverdi pak ala neden
kaza ve kaderine inanmıyor niçin kazasına rıza vermiyorsun? Yapacağın işlere
iyice niyetlenir yapmayı kurar kararlaştırırsın. Bazan bu kararın denk gelir.
Gönlün tamahtan düşer niyetini sağlamlarsın.
Sonra tekrar o niyet bozuluverir. Seni tamamıyla muratsız bir
hale getirseydi gönlün ümitsizlenirdi dilek tohumunu nasıl ekebilirdi. Ama emel
tohumunu ekseydin akılsız bir hale düşseydin Tanrı hükmünde olduğun onun emri
alrında bulunduğun nasıl meydana çıkardı. Aşıklar muratsız kaldılar da
Tanrılarından haber aldılar. Muratsızlık cennete kılavuzdur. Ey yaradılışı güzel
“ Cennet istenmeyen hoşa gitmeyen şeylerle murada nail olmayışlarla
kaplanmıştır” hadisini işit. Senin muratlarının görüyorsun ya ayakları kırık ama
öyle adam vardır ki bütün muratları olur. Şu halde onun tarafından gönülleri
kırılanlar onun yolunda onun aşkında doğru olanlardır. Fakat nerede aşıkların
gönül kırıklığı nerede başkalarından gönül kırıklığı. Akıllıların gönülleri
mecburi kırılır. Dilediklerini yapamazlar meyus olurlar. Aşıklarda yüzlerce
ihtiyar var dilediklerini yüzlerce kere yapabilirler. Öyle olduğu halde ona tabi
olurlar. Gönülleri bu yüzden kırılır emellerine bu yüzden erişememişlerdir.
Akılı başında olanlar bağla bağlanmış kullardır aşıklar ise hürdür şekerlenmiş
ballanmış canlardır onlar. Akıllıların yuları zorla gelin emridir gönlünü
kaptıranların baharı dileyerek gelin emri. Peygamber bir bölük esir gördü.
Onları çekip sürüklüyorlardı. Hepside feryadü figan ediyordu. O sırları bilen
aslan zincirlere vurulmuş olduklarını gördü. Gizlice onlara bakmaya başladı. Her
biri hiddetinden o hak Peygambere dilerini gıcırdatmakta dudaklarını
çiğnemekteydi. Fakat bu kadar kızgın oldukları halde ağız açmaya kudretleri
yoktu. Hepsi de on batmanlık kahır zincirine vurulmuştu. Memur onları şehre
doğru çekmekte küfür ülkesinden alıp kahırla sürüklemekteydi. Ne yerlerine
başkası kabul ediliyor ne koyuverilmeleri için para alınıyor, ne de bir ulu kişi
onlara şefaat ediyordu. Peygambere “ Alemlere rahmet” diyorlar ya öyle olduğu
halde bütün bir alemin boynunu boğazını kesiyordu. Onlar Peygamberi binlerce
defa inkar ederek ağızlarının içinden hareketini kınayarak gidiyorlardı.
Diyorlardı ki: nice çarelere başvurduk çare olmadı zaten bu adamın yüreği taş
gibi katı . Biz binlerce Alpaslanken iki üç çıplak ve yarı canlının elinde, bu
derece aciz kaldık. Uygunsuz hareketimizden mi, yıldızımızın düşüklüğünden mi
yoksa sihirden mi? Bahtı bahtımızı yırttı; tahtı, tahtımızı baş aşağı etti. İşi
sihirle yüceldi, büyüdüyse bir de sihir yaptık, neden tutmadı, neden tesir
etmedi? Eğer davamız doğru değilse bizim kökümüzü sök diye putlara da dua ettik.
Tanrıya da. Hak kimdeyse kim doğrucuysa ona yardım et. Onun yardımında bulun biz
doğruysak bize, o doğruysa ona muin ol dedik. Bu duada çok bulunduk, Lat, Uzza
ve Menat'a nice secdeler ettik. Dedik: “ Eğer Muhammed haksa meydana çıkart
değilse onu bize zebun et. Şimdi onun Tanrı yardımına mazhar olduğunu gördük
işte. Biz umumiyetle zulmetmişiz, o nur! Bu bize cevap: dilediğiniz işte meydana
çıktı. Hanginizin doğru olduğu açığa vuruldu.” Sonra yine fikirlerindeki bu
düşünceyi körletiyorlar, bu sözleri bırakarak diyorlardı ki: “ Bu düşüncemiz de
işimizin tersine gitmesinden meydana geldi; gönlümüzde onun doğru olduğuna dair
bir düşüncedir peydahlandı. Birkaç kere galip geldiyse ne oldu ki bundan ne
çıkar? Zaman da herkese galebe çalıyor! Biz de zamaneden kam aldık, bizim
bahtımız da yaver oldu. Biz de ona birkaç kere üst geldik.” Sonra yine “ O da
mağlup oldu ama mağlup oluşu, bizim mağlup oluşumuz gibi çirkince, alçakça
değildi. İyi bahtı o bozgunlukta, o mağlubiyette bile ona el altından gizlice
yüzlerce neşe verdi.
Hatta o hiç de mağluba benzemiyordu. Ne gamı vardı, ne
üzülüyordu” demekteydiler. Müminlerin nişanesi mağlubiyettir ama müminin alt
oluşunda da bir güzellik var! misk ve amberi kırsan dünyayı güzel kokularla
doldurursun. Fakat ansızın eşek tezeğini kırsan evler, baştanbaşa pis kokuyla
dolar. Peygamber, perişan bir halde Hudeybiye'den dönerken “ İnna Fetahna”
devletinin davulu çalındı. Tanrı devletinden haber geldi; “ Yürü bu zafere
erişemediğinden gam yeme. Şimdi elindeki bu horluk yok mu? Nimetlere erişmen
demektir. İşte şuracıktaki filan kale, filan yer senin” hakikatten de oradan
çabucak dönünce bak hele, Kurayza'nın Nazir'in başına neler geldi. o iki kaleyle
çevrelerindeki yerler teslim oldu. Ganimetlerden faydalar elde ettiler. Öyle
olmasa bile şu taifeye bak. Onlar gam içinde, keder içinde Tanrıya meftun ve
aşıklar. Zehri şeker gibi yemekteler gam dikenlerini deve gibi otlamaktalar! Hem
de bunu, gamdan kederden kurtulmak için de yapmıyorlar; gama uğradıklarından
yapıyorlar. Bu horluk, onlarca rütbelere, mevkilere erişmek! Kuyunun dibinde
öyle neşeliler ki oradan çıkıp taca tahta nail olacağız diye korkuyorlar.
Sevgiliyle beraber oturduğum yer, yerin altı da olsa yine arştan yücedir.
Peygamber dedi ki: “ Benim miracım Yunusun miracından üstün değildir. Benimki
göklere çıkmakla oldu, onun ki yerlere inmekle zaten Tanrı yakınlığı hesaba
sığmaz ki. Yakınlık ne yukarıya çıkmaktır, ne aşağıya inmek. Tanrı yakınlığı
varlık hapsinden kurtulmaktır. Yok olana yukarı nedir aşağı ne? Yok olanın ne
yakınlığı olur, ne uzaklığı ne geç kalışı! Tanrının sanat yurdu da yokluktandır.
Hazinesi. Sen varlığa aldanmış kalmışsın. Yokluk nedir, ne bileceksin? Hulasa
onların kırıklığı hiç bizim kırıklığımıza benzer mi a ulu kişi? Onlar biz ikbale
erişip yücelince nasıl neşelenirsek horluğa düşüp ellerindekini telef edince
öyle neşelenirler. Bu çeşit adamın malı geliri yokluk varlığından ibarettir.
Yoksulluk, horluk ona iftihardır, yüceliktir. Esirlerden biri dedi ki. “ Peki
niçin Peygamber bizim halimizi görmedi bizi böyle zincirlere vurulmuş görünce
nasıl oldu da güldü. Hani onun huyları değişmişti, hani o Tanrı huylarıyla
huylanmıştı da neşesi ne bu zindanın lezzetlerindendi, ne bu zindan dan
kurtulduğundan. Pekala ya neden düşmanlarının kahroluşundan neşeleniyor, neden
bu fetihten bu zaferden gururlanıyor. Erkek aslanlara kolayca üstün geldi
muzaffer oldu diye neşelenmekte. Gayri anladık ki o da hür değil. Dünyadan başka
hiçbir şeyle memnun değil, başka bir şeyden gönlü şad olmuyor? Yoksa nasıl
gülebilir ki? O dünya ehli, iyiye de merhamet eder, kötüye de . İyiyi de
esirger, kötüyü de” Esirler birbirleriyle bunu konuşuyor, birbirlerine bunu
fısıldıyorlardı. Memur duymasın, duyarsa o padişaha söyler,sözlerimiz kulağına
gider, iye fısıltıyla konuşuyorlardı. Memur, o sözü duymadı ama Tanrı bilgisine
sahip olan Peygamberin kulağına vardı. Yusuf'un gömleğini alıp götüren, gömleğin
kokusunu duymadı da Yakup duydu. Şeytanlar gökyüzünün çevresinde döner,
dolayısıyla da yine Levh-i Mahvuz'daki gayp sırlarını duyamazlar. Muhammed'se
dayanıp yatmış uyurken o sır gelir, başucunda döner durur! Helvayı kime nasipse
o yer parmakları uzun olan değil! Delici Şahab şeytanları, hırsızlığı bırakın da
Ahmed den sır öğrenin diye kovar sürer. Ey iki gözünü de dükkana dikmiş ümidini
oraya bağlamış adam kendine gel mescide yürü de rızkını Tanrıdan iste. Peygamber
onların sözlerini duyup söylediklerini anladı da dedi ki. “ O gülüş savaşa
galebe ettim diye değil ki. Onlar ölmüşlerdir, yokluk aleminde çürüyüp
gitmişlerdir. Bizce ölüyü öldürmeye kalkışmak erlik değildir. Onlar da kim
oluyor ki? Ben savaşta ayak diredim mi ay bile yarılır! Hani hür olduğumuz,
mevki ve şeref sahibi olduğunuz zamanlar yok mu işte ben o vakit sizi böyle
bağlamış zincirlere vurulmuş görüyordum.
Sonraki
Sayfaya Devam
3.CİLT ANA SAYFASI
MESNEVİDEN HİKAYELER ANA SAYFASI
|