|
Mesneviden Hikayeler
MESNEVİ'DEN
HİKAYELER -CİLT 3-
KURAN'IN ZAHİRİ VE
İÇYÜZÜ
Bil ki Kuranın bir zahiri var. zahirin de gizli ve pek
Kudretli bir de iç yüzü var. o batının bir batını onun da bir üçüncü batını var
ki onu akıllar anlayamaz hayran kalır. Kuranın dördüncü batınıysa eşsiz örneksiz
Tanrıdan başka kimse görmemiş kimse bilmemiştir. Oğul sen kuranın dış yüzüne
bakma şeytanda ademi topraktan ibaret gördü hakikatine eremedi. Kuranın zahiri
insana benzer sureti görünür. Meydandadır da canı gizli insanın amcası dayısı
bile insana o kadar yakın olduğu halde yüzyıl beraber yaşasa halini bir kıl ucu
kadar olsun göremez anlayamaz. Veliler halkın gözünden gizlenmek için dağlara
giderler derler ya hakikatte halka nazaran bunlar yüz tane dağın tepesine
çıkmışlar ayaklarını yedinci kat göğün üstüne atmışlardır. Onlar halka nazaran
yüzlerce denizden yüzlerce dağdan ötedeyken neden dağlara giderler de
gizlenirler? Velinin dağa kaçmaya ihtiyacı yoktur ki gök tayı bile onun ardından
koşar. Ayağından yüzlerce nal sökülür düşer de yine de izine yetişemez. Gök yüzü
bile döndü dolaştı da o canın tozuna erişemedi. Bu yüzden de yaslandı gök
elbiselere büründü. Hani zahiren peri gözden gizlidir ya insan perilerden daha
gizlidir. Akılıya göre insan gizli olan periye nazaran yüz kat daha gizli.
Akıllıya nazaran insan bu kadar gizli olunca gayb alemindeki seçilmiş insan
nasıl olur. İnsan Musa'nın asasına benzer. İsa'nın afsunu gibidir. Müminin kalbi
adalet sahibi olan ve yardım dilenen Tanrı elindedir. Tanrının iki parmağı
arasındadır. Asa görünüşte bir sopadan ibarettir ama ağzını açtı mı bütün varlık
ona bir lokmadır. İsa'nın afsunundaki harfe sese bakma ondan ölüm bile kaçıyor.
Sen ona bak. Afsunda ki o ehemmiyetsiz, o değersiz sözlere bakma, o afsunla
ölünün sıçrayıp oturuşunu seyret. O sopayı ehemmiyetsiz görme. Yemyeşil denizi
nasıl böldü, onu gör! Uzaktasın da yalnız birer kara çadırdır görüyorsun bir
adım ilerle de orduyu gör! Uzak olduğundan yalnız bir toz dumandır görüyorum ama
birazcık yaklaş, ileri var da topun içindeki adama bak! Onun tozu gözleri aydın
eder. Onun erliği dağları yerinden söker! Musa, çölün bir ucundan kalkıp gelince
Tur dağı, onun gelişinden neşelendi, rakkas kesildi. Davud'un yüzü Tanrı nuriyle
parladı. Dağlar onunla beraber feryada geldiler, dağ Davud'a yoldaş oldu. Her
iki çalgıcıda bir padişahın aşkıyla sarhoş oldu. “ Dağlar Davud'un sesine ses
verin onunla beraber ırlayın” diye emir geldi. dağla Davud. İkisi de bir sesle
seslendi bir perdeden seslendi. Tanrı dedi ki. “ Ey Davud sen yerinden yurdundan
ayrıldın benim için hemdemlerinden cüda düştün. Ey garip olmuş tek ve muinsiz
kalmış olan Davud iştiyak ateşi gönlünden şule vermekte çalgıcılar hanendeler
arkadaşlar istersin. O kadim Tanrı dağları senin huzuruna getirir. Dağlar sana
çalgı çalarlar şarkı okurlar zurnacılık ederler. Hepsi de huzurunda yel gibi ses
çıkarır. Sesine ses verirler.! Dudağı dişi yokken dağın ses vermesi feryat
etmesi caiz oluyor ya bil ki velinin de ağızsız dudaksız sözleri feryatları var.
o her şeyden arınmış mescidin cüzülerinden her an nağmeler çıkar. O nağmelerle
her an velinin can kulağına ulaşır. Yanında oturanlar duymazlar, işitmezlerde o
duyar işitir. Ne mutlu o cana ki gayba inanmıştır. Veli kendi kendine yüzlerce
söz söyler, dinlerde yanında oturan kokusunu bile alamaz! Lamekan aleminden
gönlüne yüzlerce sual yüzlerce cevap gelir. Menziline kadar erişir. Bunları sen
duyarsında başkaları kulaklarını ağızlarına kadar yaklaştırsalar yine duymazlar.
Tutalım Velilerin sessiz harfsiz sözlerini duymuyor, işitmiyorsun; işte gördün
ya. Misli sende de var neden inanmıyorsun A sağır.
3.CİLT ANA SAYFASI
MESNEVİDEN HİKAYELER ANA SAYFASI
|